"Şu diğer üye sen miydin yani, Seto..."
Ai-san, Seto-san'ı tanıttıktan sonra sessizliği bozan ilk kişi Shimizu-san oldu.
"E-evet."
"O kadar gerilmene gerek yok Mio-chan. Kei, ortada bir sebep yokken kimseyi ısırmaz."
"Sanki bir sebep olsa ısıracakmışım gibi konuşma. Köpek değilim ben."
Shimizu-san, Ai-san'a öfkeyle baktı ama pek bir etkisi olmuş gibi görünmüyordu.
"Kei'nin köpek yavruları gibi bir sevimliliği de var, o yüzden sorun yok. Neyse, madem herkes toplandı, bir şeyler yapalım!"
"Ben artık eve gidiyorum."
"Eee, çok erken değil mi? Biraz daha kalsana."
"Amacıma ulaştım işte. Bugün daha fazla kalmak için bir sebebim yok, gidiyorum."
"Ama yaa. Daiki-kun da Kei ile beraber kalmak istiyordur, değil mi?"
"E-evet."
Aniden ismim söylenince refleks olarak onayladım ama yalan da sayılmazdı, o yüzden sorun yoktu. Shimizu-san'a baktığımda bir an için göz göze geldik ama hemen bakışlarını kaçırdı.
"Z-zaten yarından itibaren de buraya geleceğim, o yüzden sorun yok! Hadi eyvallah."
Shimizu-san bunu dedikten sonra eşyalarını kapıp hızla kulüp odasından ayrıldı.
"Gitti bile, Kei."
"Benim yüzümden mi?"
Seto-san'ın ses tonu değişmemişti ama az önceki haline göre daha bir boynu bükük görünüyordu.
"Senin bir suçun yok Mio-chan. Sen gelmeseydin bile Kei yine de giderdi bence."
"Haklı. Bu yüzden pek kafana takmana gerek yok."
"...Anladım, öyle düşüneyim bari."
Seto-san'ın yüz ifadesinden ne düşündüğünü okumak neredeyse imkansızdı ama aşırı derecede moralinin bozulmadığını hissedebiliyordum.
"Bundan sonra da burada Kei ile karşılaşma fırsatın olacak, o zaman konuşursunuz!"
"Hı-hı, öyle yaparım."
"Tamamdır, o zaman bu konu kapandı. Ai, gidiyoruz."
"Gidiyoruz derken, nereye?"
Ai-san şaşkın şaşkın bakıyordu. Hiçbir şeyin farkında değil gibiydi.
"Öğrenci Konseyi odasına herhalde. Kalan işleri erteleyip buraya geldik, artık gitmezsek durum kötüleşecek."
"Tamamen unutmuşum! Haklısın, bu şekilde asmaya devam edersem kouhailerime kötü örnek olurum!"
Sahi ya, Yousuke-san ve Ai-san Öğrenci Konseyi Başkanı ve Başkan Yardımcısıydı. İkisi de konsey işleri yüzünden meşgul olmalıydı. Farkına vardığımda Yousuke-san ve Ai-san koridora çıkmak üzereydi. Ai-san, bana ve Seto-san'a dönüp konuştu:
"Bugün artık buraya dönemeyiz sanırım, o yüzden Mio-chan ve Daiki-kun, gerisi size emanet! Hadi bana eyvallah!"
"Hey, Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısı koridorda koşmaz! Kusura bakmayın çocuklar, ikimiz de bugün geri gelemeyiz. Gerisi sizde. Görüşürüz."
Yousuke-san sadece bunu söyleyip hızlı adımlarla Ai-san'ın peşinden gitti.
Senpailer de gitti...
"Ai-san da Yousuke-san da çok meşguller."
Üçü de gidince Astronomi Topluluğu odasında sadece Seto-san ve ben kalmıştık.
"Ne yapalım? Biz de gidelim mi Seto-san?"
"...Biraz bekle."
"Ne oldu Seto-san?"
"Biraz beklemeni istiyorum."
"Tamam ama yapmak istediğin bir şey mi var?"
"Evet."
Ne yapacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama madem Seto-san istiyordu, aynı kulübün bir üyesi olarak ona yardımcı olmak borcumdu.
"Peki, yapmak istediğin şey ne?"
"...Bana bir konuda akıl vermeni istiyorum."
"Akıl vermek mi?"
"Evet."
"Olur tabii ama benim gibi birine danışman uygun mu?"
"Ne demek istiyorsun?"
