"……Diğerleri gelecek gibi görünmüyor."
"Evet."
Gök gözlemi gününün yaklaştığı bir okul çıkışı, Seto ile birlikte astronomi kulübü odasındaydım.
"Hondo'nun işi olduğu için bugün gelmeyeceğini biliyorum ama Ai ve Yosuke'den bir haber aldın mı?"
"Ai-senpai öğrenci konseyi işleri yüzünden gecikeceğini söyledi. Sakata-senpai de muhtemelen onunladır."
"Anladım."
Konuşmamızda bir tutukluk var gibi. Muhtemelen Seto ile daha önce hiç baş başa kalıp konuşmadığımız içindir.
"Rahatsız mı ettim?"
Seto başını yana eğdi.
"Yoo, pek sayılmaz."
"Öyleyse iyi."
Seto bakışlarını benden kaçırdı. Sohbet burada kesilmiş gibiydi. Kulüp odasına bir sessizlik çöktü.
Ancak benim şu an netleştirmek istediğim bir mesele vardı.
"Hey, Seto."
"Efendim?"
"Biraz vaktin var mı?"
"Var ama ne oldu?"
"Sana söylemek istediğim bir şey var."
"……Ne tesadüf. Benim de Shimizu-san'a söylemek istediğim bir şey vardı."
"Bu da ne?"
Bu beklediğim bir akış değildi. Seto'nun bile bana söyleyecek bir şeyi olması...
"Hangimiz önce başlasın?"
"Ondan önce şunu sormam lazım. Sen ne hakkında konuşacaksın?"
"……Hondo-kun hakkında."
"Demek öyle. O zaman senin söyleyeceklerinle benimkiler muhtemelen aynı kapıya çıkıyor."
Emin değildim ama muhtemelen haklıydım.
"Öyle mi?"
"Evet."
"O zaman aynı anda söyleyelim mi?"
"Öyle yapalım. Ben 'hazır, başla' deyince söyle."
"Tamam."
İkimiz de aynı anda derin bir nefes aldık.
"Hazır, başla!"
"Sen Hondo'dan hoşlanıyorsun değil mi!"
"Shimizu-san, Hondo-kun'dan hoşlanıyorsun değil mi?"
"Hah?!"
"Ne?"
Hondo'dan hoşlanma kısmı doğruydu ama geri kalan her şey tamamen tersti.
"N-ne alaka? Benim Hondo'dan o... ho-hoşlandığım da nereden çıktı..."
"Ondan önce sen benim soruma cevap ver. Neden benim Hondo-kun'dan hoşlandığımı düşündün ki?"
"O şeyden..."
Bunu açıklamak için, Hondo ve Seto aşk muhabbeti yaparken numara yapıp uyuduğumu itiraf etmem gerekiyordu.
"Ah, ben ve Hondo-kun aşk hakkında konuşurken Shimizu-san'ın uyuma numarası yaptığını biliyorum. O yüzden bunun ortaya çıkması konusunda endişelenmene gerek yok."
"Ha?"
İstemeden şaşkın bir ses çıkardım. Uyuma numarası yaptığımı biliyor muydu? Madem öyle neden... Sormak istediğim çok şey vardı ama önce Seto'nun sorusuna cevap vermeliydim.
"Öyleyse işimiz kolay. Sen o çocukla... Hondo'yla ikide bir baş başa verip aşk meşk konuşuyordun! O zamanlar hep Hondo'nun fikrini soruyordun. Bunun sebebi aslında Hondo'dan hoşlanman ve söylediklerini gizlice kendine not etmen değil miydi!"
Parmağımla sertçe Seto'yu işaret ettim. Ama Seto hiçbir şey söylemedi.
"Hıh, tam üstüne bastım herhalde, sesin soluğun kesildi. Tahminlerimde yanılmamışım demek ki..."
"İç çeker"
Ağzını açınca söylediği ilk şey derin bir iç çekiş oldu.
"N-neden iç çekiyorsun be! Benimle dalga mı geçiyorsun?"
Ai-senpai'den bile böyle bir tepki almamıştım, bu yüzden şu anki uzun iç çekişi canımı epey yakmıştı.
