Bir Cumartesi Telaşı ve Kayıp Adımlar

"Yeni astronomi kulübünün ilk okul dışı faaliyeti başlıyor!"

"Okul dışı faaliyet dediğin alt tarafı alışverişe gelmişiz işte."

Yıldız gözleminin bir gün öncesindeki cumartesi günü, astronomi kulübü olarak biz beş kişi oldukça büyük bir süpermarkete gelmiştik.

"Ama gerçekten beş kişi olduğumuzdan beri okul dışında hiçbir şey yapmamıştık ki. O yüzden heyecan bastırdı."

"Heyecanlanman güzel de diğer müşterilere rahatsızlık verme sakın."

"Tabii ki de!"

"Öyleyse sorun yok... Neyse, amacımızı tekrar netleştirelim. Bugün süpermarkete gelme sebebimiz, yarınki yiyecek ihtiyacımızı karşılamak."

"Daha önce duyduğumda da düşünmüştüm ama akşam yemeğinden sonra toplansak olmaz mıydı?"

Bunu ben de biraz düşünmüştüm. Güneş batana kadar yıldız gözlemi yapamayacağımıza göre, akşam toplanmak daha mantıklı geliyordu.

"Yıldız gözlemi dışında da yapmak istediğim şeyler var. O yüzden öğlen toplanmanızı istiyorum."

"Ne yapmak istiyorsun ki?"

"O da toplandığımızda göreceğiniz bir sürpriz olsun!"

"Bu arada benim de haberim yok."

"Benim de."

"Ai dışında harbi kimse bir şey bilmiyor mu yani?"

Acaba bir sorun çıkar mıydı? Endişe duymadığımı söylersem yalan olurdu. Ama Ai-san herhalde kötü bir şey planlamıyordur.

"Her neyse, eğer faaliyetlere öğleden başlayacaksak, gözlem vaktine kadar akşam yemeğini aradan çıkarmak istiyorum. Ben okulun yakınındaki bir restoranda yeriz diye düşünmüştüm ama Ai'nin başka fikirleri varmış..."

"Yine mi senin başının altından çıkıyor..."

"Hazır tatil gününde hepimiz toplanmışken ilginç bir şeyler yapalım istedim, fena mı?"

"Bu konu hakkında benim de bilgim var. Bana bir sürü ayak işi yaptırdı çünkü. Aslında saklanacak bir şey değil gibi ama..."

"Olma-az. O gün gelene kadar heyecanla beklemenizi istiyorum, o yüzden sır."

Ai-san, yarınki akşam yemeğinin menüsünü ne pahasına olursa olsun gizli tutmak istiyordu. Gerçi bugün alacağımız malzemelerden her şey belli olur diye düşünüyordum.

"Durum böyle, o yüzden akşam yemeği menüsünün açıklanması için yarına kadar bekleyin."

"Anlaşıldı."

"Hadi hemen alışverişe geçelim ama beş kişi beraber dolanırsak hem verimsiz olur hem de diğer insanlara engel olabiliriz. Bu yüzden bugün iki gruba ayrılarak alışveriş yapalım diyorum."

"Olur da, nasıl ayrılacağız?"

"Üçüncü sınıflar ve ikinci sınıflar diye ayrılalım mı?"

Shimizu-san'ın sorusuna Ai-san yanıt verdi.

"Bana uyar."

"Benim için de tamamdır."

"Benim için de sorun yok."

"Kei, sen ne dersin?"

"...Peki, bana da uyar."

"O zaman kararlaştırılmıştır!"

Böylece iki gruba ayrılıp alışverişe koyulduk.

"Verdiğin notlara baktım da, her yer abur cubur ve meyve suyu dolu lan!"

"Haha..."

"Dorayaki var mı? Dorayaki yazıyor mu orda?"

"Yazmıyordur herhalde... A, yazıyormuş..."

"İşte Ai-senpai bu. Talebin nerede olduğunu biliyor."

"O talep çok dar bir kesime hitap ediyor ama farkındasın değil mi?"

