Bir Kase Tatlılık ve Çay Saati İtirafı

"Hondo-kun, gel biraz aşk meşki konuşalım."

"Aniden mi?"

Bir gün okul çıkışı kulüp odasına gittiğimde, Seto-san ve Shimizu-san zaten oradaydı. Shimizu-san, öğleden sonraki derslerde hoca sürekli ona soru sorduğu için uyuyamamış olacak ki, masaya kapaklanmış horul horul uyuyordu. Seto-san ise onun bu halini hiç umursamadan, içeri girer girmez ağzını aşk meşki mevzusuyla açmıştı.

"Aşk meşki konuşmanın anidini falan olmaz. Ai-senpai, ne zaman canın isterse o zaman başlamanın en iyisi olduğunu söylerdi."

"Bence Ai-san'ın her dediğini öyle körü körüne kabul etmesen daha iyi olur."

Ai-san iyi biridir ama bazen tamamen o anki hissiyatına göre konuştuğu olur.

"...Dikkat ederim. Ee, Hondo-kun, anlatacak mısın?"

"Olur da, Shimizu-san uyanırsa duyabilir, biliyorsun değil mi?"

Seto-san, Toshiya'dan hoşlandığını mümkün olduğunca kimsenin bilmesini istemiyor olmalıydı.

"Sorun değil. Duyulsa da sıkıntı olmayacak şekilde konuşuruz."

"Anladım. O zaman ben de öyle yapayım. Peki, bu sefer ne hakkında konuşuyoruz?"

"Günün ilk teması: Sevdiğin kişiyle birlikte nereye gitmek istersin?"

"Yani randevu rotası mı?"

"Birlikte gidebilirsek ne mutlu, tadında bir şey olsa da olur."

"Anladım. Peki senin gitmek istediğin bir yer var mı Seto-san?"

Aklıma somut bir yer gelmediği için Seto-san'ın fikrini referans alayım dedim.

"Ben mi? Ben..."

Seto-san, Toshiya ile nereye gitmek istiyordu acaba? Kendisi kütüphane kulübünde olduğu için kitaplarla ilgili bir yer, mesela bir kitapçı veya kütüphane falan mıydı?

"Geleneksel tatlıcıya."

"Ha?"

"Bir wagashi dükkanına gitmek istiyorum."

Tamamen tahminlerimin dışında bir cevap gelmişti. Gerçi bunu tahmin edebilecek pek kimse olduğunu da sanmıyorum.

"Ne-Neden peki? Neden tatlıcı?"

"En sevdiğim yiyecek dorayaki de ondan. Sevdiğin kişiyle yediğin dorayakinin tadı muhtemelen bir başkadır."

Seto-san meğer dorayakiyi bu kadar çok seviyormuş. Sanki gözleri her zamankinden biraz daha fazla parlıyor gibiydi. Bunu sonra Toshiya'ya söylesem mi diye bir an düşündüm ama bir yılı aşkın süredir Seto-san ile takılan Toshiya, bunu zaten biliyordur herhalde.

"Peki ya sen Hondo-kun, sevdiğin kişiyle nereye gitmek istersin?"

Sevdiğim kişiyle gitmek istediğim yer, ha? Sanırım önce sevdiğim kişiyle ne yapmak istediğimi düşünmek daha mantıklı. Ben sevdiğim kişiyle yemek yapabilirsem mutlu olurdum. Bu yüzden gitmek istediğim yer...

"Süpermarket galiba."

"Sebebi ne?"

"Sevdiğim kişiyle yemek yapmak isterim diye düşündüm de. Onun için de önce alışveriş yapmak gerekir, değil mi?"

"Yani market. Mantıklı."

"Tuhaf mı sence?"

Beklediği cevabı verememişim gibi bir hisse kapılıp endişelendim.

"Genel bir cevap mı bilmem ama tuhaf olduğunu düşünmüyorum."

"Öyleyse iyi."

"İlginç bir cevaptı. Madem öyle, az önce bahsettiğin 'sevdiğin kişiyle yapmak istediğin şeyler' veya 'onun senin için yapmasını istediğin şeyler' konusunu bir sonraki temamız yapalım."

Ben rahat bir nefes alırken, aşk sohbeti çoktan bir sonraki aşamaya geçmişti bile.

"Ben bana el yapımı bento hazırlarsa çok mutlu olurdum mesela. Peki senin yapılmasını istediğin bir şey var mı Seto-san?"

"...Herhangi bir şey olabilir mi?"

"Mantık sınırları dahilinde olduğu sürece olur bence."

Seto-san acaba ne yapılmasını istiyordu? Yaklaşık on saniye süren, sanki kendi içinde bir savaş veriyormuşçasına sessiz kaldığı bir andan sonra Seto-san tekrar konuştu.

"Başımın nazikçe okşanmasını isterdim."

Bunu söylerken sesi sanki boğazında düğümlenmiş gibiydi. Kulaklarının eskisinden biraz daha kızarmış görünmesi acaba sadece benim hayal ürünüm müydü?

"Saçma mı?"

"Hayır, hiç de değil."

Demek Seto-san, Toshiya'nın başını okşamasını istiyordu. Seto-san, Toshiya'ya sandığımdan çok daha fazla açmıştı kalbini. Toshiya'nın aşkını destekleyen biri olarak bu durum beni içtenlikle mutlu etmişti.

"Öyle mi..."