"Afedersin, elimde olmadan oldu. Az önce bir şey söylemememin sebebi haklı olman değil, hayrete düşmemdi. Shimizu-san, tahminlerinin bir tanesi bile doğru değil."
"Bu da ne demek?"
"Öncelikle, Hondo-kun'a karşı karşı cins olarak bir ilgim yok. Onunla bu konuları konuşmamın sebebi, gerçekten aklımda olan kişiye karşı hislerimin aşk olup olmadığını teyit etmekti."
"……Gerçekten Hondo'dan hoşlanmıyor musun?"
"Deminden beri onu söylüyorum."
Seto'nun yüz ifadesinde hiçbir değişim yoktu ama yalan söylüyor gibi de durmuyordu.
"A-anladım."
İçimden bir yük kalkmış gibi hissettim. Demek öyleydi. Seto'nun Hondo'dan hoşlandığını sanmıştım ama bu büyük bir yanlış anlaşılmaymış.
"……O yüzden için rahat olsun."
Seto, sanki içimi okumuş gibi bunu fısıldadı.
"N-ne alası var be! Senin Hondo'dan hoşlanıp hoşlanmaman zerre umurumda değil!"
Ağzımdan yine düşünmediğim şeyler dökülüverdi. Kendimden biraz nefret ettim.
"Bu bir yalan. Çünkü Shimizu-san, Hondo-kun'dan hoşlanıyor. Benim onun hakkında ne düşündüğümü deli gibi merak ediyor olmalısın."
"Az önce de söyledin ama benim Hondo'dan... ho-hoşlandığımı da nereden çıkarıyorsun!"
"Bir sürü kanıtım var."
"……Söyle bakalım."
Herhangi bir kanıt bıraktığımı hatırlamıyordum. Kesinlikle Seto sallıyordu.
"İlk olarak saç modelin."
Bir an kalbim güm güm etti. Çünkü aklıma gelen bazı şeyler vardı.
"Hondo-kun'un sevdiği saç modelinin yarım toplama olduğunu konuştuğumuzun ertesi günü, Shimizu-san saçlarını yarım topladı. Ondan hoşlanmıyor olsaydın böyle bir şey yapmazdın."
"Höh!"
Seto ile aynı sınıfta ve aynı kulüpteydik, saçımı değiştirdiğimi bilmesi tuhaf değildi ama beni ne kadar da dikkatli izlemişti.
"O-o bir tesadüf."
"Yarım toplamanın bir sürü farklı yapılış şekli var. O güne kadar hep aynı olması da mı tesadüftü?"
"……Tesadüftü."
"Araya not kâğıtları koyduğum moda dergisinden bakmadın yani?"
"Tesadüf diyorum ya sana!"
"Tesadüf olması için fazla mükemmel ama... Neyse, başka kanıtlarım da var."
"Daha bitmedi mi?"
"Elbette. İkincisi, '21 Gram Farkı' animesini izlediğin zamanlama."
"Öğğ."
Bunu çok net hatırlıyordum. Seto benim sarsılmama aldırmadan devam etti.
"Hondo-kun hoşlandığı kişiyle aynı animeyi izleyip üzerine konuşmanın eğlenceli olacağını söyledikten tam o gün, onun izlediğini belirttiği '21 Gram Farkı'nı izlemiş olman açıkça bir ilgi belirtisi."
"O... O şeyden dolayı. Ondan sonra Ai de '21 Gram Farkı' çok güzel falan deyince merak ettim, o kadar."
"……Hâlâ kabul etmeyecek misin?"
Seto gözlerini bana dikip bakmaya başladı. Sanki 'artık pes et de rahatla' der gibiydi.
"Asıl sen pes et. Başka kanıtın falan kalmadı işte."
"……Elden bir şey gelmez. Bunu aslında söylemek istemezdim ama..."
Bu bahsettiği iki olay dışında, Seto ve Hondo'nun aşk sohbetlerini duyup da harekete geçtiğim başka bir şey olmamıştı. Bu yüzden Seto'nun elinde başka kanıt olamazdı...
