Bir Market Katında Yüzleşme

Aldatma, hayal edilebilecek en berbat eylemdir. Eğer gün yüzüne çıkarsa kimse mutlu olmaz. Ahlaki açıdan bakarsak kesinlikle iğrenç bir durum ve bana sorarsanız, genel olarak "yapmasan daha iyi olmaz mı?" denilecek türden bir şey. Özellikle aldatılan kişiyle aldatılan partnerin arkadaş olması durumu felaketin de ötesidir. Bu durumun ortaya çıktığı pek çok vaka vardır; kilit ekranındaki mesaj bildirimini görmek, uykusunda isim sayıklamak, başkalarından duymak vesaire.

"Ah... Sajou-sa— Eh?"

Ve tabii ki, suçüstü yakalanmak da ihtimaller dahilinde. Mesai bitiminde sahafın kapısından çıkar çıkmaz Ichinose-san beni fark etti. Ancak yalnız olmadığımı anlayınca olduğu yerde donakaldı. İki Ichinose kardeşin tam ortasında duruyordum. Senpai, kız kardeşine "nihayet karşılaştık" der gibi sıcacık bir bakış attı. O an fark ettim. Bu bir aldatma vakası değil, yürek ısıtan bir aile birleşmesiydi.

Bırakın sevgili olmayı, Ichinose-san ile arkadaş bile değiliz. Doğru, sadece iş yerinden bir alt-üst ilişkimiz var. Temelde birbirimize yabancıyız. Bu yüzden buradan arkama bakmadan kaçmamda hiçbir sakınca yok, değil mi...!

"......"

"Mina... Demek burada çalışıyordun. Annem bu konuda ağzını sıkı tuttu, yerini bulana kadar canım çıktı."

Ichinose-senpai buzu eritmek adına, Ichinose-san'a yumuşak ve içten bir sesle seslendi. Sadece bu kadarıyla bile çok nazik bir abi gibi görünebilirdi ama... kavurucu güneşin altında şakır şakır terliyordu ve bir ayıyı andıran heybetli duruşuyla her şeyden çok şüpheli bir tip gibi duruyordu.

Yani, biliyorum. Senpai disiplin kurulunun güvenilir bir üyesi ve az sayıdaki çalışkan erkekten biri. Daha önce malzeme taşırken ikimiz de çok terlemiştik ama o her zaman güvenebileceğim biriydi, bu yüzden ona saygı duyuyorum. Popüler biri olmasını kesinlikle anlayabiliyorum.

"Haaaa... Huff..."

Ama en azından şu terini silsen keşke. Ayrıca, bu sıcakta neden o kalın kot pantolonu giyiyorsun! Dürüst olmak gerekirse fiziğini, popülerliğin anahtarı budur diye düşünerek epey kıskanmıştım ama bu sıcakta o cüsse kesinlikle bir avantaj değil. Eğer bu durum kışın yaşansaydı, her şey çok daha güzel olurdu, orası kesin.

"Görünüşe göre mesain yeni bitti, ha? Ş-Şey... Hadi gel, bir kereliğine dışarıda yemek yiyelim—"

"Hayır...!"

"Veeeaah!?"

Adım Sajou Wataru. Hayatımda ilk defa bir kız arkama saklandı. Üstelik kıyafetlerime sıkıca tutunuyor. Ablamın beni çekiştirmesinden çok daha farklı bir heyecan hissediyorum. Kaçamam. Tekrar ediyorum, kurtuluşum yok. Hele o çığlığı attıktan sonra...

"M-Mina...!"

"Ahhhh, Senpai, sakın yanlış anlama!? Biz sadece okuldan arkadaşız ve iş yerinde kıdem farkımız var! Aramızdaki bu kıdem ilişkisinin tek sebebi ikimizin de bu sahafta çalışıyor olması! Kesinlikle kız kardeşinle öyle bir ilişki içinde değilim!"