"Yani, insan genelde yakın olduğu kişilere danışır ya. Benim gibi pek konuşmadığın birine anlatman sorun olur mu diye düşündüm. Ai-san'a falan sorsan daha iyi olmaz mı?"
"Ai-senpai'ye daha önce danıştım ama beni geçiştirdi. Ayrıca sorun değil, Ai-senpai Hondou-kun'un çok iyi biri olduğunu söylemişti."
"Ai-san..."
Acaba Ai-san beni Seto-san'a nasıl anlatmıştı?
"Hem Hondou-kun, Matsuoka-kun'un arkadaşı olduğu için bu konu için en uygun kişi sensin."
Burada Toshiya'nın adının geçeceğini tahmin etmemiştim. Demek bu danışmak istediği konu Toshiya ile ilgiliydi.
"Hondou-kun? Dalıp gittin, ne oldu?"
"Ah, pardon."
"Eee, anlatacaklarımı dinler misin?"
"...Tamam, madem senin için uygunum, anlat bakalım."
Kısa bir kararsızlıktan sonra dinlemeyi kabul ettim. Hem Seto-san'a yardım etmek istiyordum hem de Seto-san'ın Toshiya hakkında ne düşündüğünü biraz olsun öğrenebilirim diye düşündüm.
"Teşekkürler Hondou-kun. O zaman önce ilgi duyduğum kişi hakkında konuşacağım."
"Höh!"
Bir anda öksürük tuttu. Eğer kulaklarım beni yanıltmıyorsa, hiç beklemediğim bir şey söylemişti.
"İyi misin Hondou-kun?"
"Kusura bakma, şaşırdım bir an. Devam et lütfen."
"Tamam, o zaman ilgi duyduğum kişiyi anlatmaya başlıyorum. Ah, kusura bakma ama adı gizli."
"Anladım."
"O kişi benden daha uzun bir çocuk ve..."
Seto-san ilgi duyduğu kişinin özelliklerini anlatmaya başladı. Öncelikle boy meselesi; Seto-san kızlar arasında pek uzun sayılmazdı, bu yüzden neredeyse tüm erkekler ondan uzundu. Bu bilgiyle hedefi daraltmak pek mümkün değ...
"Aynı zamanda kütüphane kolunda..."
"Efendim?"
"Ne oldu?"
"Pardon, bir şey yok. Devam et."
Elimde olmadan sesim yükselmişti. Eğer yanlış duymadıysam, Seto-san'ın hoşlandığı kişinin kütüphane kolunda olduğunu söylemişti. Her sınıftan sadece bir erkek kütüphane koluna seçildiği için tüm okulda sayıları o kadar da fazla değildi. Bu noktada Seto-san'ın kimi kastettiği bir anda kabak gibi ortaya çıktı.
"Tamam, devam ediyorum. Ayrıca o kişiyle geçen seneden beri aynı sınıftayız ve..."
"...Seto-san? Bir saniye bölebilir miyim?"
"Bu sefer ne oldu?"
"Acaba diyorum, o kişi futbol kulübünde olabilir mi?"
"...Hondou-kun, yoksa sen medyum falan mısın?"
"Ha ha ha..."
Tabii ki değildim. Seto-san ve benimle geçen seneden beri aynı sınıfta olan tek bir kütüphane kolu üyesi daha vardı.
"Bu kadar ipucu verdikten sonra, ilgi duyduğun kişinin Toshiya olduğunu anlamamak imkansız."
"Demek öyle, Hondou-kun sen tam bir dedektifsin..."
"Yok ya, Toshiya'yı tanıyan herkes anlardı bence..."
Zaten az önce, Toshiya'nın arkadaşı olduğum için en uygun kişi olduğumu söylemesi de son darbeydi. Sınıfta pek konuşmadığımız için fark etmemiştim ama Seto-san meğer epey saf birisiymiş.
"Madem anladın, yapacak bir şey yok. Evet, Matsuoka-kun'a karşı boş değilim."
Bunu itiraf eden Seto-san'ın yüzü, az öncesine göre biraz daha kızarmış gibi görünüyordu.
"D-demek öyleydi."
Seto-san'ın sözlerini duyduktan sonra ben de heyecanıma engel olamadım. Çünkü Toshiya'nın duygularının karşılıksız olmadığını anlamıştım. Seto-san da Toshiya'ya karşı az çok bir şeyler hissediyordu. Toshiya bunu duysa herhalde sevinçten ağlardı. Tabii Seto-san bana güvenip anlattığı için gidip de Toshiya'ya direkt söyleyecek değildim.