Eğer Toshiya'dan rica etse, Toshiya seve seve başını okşardı herhalde. Ama bunu doğrudan söyleyemediği için 'yapılmasını istediği şey' olarak dile getiriyordu. İnsanın içini kıpır kıpır eden, tuhaf bir durumdu bu.

"Hondo-kun, sevdiğin kişiyle yapmak istediğin başka bir şey yok mu? Mesela hobilerin falan."

"Hobilerim mi..."

"Sahi, senin hobin ne tam olarak?"

"Hmm. Anime izlemek galiba."

"Ne tarz animeler izlersin?"

Seto-san beklediğimden daha fazla ilgi göstermişti.

"Genelde kız kardeşimin izlemek istediği animeleri onunla beraber izliyorum."

"Kız kardeşin mi vardı? Hem de beraber anime izleyecek kadar aranız iyi desene."

"Öyle mi dersin?"

Diğer abi-kardeş ilişkileri hakkında pek bir şey duymadığım için aramızın gerçekten iyi olup olmadığını pek kestiremiyordum.

"Bence öyle. Peki kız kardeşinle ne tür animeler izliyorsun?"

"En son '21 Gram Fark' diye bir anime filmi izledik."

"'21 Gram Fark' mı? Nasıl bir anime o?"

"Romantik bir anime. Kısaca özetlemek gerekirse..."

Başroldeki çocuğun bir çocukluk aşkı vardır. Çocuk ona aşık olur ama kız, ortaokuldayken bir hastalık yüzünden ölür. Bu ölümden sonra çocuk hayatını amaçsızca ve bitkin bir halde sürdürür. Derken bir gün, ölen kızın kardeşi çocuğun karşısına çıkar ve aslında kendisinin, ölmüş olması gereken o çocukluk aşkı olduğunu iddia eder.

"Nasıl yani? Ablasının ruhu kardeşinin bedenine mi geçmiş?"

"Kızın iddiası oydu."

"Anladım, peki sonra ne oluyor?"

"Daha fazlasını söylersem çok büyük sürprizi bozarım, sorun olur mu? Eğer izlemeyeceksen anlatabilirim."

Seto-san elini ağzına götürdü. Anlaşılan izleyip izlemeyeceğini tartıyordu.

"...Merak ettim, izlemek istiyorum."

"O zaman devamını anlatmayayım."

"Teşekkürler... Konu biraz saptı sanki."

"Asıl konu hoşlandığın kişiyle yapmak istediğin şeylerdi, değil mi?"

"Evet. Hondo-kun, sen hoşlandığın kişiyle beraber anime izlemek istemez miydin?"

Bunu şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Zihnimde o anı canlandırmaya çalıştım.

"...Hoşlandığın kişiyle aynı animeyi izleyip üzerine konuşmak eğlenceli olurdu herhalde."

"Kesinlikle... Ben de hoşlandığım kişiyle sevdiğim kitaplar hakkında konuşabilseydim eğlenirdim diye düşünüyorum."

Bunu doğrudan Toshiya'ya söyleyebilse keşke. Toshiya öyle bir durumda, ne kadar kalın olursa olsun o kitabı bir günde bitirirdi.

"Hoşlandığın kişiyle hobilerin hakkında konuşabilmek güzel bir şey."

"Ben de öyle düşünüyorum..."

Seto-san konuşurken kapı büyük bir gürültüyle açıldı.

"Millet! Bugün de enerji dolu musunuz bakayım!"

"Şu kapıyı biraz daha sessiz aç."

Kapıya doğru döndüğümde, orada neşe saçan Ai-san ve bıkkın bir ifadeyle duran Yosuke-san vardı.

"Ai-san, Yosuke-san, merhaba."

"Merhaba Daiki-kun! Seni enerjik görmek ne güzel! Mio-chan da her zamanki gibi yerinde!"

"Ai-senpai, sessiz ol."

"Mio-chan, senpai'ne karşı biraz daha nazik olabilirsin biliyorsun değil mi?"

Ai-san bunları söyleyerek odaya girer girmez uyuyan Shimizu-san'ın yanına sokuluverdi.

"Heyyy, uykucu prenses, hadi uyan bakalım. Ah, yoksa prensesin uyanması için bir prensin öpücüğü mü gerek? Yapacak bir şey yok, o zaman Da-högh..."

"Kim uykucuymuş be."

Shimizu-san uyanır uyanmaz, gözle görülmeyecek bir hızla Ai-san'ın ağzını tek eliyle kapattı.

"Müğğ, müğğğ-müğğ!"

Ai-san'ın ne demeye çalıştığı belli değildi ama var gücüyle direndiği her halinden okunuyordu.

"Bırak gitsin artık Kei."

"...İyi be, al senin olsun."

Yousuke-san'ın ikna çabalarıyla Shimizu-san, Ai-san'ın ağzından elini çekti.

"Puhah! Az kalsın nalları dikiyordum... Sağ ol Yousuke. İnsan dediğin, senin gibi nazik bir çocukluk arkadaşına sahip olmalı işte!"

"...Aslında ağzını hiç açmasan daha iyiydi."

"Tekrar kapatayım mı?"

"Durun, durun! Bugün çok önemli bir duyurum var, bırakın söyleyeyim! Ağzıma fermuar çekecekseniz ondan sonra da çekebilirsiniz!"

"Önemli bir duyuru mu?"

Ai-san acaba ne yumurtlayacaktı?

"Evet! Hem de tam iki tane bomba gibi duyurum var!"

"Sadede gel."

"Kei çok sabırsızsın ya. Neyse, merakla bekleyen herkesi daha fazla bekletmeyeyim de hemen söyleyeyim bari!"

