Yaz tatili boyunca evden çıkmayacak, günümü gün edip oyun oynayacaktım. Planım buydu ama bu hayat tarzının tadını doyasıya çıkarmak için ihtiyacım olan bir şey vardı: Nakit para. Vay canına, kendime böyle bir hedef koyunca kulağa bir hayli havalı geldi. Tabii ki bu uzun tatili, ileride topluma karıştığımda bana gerekecek deneyimi kazanmak için kullanıyorum (Yalanın bini bir para). Bu arada, bilginiz olsun diye söylüyorum, bugün işteki ilk günüm.
“Bunda kararlı mısın? Saatlik ücretin pek yüksek sayılmaz.”
“Sorun değil. Öyle aşırı bir harçlığa ihtiyacım yok zaten.”
Kendime uygun bir yer ararken tam da işlerin kesat olduğu, asgari ücretin bile altında veren bu sahafı buldum. Şikayetçi olduğumdan değil ama bir şey söylemem gerekirse, yakındaki araba sesleri epey sinir bozucu. Burayı tek başına yaşlı bir amca işletiyor, muhtemelen adamın hobisi. Saatlik ücretin düşüklüğüne karşılık iş yükünün azlığı en büyük artısı. Zaten sorunlu müşteriler böyle eski bir kitapçıya kolay kolay uğramaz.
“Satın alımların gözden geçirilmesi, fiyat etiketlerinin basılması ve depo düzenlemesi benim işim olacak. Senden sadece kitapların düzenine bakmanı ve müşterilerle ilgilenmeni istiyorum.”
“Yapacağım tek şey bu mu?”
“Bunu yaparsan benim gözümde ilah olursun, ciddiyim.”
İlah mı dedi o... Amca, yaşından beklenmeyecek kadar genç işi konuşuyorsun. Neyse, bakalım buralarda hiç hafif roman var mı? Düzenleme işini bana bırakın, içimdeki düzenleme dehası alev alıyor! Gerçi bir kitapçıda alev lafını etmek pek de iyi bir fikir olmayabilir.
Liseye başlamadan önce yakındaki bir markette part-time çalışmışlığım olduğu için düzenleme konusunda zaten deneyimliyim. Ablamın bile bilmemesi gereken karanlık geçmişimin bir parçasıdır o günler. Epey zorlu geçtiğini hatırlıyorum. Bir daha asla yapmayacağım seviyede bir zorluktan bahsediyorum. Özellikle çalışma arkadaşım Reg-san’a kibar Japonca öğretmeye çalışmak tam bir işkenceydi. Onu neden işe aldılar ki zaten?
Onunla kıyaslayınca, buradaki kitaplara bakıp müşterilerle düzgünce ilgilendiğim sürece bu iş çocuk oyuncağı. Burası ne de olsa eli sopalı serserilerin veya süslü kızların gelip eski kitaplar okuyacağı bir fantezi dünyası değil.
“Hee? Burada sigara satılmıyor mu?”
“Evet, burası sadece sıkıcı bir kitapçı işte.”
Eh, böyle şeyler de olabiliyor haliyle. Mola vaktim gelince kapıya "Sigara satılmaz" diye bir yazı assam iyi olacak.
Mesaimin çoğunu kitapları kategorize edip dizmekle geçirdiğim için kasa genelde boş kalıyordu. Ne kadar asil bir duruş... Vay canına, insanın çok fazla boş vakti olunca beyninin çürüdüğü doğruymuş. Çalışma modundayken bile canın sıkılması gerçekten zormuş.
“Müdür bey, kitapları tasnif etmeyi bitirdim!”
“G-Gerçekten mi? Vay be... Sanırım seni seçmekle en doğrusunu yapmışım.”
“Neden, başka başvuranlar da mı vardı?”
“Yüzünün her yerinde piercing olan sarışın bir çocuk—”
“Ah, tamam, gerisini merak etmiyorum. Ben işimi en iyi şekilde yapmaya devam edeceğim.”
“Kusura bakma...”
Aslında kafa dengi biri. Öyle aksi ihtiyarlara hiç benzemiyor. Elinde tahta bir kılıç falan da yok. Sahiden de Showa çağının tozlu sayfalarından fırlayıp gelmişim gibi hissediyorum. Hoş geldin Heisei... Dur bir dakika, o çağ çoktan bitti. Buradan bir an önce çıkmam lazım... Bana yetişebiliyor musun amca?
“Sadece bir kişinin bile bu kadar fark yaratacağını düşünmemiştim. Gerçi senin de elin çok yatkınmış, ondan herhalde.”
“Şey, bir süre markette çalışmıştım. Boş oturmaktan çok daha iyi, tam bana göre bir iş.”
“Güzel, çok güzel. Bugünlük evine gidebilirsin. Senin gibi bir gencin vaktinden çalmak istemem.”
“Nasıl yani? Ama daha üç saat—”
“Ben sana beş saatlik ücretini tam ödeyeceğim. Zaten benim normalde yaptığım işin yüzde seksenini bitirdin.”
Bu da ne? Harika bir şey bu. Ayrıca, adam ciddi mi? Ben buraya sadece biraz para kazanıp kafa dinlemek için başvurmuştum ama amca o kadar cana yakın davranıyor ki suçluluk hissetmeye başladım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.