Saat daha sabahın on biri mi?
Ağzımı buharda pişmiş çöreklerle doldururken caddeden gelen araba gürültülerini duyabiliyordum. Teknik olarak hâlâ sabah sayılır. Yarı zamanlı işim bitmiş gibi hissetmiyorum bile. Aksine, buralardaki bazı dükkanlar daha yeni açılıyor. Bu iş için gerçekten para alabilecek miyim? Yoksa başıma bir iş mi gelecek?
"Benimle dalga mı geçiyorsun lan piç!"
Olamaz, anında ilahi adalet mi tecelli etti? Yoksa o moruk, tabelayı yazarken masayı mürekkeple kirlettiğimi mi anladı? Şaka bir yana, durum sanki biraz ciddi. Burası gözden ırak bir yer; ya bir kız saldırıya uğruyorsa ya da birileri ona zorla asılıyorsa?
"Ha?"
Küçükler... Bayağı küçükler. Kulübe giden ortaokullu veletler, ilkokul çağında bir çocuğu sıkıştırıyor gibi görünüyor. Düşününce, burası iş merkezlerinin olduğu caddenin tam tersi istikametinde kalıyor, yani güvenlik aslında oldukça iyidir. Civarda bizimkinden başka lise de yok. Biraz hayal kırıklığına uğradım. Neyse, kötü bir durum olmasın da.
"Hey, bücürler."
"Siktir, bir liseli mi?!"
Nedenini tam kestiremesem de, çok fazla kafa yormadan ortaokullu çocukların önüne dikildim. Harbiden, ne yapıyorum ben? Garip bir şekilde kendime güvenim tamdı. Belki de karşısındakilerin açıkça ortaokul öğrencisi olmasındandır, kim bilir.
"Ölmek mi istiyorsun lan piç!"
"Tamam tamam, kesin artık şunu. Hey, sen iyi misin?"
"N-ne istiyorsun be!" diye bağırdı ortaokullu çocuklardan bir diğeri.
"Yaralandın mı? Seni itip kaktılar, değil mi? Daha kötüsü olmamış ya, buna sevindim. Ayağa kalkabilir misin?"
Gördüğüm kadarıyla küçük çocuğun bir yerinde yara bere yoktu. Yaralanıp yaralanmadığını sorduğumda başını iki yana salladı. Çantasına göz attım, o da sapasağlam görünüyordu. Onlar da yaz tatilinde olmalıydı, bu yüzden yanında okul çantası yoktu.
Öfke içinde bana bağırmalarına rağmen o ortaokullu veletleri görmezden geldiğim için sonunda çantalarını kapıp uzaklaştılar. Uzaktan bana küfrettiklerini duyabiliyordum. Sizi gidi piçler, bunu unutmayın.
Sakinleşip, elimden geldiğince yumuşak ve yatıştırıcı bir ses tonuyla konuştum.
"Bana adını söyler misin?"
"S-Sasaki..."
Olamaz.
"Sasaki Kouta."
Ah, evet, kıyafetinde bir isimlik var. Üzerinde Sasaki Kouta yazıyor. Nedenini bilmiyorum ama bir rahatlama hissettim. En kötü senaryo gerçekleşmiş olsaydı, bu çocuğa farklı davranabilirdim. Yuki-chan'ın bir erkek kardeşi olsaydı kişiliği nasıl olurdu diye merak ediyorum... Sanırım o kardeşin başı dertten hiç kurtulmazdı.
"Anlıyorum... Ailene ulaşabileceğim bir numara var mı?"
"Evet..."
Sasaki Kouta-kun sol elini isimliğinin üzerine koydu. Onu ters çevirdiğimde üzerinde bir acil durum numarası yazılı olduğunu gördüm. Demek bu yüzden yaz tatilinde bile takıyordu. Ailesini şimdi ararsam arada kalan ben olurmuşum gibi hissediyorum ama... Eşeği sağlam kazığa bağlamak gerek.
"Alo, Sasaki Kouta-san'ın ailesiyle mi görüşüyorum? Şey, mesele şu ki..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.