"Daiki, hadi gel aşk muhabbeti yapalım!"
Shimizu-san'ın itiraf tantanasının üzerinden yaklaşık bir hafta geçmişti. Okul çıkışı her zamanki gibi eve dönmeye hazırlanırken Toshiya bana seslendi. Son zamanlarda Toshiya ile aşk meşki konuşmadığımız için artık sıkıldığını sanmıştım ama görünüşe göre yanılmışım.
"Kulübe gitmen gerekmiyor mu?"
"Bugün kulüp tatil, yani sorun yok!"
"Öyleyse tamam."
Her ihtimale karşı etrafı kontrol ettim. Sınıfta bizim dışımızda birkaç kişi daha vardı ama kimse bizimle ilgileniyor gibi görünmüyordu. Yanımda oturan Shimizu-san da sırasına gömülmüş uyuyor gibiydi, muhtemelen bizi duymuyordu.
"Teşekkürler Daiki! O zaman bugünün temasını açıklıyorum! Bugünün teması: Sevdiğin kızla aynı kulüpte olmak!"
Anlıyorum, beraber kulüp faaliyetleri ha? Ben eve dönüş kulübünden olduğum için aklıma pek bir şey gelmiyor. Ama sanki daha önce buna benzer bir şey konuşmuştuk...
"Daha önceki bir konuşmamızda, futbol maçındayken sevdiğin kızın sana tezahürat yapmasını istediğini söylememiş miydin? Senin asıl istediğin şey bu değil miydi zaten?"
"Doğru, futbol kulübünde olunca öyle oluyor. O zaman bu sefer tam tersini düşünelim; ya ben Seto-san'ın olduğu kulüpte olsaydım?"
"Seto-san hangi kulüpte ki?"
"Sahi, söylememiştim değil mi? Seto-san'ın kulübü..."
Toshiya lafını bitiremeden sınıfın arka kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.
"Kei, Daiki-kun, ikiniz de burada mısınız bakayım!"
Oradaki kişi, hiç şüphe yok ki Shimizu-san'ın ablası olan Shimizu Ai-san'dı.
"Sana sesleniyor ama Ai-san'la bir sözleşmen mi vardı Daiki?"
"Hayır, hayır."
Başımı defalarca sağa sola salladım. O malum olaydan beri Ai-san'la koridorda birkaç kez tesadüfen karşılaşmıştık ama bugün için bir plan yaptığımızı hiç hatırlamıyordum.
Benim kafa karışıklığım sürerken Ai-san çoktan sıramın yanına gelmişti bile. Göz göze geldiğimizde bana bakıp sırıtarak gülümsedi.
"Tamamdır, ikiniz de buradasınız. Daiki-kun, biraz vaktin var mı?"
"Merhaba Ai-san. Kusura bakmayın, şu an Toshiya ile konuşuyorduk da..."
Ben durumu açıklayınca Ai-san'ın bakışları Toshiya'ya kaydı.
"Toshiya-kun... Yani Daiki-kun'un arkadaşı Matsuoka Toshiya-kun, değil mi?"
"Evet. Benim adımı da biliyormuşsunuz!"
"Elbette! Ben Hiper Ultra Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısıyım sonuçta!"
"Bunun konsey başkan yardımcılığıyla hiçbir alakası yok ki."
Beklenmedik bir yönden azar tonunda bir ses yükseldi. O tarafa baktığımda, bıkkın bir ifadeyle bize bakan Shimizu-san'ı gördüm. Görünüşe göre bu gürültü yüzünden uyanmıştı.
"Kei de uyanmış! Hadi o zaman Kei, Daiki-kun, gidelim!"
"Nereye ya? Ayrıca Hondo şu an Matsuoka ile konuşuyor, görmüyor musun?"
"Doğru ya! Ama Toshiya-kun, senin burada böyle durman doğru mu?"
"Nasıl yani?"
"Çünkü bugün senin kütüphane nöbetin yok mu?"
"Ah, tüh!"
Toshiya'nın yüzü anında bembeyaz oldu. Görünüşe göre Ai-san'ın dediği doğruydu.
"Kusura bakma Daiki! Tamamen unutmuşum, bugün kütüphane nöbetçisiyim! Ben kaçtım!"
"Tamam, hatırladığına sevindim."
"Devamını sonra konuşuruz. Bir de Ai-san, nöbeti hatırlattığınız için çok teşekkürler!"