"Böyle boş duramam. Ben önden gidip dorayakileri kapıyorum."

"Hey, bekle! Herkes senin gibi dorayaki delisi değil ya!"

Seto-san, Shimizu-san'ın sözlerine kulak asmadan bizi arkasında bırakıp gitti.

"Bu kızdaki dorayaki takıntısı da nedir böyle..."

"Şey, sevdiği bir şeyin olması güzel bir şey herhalde."

"Onun da bir sınırı olur."

"Şimdilik biz de peşinden gidelim mi?"

"Haklısın. Nasılsa Japon tatlıları reyonundadır."

Böylece Shimizu-san ile beraber tatlı reyonuna yöneldik.

"Burası sandığımdan daha genişmiş."

"Evet."

Seto-san ile ayrılmamızın üzerinden birkaç dakika geçmesine rağmen onu hâlâ bulamamıştık. Çünkü biz tatlı reyonuna vardığımızda Seto-san çoktan oradan toz olmuştu.

"O dorayaki canavarı tamamen izini kaybettirdi."

"Bir şey olmaz herhalde ama yine de Ai-sanlara haber vereyim."

Akıllı telefonumu çıkarıp Ai-san'a Seto-san'ın kaybolduğunu bildirdim.

"Haber verdim, şimdilik bir yandan alışverişe devam edip bir yandan Seto-san'ı arayalım."

"...O geri zekâlı kendince bize iyilik mi yapıyor ne?"

"İyilik mi?"

Neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

"Kendi kendime konuşuyorum. Neyse, o da yakında damlar zaten. Hadi gidelim."

"Tamam. A, o da ne?"

Shimizu-san'ın arkasından gidecekken gözüme biri çarptı.

"Ne oldu Hondo?"

"Bir saniye bekle."

Tatlı reyonundaki küçük bir kızın yanına gittim. O küçük kız endişeli bir suratla etrafına bakındığı için dikkatimi çekmişti. Eğilip kızla göz hizasına geldim.

"Biraz bakar mısın?"

"Ha? Ş-şey, evet."

Kız, birinin ona sesleneceğini beklemiyor olmalıydı ki irkildi.

"Adım Hondo Daiki. Baban ya da annen nerede?"

"...Gittiler. Annem bir yerlere gitti."

Kız bunu söyler söylemez ağlayacakmış gibi bir ifadeye büründü. Hemen onu rahatlatmam gerekiyordu.

"Korkma, ben anneni bulacağım."

"Gerçekten mi?"

"Evet. O yüzden endişelenme."

"...Tamam."

Neyse ki onu biraz sakinleştirebilmiştim.

"Eee, bunun ailesini nasıl bulacağız?"

"Shimizu-san, duyuyor muydun?"

"E herhalde. Duyduktan sonra seni burada bırakıp alışverişe devam edecek halim yok ya. Hadi çabuk bulalım annesini... Ne diye öyle sırıtıyorsun?"

Görünüşe göre ne düşündüğüm suratıma yansımıştı.

"Teşekkür ederim. Shimizu-san, gerçekten nazik birisin."

"Kendi kendine iş alan bir enayiden bunu duymak istemiyorum. Hadi uzatmadan kadını bulalım."

"Daiki, bu korkunç abla kim?"

Küçük kız parmağıyla Shimizu-san'ı işaret etti. Kim olduğunu merak ediyor olmalıydı.

"Korkunç değil. Bu ablann adı Shimizu Kei. Çok nazik biridir, o yüzden güvende hissedebilirsin."

"Anladım."

"O zaman anneni aramaya gidelim mi?"

"Evet!"

Shimizu-san ve ben, asıl amacımızı bir kenara bırakıp kızın annesini bulmak için süpermarketi taramaya başladık.

Aramaya başlayalı epey zaman geçmesine rağmen henüz bir gelişme yoktu; annesini bulamamıştık. Tek öğrendiğimiz şey, kızın adının Satsuki olduğuydu.

"Nerededir acaba Satsuki-chan'ın annesi?"

"Tahmin yürütecek halimiz yok, o yüzden her yeri tek tek kontrol ediyoruz ya işte."