"Kimsenin bir şey beklediği yok."

Zaten genelde enerjisi yüksek olan Ai-san, bugün her zamankinden daha da fırlamaydı. Acaba ne açıklayacaktı?

"Birincisi! Astronomi topluluğumuz, bu an itibarıyla resmen 'Astronomi Kulübü' olmuştur!"

"Tebrikler Ai-senpai."

Seto-san ifadesini bozmadan pıt pıt diye alkışladı.

"Tebrik ederim. Ne kadar da çabuk oldu."

"Çok uğraştık çünkü. Yani daha çok Yousuke uğraştı!"

"Bunu bu kadar gururla söyleme bari. Hondou-kun ve Kei buraya ilk geldiklerinden beri iki haftadan fazla zaman geçti. Üyeler ve danışman öğretmen zaten belli olduğu için işlemler aslında epey akıcı ilerledi."

Öğrenci Konseyi Başkanı olarak işlerini yaparken, bir yandan da perde arkasında kulübün kurulması için mi koşturmuştu? Kulüp odasına neden pek uğramadığı şimdi belli olmuştu.

"Artık resmi bir kulüp olduğumuza göre, topluluk olduğumuz zamanlara kıyasla yapabileceğimiz şeyler de arttı!"

"Yine de bu yılki bütçenin bize aktarılacağını sanmıyorum, o yüzden yeni ekipman alımı falan hemen olmaz."

"Aman, onlar ufak tefek detaylar!"

"Şey... Bir konuyu merak ediyorum, sorabilir miyim?"

"Tabii Daiki-kun? Söyle bakayım senpaine."

Ai-san nedense saçlarını havayla savurdu.

"Fiziksel olarak 'senpai havaları' estirip durma be."

"Eskiden beri merak ediyordum, danışman öğretmenimiz kim?"

"Sahi, onu daha söylemedik. Daiki-kun, Kei ve Mio-chan; hepinizin yakından tanıdığı bir öğretmen."

Tanıdığımız bir öğretmen mi? Acaba kimdi? Hangi öğretmenin hangi kulübe danışmanlık yaptığını aklımda tutmadığım için en ufak bir fikrim yoktu.

"Lafı dolandırmayı kes de söyle artık."

"Shimizu-san'a katılıyorum."

"Hanımefendileri bekletmek olmaz. O zaman açıklıyorum! Danışman öğretmenimiz, Yuasa-sensei!"

"Yuasa mı? Ciddi misin sen..."

Yuasa-sensei, üçümüzün de sınıf öğretmeniydi. Matematik derslerimize giren bir erkek öğretmendi. Birinci sınıftan beri benim, Shimizu-san'ın ve Seto-san'ın olduğu sınıfın başındaydı.

"Evet, ciddiyim. Kei'nin kulübe girdiğini duyunca o kadar duygulandı ki hemen kabul etti."

"Beni alet etmesene şu işe."

Yuasa-sensei nazik ve iyi biridir ama gözpınarları biraz gevşektir. Ayrıca 'serseri' diye yaftalanan Shimizu-san için o kadar endişelenir ki, bazen Shimizu-san'ın sadece uslu uslu ders dinlemesi bile adamı gözyaşlarına boğabilir. Bu yüzden Shimizu-san onu biraz bunaltıcı bulurdu.

"Yuasa-sensei danışmanımız olduğu için biz mutluyuz, Yuasa-sensei de Kei'nin kulüpte eğlendiğini görüp içi rahat edecek. Bakın, herkes için kazan-kazan durumu işte."

"O 'herkes'in içinde nedense ben yokum gibi."

"Eee, Kei de Da..."

"Ağzının tekrar kapatılmasını mı istiyorsun?"

Ai-san lafını bitiremeden, Shimizu-san bugünkü en buz gibi sesiyle araya girdi.

"Bekle. Ben çok zeki biriyim. En iyisi susayım."

"Gerçekten zeki olan biri zaten en başta boş konuşmaz. Ee, ikinci önemli duyuru ne?"

"Hah, doğru. Onu daha söylemedim. İkinci büyük haber... Drrrruuummm... Te-teeenn! Bazı şartlar dahilinde, çatıda gökyüzü gözlemi yapmamız onaylandı! Şak şak şak..."

Ai-san daha önce, benim ve Shimizu-san'ın kulübe katılmasını istemesinin nedenlerinden birinin çatıda gözlem yapmak olduğunu söylemişti. Bunun bu kadar çabuk gerçekleşebileceğini tahmin etmemiştim. Muhtemelen Ai-san ve Yousuke-san arka planda epey çabalamışlardı.

"Güzel de, o şart ne?"

"Onu da... Yousuke, sen söyle!"

"Topu niye aniden bana attın ki? Neyse, şart önümüzdeki ara sınavlarla ilgili."

"Ara sınavlarda iyi not almamız falan mı?"

"Tam üstüne bastın sayılır. Daha doğrusu, Astronomi Kulübü'nün tüm üyelerinin ara sınavda genel sıralamada ilk kırka girmesi gerekiyor. Gözlem izni için şart bu."

"Şart biraz ağır değil mi?"

Bizim okulda her dönemde iki yüzden fazla öğrenci var. Hepimizin ilk kırkı hedeflemesi epey zor bir iş gibi görünüyordu.

"Astronomi Kulübü daha yeni kuruldu. Çiçeği burnunda bir kulübün gece vakti çatıya çıkma izni alabilmesi için böyle bir şart gerekiyordu. Bu yüzden herkesten sınavlara her zamankinden daha sıkı çalışmasını bekliyorum."

