Yıldızların Altında Beklenmedik Bir Oyun

Sıradan bir tatil günüydü ve ben üzerimde üniformayla evin girişinde dikiliyordum. Tatil olmasına rağmen neden üniforma giydiğime gelirsek, gökyüzü gözlemi yapmak için bugün okula gidecek olmamdı.

"Ben çıkıyorum."

Dış kapıyı açmak üzere kapı kolunu kavradığım an, arkadan bir ses yükseldi.

"Bekle abiciğim."

Arkamı döndüğümde, girişin önündeki koridorda nedense Teruno'nun durduğunu gördüm.

"Ne oldu Teruno?"

Gökyüzü gözlemi için bugün okula gideceğimi ona önceden söylemiş olmalıydım.

"...Gidiyor musun?"

"Evet, bugün hava açık ve gökyüzü gözlemi için harika bir gün. Bir şey mi isteyecektin?"

"...Hayır, önemli değil."

Sadece bunu söyleyip benden uzaklaştı.

'Teruno'ya ne oldu acaba?'

Onun için biraz endişelensem de buluşma saatinin yaklaştığını hatırlayıp aceleyle kapıyı açtım.

"Merhaba."

Buluşma vaktinden yaklaşık on dakika önce astronomi kulübünün odasına vardım.

"Ooo, Daiki-kun da geldi. Böylece astronomi kulübünün tamamı toplanmış oldu!"

Ai-san'ın dediği gibi, kulüp odasında benden başka dört üye zaten hazır bekliyordu.

"Geciktiğim için kusura bakmayın."

"Özür dilemene gerek yok Hondo-kun. Biz sadece fazla erken geldik."

"Aynen öyle, hem daha vakit var, hiç sorun değil."

"Teşekkür ederim. Peki şimdi ne yapıyoruz Ai-san?"

Yerime otururken Ai-san'a sorumu yönelttim.

"Hakikaten Ai. Sonuçta şimdi ne yapmayı planlıyorsun?"

"Heh heh heh, madem öyle... Madem tüm üyeler toplandı, artık açıklayabilirim sanırım."

Ai-san nedense tuhaf bir poz veriyordu.

"Lafı uzatma da söyle."

"Shimizu-san'a katılıyorum."

"Ne kadar da sabırsız hanımefendilersiniz böyle. Pekala, planımı açıklıyorum. Şimdi yapacağımız şey..."

"Neymiş?"

"Kral oyunu! ...A-aa, ne oldu hepinize? Neden öyle bıkkın bir ifadeyle bakıyorsunuz?"

"...Sırf bunun için mi buluşma saatini saatlerce erkene çektin? Neden kral oyunu oynamaya çalışıyoruz ki?"

Haklıydı. Ai-san ne amaçla kral oyunu oynamayı düşünmüştü acaba?

"Bakın şimdi, şöyle düşündüm. Yeni astronomi kulübü kurulalı bir aydan fazla oldu ama üyeler arasındaki bağlar hâlâ yeterince güçlü değil. Ben de nasıl daha çok kaynaşırız diye kafa yordum ve sonuç olarak aklıma kral oyunu geldi."

"Neden o? Eğlence için başka bir sürü seçenek var."

Yosuke-san'ın dediği gibi, bağları güçlendirmek için kral oyunu dışında da pek çok yol vardı sanki.

"Çünkü işin içine spor girerse atletik yetenekleri tavan yapmış olan Kei avantajlı olur, bilgi yarışması desek Yosuke her türlü alır, değil mi? Ben de biraz şans faktörünün olduğu ve herkesin eğlenebileceği bir oyun düşündüm ve sonunda kral oyununa karar verdim."

"...Aslında mantıklı."

Ai-san'ın açıklamasıyla Seto-san bir nebze ikna olmuş gibiydi.

"Spor ya da ders olunca avantajlı-dezavantajlı durumu olacağı için kral oyununu seçmeni anladım. Peki, kuralları düzgünce belirledin mi?"

"Elbette! Kimin kral oyunu hakkında ne kadar bilgisi var bilmediğimden en baştan anlatacağım."