Toshiya, Ai-san'ın önünde saygıyla eğildi.
"Rica ederim, önemli değil. O kız seni bekliyordur, hadi hemen git."
"Öyle yapacağım. Hadi Daiki, yarın görüşürüz."
"Görüşürüz Toshiya."
Böylece Toshiya aceleyle sınıftan çıktı.
"Sahi Ai-san, Toshiya'nın bugün kütüphane nöbetçisi olduğunu nereden biliyordunuz?"
"Heh heh heh, bu basit bir çıkarım sevgili yardımcım."
"Hondo ne zamandan beri senin yardımcın oldu? Hem niye öyle gururla söylüyorsun bunu?"
Shimizu-san, Ai-san'ın sözlerine anında lafı yapıştırdı.
"Yine formundasın bakıyorum! Aslında işin aslı şu; bugünkü diğer kütüphane nöbetçisi benim bir tanıdığım. Daha önce bugün nöbetçi olduğunu söylemişti, oradan biliyorum."
"Anladım, demek öyle."
Bu açıklama, Toshiya'nın nöbetini nasıl bildiğini mantıklı kılıyordu.
"Şimdi anlaştık mı? O zaman tekrar soruyorum Daiki-kun, vaktin var mı?"
"Çok geç kalmayacaksak olur."
Eve gidince akşam yemeği hazırlamam gerekiyordu ama hemen dönmemi gerektirecek kadar da sıkışık değildim.
"O zaman sorun yok. Çok uzun süreceğini sanmıyorum. Hadi, hemen gidelim o zaman!"
"Bir dakika bekle. Bana da bir sorsana? Ayrıca artık nereye gittiğimizi söyleyecek misin?"
"Ha? Kei, senin işin yoktur zaten. Nereye gideceğimiz ise sürpriz!"
Ai-san bunu söylerken elleriyle hem benim hem de Shimizu-san'ın kolunu kavradı. O kadar hazırlıksız yakalanmıştık ki itiraz etmeye bile fırsat bulamadık.
"Hadi bakalım, iki kişilik servis başlıyoooor~"
"Hey, bıraksana kolumu, çocuk değiliz biz. En azından çantalarımızı almamıza izin ver."
Ai-san kollarımızı bıraktı. Shimizu-san'ın uyarısı işe yaramıştı.
"Haklısın, çantaları almak daha iyi olur. Biraz fazla heyecanlandım galiba."
"Gerçekten ne yapmaya çalışıyor bu..."
Sonrasında Shimizu-san ve ben eşyalarımızı topladık ve Ai-san ile birlikte sınıftan ayrıldık.
"Hedefe ulaştık!"
Sınıftan çıkalı birkaç dakika olmuştu. Bir odanın kapısının önünde durduk.
"Sonunda geldik mi? Ee, ne yapacağız burada?"
"Onu içerideki kişi açıklasın! Hadi bakalım, açıyorum!"
Ai-san sözünü bitirir bitirmez kapıyı hızla açtı. Onun arkasından çekinerek odaya girdim. Odanın ortasında iki uzun masa birleştirilmiş, etrafına da sandalyeler dizilmişti. Odada tek bir erkek öğrenci bir sandalyeye oturmuş bekliyordu.
"Yosuke, ikisini de getirdim!"
"Geldiler mi? Kendi rızalarıyla getirdin, değil mi?"
Yosuke denilen gözlüklü çocuk Ai-san'ın tanıdığıydı sanırım. Yüzüne dikkatle bakınca onu bir yerden hatırlıyor gibi oldum.
"Tabii ki, ikisi de seve seve kabul etti!"
"Benden izin almadın ama."
"Kei, iç sesin 'olur' dedi ya."
"Senin kulağın sadece işine geleni mi duyuyor senin?"
İkili her zamanki gibi tam gaz devam ediyordu. Ben bunları düşünürken Yosuke-san söze girdi.
"Ai, Kei, bir saniye susun. Sizin bu kardeş atışmanızı dinlersek hava kararacak. Durumu açıklamak için önce kısaca kendimi tanıtayım."
Yosuke-san'ın bu sözleri beni şaşırttı. Çünkü bizim okulda Shimizu-san'a adıyla hitap eden pek kimse yoktu. Çoğu öğrencinin ondan korkması yüzünden bu böyleydi. Shimizu-san'a bu kadar rahat bir şekilde hitap eden Yosuke-san, anlaşılan sadece Ai-san ile değil Shimizu-san ile de yakındı. Acaba bu Yosuke denen kişi ile Shimizu kardeşler arasında nasıl bir bağ vardı?