"Evet, sıkı çalışın!"

"Özellikle de sana diyorum Ai."

Ortamı yumuşatmak için yapılmış bir şaka sanmıştım ama Yousuke-san'ın yüzü bunun için fazla asıktı.

"Neden ki? Notlarım zayıfın yanından bile geçmiyor!"

"Çünkü her sınavdan bir hafta önce ağlayarak kapıma geliyorsun, ben de sana can hıraş ders çalıştırıyorum da ondan!"

"Yousuke, sesin çok çıkıyor! Burada后輩'lerimin gözünde havalı ve nazik bir senpai olarak tanınma planlarım var! İşimi baltalıyorsun!"

"Hiç merak etme,后輩'lerinin sana bel bağlayacağı bir gelecek zaten yok."

"Çok kötüsün! Öyle bir şey yok değil mi Kei?"

Shimizu-san inatla bakışlarını Ai-san'a çevirmiyordu.

"Kei-san? Ablan bir şey mi yaptı? Neden göz göze gelmiyorsun benimle?"

Ai-san'ın sorusu cevapsız kaldı.

"Aman, Kei de her zamanki gibi hiç dürüst değil. Mio-chan, sen beni güvenilir ve nazik bir senpai olarak görüyorsun, değil mi..."

"Hayır."

"Hemen mi?! Bari lafımı bitirseydim!"

"Cevap belli olduğu için sonuna kadar dinlemenin bir anlamı yok."

"Göh... Sert bir darbe. Benim gibi çelikten bir iradem olmasa yıkılırdım herhalde. Mio-chan da amma utangaç çıktı... Daiki-kun, bari sen; sadece sen beni güvenilir, neşeli ve güzel bir senpai olarak görüyorsun değil mi?"

Ai-san'ın gözlerindeki ışık çoktan sönmüştü. Kapkara bir boşluk bana doğru bakıyordu. Şu an yapabileceğim tek şey...

"Haha..."

"Daiki-kun?!"

Şu anki en büyük onaylama biçimim, yüzümdeki o yapay ve acı acı gülümsemeydi.

"Ah, kalbim çıt diye kırılacak şimdi... Yousuke, bari sen bana nazik davran..."

Ai-san'ın gözleri dolmuş gibi görünüyordu.

"Bana aniden öyle yavru köpek gibi bakma... Neyse, sadece kendini değil, bazen başkalarını da düşünerek hareket ettiğin oluyor. Yani geniş bir perspektiften bakarsak, nazik olduğun söylenebilir."

Bu sözü duyduğu an Ai-san'ın neşesi yerine geldi ve hızla Yousuke-san'ın boynuna atladı.

"Beni öven tek kişi sensin Yousuke~. Beni sonsuza dek öv dur~."

"Aniden üstüme atlama! Tamam anladık, bırak şimdi!"

Yousuke-san, Ai-san'ı üstünden atmaya çalışıyordu. Onu ilk defa bu kadar paniklemiş görüyordum.

"Hoşuna gidiyor ama çaktırmıyorsun~."

"Kouhainin burada olduğunu unutuyorsun! Sonra utancından yerin dibine girecek olan sensin!"

"Ah."

Ai-san hızla Yousuke-san'dan ayrıldı. Yüzü yavaş yavaş kızarmaya başlıyordu.

"Az önce gördüğünüz her şeyi hemen unutun! Hem ben öyle herkese sarılan biri değilim, tamam mı!"

"Sorun değil, hafızama kazıdım bile."

"Mio-chan? Daha az önce unutun demiştim, değil mi? Hiç de sorun değil falan değil!"

"Hafızamı sildirmek için markete özel üretilen şu maçalı dorayakilerden lazım."

"Bu kız beni tehdit mi ediyor!?"

"Şaka yapıyorum. Sadece ne olur ne olmaz diye aklımın bir köşesinde tutacağım."

"Mio-chan, korkunç bir çocuksun..."

"Siz ikiniz ne biçim bir komedi çeviriyorsunuz be."

Shimizu-san bıkkın bir ifadeyle araya girdi.

"Neyse, madem durum bu, herkes sınavlara iyi çalışsın! Böylece önemli duyurumuz sona ermiştir! Şimdi her zamanki gibi boş yapmaya devam edebiliriz!"

"Hani ders çalışacaktık?"

"Ona yarın başlarız artık."

"Bu tam da sınava son ana kadar çalışmayan tiplerin lafıdır."

"Bir şey olmaz be, ben yapmam gerektiğinde yapan bir insanım sonuçta. Ee, Mio-chan, Daiki-kun, biz gelene kadar siz ne konuşuyordunuz?"

"O şey..."

Refleks olarak bakışlarımı Seto-san'a çevirdim. Seto-san sessizce kafasını salladı. Görünüşe göre aşk meşk meselelerinden konuştuğumuzu Ai-san ve Shimizu-san'dan saklamak istiyordu.

"...Benim önerdiğim bir anime hakkında konuşuyorduk."

Bu şekilde söylersem Ai-san ve Shimizu-san aşk muhabbeti çevirdiğimizden şüphelenmezlerdi.

"Hele bak sen, hangi animeymiş o?"

"Yirmi Bir Gram Farkı adında bir anime filmi."

"Aaa, ben onu izledim! Çok iyi animedir! Gerçekten çok etkilenmiştim."

Ai-san'ın o animeyi izleyip duygulandığını hayal etmek hiç de zor değildi.