Bunu söyledikten sonra Ai-san çantasından beş tane ince, köşeli tahta çubuk çıkardı. Muhtemelen kullanılıp ayrılmış yemek çubuklarıydı bunlar.

"Kral oyununda kullanılan aletler temelde sadece bu beş kura çubuğu. Önce herkes birer tane çeker ve üzerinde 'Kral' yazan kişi kral olur. Kral, bir ile dört arasındaki sayıları belirterek emir verebilir. Hadi bir deneme yapalım."

Ai-san, alt kısımlarını saklayacak şekilde beş çubuğu elinde tuttu.

"Herkes sırayla birer tane çeksin."

Talimata uyup bir çubuk çektim. Benim çektiğimde '2' yazıyordu.

"Hadi bakalım, kral kimmiş! Üzerinde kral yazan çubuğu kim çekti?"

"Ben."

Seto-san yavaşça elini kaldırdı.

"O zaman bu seferlik kralımız Mio-chan. Mio-chan, bir ile dört arası bir sayı söyleyip bir emir ver bakalım."

"Her şey olabilir mi?"

"Mantık çerçevesinde olduğu sürece sorun yok."

"Anladım. Seçtiğim sayı, iki."

Kalbim güm güm etti. Bu benim elimdeki çubuğun numarasıydı.

"Emrim ise... Eğer yanında atıştırmalık varsa bir tane istiyorum."

"Cadılar Bayramı mı lan bu!"

'Şaka mı şeker mi' yapmak için mevsim biraz erkendi sanki.

"Fufu, tam Mio-chan'a göre bir istek. Peki, iki numara kim?"

"Benim."

"Demek Daiki-kun. Peki, atıştırmalığın var mı bakalım?"

"Bir saniye bekleyin."

Sırt çantamı karıştırdım. Sonunda, daha önce Seto-san'dan duyup merak ederek aldığım matchalı dorayakiyi buldum.

"Bu olur mu?"

Dorayakiyi Seto-san'a uzattım.

"Hondo-kun, sen bir Tanrı mısın?"

"...Beğendiysen ne mutlu bana."

Seto-san'ın sesi sanki her zamankinden daha mutlu geliyordu.

"Tamamdır, böylece ilk tur bitti! Genel işleyişi kavradınız mı?"

Ai-san hariç tüm kulüp üyeleri başlarını salladı.

"Güzel. O zaman soru-cevap zamanı! Kafanıza takılan bir şey varsa sorun. Gerçi oyun başladıktan sonra da sorabilirsiniz."

"Benim sormak istediğim bir şey var."

"Buyur Yosuke, nedir?"

"Emir verilen tarafın reddetme hakkı var mı?"

"Hee... Yosuke, yoksa kötü emirler mi vereceksin?"

Ai-san'ın yüzüne tam anlamıyla 'sırıtmak' kelimesine uyan bir gülüş yerleşmişti.

"Kral olduğunda, emirlerini nereye kadar dinlemek zorunda olduğumuzu teyit etmek için soruyorum."

"Ben öyle kötü emirler vermem bir kere! Ama haklısın, her emrin kayıtsız şartsız yerine getirilmesi işleri çığırından çıkarabilir. Şöyle yapalım o zaman: Emri veren ve emrin hedefi olan kişi dışındaki herkes 'olmaz' derse, o emir iptal edilsin."

"Neden emredilen kişinin kendisi değil de diğerleri?"

"Çünkü öyle olsa, mesela Kei kendisine verilen her emri reddederdi."

"Höh."

Görünüşe göre tam üstüne basmıştı.

"Reddetme hakkı lazım ama her emrin de reddedilmesi oyunun tadını kaçırır, değil mi?"

"...Haklı olabilirsin."

"Yosuke de ikna olduğuna göre sonraki soruya geçelim. Başka sormak istediği olan?"

"Benim şimdilik başka bir sorum yok."

"Tamamdır, peki ya kouhailerim? Sizin bir sorunuz var mı?"

"Benim yok."

"Benim de."

Üyelerin bakışları Shimizu-san'a odaklandı.

"...Benim de yok be."

"Pekala, kural açıklaması bittiğine göre... Kral oyunu başlasın!"

"Kral kimmiş bakalım!"