"Peki Seto-san, Toshiya tam olarak nasıl 'ilgini çekiyor'?"
"...Bunu kelimelere dökmek zor. Belki çok iyi anlatamam ama sorun olur mu?"
"Olmaz, sen anlat."
"Teşekkürler Hondou-kun. Öncelikle, Matsuoka-kun hakkında..."
BAŞLIK: Kalp Atışlarının Tanımı
Anlatılanları özetlemek gerekirse, Seto-san'ın Toshiya'ya ilgi duymaya başlaması, kütüphane kolunda görevli oldukları bir gün Toshiya’nın onunla konuşmaya çalışmasıyla başlamış. İlk başlarda Seto-san ona karşı soğuk davransa da, Toshiya'nın pes etmeden konuşmaya devam etmesi sonuç vermiş ve birinci sınıfın sonbaharında normal bir şekilde konuşur hale gelmişler. O sıralarda Seto-san, nöbet günlerinde Toshiya ile kütüphanede baş başa kaldığı zamanları dört gözle bekler olmuş. İkinci sınıfa geçtiklerinde ikisi de tekrar kütüphane koluna seçilmiş ve aralarındaki ilişki pek de değişmeden devam etmiş. Ancak son zamanlarda Seto-san’ın kafasını kurcalayan bir dert varmış.
"Yani... Toshiya hakkında daha çok mu düşünmeye başladın?"
"Evet. Neden sürekli Matsuoka-kun'u düşünüp durduğumu anlayamadığım için dertleniyorum."
"Anlıyorum."
"Ai-senpai de eğer bu konuda gerçekten endişeleniyorsam, sana danışmamın iyi olacağını söyledi."
İyi de, neden danışman olarak sadece beni seçmişti ki? Bunu daha sonra Ai-san'a sormam gerekiyordu. Fakat Ai-san'a soru sormadan önce Seto-san'a sormak istediğim bir şey vardı.
"Şey, bir şey soracağım. Seto-san, daha önce hiç böyle aşk meşk konularını başkalarıyla konuştun mu?"
"...Arkadaşlarımın aşk hikayelerini dinlediğim oldu ama kendim hakkında hiç konuşmadım."
"Neden peki?"
"Birini sevme hissinin ne olduğunu anlayamadığım için."
"Anladım..."
Görünüşe göre Seto-san, Toshiya'ya karşı beslediği duyguların ne olduğunu tam olarak kelimelere dökemiyordu.
"...Hondou-kun, bir şey sorabilir miyim?"
"Tabii, cevaplayabileceğim bir şeyse."
Seto-san bana ne sormak istiyordu acaba? Dürüst olmak gerekirse en ufak bir tahminim bile yoktu.
"Sence ben Matsuoka-kun'u seviyor muyum?"
"Ha?"
Seto-san'dan hiç beklemediğim bir soru gelmişti.
"Bunu neden bana soruyorsun?"
"Ai-senpai, sana danışmamı önerdiğinde senin benim duygularımı anlayabileceğini düşündüm."
Seto-san'ın ifadesinde neredeyse hiç değişim yoktu ve ne düşündüğünü hala tam çözemiyordum ama bakışları son derece ciddiydi. Madem o bu kadar ciddiydi, benim de ona ciddi bir cevap vermem gerekiyordu.
"...Toshiya'yı sevip sevmediğin konusunda kesin bir şey söyleyemem. Henüz ben de hiç aşık olmadığım için, bir duygunun nereden sonra aşk sayılacağını bilmiyorum."
"Öyle mi..."
"Fakat anlattıklarına bakılırsa, Toshiya'nın senin için çok değerli bir varlık olduğu kesin."
"Gerçekten mi?"
Seto-san başını yavaşça yana eğdi. Anlaşılan bunun pek farkında değildi.
"Toshiya senin için önemsiz biri olsaydı, onun hakkında bu kadar çok düşünmezdin diye düşünüyorum."
"...Anlıyorum. Haklılık payın var."
"Ama Toshiya'yı değerli görme hissinin aşk olup olmadığını ben bilemem."
Seto-san sağ elini ağzına götürdü ve öylece kalakaldı. Sanırım söylediklerim üzerine düşünüyordu.
"Teşekkürler Hondou-kun. Sanırım Matsuoka-kun benim için gerçekten değerliymiş."
"Yardımcı olabildiysem ne mutlu."