"Sorma ya, o final sahnesinde başrolün... mghh!"

Ai-san'ın ağzı, Seto-san'ın çevik bir hamleyle uzanan eli tarafından kapatılmıştı.

"Sürprizbozan yasak."

"Mugugu... muguuu."

"...Tamam. Elimi çekiyorum."

Seto-san, Ai-san'ın ne dediğini anlayabilmiş miydi acaba?

"Pühaa, ciğerlerime hava doldu be. Mio-chan, daha izlemediysen söylesene."

"Ben söyleyemeden Ai-senpai konuşmaya başladı."

"...Haklısın. Sori. Neyse, Yirmi Bir Gram Farkı diyorduk. Çok güzel bir yapımdır, Mio-chan sen de kesin izlemelisin."

"Hı-hım, izlemeyi iple çekiyorum."

"Güzel cevap. İzleyince üzerine konuşuruz!"

Ondan sonra o günkü Astronomi Kulübü, tamamen sevilen anime ve mangalar üzerine dönen bir sohbete sahne oldu.

Ertesi gün sınıfa girdiğimde Shimizu-san henüz gelmemiş gibiydi.

"Ooo Daiki, günaydın."

Sesin geldiği yöne döndüğümde Toshiya'nın orada dikildiğini gördüm.

"Günaydın Toshiya, sabah antrenmanı bitti mi?"

"He ya, bugün her zamankinden biraz daha erken bitti."

"Anladım."

"Bu arada duydum ha Daiki. Astronomi Topluluğu, Astronomi Kulübü olmuş. Gözün aydın."

"Bu bilgiyi nereden aldın?"

Daha dün Ai-san'ın bize haber verdiği bu şeyi Toshiya nasıl bilebilirdi?

"Az önce Seto-san'dan duydum."

"Anladım."

"Yine de ne güzel be. Seto-san ile aynı kulüpte vakit geçirebileceksin."

Toshiya bunu kalbinin derinliklerinden gelen bir kıskançlıkla söylüyordu.

"Şimdiye kadar pek konuşma fırsatım olmamıştı ama Seto-san cidden ilginç biriymiş."

"Sonunda sen de mi fark ettin Daiki... Seto-san ile sohbet etmenin ne kadar keyifli olduğunu. Hem sevindim hem de biraz kıskanmadım değil... Ee, sen Seto-san ile neler konuşuyorsun?"

"Şey..."

Seto-san'ın Toshiya'ya karşı hislerinin aşk olup olmadığını anlamak için baş başa aşk muhabbeti çevirdiğimizi söyleyemezdim.

Ben ne cevap vereceğimi düşünürken sınıfın arka kapısının açılma sesi duyuldu. O tarafa baktığımda Shimizu-san'ın içeri girdiğini gördüm.

"Kusura bakma, gitmem lazım. Bu konuyu sonra konuşuruz."

"Ha? Şey, tamam."

Toshiya hızlı adımlarla sırasına döndü.

Toshiya ile yer değiştirir gibi Shimizu-san yanıma gelmişti.

"Günaydın Shimizu-san."

"...Selam."

Nedenini bilmiyorum ama bugün Shimizu-san her zamankinden daha halsiz gibiydi.

"Shimizu-san, bir şey mi oldu?"

"...Ne alakası var be. Bir şey olduğu yok."

Yine de normal haline göre üzerinde bir ölü toprağı vardı sanki. Üstelik ters ters baktığında o her zamanki keskinliği de yoktu. Gözlerine dikkatle baktığımda bir şeyi fark ettim. Göz kapakları hafifçe şişmişti.

Gözlerin şişmesi için birkaç sebep olabilirdi ama en güçlü ihtimal, ağladıktan sonra gözlerini ovuşturmasıydı. Yani Shimizu-san'ın ağlamış olduğunu düşünmek en mantıklısıydı. Asıl sorun, Shimizu-san neden ağlamıştı? Başına ne gelmiş olabilirdi ki?

"Gerçekten bir şey yok mu? Eğer seni zorlayan bir şey varsa dinleyebilirim?"

"Yok bir şey dedik ya... Uyuyacağım, beni uyandırma."

"Öğretmen gelince uyandırırım."

"Uyandırmasan da olur..."

Bunu dedikten sonra Shimizu-san uykuya daldı.

O gün boyunca Shimizu-san bir daha neşelenemedi ve gün böylece sona erdi.

Shimizu-san neden ağlamıştı ki? Eve döndükten sonra bile odamda sürekli bunu düşündüm. Daha önce itiraf aldığında Senpai'nin söyledikleri mi ona koymuştu, yoksa benim hiç bilmediğim bir yerde canını yakan başka bir şey mi olmuştu?

"Abiciğim."

Kapıdan gelen vurma sesiyle birlikte duyduğum sesle nefesim kesildi. Ne kadar zamandır Shimizu-san'ı düşünüyordum acaba? Telaşla kapıyı açmaya gittim. Kapının ardında bekleyen, az önceki sesin sahibi, kız kardeşim Kino'ydu.

"Ne oldu?"

"Anime izleyelim."

"Olur da ne izlemek istiyorsun?"

"Yirmi Bir Gram Farkı."

Kino'nun benimle anime izlemek istemesi pek de alışılmadık bir durum değildi. Ancak aklıma takılan bir nokta vardı.

"Yirmi Bir Gram Farkı'nı kısa süre önce birlikte izlemiştik, değil mi?"

Kino'nun yüzü hafifçe asıldı.