"Haklısın..."

Şu an ben ve Shimizu-san, Satsuki-chan'ı aramıza almış şekilde yürüyorduk. Neyse ki Satsuki-chan'ın keyfi yerindeydi ve bize gülümseyerek eşlik ediyordu.

"Yalnız böyle olunca da..."

"Elden bir şey gelmez gerçi ama..."

Bugün hem ben hem de Shimizu-san süpermarkete sivil kıyafetlerle gelmiştik. Belki de bu yüzden dışarıdan genç bir aile gibi görünüyor olmalıydık; çevredeki yetişkinler bize sıcak ama bir o kadar da tuhaf bakışlar fırlatıyordu.

"Şimdiki gençler ne kadar da çocuksu yüzlü böyle. Şu baba da anne de resmen lise öğrencisi gibi duruyor."

"Evet ya. Ama şu aile ne kadar tatlı, insan özeniyor."

Çevredeki insanların sesleri kulağımıza geliyordu. Aslında gerçekten lise öğrencisiydik ama gidip bunu tek tek açıklayacak halimiz de yoktu.

"Hey Hondo, hadi çabuk ol."

"Tamam."

"A, bekleyin Kei, Daiki!"

Satsuki-chan, Shimizu-san'ı durdurdu.

"Ne oldu?"

"Ellerimi sıkıca tutun."

"El ele tutuşmak mı istiyorsun?"

"Evet. Sağda Daiki, solda Kei olsun."

"Ö-öyle yaparsak iyice aile gibi görünürüz be!"

"Olmaz mı?"

"Öğğ..."

Satsuki-chan, gözlerini dikip alttan bir bakışla Shimizu-san'a baktı.

"A-aman, elden bir şey gelmez. Al bakalım, ver elini."

"Yaşasın!"

Satsuki-chan sevinçle Shimizu-san'ın elini tuttu.

"Hadi Daiki, sen de!"

"Tamam."

Ben de Shimizu-san'ı takip ederek Satsuki-chan'ın elini tuttum.

"Şimdi nereye gidiyoruz Daiki?"

"Ne dersin Hondo? Mağazanın içini hemen hemen her yerini gezdik."

"Satsuki-chan'ın annesi de herhalde onu aramak için sürekli hareket halindedir, değil mi?"

Öyle olmasaydı şimdiye kadar onu bulamamış olmamızın başka bir açıklaması olamazdı.

"Eğer birbirimizi teğet geçip duruyorsak, bir yerde beklemek daha mı iyi olur?"

"Haklısın. Madem bekleyeceğiz, dinlenme alanına gidelim o zaman. Olur mu Satsuki-chan?"

"Olur!"

El ele tutuşarak süpermarketin içindeki dinlenme alanına doğru ilerledik.

Birkaç dakika sonra üçümüz dinlenme alanındaydık. Satsuki-chan, otomat makinesinden aldığımız meyve suyunu iştahla içiyordu.

"Bir süre daha yerimden kıpırdamam, ona göre."

"Eline sağlık, Shimizu-san."

Anlaşılan Shimizu-san, buraya kadar üçümüz el ele gelene kadar zihinsel olarak epey bitap düşmüştü.

"Daha sonra bunun ailesinden meyve suyu parasını istemeyi unutma ha."

"Bu kadardan bir şey olmaz ya. Ben kendim istediğim için yaptım zaten."

"...Sen var ya."

Shimizu-san bana 'yok artık' der gibi bir bakış attı.

"Kei, oyun oynamak istiyorum!"

Satsuki-chan ne ara bitirdiyse meyve suyunu çoktan bitirmişti.

"Olur ama etrafa rahatsızlık verme sakın."

"Tamam! Ne oynayalım?"

Satsuki-chan'ın gözleri parıl parıl parlıyordu.

"Resim çizmeye ne dersin?"

Shimizu-san böyle diyerek çantasından bir not defteri ve tükenmez kalem çıkarıp Satsuki-chan'a uzattı.

"Teşekkürler!"