"Doğru ya, Daiki-kun henüz Yosuke'yi tanımıyor. Hadi bakalım, tanıt kendini!"
"Ah, benim adım Sakata Yosuke. Üçüncü sınıfım ve bir nevi Öğrenci Konseyi Başkanı olarak görev yapıyorum. Ayrıca Ai ile de ezeli bir çocukluk arkadaşlığı bağımız var. Birdenbire buraya getirildiğin için kafanın karıştığını tahmin ediyorum ama tanıştığımıza memnun oldum, lütfen bana güven."
Yosuke-san'ı bir yerden gözümün ısırmasının sebebi Öğrenci Konseyi Başkanı olmasıymış demek. Ayrıca Ai-san'ın çocukluk arkadaşı olduğuna göre, Shimizu-san ile de az çok bir bağı olmalı ve onu yakından tanıyor olmalıydı. Eğer öyleyse, Shimizu-san'a ismiyle hitap etmesi mantıklı geliyordu.
Kendini tanıtması biter bitmez Yosuke-san derin bir şekilde eğilerek selam verdi. Ben de telaşla ona eşlik edip eğildim.
"İkiniz de çok kasmayın ya. Görücü usulü buluşmada değiliz, daha rahat olun!"
Ai-san’ın bu sözlerini duyunca hem ben hem de Yosuke-san başımızı kaldırdık.
"Sen de fazla rahatsın ama."
"Esneklik önemlidir Kei. Spor yaparken sakatlanma riskini azaltır."
"O tür bir esneklikten bahsetmiyorum herhalde."
"Konu yine dağılıp gidecek. Her neyse, üçünüz de dikilmeyi bırakın da boş yerlere oturun."
"Haklısın. Hadi bakalım ikiniz de oturun, oturun."
Ai-san, Yosuke-san'ın yanındaki sandalyeye yerleştikten sonra Shimizu-san masanın diğer tarafında Ai-san'ın karşısına, bense Yosuke-san'ın karşısındaki sandalyeye oturdum.
"Şimdi, söze nereden başlasak... Hondo-kun, Ai'den ne kadarını dinledin?"
"Şey... Hiçbir şey duymadım."
Yosuke-san'ın sitem dolu bakışları Ai-san'a yöneldi.
"Hani genel bir açıklama yapacaktın?"
"Bir dahaki sefere daha çok çabalama niyetindeyim!"
"Bunu söyleyip de bir şeyi düzelttiğin tek bir anı bile hatırlamıyorum ama... Neyse, madem öyle en baştan anlatayım."
Yosuke-san bakışlarını Ai-san'dan çekip bana çevirdi.
"Daiki-kun, sence burası neresi?"
"Ha? Şey... Boş bir sınıf değil mi?"
Aniden soru sorulunca biraz şaşırsam da aklımdan geçeni olduğu gibi söyledim.
"Öyle düşünmen normal. Ama durum biraz farklı. Kei, sen buranın neresi olduğunu biliyorsun değil mi?"
Nedense yüzü asılan Shimizu-san, bir süre duraksadıktan sonra konuştu.
"Sizin kulüp odanız değil mi burası?"
"Aynen öyle! Tam isabet! Burası biz Astronomi Gönüllüleri Topluluğu'nun kulüp odasıdır!"
"Astronomi Gönüllüleri mi?"
İstemeden sesim yükselmişti. Bizim lisede böyle bir topluluk mu vardı?
"Bilmemen doğal. Sadece üç üyesi olan, varlığıyla yokluğu bir, sönük bir topluluğuz."
"Ayrıca, neden en başından beri Astronomi Kulübü değil de Astronomi Gönüllüleri Topluluğu ki?"
Benim de merak ettiğim bu noktayı Shimizu-san dile getirdi.
"Bunu daha sonra açıklayacağım, biraz bekle. Önce asıl meseleye girmek istiyorum."
"Sonuç olarak, Hondo ile beni buraya neden getirdiniz?"
"Sizi bu Astronomi Gönüllüleri Topluluğu'na davet etmek için."
"Neden özellikle ikimizi çağırma ihtiyacı duydunuz peki?"