"Ancak bu duygunun aşk olup olmadığını hala bilmiyorum. O yüzden senden bir ricam daha var."
"Nedir?"
Yüz ifadesi hiç değişmediği için Seto-san'ın isteklerini tahmin etmek şimdiye kadar tanıdığım herkesten daha zordu.
"Benimle yine aşk konuları hakkında konuşmanı istiyorum."
"Olur ama neden?"
"Bu konularda konuşursam aşkın ne olduğunu daha iyi öğrenebilirim. O zaman Matsuoka-kun'a karşı hislerimin aşk olup olmadığını da anlayabilirim belki."
"Bunun için ben uygun muyum peki?"
"Çünkü sorularıma ciddiyetle cevap verdin. Ayrıca Matsuoka-kun'u iyi tanıyorsun, bu yüzden onun hakkında konuşmak daha kolay."
"...Tamam, eğer senin için sorun değilse yine aşk konuşalım."
Sadece kısa bir süre konuşmuş olsak da Seto-san gerçekten bu konuya kafa yoruyor gibiydi, ona yardım etmek istiyordum.
"Teşekkür ederim. O zaman şimdiden teşekkürler."
Seto-san bunu söyleyip hafifçe başıyla selam verdi.
"Rica ederim."
Ben de karşılık verdim. Birkaç saniye sonra başımı kaldırdığımda o da tam o anda başını kaldırmıştı.
"Peki şimdi ne yapalım? Devam edelim mi yoksa bugünlük bu kadar yeter mi?"
"Bir saniye bekle."
Sırt çantamdan akıllı telefonumu çıkarıp saate baktım. Meğer sandığımdan çok daha fazla zaman geçmiş. Eve gidip akşam yemeği hazırlıklarına başlamam gerekiyordu.
"Kusura bakma, biraz işim var. Devamını yarına bıraksak olur mu?"
"Sorun değil."
"Teşekkürler. O zaman yarın kaldığımız yerden devam ederiz."
Sırt çantamı omuzladım ve Seto-san’ın el sallamaları eşliğinde astronomi kulübü odasından ayrıldım.
Ertesi gün okul çıkışında tekrar astronomi kulübündeydim. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde Seto-san'dan başka bir üye daha vardı. Bu kişi masaya kapanmış olduğu için yüzü tam görünmüyordu ama o siyah ve güzel uzun saçlardan, bunun Shimizu-san'dan başkası olamayacağını biliyordum.
"Selam Seto-san. Shimizu-san uyuyor mu yoksa?"
"Evet, ben geldiğimde zaten uyuyordu."
"Anladım."
Okul biter bitmez buraya gelmiş olmalıydı. Gerçekten de sınıftan çıktığımda Shimizu-san çoktan gitmişti. Herhalde beden eğitimi dersi olduğu için yorulmuş ve uyuyakalmıştı.
"Ai-san ve Yousuke-san biraz geç mi gelecekler?"
Sırt çantamı masaya koyup Seto-san'ın yanına, Shimizu-san'ın ise tam karşısına denk gelen sandalyeye oturdum.
"Ai-senpai biraz işleri olduğu için gecikeceklerine dair mesaj attı, o yüzden sanırım öyle."
"Haber verdiğin için sağ ol. O zaman ikisi gelene kadar ne yap—"
"Tabii ki dünkü konuya devam edelim."
Seto-san konuya öyle bir atlamıştı ki... Meğer bu aşk meşk konularını konuşmayı ne kadar çok istiyormuş. Ayrıca nedense, uyuyor olması gereken Shimizu-san'ın vücudu bir anlığına titrer gibi oldu.
"Shimizu-san uyanabilir ama, sorun olmaz mı?"
"Başkalarının duymasından çekineceğim bir şey değil, o yüzden sorun yok. Senin için sorun mu?"
Benim açımdan Shimizu-san'ın duymasında bir mahzur yoktu. Seto-san kendisi için de sorun olmadığını söylüyorsa, onu durdurmak için bir sebebim kalmıyordu.
"...Sen öyle diyorsan benim için uyar."
"Teşekkürler Hondou-kun."
"Peki bugün ne hakkında konuşalım?"
"Dün eve gidince biraz çalıştım, konuyu ben seçebilir miyim?"
"Tabii, olur."
Olur demiştim ama aşk konularına "çalışmak" da ne demekti? Seto-san dün evde tam olarak ne yapmıştı acaba?
"Bugünkü aşk konumuz: Karşı cinste sevilen saç modelleri."