"Hondo-kun ev yapımı bento yemek istediğini söyledi diye, kalkıp ona bento yapıp getirmen... Nereden bakarsan bak Hondo-kun'dan hoşlandığın dışında bir anlama gelmiyor."
"Sen bunu nereden biliyorsun..."
Lafı ağzımdan kaçırınca "eyvah" dedim.
"Tahmin ettiğim gibiymiş."
"Sen, beni oyuna mı getirdin!"
"Shimizu-san'ın Hondo-kun'a bento verdiğini görmüştüm. Hondo-kun da kısa bir süre önce kendisine bento yapılırsa çok mutlu olacağını söylemişti. Bu iki bilgiyi birleştirince, Shimizu-san'ın o bentoyu Hondo-kun için hazırladığını düşünmek hiç de zor değil. Sadece kesin kanıtım yoktu."
"Yani tepkimi ölçüyordun..."
"Evet."
Seto benden bir adım öndeymiş. Ama aklıma takılan bir şey vardı.
"İyi de, sen benim Hondo'ya bento verdiğimi nereden gördün? O zamanlar ne ben ne de Hondo astronomi kulübündeydik, bizi izliyor olman çok saçma değil mi?"
"Ah..."
Seto aniden bakışlarını kaçırdı. Şüpheli. Seto kesinlikle bir şeyler gizliyor.
"Yoksa sen de mi cidden Hondo’dan..."
"Öğğ..."
Seto yeniden içini çekti. Bu seferki sanki yarı hayal kırıklığı, yarı rahatlama gibiydi.
"Seni gidi! Yine mi içini çekiyorsun! Vallahi yetti artık, kendine gel!"
"Özür dilerim. Sadece, Shimizu-san’ın gerçekten sadece Hondo-kun’a baktığını düşünmüştüm."
"Lafı toparlayayım derken daha da batırıyorsun ha. Ağzına geleni söylüyorsun... Ee, peki sen neden bizi izliyordun?"
"Suskunluk hakkımı kullanabilir miyim?"
"Tabii ki hayır. Hadi, çabuk dökül de rahatla."
Kendimi suçluyu itiraf ettirmeye çalışan bir komiser gibi hissediyordum.
"Bir şartla, bana söz vermeni istiyorum."
"Neymiş o resmiyet? Söyle bakalım."
"Eğer kızacaksan, sadece bana değil Ai-senpai’ye de kız."
"Ai’nin mi parmağı var bu işte..."
İçimi kötü bir his kapladı. Ai ile ilgili bu tarz önsezilerim genelde doğru çıktığı için durum can sıkıcıydı.
"Söyle bakalım, neden benle Hondo’yu izliyordun?"
"Shimizu-san’ı gözetlemem istendiği için."
O an, zihnimden bir cümle geçip gitti.
'Benim iş birlikçilerim Kei’nin sınıfında da var. Hepsi bu.'
Hondo’ya el yapımı bento verdiğim günün akşamı, Ai’nin tam olarak böyle dediğini hatırlar gibiyim.
"Sınıftaki o iş birlikçi sen miydin yani!"
"Evet, Ai-senpai’den duymuş muydun?"
"Kim olduğunu söylememişti ama! Ne zamandan beri? Ne zamandır bu işi yapıyorsun?"
"Birinci sınıftan beri."
"O kadar zamandır mı!"
Şimdiye kadar hiç fark etmemiştim. Bunun benim saflığımdan değil, Seto’nun izleme konusundaki becerisinden kaynaklandığına inanmak istiyordum.
"Gözetleme dediğim de arada bir Shimizu-san’ın durumunu rapor etmekten ibaretti, pek büyük bir iş sayılmazdı."
"Yine de, birinci sınıftan beri iyi devam ettirmişsin."
"Dorayaki için."
"Ha?"
"Shimizu-san hakkında Ai-senpai’ye rapor verince bazen dorayaki alıyordum."
"Boğazın için beni mi sattın!"
Senpai’sini düşünen bir kouhai sanmıştım ama Seto meğer ne kadar çıkarcı biriymiş.
"Dorayaki lezzetli, ne yapabilirim? Eee, ne diyorsun? Artık Hondo-kun’u sevdiğini kabul etmeye niyetin var mı?"