"Özür dilerim Sajou-kun, ama biraz kenara çekilebilir misin?"

"Ah, tabii—"

Doğru, Ichinose-san bana tutunuyor, kımıldayamıyorum. Hadi ama, o senin sevgili abiciğim, değil mi? Seni görmek için buralara kadar gelmiş, bu fırsatı barışmak için kullansana— Vaaaaaah, bana terk edilmek üzere olan bir yavru köpek gibi bakıyor! Saçındaki tokaları bile hala takılı!

...Bir dakika bekle Sajou Wataru, sen kimin tarafındasın? Ichinose-san neden arkama saklandı? Çok sevdiği abisine karşı göstermesi gereken tepki bu olmamalı, değil mi? Ben kenara çekilsem bile hiçbir şey değişmeyecek, değil mi? Kimi desteklemeliyim? Ayrıca gerçekten çok sıcak, lütfen ama.

"...Daha ferah bir yere geçmeye ne dersiniz?"

"Sajou-kun, sırası değil..."

"Açıkçası burada konuşsak ne değişecek? Üstelik, kız kardeşinin bu kavurucu güneşin altında böyle kalmasına razı mısın?"

"...Pekala."

"Hadi gidelim. Yakınlarda bildiğim bir yer var."

İlk başta onları bir aile restoranına götürmeyi düşündüm ama aradaki bu şahsi meselelerden dolayı, bir marketin ikinci katındaki yeme içme alanına geçtik. Şansımıza tren istasyonunun hemen yanında bir tane vardı. Kendimi biraz mahcup hissetsem de Senpai'yi önden yukarı gönderdim, ben ve Ichinose-san onu takip ettik. Şu an o ikisini kesinlikle yalnız bırakamazdım.

"—Senpai, şununla terini sil."

"Ah, evet... Teşekkürler, parasını veririm."

"...Sıkıntı yapma... Kelimenin tam anlamıyla."

Görmezden gelemeyeceğim kadar çok terliyordu. Öğle vakti etrafta pek kimse yokken Senpai için küçük bir sigara içme alanında kullanabileceği bir havlu aldım. Kendime gelince, oturmaya pek yüzüm yoktu, ben de "Hava da ne sıcak ama~" diyerek ayakta kalıp kendimi yelpazeledim.

"Bunun için üzgünüm Sajou-kun... Bir anlık kendimi kaybettim."

"Yok, yani... dert etmeyin."

Biraz fazla resmi konuştuğum için pişman oldum. Ancak Senpai bunu pek umursamış görünmüyordu. Bu yüzden ben de boş verdim. Tek istediğinin bir an önce Ichinose-san ile konuşmak olduğunu anlayabiliyordum, bu yüzden onu suçlamıyorum. Tam bunu düşündüğüm sırada tesadüfen göz göze geldiler.

"Ah..."

Senpai ne yapacağını bilemez halde, çaresizce bana baktı. Bana öyle bakma, ben de bilmiyorum... Senpai terden sırılsıklam halinden kurtulup, o nazik ve güvenilir ayı moduna geri dönmüştü. Dinlenme alanında sadece biz olduğumuz için Senpai ve Ichinose-san karşı karşıyaydı. Ben de yakınlardaki bir sandalyeye oturdum. Bu iki kardeşin arasındaki ilişkinin niteliğini veya güç dengesini bilmiyordum ama onları böylece bırakıp gidemezdim. Sonuçta dış kapının dış mandalı olduğuma göre, çekinmeme de gerek yoktu, değil mi?

"Şu malzeme taşıyan gruba emirler yağdıran Senpai... onunla çıkıyorsun, ha?"

"...!" Senpai donakaldı.

Bu nasıl bir tepki böyle? Bu sadece ne kadar suçlu olduğunu gösterir. Deli gibi flörtleşmiyor muydunuz zaten...? Bırakın sevgili olmayı, o sıcakta resmen birbirinize yapışmıştınız! Ne kadar da kıskanmıştım! Bu manzarayı Ichinose-san'a izlettiğin için suçlusun!