"Saç modelleri mi?"
"Evet. Erkeklerin hangi saç modellerinden etkilendiğini falan duymak istiyorum."
Seto-san'ın ağzından "etkilenmek" gibi bir kelime duyunca biraz şaşırmıştım. Yine de saç modeli ha...
"Sevilen saç modelleri erkekten erkeğe çok değişir bence."
Mesela bir erkek olarak ben uzun saçlı kızlardan hoşlanırken, Toshiya kısa saçlılardan hoşlanıyordu. Gerçi Toshiya'nın durumunda, Seto-san'ın saçları kısa olduğu için "kısa saç seviyorum" deyip duruyordu ya, neyse.
"Öyle mi... Peki Hondou-kun, sen hangi modelleri seviyorsun?"
"Ben sanırım uzun saç seviyorum."
"Anlıyorum. Peki hangi saç modelini seviyorsun?"
"Ha? Az önce söyledim ya, uzun saç seviyorum diye..."
"O sadece saçın uzunluğuyla ilgili bir tercih. Benim duymak istediğim, saçın nasıl yapıldığı, yani modelin kendisi."
Nihayet sorunun amacını kavramıştım. Cevabım sorudan biraz sapmış görünüyordu.
"Sorduğun için kusura bakma ama ben kızların saç modelleri konusunda pek bilgi sahibi değilim."
"......Anladım. Çözecek bir yolum var, biraz bekle."
Seto-san bunu deyip yerinden kalktı ve odadaki kitaplıklardan birine doğru yürümeye başladı.
"Ai-senpai’ninki sanırım buradaydı... Hah, buldum."
Seto-san kitaplıktan bir dergi alıp eski yerine oturdu.
"Bu, Ai-senpai’nin bıraktığı bir moda dergisi. İçinde Hondou-kun’un sevdiği saç modeline sahip bir kız olabilir."
Moda dergisini Seto-san’dan aldım. Birkaç dakika karıştırınca, nedense aklımda yer eden bir saç modeline sahip bir manken gördüm.
"......Bu mankenin saç modelinin güzel olduğunu düşünüyorum."
Dergideki ilgimi çeken mankeni işaret edip Seto-san’a gösterdim.
"Hondou-kun 'Half-up' modelinden hoşlanıyor demek."
"Bu saç modeline 'Half-up' mı deniyor?"
Dergiye tekrar baktım. Orada arka saçlarını toplamış bir mankenin fotoğrafı vardı.
"Neden bu modelin iyi olduğunu düşündün?"
"Şey, ben zarif ve hanım hanımcık kızları seviyorum. Bu yarım toplama şekli sence de öyle bir hava vermiyor mu?"
"......Öyle söyleyince, gerçekten de öyle görünüyor olabilir. Hondou-kun, gerçekten böyle bir saç modeliyle karşına çıkan bir kız olsa heyecanlanır mısın?"
"Başıma gelmeden bilemem ama en azından ilgimi çekeceği kesin."
Masa tekrar hafifçe sallandı. Refleks olarak Shimizu-san’a baktım ama bir değişiklik yoktu. Rahatlayarak bakışlarımı dergiye geri çevirdim.
"Ben sabahları hiç uyanamam, okula gelmem bile büyük bir çaba gerektiriyor. Sabahın köründe vakit ayırıp saçını bu hale getiren insanlara gerçekten saygı duyuyorum."
"Anlıyorum, yani Hondou-kun saçına şekil veren kızlara karşı bir saygı besliyor. Bu referans olacak."
Seto-san bunu derken nereden çıkardığını anlamadığım bir yapışkan notu açık olan sayfaya yapıştırdı.
"Neden not kağıdı yapıştırdın?"
"Her ihtimale karşı, aklımda tutayım diye."
Konuşmamızın ortasında, kapının sertçe açılma sesi duyuldu. Kapıya döndüğümde Ai-san orada dikiliyordu.
"Ooo, Kei de Daiki-kun da gelmiş! Shimizu Ai, gecikmeli de olsa huzurlarınızda!"
"Me-merhaba Ai-san."
"Selamın için sağ ol Daiki-kun. Oya, Kei uyku modunda mı yoksa?"
Ai-san’ın sesini duymuş olacak ki Shimizu-san yavaşça doğruldu.
"Uyanık mıydın Kei?"
"Senin o sesinle uyandım be! Ses tonunu biraz alçalt."
"Y-yapma ya. Benim sayısız meziyetimden biri olan o gür sesimi mühürlememi mi istiyorsun?"
