Ablamın çamaşırlarımı yüzüme fırlattığı gecenin ertesi sabahıydı. Bir yandan günün burç yorumlarını izliyor, bir yandan da okul için her şeyim tam mı diye zihnimde son bir kontrol yapıyordum. Tam o sırada mutfaktan çıkan ablam, gelip burnunun dibinde durdu.
“...O ne öyle?”
“Hı? Ah...”
Ablam bir yandan smoothie’sini höpürdetirken, bakışları boynumdaki yarım yamalak bağlanmış kravata takıldı. Eh, yamuk olduğu kesindi. Dünün karmaşasını hâlâ üzerimden atamamış olmalıydım. İşten yeni dönmüş bir baba gibi görünüyordum. Zaten kravatı ne ara bağladığımı bile hatırlamıyordum.
“Gel buraya, yardım edeyim.”
“Ah, hey...”
Kahretsin, beni kravatımdan tutup çektiği gibi ayağa dikti. Smoothie shaker’ını dişlerinin arasına sıkıştırıp kravatımı düzeltmeye koyuldu.
“Oldu.”
“...Çok sağ ol. Başkan yardımcısından beklendiği gibi.”
“Rica ederim.” Ablam bu lafımı duymazdan gelip smoothie’sini yudumlamaya devam etti.
İçeceğini bitirince başını şöyle bir savurdu ve boş shaker’ı doğruca lavaboya fırlattı.
“Hey, Kaede! Lavaboya eşya fırlatıp durma!”
Annemin azarını işitince, “Pardon ya~” diye geçiştirdi ablam.
Zerre pişmanlık duyduğu falan yoktu... Bu gidişle yakında lavaboya ramen paketleri fırlatan bir gorile dönüşecekti. Yine de, her zamanki klasik atışmalarımızdan biriydi işte. En iyisi bu işe hiç bulaşmamaktı; ekmeğimden bir ısırık alıp başımı başka yöne çevirdim. Anlaşılan bugün sadece kendime odaklanmakta epey zorlanacaktım.
“...Yaaaawn...”
Dün yaşananları bir kez daha düşünürken uzunca esnedim. Ama artık gerçeklerden kaçmamaya karar vermiştim. Dün eve dönerken kendi kendime bunu fazla kafaya takmamam gerektiğini söyleyip durmuştum. Eve vardığımda olayı atlattığımı sanıyordum ama uyumadan önce geçmişteki sahneleri zihnimde defalarca oynatmak gibi kötü bir huyum vardı. Bu yüzden sabah olana kadar gözümü kırpamamıştım.
Sırtımda hissettiğim o sıcaklık... Natsukawa ayağının takıldığını söylemişti, demek ki tek sebebi buydu. Ancak... Olayın etkisi hiçbir şey olmamış gibi davranamayacağım kadar büyüktü. Ne de olsa... Tanrım, çok yumuşaklardı. Uykunun yanından bile geçemedim. Saatlerce kıvrandığım bu geceyi herhalde ömrüm boyunca unutamayacaktım. Aramızdaki durumun ne kadar tuhaflaştığını ya da onunla karşılaştığımda nasıl bir yüz ifadesi takınmam gerektiğini dert etmekten ziyade; benim gibi bir lise öğrencisi için çok daha temel, çok daha büyük bir sorun vardı, biliyorsunuz değil mi?
Yani, ne bileyim... Kendimi kaybetmiş olsam bile, o yumuşak his ve sıcaklık beynime kazınmıştı... Hele o üzerindeki Natsukawa’nın yazlık üniformasıyken... Bana öyle yaslanmışken... Ah, yapma ama. Sabahın köründe olmaz evlat. Sert ekmeğimden bir ısırık daha alıp bu habis düşünceleri kovmak için kafamı iki yana salladım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.