Beklenmedik Bir Karşılaşma ve Ablalık Şefkati

Yakındaki marketten bir paket kâğıt mendil alıp açık alandaki meydana doğru ilerledim. Etrafta sabah sporunu yapan yaşlı amcalar, teyzeler vardı. Kouta-kun’un çantasını temizlemeye yeltendiğim sırada, telaş içinde bir kadının bize doğru koştuğunu gördüm. Gözüme çarpan ilk şey uzun eteği oldu. Bir üniversite öğrencisini andıran bu hali nedense beni heyecanlandırmıştı. Bir de baktım ki, karşımda tam bir abla figürü duruyor. Acaba "atla gel, fille dön" misali, küçük bir iyilik yapıp büyük bir ödülle mi karşılaşıyordum? Ah, kendimi kaptırmasam iyi olur.

Kadın kısa bir an etrafına bakındıktan sonra yanımda dikilen Kouta-kun’u fark etti ve ona seslenerek hızlı adımlarla yanımıza geldi. Kouta-kun da "Ablacığım!" diye bağırıp hemen ona sarıldı.

"Kou-kun...! Çok şükür... Bir yerin acıyor mu?"

"Hayır, iyiyim ablacığım!"

İşte bu, okul kitaplarında okumaya değer türden bir kısa hikâye gibiydi. Hatta bu manzara, sanki bir televizyon dizisinden fırlamış gibi duruyordu. Canlı canlı izlerken içimden hayranlıkla "Vay canına..." demekten kendimi alamadım. Mümkün olsa bu sahneyi dışarıdan, tamamen alakasız biri olarak izlemek isterdim ama şu an tam merkezindeydim. Öylece yürüyüp gitmek yakışık kalmazdı, değil mi? En azından olan biteni açıklamalıydım.

"Şey, affedersiniz. Az önce sizi arayan bendim."

"Ah, evet! Siz..."

Karşımdaki o muazzam ablaya tekrar baktım. Vücudundan adeta pamuksu bir aura yayılıyordu. Şimdiye kadar tanıdığım lise kızlarından tamamen farklı, olgun bir üniversite öğrencisi olduğu her halinden belliydi. Acaba Natsukawa ve Ashida da zamanla böyle bir değişim geçirecek miydi? Gerçi Ashida’nın bu kadar değiştiğini görmek dürüst olmak gerekirse biraz ürkütücü olurdu.

"Eve dönerken birkaç ortaokul öğrencisinin sesini duydum, hemen yardıma koştum."

"Anladım, şey, çok teşekkür ederim...!"

"Lütfen kusura bakmayın, dert etmeyin. Ayrıca Kouta-kun’a henüz detayları sormadım. Biraz sakinleşince onunla konuşsanız iyi olur. Bir de evde çantayı iyice kontrol edin, hasar var mı bakın. Bu olay muhtemelen ilk defa yaşanmıyor."

"E-Evet! Mutlaka kontrol edeceğim!"

Ben gelmeden önce neler yaşandığını görmediğim için sadece kendi açımdan gördüklerimi anlatabildim. Birinin beni bu kadar can kulağıyla dinlemesine pek alışık değilim, bu yüzden gerekenden fazla bile konuştum sanırım. Üzerimde polo yaka tişört olduğu için mutluyum; en azından beni daha olgun gösteriyordur, değil mi?

Yine de karşımda duran bu abla gerçekten çok şık. Giysileri biraz bol olduğu için bana doğru koşarken... Kahretsin, aşağıda benim velet hareketlenmeye başladı. Bu kadına böyle sapıkça bakmamalıyım. Bir an önce topuklamak en mantıklısı olacak.

"Neyse, ben artık gideyim..."

"Ş-Şey... Özür dilerim ama iletişim bilgilerinizi alabilir miyim?"

Tahmin etmeliydim. Şimdi hayır desem daha da şüpheli görüneceğim.

"...Demek Sajou-san. Vay, Kouetsu Lisesi’nde okuyormuşsun!"

"Ha? Ah, evet. Evime yakın, notlarım da yetti."

Görmek inanmaktır derler ya; zaten iş sözleşmesi için yanımda taşımam gereken öğrenci kimliğimi çıkarıp ona gösterdim. Şüpheli biri değilim efendim, bakın polo yaka tişörtüm bile var. Gerçi sevdiğim kızın peşinden ayrılmadığım gerçeğini düşününce bunu söylemek pek inandırıcı olmuyor. Hem biz neden üçümüz birden oturduk, Kouta-kun’u da aramıza aldık ki? Kendi ablam dışındaki ablalara karşı bir antipatim yok elbet. Neyse, yüz yüze konuşmaktan iyidir.