"Kral benim!"

"Yine mi sen ya."

"Şans tanrıçası beni seviyor demek ki."

Bu seferki kral da Ai-san olmuştu. Acaba şimdi nasıl bir emir verecekti?

"Kimi hedef alsam acaba?"

Ai-san bunu söyleyip etrafı süzdü. İster istemez gözlerimi ondan kaçırdım.

"A-ha, gözlerini kaçırdın değil mi? O zaman hedefim Daiki-kun olsun."

"Öyle istediğin kişiye hedef alarak emir veremezsin ki."

Aslında haklıydı ama bu zamanlamayla bunu söylemek resmen bayrak dikmekten farksızdı.

"Öyle mi dedin? O zaman sana gücümü göstereyim. Emrediyorum! İki ve dört numaralı kişiler 'sevgili el ele tutuşması' yaparak beraber otomatlara gidip meyve suyu alıp gelecek!"

Aynı anda birden fazla kişiye de emir verilebiliyordu demek. Bu arada, bu sefer henüz numarama bakmamıştım. Elimdeki çubuğa baktığımda, orada '4' yazdığını gördüm.

"İki ve dört numara kim bakalım?"

"Dört numara benim."

"Tamamdır, diğer kişi de çabuk elini kaldırsın."

Birkaç saniye geçtikten sonra birisi istemeye istemeye elini kaldırdı.

"...İki numara benim."

"O zaman Daiki-kun ve Kei, sevgili el ele tutuşması yaparak meyve suyu alıp gelin. Alın bakalım, bu da parası."

"Şey, teşekkürler."

Ai-san böyle diyerek elime iki yüz yen tutuşturdu.

"Hey, buna itiraz ediyorum, oylama yapılsın."

"Eee, hemen oylama mı istiyorsun? Pekala, olsun bakalım. Yosuke-san, Mio-chan; sizce bu emir uygun mu değil mi? Uygun değil diyenler el kaldırsın. Hop!"

Sadece Yosuke-san elini kaldırdı.

"Hey, Seto!"

"Bugün hafta içi olsaydı olmaz derdim. Ama bugün tatil ve okulda az insan var. Kimseye yakalanma ihtimaliniz düşük olduğu için ucu ucuna kurtarıyor."

"Durum böyle. Hadi bakalım siz ikiniz, görevi yerine getirin. Ha, bu arada; meyve suyu aldığınız an dışında ellerinizi ayırırsanız en baştan başlarsınız, ona göre."

"Hmph... Bunu sonra ödeteceğim sana..."

Shimizu-san içten içe büyük bir pişmanlık duyuyor gibi görünüyordu.

"Yapabiliyorsan yap bakalım. Hadi, tutun birbirinizin elini de gidin artık."

"Shimizu-san, hadi yapalım da bitsin şu iş, olur mu?"

Yerimden kalkıp Shimizu-san'a elimi uzattım.

"Bir dakika bekle."

Bunu söyleyen Shimizu-san gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Bu kadar hazırlık gerektiren bir şey miydi bu?

"...Tutuyorum elini."

"Tamam."

Shimizu-san'ın sol eli yavaşça sağ elime yaklaştı. Elleri iyice yaklaştığında o sol eli sıkıca kavradım.

"Hya!"

Shimizu-san'dan normalde asla duyamayacağınız türden bir ses çıktı. Yüzü kıpkırmızı kesilirken bana dik dik bakmaya başladı.

"Afedersin. Elini tutmakta acele mi ettim?"

"...Az önceki sesi duymamış gibi davran."

"Ta-Tamam, anladım."

"Güzel, gidelim o zaman."

Hedefi otomatlar olan yolculuğumuz böylece başladı.

Kulüpten çıktıktan birkaç dakika sonra hala otomatlara varamamıştık. Çünkü tatil olmasına rağmen okulda beklediğimden çok insan vardı; onlara görünmemek için duvar diplerine saklanıyor ya da geldiğimiz yoldan geri dönüyorduk. Bir de zaten kulüp odasıyla otomatların arası biraz uzaktı.

"Okulda tatil günleri bile bu kadar insan olduğunu tahmin etmemiştim."