"—Doğru... Yuri-chan ile yaklaşık bir aydır çıkıyoruz. Görünüşe göre Mina'dan epey bir şey duymuşsun?"

"Ah, yani... evet."

Tavırlarından tahmin etmiştim ama bunun Ichinose-senpai'den kaynaklanmadığını sezebiliyordum. Yuri-chan-senpai belli ki bir sebepten ona vurulmuştu. Onun ne kadar iyi biri olduğunu bildiğim için bu durum mantıklı geliyordu.

"Ichinose-san'ın—kız kardeşinin neden yarı zamanlı çalışmaya başladığını biliyor musun?"

"Bana hiçbir şey anlatmadı ama... az çok tahmin edebiliyorum."

"Sana... hiç söylemedi mi?"

"......"

Görünüşe göre tam isabet. Ichinose-san, Senpai'ye işe girdiğinden hiç bahsetmemiş gibi duruyor... Aynı evde yaşarken bu nasıl mümkün olabilir? Sanırım ebeveynleri bu konuda sessiz kaldı? Senpai, annesinin ona bir şey söylemediğinden bahsetmişti. Ichinose-san son zamanlarda işte gayet iyiydi ama evinde böyle bir durumun döndüğünü tahmin etmemiştim.

"........."

Yüzünü başka yöne çevirip bu sessizliği kabul eden Ichinose-san'a baktım. Bir tahminde bulunmam gerekirse, her türlü iletişimden kaçan taraf Ichinose-san'ın kendisiydi. Neden böyle yaptığını anlamıyor değildim. Ama bu durumdan memnun olmadığını da görebiliyordum. Daha önce yüzündeki o ifadeleri görmüştüm. Durum epey huzursuz edici olmalı.

"...Gitmeli miyim?"

"Özür dilerim... Az önceki tavrım için de özür dilerim, o yüzden biraz daha kalabilir misin?"

"...Peki."

Ne kadar da kasvetli bir atmosfer. Kaçıp gitmek gibi bir niyetim yoktu ama artık o şansımı tamamen kaybettim. Durumu düzgünce kavrayabilmek adına iki tarafa da yaklaşmadan, olayların akışını izledim. Bu, pek de tanımadığım bir ailenin kardeşlik ilişkisiyle ilgiliydi. Ichinose-san'ın işteki motivasyonuna dair bazı ipuçları görmüştüm ve onu dinleyince bir şekilde yardım etmek istiyordum... Ama Ichinose-san-senpai'nin ne hissettiğini bilmiyordum.

Öğrenmeye çalışabilirdim belki ama elimde ne bir veri ne de harekete geçecek bir yol vardı. Yine de buradan ayrılırsam işler daha da sarpa sarabilirdi. Bu yüzden sadece sessizce gözlemleyebilirdim.

"Mina, beni dinler misin?"

"......!"

Nihayet Senpai, Ichinose-san'ın dikkatini çekmeye çalışarak sessizliği bozdu. Bu durumun her türlü zahmetli müşteriden çok daha ürkütücü olduğunu hissediyordum. Senpai gözlerini Ichinose-san'dan ayırmıyordu. Kız kardeşiyle arasındaki bu yanlış anlaşılmayı çözmeye kararlı olduğu her halinden belliydi. Anlıyorum, Shinomiya-senpai'nin altındaki disiplin kuruluna neden girdiğini şimdi daha iyi kavrıyorum.

"B-Ben..."

Ichinose-san, sesi titreyerek konuşmaya çalıştı. Şimdiye kadar abisi tarafından korunmuş, onun huzurlu varlığını ve sıcaklığını hissetmişti; şimdi ise karşısında Shinomiya-senpai'de görebileceğiniz türden güçlü bir kararlılık vardı. Daha önce hiç böyle bir şey olmuş muydu? Hiç sanmıyorum. Tahmin yürütecek olursam, Senpai kişilik olarak daha çok ikna edici tiplerdendi. Eğer onun küçük kardeşi olsaydım, azarlandığımı bile fark etmezdim herhalde.