"Meziyetlerin o kadar çok değil bir kere. Ayrıca gür ses pek de bir meziyet sayılmaz."
"Öyle bir şey yok, değil mi Mio-chan?"
"......Sessiz kalma hakkımı kullanıyorum."
"Mio-chan!? Buradaki sessizlik resmen onaylamak demek ama!?"
Yüzünden pek anlaşılmasa da Seto-san’ın da bu konuda söyleyecekleri var gibiydi.
"Herkes çok acımasız! Daiki-kun, sen öyle bir şey demezsin değil mi?"
"Şey, evet."
"Bakın işte, Daiki-kun sesimin gür ve net geldiğini, saatlerce dinlese bile bıkmayacağı kadar güzel bir sesim olduğunu söyledi!"
"Bir saniyede anlaşılacak yalanlar uydurmayı kes. Ve Hondou, Ai'yi şımartma."
Shimizu-san bana öfkeyle bakmaya başladı.
"Neyse, benim o güzel sesimle ilgili bu kadar yorum yeter, bugün meselemiz bu!"
Ai-san iki tane kağıt çıkardı. Kağıtların üst kısmında 'Kulüp Katılım Formu' yazıyordu.
"Formu yazmak sorun değil de, topluluk gerçekten kulübe dönüşecek mi?"
"Onu dert etmeyin. Yousuke ile birlikte araştırdık, birkaç yıl önce de benzer bir durum yaşanmış. Bu sefer üye sayısını ve danışman öğretmen şartını karşılıyoruz, geriye sadece gerekli evrakları hazırlamak kalıyor; ondan sonra Astronomi Kulübü'ne yükselmemiz gayet pürüzsüz ilerler."
"Öyleyse sorun yok."
"Ayrıca bir sorun çıkarsa Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısı yetkimle bir hal çaresine bakarım. Hahaha..."
Bunu söyleyen Ai-san’ın yüzünde sinsi bir gülümseme belirdi.
"Makamını kötüye kullanma."
"Şakaydı canım, yarısı şakaydı."
"Gerçekten mi?"
Ciddiyet payının yarıdan fazla olduğunu düşünen tek kişi ben değildim sanırım.
"Gerçekten tabii. Bugünlük sizden istediğim, Kei ve Daiki-kun olarak şu katılım formlarını doldurup bana teslim etmeniz. Geri kalan ufak tefek işleri ben ve Yousuke hallederiz. Formu doldururken anlamadığınız bir yer olursa bana sorun."
"Anlaşıldı."
Sonuç olarak o gün, katılım formlarını doldurduktan sonra eve dönene kadar Ai-san’ın merkezde olduğu bir sohbete daldık.
Ertesi sabah sınıfa girdiğimde bir şeyi fark ettim.
"Allah allah, Shimizu-san henüz gelmemiş."
Lise birinci sınıftaki Shimizu-san olsa geç kalması şaşırtıcı olmazdı ama son zamanlarda genelde benden önce okulda oluyordu. Başına bir şey mi gelmişti acaba? Endişelenirken kapının açılma sesinin ardından buraya doğru yaklaşan ayak sesleri duyuldu.
"Günaydın Shimizu-san..."
"O-ooh."
Dilim tutulmuştu. Ayak seslerinin sahibi Shimizu-san’dı. Daha doğrusu, saçlarını arkadan toplamış bir Shimizu-san. Bugünki saç modeli, dün moda dergisinde gördüğüm mankenin modelinin aynısıydı.
"Saçını her zamankinden farklı yapmışsın."
"He ya."
Shimizu-san yerine oturdu. Neden özellikle bugün saç modelini değiştirmişti ki?
"Ne dik dik bakıyorsun be?"
"Ah, kusura bakma."
Merakımdan farkında olmadan gözlerimi ondan ayıramamışım.
"Özür dilemene gerek yok da... Yakışmamış mı yoksa?"
Shimizu-san kendine güvensiz bir şekilde bunu fısıldadı.
"Öyle bir şey yok. Her zamankinden farklı bir hava katmış, bence çok tatlı olmuşsun. Yok, tatlıdan ziyade 'güzel' olmuşsun diyebilirim."
"N-ne?! Sana bu kadarını söyle demedim!"
Nedenini bilmiyorum ama Shimizu-san telaşlanmış gibiydi, sesi normalden daha yüksek çıkıyordu.
"Yine de, bugün neden böyle nadir bir değişiklik yaptın?"