"Rica ederim."

Not defterini ve kalemi alan Satsuki-chan hemen resim çizmeye koyuldu.

"...Ne diye öyle bakıyorsun be?"

Ben onları izlerken Shimizu-san bana ters ters dik dik baktı.

"Yok bir şey, sadece Shimizu-san'ın çocuklarla ne kadar iyi ilgilendiğini düşünüyordum."

"Herkes bu kadarını yapar."

"Pek öyle olduğunu sanmıyorum. Satsuki-chan'ın sana bu kadar kanı ısınması senin nazik olman sayesinde bence."

"Bu velet sadece fazla cana yakın, o kadar."

"Öyle mi dersin?"

Satsuki-chan'a baktım. Bana kalırsa o da tıpkı Kino gibi normalde utangaç bir yapıya sahipti aslında.

"Shimizu-san, gelecekte çok iyi bir anne olursun sen."

"N-ne, sen ne diyorsun..."

Shimizu-san'ın suratı kıpkırmızı kesildi. Yanlış bir şey mi söylemiştim acaba?

"Ne oldu?"

"H-hiçbir şey. Her neyse, bunun ailesinin gelmesi daha ne kadar sürer ki?"

"Burası büyük bir market, o yüzden biraz sürebilir."

"Bitti!"

"Hemen bitti mi? Ne çabuk. Göster bakayım."

"Hadi!"

Defterde el ele tutuşmuş üç kişi çiziliydi.

"Ortadaki benim, yanlardakiler de Daiki ve Kei."

"Vay, bayağı iyi çizmişsin ha."

Shimizu-san, Satsuki-chan'ın başını okşadı.

"Ehehe."

Tam o sırada marketin içinde günün indirimli ürünlerinin anonsu duyulmaya başladı. İşte o an beynimde bir şimşek çaktı.

"Ah!"

"Ne oldu?"

"Satsuki-chan'ın annesine yerimizi haber vermenin yolunu hatırladım."

"Öyle bir yol mu var?"

"Evet, var. Hadi gidelim."

"Nereye gidiyoruz?"

"Servis kontuarına."

Kısa bir süre sonra servis kontuarındaydık. Mağaza anonsuyla Satsuki-chan'ın annesini buraya çağırtmaya karar vermiştik.

"Sen bu durumdan hiç utanmıyor musun?"

Satsuki-chan ile el ele beklemeye devam ederken Shimizu-san'dan bu soru geldi.

"Biraz utanıyorum ama bir yandan da nostaljik hissettiriyor."

"Nostaljik mi?"

"Küçükken Kino ile bir yere giderken mutlaka el ele tutuşurduk. Kino büyüdükten sonra bıraktık tabii. Shimizu-san, sen Ai-san ile böyle şeyler yapmaz mıydın?"

"Onunla el ele tutuşmaya kalksam bileğimden aşağısı fırlar gider herhalde."

Görünen o ki Ai-san'ın o durdurulamaz enerjisi eskiden beri varmış.

"Satsuki!"

Sesin geldiği yöne döndük. Orada bir kadın duruyordu.

"Anne!"

Satsuki-chan bizim ellerimizi bırakıp büyük bir hızla kadına doğru koştu. Kadın da Satsuki-chan'ı sıkıca kucakladı.

"Şükürler olsun... Seni bulduğum için çok mutluyum."

"Anne, biraz acıtıyorsun ama."

"Ö-özür dilerim canım."

Ben ve Shimizu-san ikisine doğru yaklaştık.

"Şey, kusura bakmayın. Acaba Satsuki-chan'ın annesi misiniz?"

"Ah, evet benim. Onu buraya siz mi getirdiniz?"

"Evet."

"Sayılır işte."

"Gerçekten çok teşekkür ederim."

Satsuki-chan'ın annesi bunu söylerken önümüzde derin bir şekilde eğildi.

"L-lütfen başınızı kaldırın."

Kadın yavaşça doğruldu.