"Şey..."
Sahi ya, konu aslında buraya dayanıyordu.
"Ayrıca yemek dersinde Hondo-kun ile neşeyle yemek yaptığınız zamanlar gibi daha bir sürü kanıtım var."
"Höh..."
"Sevdiğini kabul edip bir an önce rahatlasan iyi olur."
Az önceki roller tam tersine dönmüştü.
"Tamam be, anladık..."
"Afedersin, tam duyamadım. Ne dedin?"
"Tamam dedim be! Evet, Hondo’yu seviyorum, oldu mu!"
Elimde olmadan sesim yükselmişti. Umarım koridora kadar yankılanmamıştır.
"Bir şey desene be."
"Shimizu-san, sen Hondo-kun’u gerçekten seviyormuşsun."
"Kendin dedin ya işte!"
"Öyle dedim ama tam olarak emin değildim..."
Onca kanıt sununca, Seto’nun benim Hondo’dan hoşlandığımı kesin bildiğini sanmıştım ama görünüşe göre yanılmışım.
"Öyle olsun. Peki, Hondo’yu... se-sevdiğimi öğrendin de ne yapacaksın şimdi?"
"Yardımını isteyeceğim bir konu var."
"Bu da ne?"
Seto aniden hiç beklemediğim bir şey söyledi.
"Bak baştan söyleyeyim, kimseye söylememem karşılığında dorayaki falan istersen reddederim, ona göre."
"Öyle bir şey demeyeceğim."
"Hey, o duraksama da neydi? Bir an için 'aslında iyi fikirmiş' diye düşünmedin mi?"
"Dorayaki için o kadar tehditvari bir şey yapmam... herhalde."
"Şunu kendinden emin söyle bari!"
Yoksa Seto’nun çenesini kapalı tutmak için yanımda sürekli dorayaki taşımak zorunda kalacaktım.
"Dorayakiyi Ai-senpai’den alırım zaten. Konuya dönelim. Demek istediğim, birbirimiz için yapabileceğimiz şeyler olduğu."
"Birbirimiz için mi?"
"Evet. Mesela ben, geçen günkü gibi Shimizu-san yanında uyuma numarası yaparken Hondo-kun ile aşk meşk muhabbeti yapıp, onun nasıl kızlardan hoşlandığını ağzından alabilirim."
"Anlıyorum."
"Aslında geçen sefer konuştuğumuzda, Shimizu-san’a anlatırım diye ağzını aramıştım."
"Zahmet etmişsin, sağ ol."
"Rica ederim. Ee, ne dersin? Bence fena bir teklif değil."
"Kesinlikle benim için fena sayılmaz. Ama bu durumda senin bir kazancın olmuyor. Sen benden ne yapmamı istiyorsun?"
Seto az önce karşılıklı yardımlaşmadan bahsetmişti. Yani onun da benden isteyeceği bir şeyler olmalıydı.
"İstediğim iki şey var."
"Söyle bakalım."
"İlki, bana aşkı öğretmen."
"Ha?"
"Bana aşkın ne olduğunu öğretmeni istiyorum."
"Duymadığım için sormadım. Ne demek istiyorsun yani?"
Yüzü gayet ciddiydi, şaka yapmıyor gibiydi; ama yine de ne demek istediğini tam çözememiştim.
"Az önce Shimizu-san, Hondo-kun’u sevdiğini söyledi. Yani Shimizu-san aşık. Aşık olduğuna göre de bu işlerden anlıyor olmalı. Ben aşkın nasıl bir şey olduğunu tam bilmiyorum, o yüzden bunu bana Shimizu-san öğretsin istiyorum."
"Ben de aşkı tam olarak çözmüş değilim ki..."
"Bildiğin kadarı yeterli."
Tekrar Seto’ya baktım, gözleri son derece ciddiydi.
"Mesela Shimizu-san, Hondo-kun’un en çok neresini seviyorsun?"
"Ne... Ne diyorsun be birdenbire? Neresini mi... Sadece dış görünüşüme değil, kişiliğime de değer veriyor olması, şey, yani sevdiğim bir yönü diyebilirim belki."