"İzledik ama yine izlemek istiyorum."

"Tamam o zaman. Geç içeri."

"...Teşekkürler."

Zaten bu şekilde düşünmeye devam etsem de bir cevap bulamayacaktım. Öyleyse şimdilik Kino'nun isteğini yerine getirmek daha doğruydu. Kino'yu odama buyur ettim.

Yirmi Bir Gram Farkı'nı ikinci kez izlediğim için hikayenin akışını zaten biliyordum. Yine de "İyi ki tekrar izlemişim" dedirtecek kadar güzel bir animeydi.

"Abiciğim."

Anime bittiği anda Kino bana seslendi.

"Bir şey mi oldu Kino?"

"Neden saçımla oynuyorsun?"

"Ah."

Farkında olmadan Kino'nun saçlarını karıştırıyormuşum.

"K-Kusura bakma. Bir şeyler düşünüyordum da."

"Önemli değil ama... bu aralar nasıl gidiyor?"

"Ne nasıl gidiyor?"

"Yani kulüp işleri nasıl gidiyor?"

Kino'ya Astronomi Kulübü'ne girdiğimi zaten söylemiştim. Bu yüzden sorusu pek de yersiz değildi ama aniden sorduğu için biraz şaşırmıştım.

"Şey, daha yeni girdim sayılır ama eğlenceli geçiyor."

"Gerçekten mi?"

"Tabii ki, hem senpailerim hem de sınıf arkadaşlarım çok nazik insanlar."

"Öyle mi..."

Nedense Kino tatmin olmamış gibiydi. Başka bir şey demeden odamdan çıktı.

"Neydi şimdi bu?"

Aklıma gelen tek bir ihtimal bile yoktu. Biraz şaşkın bir halde, Shimizu-san’ın neden ağladığı üzerine düşünmeye devam ettim.

Ertesi gün okul çıkışında, Astronomi Kulübü odasında Shimizu-san ile nasıl konuşmam gerektiğini tartıyordum. Şu an kulüp odasında sadece ikimiz vardık ve Shimizu-san sessizce akıllı telefonuyla uğraşıyordu. Gözlerinin kenarları hâlâ biraz şişti.

Bugün dersler bitene kadar Shimizu-san’ın ağlama sebebini düşünmüştüm ama elimde birkaç aday olsa da hiçbiri "işte budur" diyebileceğim kadar kesin değildi.

"Bugün Seto-san, Ai-san ve Yosuke-san hâlâ gelmediler, değil mi?"

Uzun düşüncelerden sonra, havadan sudan konularla söze başlamaya karar verdim.

"Seto kütüphane nöbetçisi, Ai ve Yosuke de muhtemelen öğrenci konseyindedirler."

"Öyleyse üçünün de gelmesi daha vakit alacak gibi görünüyor."

"Hı-hı."

Konuşma kesildi. Ben bu kadar sohbette beceriksiz miydim? Böyle giderse Shimizu-san’ın neden ağladığını sonsuza dek öğrenemeyecektim. Kararımı verdim ve asıl konuyu açtım.

"Shimizu-san, biraz bakabilir misin?"

"Ne oldu, neden bu kadar ciddisin?"

"Bana söylemeni istediğim bir şey var."

"Söyle bakalım."

"Shimizu-san, o gözlerindeki şişlik de ne? Ne oldu?"

"Na..."

Shimizu-san’ın yüzü nedense yavaş yavaş kızarmaya başladı.

"Bir şey mi oldu? Eğer seni zorlayan bir durum varsa bana söylemeni istiyorum."

"Zo-zorlandığım falan yok. Hem olsa bile bu seni ilgilendirmez ki!"

Shimizu-san bariz bir şekilde sarsılmıştı. Hiçbir şey olmamış gibi davranması imkansızdı.

"İlgilendirir. Eğer Shimizu-san üzülürse, ben de üzülürüm."

"Hondo..."

"Bu yüzden ne düşündüğünü bana anlatmanı istiyorum. Elimden gelen her şeyi yaparım."

Shimizu-san’ın ellerini iki elimle kavrayarak tuttum.

"Şey, ellerin... Ayrıca her şeyi yaparım falan, öyle kolayca söylenecek şeyler değil..."

Shimizu-san’ın yüzü az öncekinden daha da kırmızı bir hal aldı.

"Kolay değil zaten! Çünkü benim için Shimizu-san değerli birisin. Sen sıkıntı çekerken hiçbir şey yapmadan durmak istemiyorum."

Odanın içinde bir çat sesi yankılandı. Refleksle sesin geldiği yöne baktığımda kaynağın kapı olduğunu anladım. Dikkatli bakınca kapının bir ara hafifçe açılmış olduğunu fark ettim. Bunu fark eden Shimizu-san ellerimi sertçe itti.

"Hey, oradaki! Çık dışarı!"

Birkaç saniye sonra kapı yavaşça açıldı. Orada duran, kim bakarsa baksın Ai-san’dan başkası değildi.

"Ne zamandan beri izliyorsun?"

"Ha? Daha yeni gelmiştim, hiçbir şey bilmiyorum ki?"

"Yalan söyleme, doğruyu anlat."

Shimizu-san kaşlarını çatarak Ai-san’a ters ters baktı.

"Taiki-kun’un 'diğerleri gelmedi' dediği andan beri efendim!"

"Yani en başından beri!"

"Ne yapayım, ikinizin baş başa kalmasını bozmak istemedim."

"Peki ya gerçek niyetin?"