"Öyle."

Shimizu-san bunu söylerken hala çevreyi gözetliyordu. Onun bu aşırı tetikte halini izlerken, bugün hala saç şekli hakkında bir şey söylemediğimi fark ettim.

"Söylemekte geciktim ama, bugün saçlarını yarım toplamışsın."

"Aniden ne oldu? Bir itirazın mı var yoksa!"

"İtirazım yok. Sadece çok yakıştığını düşündüm."

"...Öyle mi."

"Her zamanki uzun saçların da o güzel saçlarını ön plana çıkarıyor ama yarım toplu halin de bambaşka bir hava katmış, bence çok hoş olmuş."

"Ki-Kimse sana bu kadar detaylı anlat demedi!"

Shimizu-san'ın elimi tutan gücü arttı.

"Şey, elim biraz acıdı sanki."

"K-Kusura bakma."

Baskı bir anda azaldı. Shimizu-san'ın elinin az öncesine göre daha sıcak olduğunu hissedebiliyordum.

"Shimizu-san, elin az öncekinden daha sıcak, iyi misin?"

"...Sana öyle gelmiştir."

"Öyle mi?"

"Başka ne olacak ki?"

"Acaba sen de benim gibi heyecanlı mısın diye düşündüm de."

"Ne..."

"Parmaklarımı böyle birbirine kenetleyerek el ele tutuşma tecrübem olmamıştı hiç. Dürüst olmak gerekirse benim kalbim küt küt atıyor. Sen heyecanlanmıyor musun?"

Shimizu-san'dan cevap gelmedi. Gereksiz bir şey mi söylemiştim acaba? Endişelenmeye başladığım sırada nihayet ağzını açtı.

"Beni kendinle bir tutma. El ele tutuşmak falan utandırmaz beni..."

Nedense sesi her zamankinden daha kısıktı.

"Öyle mi? O zaman elinin sıcak gelmesi benim yanlış anlaşılmamdı herhalde."

"Ö-Öyle tabii. Hadi, çene çalmayı bırak da yürü."

"Tamam."

Belki de Shimizu-san daha önce birinin elini tutmuştu. Öyleyse heyecanlanmaması normaldi. Ama neden bilmiyorum, bunu düşünmek kalbimde küçük bir sızıya neden oldu.

Birkaç dakika sonra nihayet otomatların önüne vardık. Ai-san meyve suyu alırken ellerimizi bırakabileceğimizi söylediği için Shimizu-san'ın sol elini geçici olarak serbest bıraktım.

"Ai ne istediğini söylemedi, rastgele alacağım. O zaten seçici değildir, her şeyi içer. Ai'den aldığın parayı ver."

"Tamam."

Parayı otomata attım. Shimizu-san hiç tereddüt etmeden maden suyu aldı.

"Para üstünü ben alıyorum."

"Tamam, maden suyu bende kalsın."

"Anladım. O zaman, tekrar el ele tutuşalım mı?"

Sağ elimi yeniden ona uzattım.

"Biraz bekle, hazırlanmam lazım."

"Peki... Shimizu-san, yoksa gerçekten sevgili el ele tutuşmasından heyecanlanıyor musun?"

"H-Heyecanlanmıyorum dedim ya az önce!"

"Öyleyse hemen tutabilirsin elimi, değil mi?"

"Höh..."

Shimizu-san birkaç saniye acı çekiyormuş gibi bir ifade takındı, sonra bir şeye karar vermiş olacak ki gözlerini gözlerime dikti.

"...Heyecanlanıyorum."

"Özür dilerim, duyamadım. Bir daha söyler misin?"

"Heyecanlanıyorum dedim işte! Daha önce kimseyle böyle el ele tutuşmadım, karşımdaki kim olursa olsun biraz heyecanlanmam normal değil mi!"

Shimizu-san daha önce kimseyle böyle tutuşmamıştı demek. Tahminim yanlış çıkmıştı. Bunu anladığım an, içimdeki o sızı yerini huzura bıraktı.

"Hadi, tatmin oldun mu! Gidelim artık. Uzat elini!"

"Ta-Tamam."