"Anladım, o zaman sıradaki soru. Hondo-kun’u sevdiğini ne zaman fark ettin?"
"Şey... Lise birdeyken."
"Bunu fark etmemiştim. Sıradaki soru; Hondo-kun’la öpüşmek istiyor musun?"
"Sen... sen cidden neler saçmalıyorsun böyle!"
Zihnimde canlanıverdi. Hondo’nun yüzü yaklaşıyor ve siluetlerimiz tek bir noktada birleşiyor...
"Shimizu-san, çok tatlısın."
"Kızım kaşınma istersen, dalarım bak!"
"Öyle bir niyetim yoktu, pardon. Sadece öpüşmeyi hayal edip kıpkırmızı olan Shimizu-san, her zamanki halinden o kadar farklıydı ki."
"Bir dahaki sefere affetmem, ona göre."
"Anladım. Demek istediğim, bu şekilde sorduğum sorulara cevap vermeni istiyorum."
Yani benim Hondo’ya karşı hislerimi kendine referans alacaktı.
"İç çeker Tamam anladık, ama tatmin olmazsan karışmam."
"Tamam. Teşekkürler Shimizu-san."
"Diğer istediğin şey neydi? Onu da söyle."
"Hoşlandığım kişiyle daha da yakınlaşmama yardım etmeni istiyorum."
Yine bir sürü soru işaretine gebe bir istek gelmişti.
"İyi de, senin o hoşlandığın tip kim ki?"
"Ah..."
Görünüşe göre Seto, çocuğun adını söylemediğini daha yeni fark etmişti.
"Adını söylemesem olmaz mı?"
"Adını bilmeden seni o çocukla nasıl yakınlaştıracağım be!"
"Haklısın. Tamam, söylüyorum. Hoşlandığım kişi... Matsuoka-kun. Matsuoka Toshiya-kun."
Seto’nun ismi söylemesi beklediğimden kısa sürmüştü. Seto’nun Matsuoka’dan hoşlanıyor olması dürüst olmak gerekirse şaşırtıcıydı. Matsuoka mı? Sahi, o çocuk Seto’dan hoşlandığını söylememiş miydi?
"Ne oldu?"
Ne yapsam acaba? Matsuoka'nın ondan hoşlandığını söylesem mi? Seto, Matsuoka için sürekli ilgi duyduğum kişi deyip duruyor. Yani henüz ona karşı hislerinden tam emin değil, sevdiğini kesinleştirmiş değil. Dürüst olmak gerekirse Matsuoka pek umurumda değil ama çocuk itirafını yapmadan önce her şeyin ortaya dökülmesi biraz acınası olurdu.
— Yok bir şey, boş ver.
Matsuoka'nın Seto'ya olan duygularını şimdilik saklamaya karar verdim.
— Öyle mi? Peki Shimizu-san, Matsuoka-kun ile yakınlaşmam için bana yardım eder misin?
— Yardım derken somut olarak ne yapmamı bekliyorsun ki? Ben Matsuoka ile o kadar yakın değilim.
— Haklısın. Matsuoka-kun zaten senden korkuyor.
— Şunu biraz daha nazikçe söyleyebilirdin.
Seto’nun sözleri, muhtemelen farkında olmadan bazen iğneleyici bir hal alabiliyor.
— Kusura bakma. Şimdilik senden hemen bir şey yapmanı istemiyorum. Sadece yapabileceğin bir şey çıkarsa sana haber vereceğim.
— Anladım. Ama canım istemezse reddederim, haberin olsun.
— Bu benim için uygun. Sadece yardım etmek istediğin zamanlarda yanımda olsan bile sevinirim.
Bunu dedikten sonra Seto elini yavaşça bana doğru uzattı.
— Bu el de neyin nesi?
— Bundan sonrası için, yeniden tanışalım eli.
— ...Benimle iş birliği yaptığına pişman olursan karışmam.
Seto'nun elini tuttum. O an dudak kenarlarının hafifçe kıvrıldığını görür gibi oldum ama herhalde sadece göz yanılmasıydı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.