Yarı zamanlı işe başlayalı yaklaşık bir hafta oldu. Tahmin ettiğim gibi, her zamanki tayfayla görüşememek epey yalnız hissettiriyormuş. Acaba diğerleri de benim gibi mi hissediyor? Günde beş... Hayır, aslında topu topu üç saatlik iş için sabah erkenden kalkmam gerekse de motive olmakta zorlanıyorum. Ne de olsa eve adımımı atar atmaz kendimi kanepeye atıyor, öğleden sonra uykusunun tadını çıkarıp geceye kadar oyun oynuyorum.
"Ahhh... Çok uyuşuk hissediyorum."
Ablam, sınava hazırlanan bir öğrenci olmanın gereği olarak gün boyu okulda. Sadece iki yıl sonra benim de aynı duruma düşeceğimi düşünmek bile CP değerimi sömürüp bitiriyor. Yaz tatilinde bile bütün gün yakışıklılarla çevrili olduğu için neden öyle yakındığını bu kez gerçekten anlayabiliyordum.
"Bu saatte ayakta olmana şaşırdım doğrusu."
"Erken kalkan yol alır, parasını kazanır sonuçta. Sadece beş saat çalışarak elime para geçiyor. Okulda böyle bir imkan yok, değil mi? Hadi oradan, bok ye."
"Bayağı iğrençleşiyorsun ha."
"Siz oradaki ağzı bozuk kardeşler, düzgün konuşun bakayım."
Ablamla birbirimize hakaretler yağdırırken babam aniden aramıza girdi. Adamcağız kahvaltısını etmeye çalışıyor sonuçta... Akşama kadar işe bağlı olduğu için önünde böyle bir muhabbetin dönmesinden rahatsız olmuş olmalı. Ablam da bunun suçluluğunu hissetmiş olacak ki daha fazla üstelemedi. Aralarımızda en çok yorulan kişi kesinlikle babam. Onun yerinde olsam ben kesin cinnet geçirirdim.
"Neydi o iş? İkinci el kitapçı mı? Çocuk oyuncağı."
"İkinci el kitapçıdan ziyade, daha çok kişisel bir hobi dükkanı gibi. Zincir mağazalar gibi değil; iş bitti mi, her şey gerçekten bitmiş oluyor."
"Yani öğrenci konseyi bir zincir mağaza diyorsun."
"Alakası yok."
O da epey zorlanıyor anlaşılan. Duyduğuma göre şimdilerde kültür festivali hazırlıkları varmış, bir de ortaokul öğrencileri için tanıtım gezisi düzenleniyormuş. Bizim okulun da amma çok etkinliği varmış. Kaydolurken bunların hepsini tamamen görmezden gelmiştim.
"Evet... Tanıtım için seçilmiş bir grup onlara eşlik edecek. Yakışıklı çocuklar ya da tatlı kızlar falan."
"Anladım, demek o yüzden seni seçmediler abla."
"He he, güzeller güzeli bir afet olarak doğmadığım için çok mutluyum zaten."
Ha? Hakaretimi öylece geçiştirdi mi yani? Normalde beni bir döner tekmeyle yere sermesi gerekirdi. Ne bekliyordum ki? Bir saniye... İkimiz de kafayı mı yedik acaba?
Yine de seçilmiş yakışıklılar ve güzeller, ha... Aklıma hemen geçen gün gördüğüm o çift geldi; zaten kültür festivali idam komitesi üyeleri oldukları için onlardan böyle bir şey rica etmiş olabilirler. Özellikle Natsukawa, ondan daha iyisi yok. Ha? Sasaki mi? Tanımıyorum. Sasaki-san hariç tabii.
"Ah, bu arada, ahlak komitesine davet edilmişsin galiba?"
"Hı? Sen nereden... Ah, Shinomiya-senpai ile arkadaştın, değil mi?"
Yanlış hatırlamıyorsam ablam eskiden Shinomiya-senpai’nin rüküş tayfasındandı. Yoksa değil miydi? Bu ikisi nasıl tanıştı ki? Karakterleri birbirinin tamamen zıttı...
"Arkadaş sayılırız işte. Asıl senin onunla aran ne? Durup dururken seni sordu bana."
"Büyütülecek bir şey yok. Sadece senin kardeşin olduğum için benimle muhatap oluyor. Bunu bizzat yüzüme de söyledi zaten."
"İyi o zaman. Ahlak komitesine katılacak mısın?"
"Mümkün değil. Ben girersem o komite ağırlığımın altında ezilir."
"O zaman öğrenci konseyine gir."
"Ne?"
Az önce ne dedi o? Öğrenci konseyi mi? Öyle rastgele bir komite değil de öğrenci konseyi, öyle mi? Kulağa en az ahlak komitesi kadar ağır geliyor. İlgilenilecek tonla etkinlik vardır, kesin çok meşgul olurum.
"Neden?"
"Rin de söyledi ama geleceği senin gibi bir aptala emanet etmekte pek sakınca görmüyorum."
Övüyor mu sövüyor mu belli değil. Eski bir rüküş kızın söyleyeceği şey mi bu... Yani, stresi korkunç olmalı.
"Organizasyon işlerinde iyisindir sen. İğrenç."
"Öyle miyim gerçekten?"
"Evet."
Evetmiş, külahıma anlat. Kime cevap veriyordun sen baba? 'İğrenç' kısmına mı? Ortaokulda yarı zamanlı çalıştığımı bildiğini sanmıyorum... Ayrıca 'organizasyon işlerinde iyi' ne demek ya? Şuna kısaca güçlü yanım desene.
"Sadece öğrenci konseyine yardım etmem istendi. Hoş, son zamanlarda pek bir şey yapmadım."
Ablam lafa daldı: "Ekip mi biçiyorsun yoksa?"
"Öğrenci konseyi üyesi bile değilim. Ayrıca şu an yaz tatilindeyim."
"O zaman aldığın maaşla bana bir şeyler ısmarla."
"Şey... Bir dondurma ısmarlamaktan zarar gelmez herhalde."
"Häagen-Dazs’ım, bekle beni."
Üzerinde çok iş yükü olduğunu görebiliyorum, o yüzden biraz nezaket göstermem iyi olur diye düşünmüştüm... Ama ablam anında yine arsızlığa vurdu. Kız olarak doğmasaydı bile kişiliği kesinlikle aynı olurdu, eminim.
"Şaka bir yana, ciddiyim. Bunu iyice bir düşün."
"Ha? Abla, neyden bahse—"
Kullanılmış bulaşıklarını önüme iteleyip ikinci kata çıktı. Şaka yapıyor olmalı. Ben o taraklarda bezi olan biri değilim. İçimde tuhaf bir hisle, babamla kahvaltıya devam ettim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.