Sağ elimi tekrar uzattım. Bu sefer hiç tereddüt etmeden sol eliyle sağ elimi sıkıca kavradı.

Yola çıkalı on dakikadan fazla olmuştu. Nihayet kulüp odasına döndük.

"Ah, nihayet geldiniz."

"Al işte, oldu mu?"

Bunu söyleyen Shimizu-san pet şişeyi Ai-san'a doğru fırlattı. Ai-san telaşla da olsa şişeyi yakalamayı başardı.

"Güzel yakaladım!"

"Kendi kendine övünme."

"Yolda ellerinizi hiç ayırmadınız değil mi?"

"Tabii ki ayırmadık."

"O öyle diyor ama durum neydi? Gözlemcimiz Mio-chan?"

"Shimizu-san'ın dediği gibi, içecek aldıkları an dışında hep el eleydiler."

Arkamdan bir ses gelince o tarafa döndüm; meğer Seto-san orada duruyormuş. Söylediklerinden anlaşıldığı kadarıyla gizlice bizi takip edip izlemişti. Hiç fark etmemiştim.

"Tamamdır, o zaman görev başarıyla tamamlandı."

"Mutlu oldun mu?"

"Hem de nasıl. Ee, siz ikiniz daha ne kadar böyle el ele tutuşmaya devam edeceksiniz?"

İkimiz de bir şey demedik ama aynı anda ellerimizi bıraktık.

"Aaa, bıraktınız mı hemen? Emir olmasa bile el ele tutuşmaya devam edebilirsiniz, biliyorsunuz değil mi?"

"K-Kim emir falan yokken böyle el ele tutuşur be!"

"Öyle diyorsun ama Kei, sanki tutmaya devam etmekten pek de şikayetçi değilmişsin gibi bir halin vardı?"

"Öyle bir halim falan yoktu! Hondo, sen de bunun dediklerini ciddiye alma sakın!"

"Ta-Tamam."

"Nasıl da panikledi, çok tatlı. Daiki-kun, sen Kei ile böyle el ele tutuşunca ne hissettin?"

Ai-san'dan gelen bu öldürücü pasları nasıl önceden kestirebileceğimi merak ediyorum doğrusu.

"Epey heyecanlandım. El ele tutuşmak insanı geriyormuş."

"Hohou, duydun mu Kei-san?"

"Topu bana atıp durma! Hondo'nun ne hissettiği beni ilgilendirmez. Hadi, hemen sıradakine geçelim."

"Pek bir dürüstsün canım. Neyse, haklısın, beklediğimizden fazla vakit kaybettik. Hemen bir sonraki Kral'ı seçelim."

"Kral kimmiş bakalım!"

Bu kez çektiğim kağıdı kontrol ettim. Üzerinde Kral yazıyordu.

"Kralı ben çektim."

"Anlıyorum, demek bir sonraki Kral Daiki-kun. Pekala ey Kral, lütfen emrini ver."

"Şey, emrediyorum. 1 numara, benim seçtiğim bir hayvanın taklidini, diğerleri doğru tahmin edene kadar yapmaya devam etsin."

"Ooo! Eğlenceli bir emir! Peki, 1 numara kim?"

"Ben."

Elin kaldıran Seto-san'dı.

"O zaman ikiniz de hazırlanın."

Akıllı telefonun ekranına bir hayvan ismi yazıp Seto-san'a gösterdim.

"Anladım..."

"Hazır mısın? O zaman taklit başlasın!"

Seto-san önce yavaşça yerinden kalktı, sonra iki elini de kedi pençesi yaptı.

"Gırrr..."

"Pff."

Tamamen ruhsuz bir sesti. Shimizu-san kendini tutamayıp kıkırdadı.

"Tamam, aslan!"

Ai-san neşeyle cevap verdi.

"Yaklaştın ama değil."

"O zaman sinirli olduğu anlardaki Kei!"

"Kimin tipi aslana benziyormuş be!"

Shimizu-san artık dayanamayıp lafı yapıştırdı.

"Hey Ai, olayı espri yarışmasına çevirme."

"Tamam tamam. Hadi Mio-chan, devam et lütfen."

"Gırrr."