"Geldiğimde eğlenceli bir şeyler olacakmış gibi hissettim, dışarıdan biraz gözlemleyeyim dedim."

"Seni gidi..."

Farkında olmadan hem ben hem de Shimizu-san, Ai-san’ın gözlem nesnesi olmuştuk.

"Neyse, o konuyu bir kenara bırakalım da, Kei, şu gözlerinin neden şiştiğini söyleyebilirsin bence. Taiki-kun gerçekten çok endişelenmiş gibi görünüyor."

"Ai-san, siz biliyor musunuz?"

"Tabii ki, Kei ağlarken onu görmüştüm."

Bu da ne demekti böyle? Shimizu-san’ın ağladığını bildiği halde Ai-san oldukça sakindi.

"Hey, kafana göre konuşup durma!"

"O zaman kendin anlat Kei."

"Höh... Tamam."

"İyi misin? Eğer anlatmak istemiyorsan anlatmak zorunda değilsin."

Dürüst olmak gerekirse merak ediyordum ama Shimizu-san’ı buna zorlamak istemiyordum.

"...Sorun değil, zaten saklanacak bir şey de değil. Ama kimseye söyleme."

"Tabii ki söylemem..."

"İyi o zaman. Gözlerimin şiş olmasının sebebi... 'Yirmi Bir Gram Farkı'nı izlediğim içindi."

Sesi gittikçe kısıldığı için cümlenin sonunu tam anlayamamıştım.

"Özür dilerim Shimizu-san, bir daha söyler misin?"

Shimizu-san derin bir nefes alıp ağzını iyice açtı.

" 'Yirmi Bir Gram Farkı'nı izlediğim için diyorum!"

"...Ha?"

Böyle bir anda 'Yirmi Bir Gram Farkı' konusunun açılacağını hiç tahmin etmemiştim. Ben boş bakışlarla kalakalmışken, Shimizu-san’ın yanındaki Ai-san kıkır kıkır gülüyordu.

"Kei, 'Yirmi Bir Gram Farkı'nı beraber izlerken bir anda hüngür hüngür ağlamaya başladı. O an gerçekten çok şaşırmıştım."

"Detay vermene gerek yok! Sadece bir an boş bulundum ve biraz gözyaşı döktüm o kadar."

"Biraz mı? Sanki baraj kapakları açılmıştı. Kei’nin göz pınarları kuruyacak sandım."

"Gereksiz konuşma diyorum! Hondo yanlış anlayacak!"

Yanlış anlayacak bir şey yoktu; Shimizu-san’ın 'Yirmi Bir Gram Farkı'nı izleyip ağladığı bir gerçekti. Yine de hem Shimizu-san’ın hem de Ai-san’ın sözlerini duyunca vücudumdaki tüm gerginlik boşaldı. Yavaşça masaya kapandım.

"Çok şükür."

"Birden ne oldu sana? Ayrıca neye 'çok şükür'?"

"Shimizu-san’ın gözleri şişince kötü bir şey oldu diye çok endişelenmiştim. Boşuna endişelenmiş olmama sevindim."

"Şey..."

"Benim bilmediğim bir yerde üzülmediğin için rahatladım."

"H-he, anladım."

"Yüzü nar gibi kızardı, ne kadar da tatlı. 'Endişelendiğin için teşekkürler Taiki-kun' demeyi unutuyorsun küçük hanım."

"Kime küçük hanım diyorsun sen!"

Ai-san ve Shimizu-san’ın her zamanki abla-kardeş atışmalarını izleyip rahatlarken kapı tekrar açıldı. Bakışlarımı o yöne çevirdiğimde gelen Seto-san’dı.

"Merhaba."

"Selam Mio-chan. Biraz geç kaldın."

"Derste anlamadığım bir yeri öğretmene sormaya gitmiştim."

"Anladım. Geç otur o zaman."

"Öyle yapayım."

Seto-san boş bir sandalyeye oturdu.

"Neden bahsediyordunuz?"

" 'Yirmi Bir Gram Farkı'ndan. Shimizu-san da izlemiş."

Bu şekilde söylersem, Shimizu-san’ın izlerken ağladığı anlaşılmazdı.

"Ben de dün izledim."

"Mio-chan da mı izlemiş? Nasıldı? Eğlenceli miydi?"

"Bence güzeldi."

"Buna sevindim. Kei, sana soralım. Final sahnesinde başrolün itiraf ettiği kısım nasıldı?"

"Nereden çıktı şimdi bu soru?"

"Öylesine?"

"Çok lakayıtsın. Neyse, sonunda kavuştular ya, iyi oldu herhalde."

"Haklısın. Sonunda birbirlerine kavuşmalarına ben de çok sevindim. Kei, sen de öyle bir itiraf almak ister miydin?"

"Ha? N-ne diyorsun sen birdenbire!"

Shimizu-san beklemediği bu soru karşısında oldukça sarsılmış görünüyordu.

"Sonuçta herkes sevdiği kişiden itiraf almayı bir kez olsun hayal etmez mi? Kei’nin durumunda bu nasıl olurdu merak ettim sadece. Taiki-kun, sen de merak ediyorsun değil mi?"

"Efendim?"

"Merak ediyorsun, değil mi?"

"E-evet."

Ai-san’ın üzerimdeki baskısı o kadar güçlüydü ki refleks olarak onayladım. Ama dürüst olmak gerekirse, Shimizu-san’ın hayalindeki o itiraf anını ben de merak ediyordum.