"........." Ichinose-san sanki yardım ister gibi bana baktı.

Dur bir dakika, bu nasıl bir pas böyle? Benden yardım isteme şimdi. Sonuçta kontrolü ona bıraktım, bu yüzden lütfen... biraz daha gayret et, tamam mı? Sonra sana marshmallow alırım. Hatta taptaze bir inci çayı bile ısmarlarım. Başımı iki yana sallayarak ona "kendi başının çaresine bak" der gibi baktım. Ichinose-san'ın gözleri fal taşı gibi açıldı ve başını kaldırıp Senpai'ye baktı.

"...Ne var, abi?"

İfadesi bir anda değişti. Gözleri, sanki savaşa hazırmış gibi kısıldı. Arkasında, iki kızın kavga ettiği o animelerde göreceğiniz türden devasa bir pandanın belirdiğini görür gibi oldum. Senpai, Ichinose-san'ı böyle görmekten şaşkına dönmüş gibiydi. Alnında hafiften ter damlacıklarının biriktiğini görebiliyordum.

"Yuri-chan ile birinci sınıftan beri yakınız. Okulda çok karşılaştık, çok konuştuk; o yüzden onu tanımamanı anlayabiliyorum. Ancak disiplin kurulunda geçirdiğimiz bu iki buçuk yılda o benim için çok önemli bir varlık haline geldi."

"......"

"Yuri-chan ile çıkmaya başladıktan sonra seni ihmal etmem tamamen benim suçum. Hadi eski halimize dönelim. Birlikte kitap okuyalım, birlikte uyuyalım."

Bir saniye, durun bakalım; beraber mi uyuyorlarmış? Yani, aslında pek de büyütülecek bir şey değil, değil mi? Olağan dışı bir durum yaşanmadığı sürece her şey yolunda demektir herhalde. Ailelerinin de bundan haberi varsa, bana laf düşmez. Yine de bayağı yakınlarmış doğrusu... Sasaki’nin kız kardeşiyle böyle bir şey yaşadığımı hayal bile etmek istemiyorum. Allah taksiratını affetsin.

Sessizlik

Ardından kritik bir sessizlik geldi. Ancak yüz ifadeleri zaten her şeyi anlatıyordu. Kitap okumak da neymiş, beraber uyumak da ne demekmiş; tüm bu sitemler Ichinose-san’ın yüzünden açıkça okunabiliyordu. Kızın ona daha önce hiç böyle bir tepki verdiğini sanmıyorum. Gözlerini ona dikmiş, bariz bir düşmanlık yayıyordu; bunu izlemek bile acı vericiydi.

Gerçi, hissettiği şey muhtemelen tam olarak bu değildi. Benim abiciğim, sadece benim abiciğim... Bu tarz duygular, yani bir ağabeyi tamamen sahiplenme arzusu, oldukça normal bir şeymiş; ya da daha önce bir Y-san’dan öyle duymuştum. Ağabeyi sadece ona sarılmalı, sadece onunla ilgilenmeli ve buna benzer bir sürü şey.

İş sesli söze dökülecek olsa, Ichinose-san muhtemelen onun Yuri-chan-senpai ile ayrılmasını istiyordu. Onun o yumuşak göbeğini, sıcaklığını, her şeyini o kadından geri çalıp tekeline almak istiyordu; bir başkasının aynı şeylerden keyif almasını kabul edemiyordu. Ve hiç şüphe yok ki, bu bencilce arzunun kendisi de farkındaydı.

“...Mina?”