"Höh, o... o şeyden... tamamen keyfi bir durum."
Bunu iddia eden Shimizu-san, nedense gözlerimin içine bakamıyordu.
"Demek öyle. Hep farklı bir modelde gördüğüm için şaşırdım."
"B-bu kadarı normal herhalde."
Sabah dersi öncesi ilk zil çaldı ve sınıf öğretmeni Yuasa-sensei içeri girdi. Biraz daha konuşmak istiyordum ama zaman dolmuştu.
"O zaman, bugün de iyi anlaşalım Shimizu-san."
"......Tamam."
"Aaa, Shimizu-san bugün de yok."
Shimizu-san’ın saçını yarım topladığı günün ertesi, her zamanki gibi okula geldiğimde Shimizu-san yine sınıfta değildi. Ben sınıfa girdikten yaklaşık beş dakika sonra Shimizu-san göründü.
"Günaydın Shimizu-san."
"Günaydın."
Shimizu-san tıpkı dünkü gibi saçlarını arkadan yarım toplamıştı.
"Bugün de saçın aynı model."
"He ya."
Shimizu-san yerine oturdu. Ben bugün teslim edeceğim ödev dosyasını çantamda ararken üzerimde bir bakış hissettim. Etrafımı kontrol ettiğimde bakışların sahibinin Shimizu-san olduğunu fark ettim.
"Bir şey mi oldu Shimizu-san?"
"Yoo, bir şey olduğu falan yok..."
Söylediklerinin aksine, sanki bir şeyler söylemek için can atıyor gibiydi. Ancak ona ne demem gerektiği konusunda en ufak bir fikrim yoktu.
"Bana söylemek istediğin bir şey var, değil mi?"
"Söylemek istediğimden ziyade, duymak istediğim mi desem..."
Shimizu-san’ın kısık sesle mırıldandığı o tek cümleyi bir şekilde duymayı başarmıştım.
"Ne duymak istiyorsun?"
"Duyuyor muydun... Ş-şey, o..."
"O ne?"
— ...Bir şey değil. Birazdan sabah toplantısı başlayacak.
— Ha, evet. Haklısın.
Sonuç olarak Shimizu-san’ın benden ne duymak istediğini asla öğrenememiştim.
Ertesi gün sınıfa girdiğimde, Shimizu-san’ın sırasında bir kız öğrenci çoktan oturuyordu. Arkasından seslendim.
— Günaydın, Shimizu-san?
— Neden soru sorar gibi söylüyorsun?
— Arkadan görünüşün her zamankinden farklı gelince bir an emin olamadım da...
Bugünkü Shimizu-san düne kadar olan halinden farklı olarak, saçlarını arkadan at kuyruğu yapmıştı. Normalde uzun saçlarının örttüğü ensesi şimdi tamamen açıktaydı ve bu manzara kalbimin hafifçe gümlemesine neden olmuştu.
— Bugün farklı bir saç modeli yapmışsın.
— He ya.
— Yarım toplu hali de güzeldi ama at kuyruğu da sana çok yakışmış.
— Ö-öyle mi...
Bunu söylediğimde Shimizu-san her nedense eliyle ağzını kapatmıştı.
— Peki neden bugün at kuyruğu yaptın? Yine bir önceki gibi keyfi bir karar mı?
— Bugün hava güneşli ve sıcak olacak gibiydi. Bu modelle sıcaklık biraz daha katlanılabilir olur diye düşündüm.
— Anladım.
Gerçekten de bugün tek bir bulutun bile olmadığı, sabahın erken saatlerinden itibaren güneşin kavurduğu bir gündü. Daha sonra Shimizu-san’ın saçı hakkında daha fazla konuşmadık ve sabah toplantısı başladı.
O günden sonra Shimizu-san, okula geldiği her gün saç modelini değiştirmeye başladı. Bir gün topuz yapıyor, bir başka gün örgülü yarım toplama deniyor, ertesi gün ise saçlarını örüyordu; çeşitlilikte sınır tanımıyordu.
Shimizu-san neden her gün saçını değiştiriyordu acaba? Bu durumu merak etsem de kendisi her seferinde sadece canının öyle istediğini söylüyordu. Derken Shimizu-san’ın saçlarını değiştirmeye başlamasının üzerinden on gün geçmişti. Her gün farklı bir saçla gelen Shimizu-san’ı gören sınıf arkadaşları arasında ise tam bir kaos hakimdi; kimisi bunun yağmurun habercisi olduğunu, kimisi gökten mızrak yağacağının işareti olduğunu söylüyor, kimisi ise sadece şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemiyordu.