"Hadi ama Kei. Taiki-kun’a anlatsana. Birisi sana itiraf edecek olsa, bunun nasıl olmasını isterdin?"

"O..."

"O?"

"O..."

Herkesin bakışları Shimizu-san’ın üzerinde toplandı. Shimizu-san ile göz göze geldik. Bakışları sanki bir şeyler söylemek istiyor gibiydi ama ne yazık ki ne demek istediğini anlayamadım. Birkaç saniye öylece geçtikten sonra, Shimizu-san aniden çantasını kaptığı gibi kapıya doğru depar attı.

"Ah, bekle! Kei-san, kaçmayı mı düşünüyorsun yoksa?!"

"Kaçtığım falan yok! İtiraf muhabbetlerinden gına geldi artık, biri bana itiraf etse bile mutlu olmam! Bugünlük anlatacak başka bir şeyim de yok, ben gidiyorum!"

Bunu söyleyen Shimizu-san koridorda gözden kayboldu.

"Tüh, elimizden kaçırdık. Kei’nin çevikliğini küçümsemişim."

Ai-san, sanki kaçan bir suçluyu elinden kaçırmış gibi hayıflanıyordu.

"Kendisinin de dediği gibi, zaten en başından beri itiraf edilmesinden hoşlanmıyor olamaz mı?"

"O biraz farklı. Elbette tanımadığı birinden itiraf almak hoşuna gitmeyebilir ama sevdiği kişiden gelirse Kei bile mutlu olur."

"Öyle mi?"

"Bence öyledir. Gerçi Mio-chan henüz bunu anlayamayabilir."

"Müh."

Seto-san ağzıyla "Müh" diye bir ses çıkardı ama yüz ifadesi zerre değişmedi.

"Yine de böyle bir fırsatı boşa harcamak... Kız kardeşim daha çok toy."

"Neden bahsediyorsunuz?"

"Kendi kendime sesli düşünüyordum, boş ver. Hadi asıl konumuza dönelim."

Eve gidene kadar geçen sürede, ikisiyle 'Yirmi Bir Gramın Farkı' hakkında konuşmaya daldık.

"Neden her seferinde böyle yapıyorum..."

Gece, odamdaki yatağın üzerinde kimseye seslenmeden öylece mırıldandım.

"Hondo ile dertleşmek için o kadar fırsatım varken..."

Hondo'nun birlikte anime üzerine konuşursak mutlu olacağını söylemesi üzerine, konusu geçen anime olan 'Yirmi Bir Gramın Farkı'nı Ai ile izlemeye karar verdiğim ana kadar her şey güzeldi. Sorun, animenin beni beklediğimden çok daha fazla içine çekmesiydi. Bir de baktım ki kadın başrolü desteklemeye başlamışım ve hikayenin sonuna geldiğimde gözlerimden yaşlar süzülüyordu.

'O kızın o fedakâr halini görüp de ağlamamak elde değil ki.'

Ertesi sabah olmasına rağmen gözlerimin şişliği bir türlü inmemişti, Hondo da durumu hemen fark edip benim için endişelenmişti. Oysa şişliğin bir gün içinde geçeceğini ve Hondo'nun bunu unutacağını sanıyordum.

'O kadar çok endişelendi ki benim için...'

Hondo benimle tahmin ettiğimden kat kat fazla ilgilenmişti. Neden benim gibi birine bu kadar nazik davranıyordu ki? Neredeyse yanlış anlayacaktım.

'Hayır, o kesin herkese karşı böyledir.'

Bunun kötü bir şey olduğunu söyleyemezdim, buna hakkım da yoktu. Sadece içimde küçük bir yalnızlık hissi oluşuyordu. Ne kadar bencildim. Nazik olan Hondo'yu sevmem gerekirken, onun başkalarına karşı nazik olduğunu hayal edince göğsümün sıkışması da neyin nesiydi? Kendimden nefret ediyordum.

Tam derin bir iç çekecekken odamın kapısı gürültüyle açıldı.

"Heyt be! Ablanız teşrif etti!"

Düşüncelerimin o karanlık döngüsü, bir aptalın gelişiyle zorla kesildi.

"...Haa."

"En azından bir şeyler söylesene! Ablan buraya senin için endişelenip gelmiş!"

"Kes sesini, senin endişene ihtiyacım yok."

"Yalan söyleme. Bugün Astronomi Kulübü'nde olanları düşündükten sonra hüzünlenmiştin, değil mi?"

"Höh..."

Bu abla bozuntusu aklımdan geçenleri nasıl bu kadar iyi biliyordu?

"Tam üstüne bastım, değil mi? Hadi, anlat ablana da rahatla bakalım."

"Olmaz. Çabuk çık git buradan."

"Aman be, madem öyle diyorsun... Zaten saat geç oldu, söyleyeceklerimi söyleyip gideceğim."

"O-olur."

Ai'nin nadir görülen bir şekilde isteğime boyun eğmesi dengemi biraz bozmuştu.

"Bugün Kei ve Taiki-kun'un baş başa konuştuğunu gördüğümde emin oldum. Taiki-kun sana gerçekten çok değer veriyor. Kei, Taiki-kun tarafından deli gibi seviliyorsun."

"...Ha?"

"Tamamdır, diyeceğimi dedim, ben kaçar. See you next!"

"Bir dakika bek..."

Ben onu durduramadan Ai, yüzünde huzurlu bir ifadeyle odadan çıktı.

"Ne demek Hondo tarafından seviliyor olmak..."

Bana cevap verecek kimse kalmamıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.