Cevabı bile yırtıcı hayvan modundaydı. Görünüşe göre verilen hayvanın rolüne iyice bürünmeye çalışıyordu.

Seto-san bir süre düşünür gibi yaptıktan sonra nedense bana doğru yaklaştı.

"Gaoo..."

Bu kükremeyle beraber elleri pençe şeklindeyken sırt çantama pat pat diye vurdu.

"Şey, Seto-san? Çantada artık dorayaki kalmadı, biliyorsun değil mi?"

"Gao..."

Sanki kükremesi biraz enerjisini kaybetmişti. Keşke bir tane daha dorayaki alsaydım diye düşünürken üzerimde bir bakış hissettim. Etrafıma bakınca Shimizu-san'ın bana sert sert baktığını gördüm.

"Buldum."

"Şi-Shimizu-san."

"Dişi leopar."

"Do-Doğru."

Asıl cevap leopar olsa da doğru kabul edebilirdim. Daha doğrusu, doğru kabul etmek zorundaymışım gibi hissediyordum.

"Ooo, Kei, kafan zehir gibi!"

Shimizu-san, Ai-san'ın sözlerine kulak asmadan Seto-san'a döndü.

"Hey, bitti artık Seto."

"Hah... Ruhum bile leopara dönüşmüştü."

"Leoparlar dorayaki istemez herhalde."

Neden bilmem ama Shimizu-san ve Seto-san'ın arası eskisinden daha iyiymiş gibi görünüyordu. Benim bilmediğim bir yerlerde bir şeyler mi olmuştu acaba?

"Pekala, Mio-chan da insana dönüştüğüne göre bir sonrakine geçelim!"

"Bu sefer kesin Kral ben olacağım..."

"Yine Kral benim!"

"Nasıl yine sen çıkıyorsun ya..."

Kral Oyunu üçüncü tur. Ai-san ikinci kez Kral olmuştu. Belki de Ai-san inanılmaz bir şansa sahipti.

"Bakalım şimdi kimi seçsem? Mio-chan, yapar mısın?"

"Hayır."

"Aa ne yazık, reddedildim. O zaman Kei'yi seçeyim."

"Eğer numaramı tahmin edebiliyorsan et de görelim!"

"Öyle mi dedin? O zaman emrim; 3 numara, 4 numaraya duvar baskını yapacak ve havalı bir söz söyleyecek."

Bu gidişat bende kötü bir his uyandırdı. Numarama tekrar baktığımda tahmin ettiğim gibi 3 yazdığını gördüm.

"3 numara benim..."

"4 numara..."

"Efendim Kei, ne dedin? Sesin çok kısık, duyulmuyor."

"Bu hileli! Bu kadar üst üste tam istediğin kişiyi tutturmana imkan yok!"

Anlaşılan 4 numarayı çeken kişi Shimizu-san'dı. Gerçekten de Ai-san'ın Kral olma ihtimali çok yüksekti ve her seferinde hedeflediği kişilere emir veriyordu. Şu ana kadar on ikiden vuruyordu. Shimizu-san'ın şüphelenmesi çok doğaldı.

"Eğer hileyse, herkesin numarasını nasıl bildiğimi açıklayabilir misin?"

"Höh..."

"Kanıtın bile yokken bana hileci demen çok ayıp..."

Ai-san mendiliyle gözlerini sildi. Gözyaşı dökmediğine yüzde yüz emindim.

"Kesinlikle bir kanıt bulacağım."

"Bol şans dedektif hanım. Hadi bakalım, emri yerine getirin!"

Ai-san'ın bu röntgen yeteneğinin arkasında nasıl bir numara vardı acaba? Merak ediyordum ama bunu düşünmeden önce, Ai-san'ın verdiği emri yerine getirmem gerekiyordu.

"Ai-san, havalı söz olarak ne demeliyim?"

"O kısmını Daiki-kun'a bırakıyorum. Eğer aklına bir şey gelmezse ben bir tane önerebilirim."

Biraz düşündüm. Ne yazık ki aklıma hiç havalı bir söz gelmiyordu.

"Aklıma bir şey gelmedi, bana bir replik söyler misiniz?"

"Tabii! Yaklaş bakayım şöyle."