— ...Hah. ...Hah.
Sıradan bir hafta içi sabahında, nefes nefese kalmış halde sınıfa doğru koşturuyordum. Acele etmemin sebebi basitti; sabah toplantısının başlamasına çok az kalmıştı.
'Daha kolay bir saç modeli mi deneseydim acaba?'
Bugün neredeyse geç kalacak olmamın nedeni, normalden daha zor bir saç modelini yapmaya çalışmamdı. Örgüyü bir türlü tutturamamış, "öyle mi olsun böyle mi" diyerek deneme yanılma yaparken vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştım. En sonunda panikle evden fırlamıştım.
Geçen yıla kadar olsa geç kalmayı zerre umursamazdım ama şimdi durum farklıydı. Ben geç kalırsam Hondo kesin endişelenirdi. Bu da isteyeceğim son şeydi.
'...Sanki eskisinden daha çok o salağı düşünür oldum.'
Geçen haftadan beri okula gelmeden önce saçlarımla uğraşmaya başlamamın sebebi de bir nebze olsun Hondo’nun ilgisini çekmekti. Saçımı her değiştirdiğimde Hondo yakıştığını ya da güzel olduğunu söylüyordu. Sadece bu sözleri duymak bile, sabah erkenden uyanıp binbir güçlükle saçımı bağlamanın zahmetine değdiğini hissettiriyordu.
'Neyse, bugün saçımı yapmadım diye bir şey demeyecektir herhalde.'
Bunları düşünürken çoktan sınıfa varmıştım. Bir şekilde geç kalmaktan kurtulmuştum. Sırama doğru yürürken Hondo ayak seslerimi duymuş olacak ki bu tarafa döndü.
— Günaydın Shimizu-san.
— Selam.
Çantamı bırakıp bakışlarımı tekrar Hondo’ya çevirdiğimde, onun nedense yüzünde yumuşak bir gülümsemeyle bana baktığını gördüm.
— Neden bana bakıp gülüyorsun be?
— Ha, gülüyor muydum?
Görünüşe göre kendisi bile farkında değildi.
— Gülüyordun ya. Ne var bu kadar komik olan?
İster istemez kaşlarım çatılmıştı. Sınıfın çoğu bu bakışımla geri adım atardı ama Hondo üzerinde her zamanki gibi hiçbir etkisi olmuyordu.
— Sanırım sadece rahatladığım için öyle oldu.
— Ne demek istiyorsun?
— Yani, Shimizu-san uzun zamandır ilk kez her zamanki saçınla geldin ya.
Ben saçımı bağlamayınca bu çocuk neden rahatlıyordu ki? Bu aradaki bağlantıyı kurmaya çalışırken Hondo tekrar konuşmaya başladı.
— Shimizu-san, son zamanlarda her gün saçını değiştiriyordun değil mi? Daha önce görmediğim o modellerin her biri, sanki senin bilmediğim yeni bir yönünmüş gibi geliyordu ve dürüst olmak gerekirse kalbim epey güm güm atıyordu.
— Ne...?!
— Bu gidişle kalbim dayanmayacak diye düşünürken, bugün düz saçla gelince kendimi tutamayıp rahatladım herhalde. ...A-a, neden yüzünü gizliyorsun ki?
— Ş-şimdi bu tarafa bakma!
Yüzümü iki elimle gizlemekten başka çarem yoktu. Bu çocuk neden her seferinde kalbimi böyle yerinden oynatıyordu? Birkaç on saniye sonra, az da olsa sakinleşmeyi başardım ve yüzümü kapattığım ellerimi indirdim.
— ...Sen, ben saçımı bağlayınca o... kalbin mi atıyor yani?
— Ş-şey, evet.
— Ve benim normal halim seni rahatlatıyor.
— Öyle sayılır.
O zaman yapmam gereken şey belliydi.
— ...Anladım. Madem öyle, genelde bu saçla gezeceğim.
— Benim için kendini zorlamana gerek yok ki? Ben de yavaş yavaş saçını topladığın haline alışırım herhalde.
— K-kimse senin için bir şey yapmıyor be! Sadece saçımla uğraşmak zahmetli gelmeye başladı, o kadar.
— Öyle diyorsan...
Elbette zahmetli geldiği falan yoktu. Sadece saç modellerimi "acil durumlar için" birer gizli koz olarak saklamaya karar vermiştim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.