"Kouetsu Lisesi harika bir yerdir! Üniformaları çok şirin, ortamı çok güzel, adeta bir üniversite kampüsü gibi hissettiriyor!"

"Ö-Öyle mi dersiniz?"

"Evet!"

Eğer bir üniversite öğrencisi böyle diyorsa öyledir. Ayrıca, anne şefkatiyle yaklaşan bir ablanın bu kadar heyecanlanması kalbim için hiç iyi değil. Bu öyle bir beceri ki her türlü bakiri canından bezdirir... Ehehehe.

Okulumu bu kadar iyi bildiğine göre mezunlardan biri olmalı. Eğer öyleyse, okulun gizli kalmış, o ballı köşelerini de biliyordur. Mesela okulun arkasındaki ormanın derinliklerinde o küçük kulübe hâlâ duruyor mu? Gerçi orası şimdilerde Aizawa ve Arimura-senpai’nin aşk yuvası oldu.

"Sasaki-san, siz de bayağı olgun görünüyorsunuz. Üniversite kampüsü size tam uyar. Sizi çimlerin üzerine oturmuş kitap okurken hayal edebiliyorum."

"H-Hayır, o kadar da değil... Hiç de öyle olgun biri sayılmam."

"Yok yok, siz öyle derseniz çevremdeki diğer tüm kızlar çocuk kalır."

"Ç-Çok teşekkür ederim... Bunu bana ilk söyleyen sizsiniz. Sadece son zamanlarda çok boy attım. Kısa süre öncesine kadar gerçekten çocuk gibiydim."

"Haha, hiç hayal edemiyorum."

Ne kadar da mütevazı. Belki de sadece bana ayak uyduruyor ama Sasaki-san’ın anlayış seviyesi gerçekten inanılmaz. Onunla böyle konuşmak bile insanı huzurlu hissettiriyor. Söylediğim her şeyi olduğu gibi kabul etmesi harika. "Yetişkin vakarı" dedikleri şey bu olsa gerek; başka bir övgü sözcüğü bulamıyorum. Bir de böyle mahcup olması yok mu, inanılmaz tatlı. Bunu bilerek mi yapıyor acaba... İnanmak istemiyorum. Ama her halükarda, çok popüler biri olduğuna eminim.

Natsukawa-sama, bu ortam benim gibi birine fazla. Onunla daha fazla konuşursam mantığımı kaybedecekmişim gibi hissediyorum. Bakla yakında ağzımdan çıkar.

"...Kouta-kun, sakinleştin mi artık?"

"Hı-hı... Teşekkürler ağabey."

"Bir dahaki sefere böyle ıssız yerlere gitme sakın. Ablan senin için yine çok endişelenir sonra."

"E-Evet... Özür dilerim."

"Özür dilemene gerek yok. Bir dahaki sefere konuşuruz."

Sanırım hayatımda çıkarabileceğim en nazik ses tonu buydu. Bir daha böyle davranabilir miyim, şüpheliyim. Airi-chan’ın yanındayken nasıldım sahi? Doğru ya, attan farksızdım. Hatta köpek bile sayılabilirdim. Ayrıca şu ablayı da uyarmalıyım. Farkında olmayabilir ama kesinlikle dikkat çekiyor.

"Siz de dikkatli olun Sasaki-san. Buralar tekinsiz sayılmaz ama benim gibi lise çağındaki gençler için fazlasıyla çekicisiniz."

"Efendim... Ne?"

"Yetişkin erkeklerle karşılaşma ihtimaliniz de var. Hatta iri yarı ortaokul çocukları bile olabilir. İnsanların bol olduğu yerleri kullanmanızı tavsiye ederim. Size emir vermek haddim değil ama bu işgüzar uyarımı kabul ederseniz mutlu olurum."

"E-Evet... Çok teşekkür ederim..."

"O halde, bana müsaade."

Bu gerçekten iyi hissettirdi. Onun gibi yaşça büyük ve güzel bir kadınla konuşmanın bu kadar kolay olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Demek kadınların hayattaki başarı sırrı buymuş. Belki de kızların işi erkeklerden daha zordur, kim bilir?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.