Öyle diyerek Ai-san yanıma geldi ve kulağıma fısıldadı.

"Gerçekten bunu söylemek zorunda mıyım? Açıkçası biraz utanç verici de..."

"Eğer Daiki-kun daha havalı bir şey bulabilirse ne ala, ama bulamıyorsan buna güveniyoruz."

"Hey, Hondo'ya ne dedirteceksin?"

"O bir devlet sırrı. Gösteri başladığında görürsün."

Ai-san, Shimizu-san'a bir göz kırptı. Shimizu-san ise bu bakışı eliyle tersledi.

"Pekala... Ai-san'ın dediği cümleyi söyleyeceğim."

"Güzel, harika. O zaman ikiniz de hazırlanın!"

"İkinizin konumu şurası olsun."

Şu an ben ve Shimizu-san, hem Kral hem de yönetmen olan Ai-san tarafından kulüp odasının duvarına doğru sürüklenmiştik.

"Duvar baskını hakkında pek bir bilgim yok ama tam olarak ne yapmam gerekiyor?"

"Çok basit. Kei'yi duvara sıkıştır, sol elinle duvara 'güm' diye vurup sözünü söyle, sonra sağ elinle bir kez daha 'güm' vurup bitiriş cümlesini yapıştır!"

"Açıklaman ne kadar baştan savma ya."

"Hiç de bile. Daiki-kun anladı, değil mi?"

"Yani, az çok..."

Duvar baskınını (Kabe-don) hiç duymuş değilim, o yüzden yapamayacağımı sanmıyorum.

"Tamam! O zaman ikiniz de ruhen hazır mısınız?"

"Hazırım."

"Evet."

"Güzel cevap. Ben 'başla' dediğimde başlayın."

Shimizu-san'ın ifadesi ciddileşti. Ben de utancımı bir kenara bırakıp oyunculuğuma odaklanmaya karar verdim.

"O zaman... Başla!"

Bu sesle birlikte Shimizu-san'ı durduğu yerden duvarın köşesine doğru iyice sıkıştırdım. Sonunda Shimizu-san'ın sırtı duvara çarptı ve geri gidecek yeri kalmadı. O anda sol elimle Shimizu-san'ın yüzünün sol tarafındaki duvara sertçe vurdum.

"Artık kaçacak yerin yok."

"Ne... Ne yapmayı düşünüyorsun?"

Shimizu-san ne söyleyeceğimi bilmediği için bu verdiği tepki tamamen doğaldı.

"Bu kadarını yapmama rağmen hala anlamıyor musun?"

"An-Anlamıyorum işte..."

Bir sonraki an, sağ elimle büyük bir hızla Shimizu-san'ın yüzünün sağ tarafındaki duvara vurdum.

"Seni kimseye vermeye niyetim yok. Sonsuza dek yanımda kalacaksın."

"Ne... Şey..."

"Evet, kestik! Harika bir duvar baskınıydı! İzlerken benim bile kalbim güm güm attı."

Hemen Shimizu-san'dan uzaklaştım. Shimizu-san'ın yüzüne baktığımda, az öncekinden çok daha kırmızı olduğu belliydi. Muhtemelen benim yüzüm de o haldedir. Utançtan ziyade, sanki yer yarılsa da içine girsem modundaydım.

"Nasıl buldunuz sayın seyirciler?"

"Hondo-kun, oyunculuğun çok iyiymiş. Beklenmedik bir yetenek."

"Shimizu-san'ın tepkileri de gayet yerindeydi."

"Seyircilerimizden de büyük alkış aldık! O halde bir dahaki sefere, ikinci bölümde görüşmek üzere! Şimdilik bir ara verelim!"

"Ara mı?"

"Kei, Daiki-kun'un fısıltısıyla hareket edemez hale geldi de ondan."

Shimizu-san'a tekrar baktığımda, duvar gümletmesi yaptığım yere çökmüş, ellerini yanaklarına koymuş öylece oturuyordu.

Aradan sonra Kral Oyunu devam etti. Ai-san iki turda bir kral oluyor, her seferinde Seto-san'ın dizine yatmak veya Yosuke-san'a omuz masajı yaptırmak gibi canının istediği her şeyi yapıyordu. Bu sırada Shimizu-san bir kez bile kral olamadı.