Bunu nasıl söyleyebilirdim ki? Burada senpai suçlu değildi. İlk defa gençliğini hakkıyla yaşamasına izin vermişti. Eminim bu zamanların üzerine titremek istiyordur ve Ichinose-san da muhtemelen ağabeyinin mutluluğunu diliyordur. Asıl mesele, bunu dile mi getireceği yoksa içine mi gömeceğiydi.

“—orası...”

“Efendim?”

“Orası... zaten Yuri-san’ın yeri.”

“Mina...”

Kocaman gözleri titriyordu; bu durumun onun için ne kadar sancılı olduğuna dair en ufak bir fikrim bile olmadığını bir kez daha kanıtlıyordu. Hiç kız kardeşim olmadı, muhtemelen olmayacak da ama bir tane isterdim.

“Mina... Yuri-chan buna bir şey demez.”

Abisinin bu duruma tutunmaya çalışması mantıklıydı. Üstelik haklı olduğunu da biliyorum. Yuri-chan-senpai, senpai'yi Ichinose-san’dan çalmaya asla yeltenmezdi. Ichinose-san ağabeyini nasıl seviyorsa, eminim senpai de ona aynı derecede değer veriyordu. İlişkilerinin bu kadar sağlıklı (?) olmasına sevindim. Tanıdığım diğer bazı kardeşlerin aksine. Buna bir kadeh kaldırılır.

“Ama...! Yuri-san için kendimi kötü hissederim...!”

“Bunu dert etmene gerek yok. Kendini geri çekme sakın.”

Ne kadar da zalimce bir tatlı dillilik. Senpai, Ichinose-san’ın gerçekte ne hissettiğini anlamıyor. Aslında bu mantıklı; Ichinose-san ağabeyinden bağımsız olabilmek için çok çabaladı. Hatta gidip bir market işinde çalışmaya bile başladı. Japonya’da bu kadar ileri gidecek başka birini arasanız bulamazsınız. Bu yüzden senpai'nin onun düşünce dünyasına erişmesine imkan yoktu. Ya da belki de Yuri-chan-senpai artık senpai'nin hayatının o kadar vazgeçilmez bir parçası haline gelmişti ki, Ichinose-san’ın aslında ne istediğini kavrayamıyordu.

Hangi tercih doğruydu...? Hangisi yanlıştı...? Senpai sadece Yuri-chan-senpai ile çıkıyordu, suçlu olan o değildi. Ichinose-san ise bunu kabullenememiş ve gerçeklikten kaçmıştı. Bu yol onu sahaf dükkanına kadar getirmişti ama o hâlâ kaçmaya devam ediyordu.

“Benim yüzümden çalışmaya başladın, değil mi? Eğer paraya ihtiyacın yoksa çalışmana da gerek yok.”

“Ö-öyle değil...”

Çalışmasına gerek yoktu, bu doğru. Ichinose-san’ın hobisi kitap okumaktı, değil mi? Yeni çıkan düzenli yayınlarla bu biraz masraflı olabilirdi ama para sıkışınca her zaman ikinci el kitaplara yönelebilirdi. Ayda beş bin yen alsa bile, günde bir sayfa okuyup idare edebilirdi.

“Müşterilerle uğraşmanın çok zahmetli olduğunu duydum. Senin bunlarla yıpranmanı istemiyorum, Mina.”

“H-hiç de öyle...”

“Mina.”

“Ah...”

Gerçekten iyi bir abiydi. Böyle bir senpai tanıdığım için gurur duyuyordum. Ablamın ondan azıcık da olsa ders çıkarmasını isterdim. Ichinose-san’ı ciddi anlamda kıskanıyordum. İkisi de makul insanlar olduğu için aralarına girip ortalığı bulandırmama gerek yoktu sanırım.

Tam bunları düşünürken, ikinci katın girişinden ayak sesleri yükseldi.

“Beklettiğim için kusura bakma, Ichinose-kun!”

Olamaz, tam sırasıydı gerçekten, Yuri-chan-senpai.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.