"Alışveriş yaparken bir anlık gözümün önünden ayırdım, sonra bir baktım gitmiş. Market çok büyük olduğu için ne kadar arasam da bir türlü bulamadım. Eğer siz olmasaydınız Satsuki'yi bu kadar çabuk bulamazdım. Gerçekten, kalpten teşekkür ediyorum."

"Rica ederiz, Satsuki-chan annesine kavuştuğu için çok sevindik. Değil mi Shimizu-san?"

"Topu bana atma hemen. Şey, yani... iyi oldu işte."

"Size nasıl teşekkür etsem bilemiyorum... Hadi Satsuki, sen de abine ve ablana teşekkür et."

Bunun üzerine Satsuki-chan gülümseyerek bize döndü.

"Daiki, Kei, annemi bulmama yardım ettiğiniz için teşekkürler."

"Aaa, ne kadar ayıp! Büyüklerine isimleriyle hitap edilmez!"

"Sorun değil, zaten bize öyle seslenmesini biz istedik."

"Ç-çok özür dilerim. Şey, acaba..."

"Bir sorun mu var?"

Her şey tatlıya bağlanmış gibiydi ama hâlâ bir pürüz mü kalmıştı?

"Satsuki'ye yardım ettiğiniz için size bir teşekkür hediyesi vermek istiyorum."

"Eee, hiç gerek yok, gerçekten zahmet etmeyin."

"Aynen öyle. Karşılık beklediğimiz için yardım etmedik."

"Öyle diyorsunuz ama ikinizin vaktini çaldık sonuçta."

Neydi bu his? Sanki bir şeyi yanlış anlıyor gibiydi.

"Şey, acaba Shimizu-san ile benim aramda nasıl bir ilişki olduğunu sanıyorsunuz?"

"Ha? Sevgilisiniz, değil mi?"

"N-ne!"

"H-hayır, değiliz!"

Yanlış anladığı konusundaki tahminim doğru çıkmıştı ama bu yönde bir yanlış anlaşılma hiç aklıma gelmemişti.

"Öyle mi? İkiniz birbirinize o kadar yakışıyordunuz ki, kesin öyledir diye düşünmüştüm..."

"Eee, Daiki ve Kei sevgili değil mi yani?"

"Değiliz dedik ya!"

Satsuki-chan bile mi yanlış anlamıştı?

"Ama Kei, Daiki'ye bakarken tam bir genç kız gibiydi..."

"N-nereden öğreniyorsun sen böyle lafları be!"

Satsuki-chan yaşına göre biraz fazla erkenci bir tip galiba.

"Anlıyorum, anlıyorum..."

Nedenini bilmiyorum ama Satsuki-chan'ın annesinin bize bakış açısı biraz değişmiş gibiydi.

"Her neyse, eğer illa bir teşekkür etmek istiyorsanız, şunu istiyorum."

"Şunu derken?"

Shimizu-san bakışlarını Satsuki-chan’ın hizasına indirdi.

— Hey, az önceki resim hâlâ sende mi?

— Hı-hı!

Satsuki-chan cebinden katlanmış bir not kağıdı çıkardı. Görünüşe göre az önce dinlenme alanında resim çizdiği kağıttı bu.

— Onu alabilir miyim?

— Olur, ona iyi bak ama tamam mı!

— Tamam.

Shimizu-san, Satsuki-chan’ın uzattığı resimli not kağıdını teslim aldı.

— Bu kadarı yeterli mi gerçekten?

Satsuki-chan’ın annesi şaşkın bir ifadeyle bakıyordu.

— Benim için bu kadarı kafi. Daha yapılacak alışverişim var, artık gitmem lazım. Sakın bir daha o ufaklığın elini bırakma.

— Peki, her şey için çok teşekkür ederim.

— Güle güle Kei, Daiki!

— Görüşürüz.

— Hoşça kal.

Böylece Satsuki-chan’ın annesini bulma maceramız sona ermiş oldu.

— ...Sahi, şu bizim Seto sonunda nereye kayboldu?

— Ah!

Ardından, tamamen aklımızdan çıkmış olan asıl kazazedenin peşine düşmek üzere harekete geçtik.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.