"Sıradaki turda, çubuğu önce ben çekebilir miyim?"

"Yo-Yosuke-san? Birden ne oldu böyle?"

Nedense Ai-san'ın huzursuzluğu dışarıdan bakınca bile belli oluyordu. Acaba neyi vardı?

"Ne o, bir sakıncası mı var?"

"Yo, yook? Yani, kouhailer de kabul ediyorsa sorun değil herhalde, değil mi?"

"O zaman anlaştık. Hadi, çekelim bakalım."

Yosuke-san'ın amacını anlayamasak da sırayla çubukları çektik.

"Kral kim?!"

Numaramı kontrol ettim. Bu seferki numaram üçtü.

"...Benim."

Yosuke-san'ın elinde üzerinde "Kral" yazan çubuk vardı.

"Hey, Ai."

"Efendim, buyurun?"

"Eğer herkesten özür dileyeceksen tam sırası."

"Neden bahsettiğini hiç anlamıyorum inan."

"...Elden bir şey gelmez. O zaman emrediyorum. İki numaralı kişi, şimdi soracağım sorunun içeriği doğru mu değil mi, yalan söylemeden cevap verecek."

"...İ-iki numara benim ama Yosuke, ne sormayı planlıyorsun?"

"Yaptığın şeyi. Kei'nin deyimiyle; şu hile hurdalarının arkasındaki mekanizmayı."

Yosuke-san hiç beklemediğimiz bir şeyi yumurtladı.

"Herkes kendi çubuğunun üst kısmına baksın. Dikkatli bakarsanız köşelerin yontulmuş olduğunu göreceksiniz."

Dediği gibi çubuğa baktığımda, dört köşeden üçünün hafifçe yontulmuş olduğunu fark ettim.

"Bir numarada bir köşe, iki numarada iki, üç numarada ise üç köşe yontulmuş olmalı; yani çubuktaki numarayla eşleşiyor. Bu arada, üzerinde Kral yazan çubuğun hiçbir köşesi yontulmamış."

"...Demek öyle."

"Kei durumu kavradı bile. Ai, sen çubukların üst köşelerini kontrol ederek ya kral oluyor ya da gözüne kestirdiğin kişiye emir veriyordun. Öyle değil mi, Ai?"

Herkesin bakışları aynı anda Ai-san'a çevrildi.

"Hehe, fuhaha, fuhahahaha!"

"A-Ai?"

"Madem yakalandım, yapacak bir şey yok. Evet! Çubuklara önceden ufak dokunuşlar yaparak defalarca kral olan bendim!"

"İtiraf ediyorsun yani."

"Aynen öyle, güzel akıl yürüttün sayın dedektif."

"Dedektif olduğumu hatırlamıyorum ama..."

"Neyse, gizem çözüldüğüne göre olay kapandı! Ee, şimdi ne yapsak..."

Shimizu-san, Ai-san'ın omzunu küt diye kavradı.

"Hm? Ne oldu ki? Hiiy!"

Ai-san bir çığlık attı. Ai-san'ın omzunu tutan Shimizu-san'ın yüzünde adeta bir iblisin ifadesi vardı.

"Demek gözümüzün içine baka baka hile yaptın ha... Başına neler geleceğinin farkındasındır herhalde?"

"N-ne gelecekmiş ki?"

Shimizu-san daha önce hiç görmediğim, kapkara bir gülümseme takındı.

"Hele bir koridora gel bakayım."

"E-evet, bir saniye. Hayııır! Özür dilerim, gerçekten çok özür dilerim! Affet, imdat, hayııır~!"

Ai-san'ın umutsuz direnişine rağmen Shimizu-san onu koridora kadar sürükleyerek götürdü.

"AGYAAA!"

Ai-san'ın acı dolu çığlıkları kulüp odasında yankılanıyordu.

"...Hondo-kun, hayatta bazen görmemen gereken manzaralar vardır."

"Haklısınız..."

Ondan sonra koridorda neler yaşandı... Bunu sadece Shimizu-san ve Ai-san biliyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.