"Bunun temel olarak iki sebebi var."
Yosuke-san'ın ifadesi az öncekine göre daha ciddi bir hal aldı. Sanki bir şalter açılmış gibiydi.
"İlk sebep, kulübün kapanma krizini atlatmak. Şu an bu toplulukta ben, Ai ve bir kişi daha olmak üzere toplam üç kişiyiz. Ben ve Ai üçüncü sınıfız, yani ikinci dönem bittiğinde topluluktan ayrılacağız. Bir topluluğun devam etmesi için en az iki kişi gerektiğinden, bu gidişle ikinci dönem sonunda Astronomi Gönüllüleri otomatik olarak feshedilecek. İlk başta bunun elden bir şey gelmez bir durum olduğunu düşünmüştüm ama..."
"Buna asla izin vermem! Gözüm açık olduğu sürece bu kulübün kapanmasına asla müsaade etmeyeceğim!"
"Ai hep bu modda işte... Gerçi benim için de anıları olan bir yer, o yüzden ben de artık mümkünse devam etmesini istiyorum."
"Anladım, peki ikinci sebep ne?"
"O da şudur ki... Okulun çatısında gökyüzü gözlemi yapmak istiyoruz!"
"Ha?"
"Efendim?"
Shimizu-san ile aynı anda tepki verdik. Konu o kadar uç bir yere sıçramıştı ki tam anlayamamıştım.
"Çok kısa kestin. Böyle anlatınca hiçbir şey anlaşılmıyor."
"Öyle mi? O zaman Yosuke, sen güzelce bir açıklayıver!"
"Sen demesen de yapacağım zaten. Evet, nihai hedefimizin okulun çatısında gökyüzü gözlemi yapmak olduğu doğru."
"Gözlem yapacaksanız gidin yapın. Bunun bizim buraya girmemizle ne alakası var?"
Bunu ben de merak ediyordum. Çatıda gözlem yapmak ile üye sayısını artırmak arasında nasıl bir bağlantı vardı?
"Sırayla açıklayayım. Öncelikle, çatıda gözlem yapmak için ne gerektiğini düşünüyorsunuz?"
"Ne bileyim... Teleskop ve çatının anahtarı falan değil mi?"
"Hondo-kun, sen ne düşünüyorsun?"
"Bence de çatının anahtarı gereklidir."
Hatırladığım kadarıyla bizim okulun çatısı normalde kilitliydi ve öğrencilerin girmesi yasaktı.
"Doğru, anahtar şart. Ve o anahtarı ödünç almak için çatıyı kullanma iznine ihtiyacınız var."
"Madem bunu biliyorsunuz, gidip izin alın ve gözleminizi yapın işte?"
"İşler o kadar kolay yürümüyor. Çatıyı kullanma izni şahıslara veya gönüllü topluluklara verilmiyor."
Demek öyleydi. Bizim okulun çatısına çıkmak sanıldığından daha zormuş.
"O zaman vazgeçmekten başka çare yok."
"Hayır, aslında bir yolu var. Şahıslara veya topluluklara izin verilmiyor ama resmi bir kulüp olursanız izin alma ihtimaliniz doğuyor. Aradaki fark, başında bir danışman öğretmenin, yani yetişkin bir sorumlunun olup olmaması sanırım."
"Nasıl yani?"
"Astronomi Gönüllüleri olarak kalırsak çatıda gözlem yapamayız ama Astronomi Kulübü olursak bu mümkün olabilir."
"Topluluktan resmi kulübe geçmenin bir yolu mu var?"
"Evet, bizim okulda beş veya daha fazla üye ve bir danışman öğretmen olursa resmi kulüp statüsü kazanılabiliyor. Gerçi teknik olarak faaliyet yeri ve amacı gibi başka gereklilikler de var ama ana mesele bu."
Yosuke-san'ı dinleyince neden davet edildiğimizi nihayet anlamıştım.
"Yani Astronomi Gönüllüleri'nin Astronomi Kulübü'ne dönüşmesi için iki üyeye daha ihtiyacınız var ve bu yüzden bizim katılmamızı istiyorsunuz, öyle mi?"
"Aşağı yukarı öyle. Danışman öğretmen için bir adayımız var, yani tek sorun üye eksikliği. Bu yüzden hem buranın devamlılığı hem de çatıda gözlem yapabilmek için ikinizin de aramıza katılmasını yürekten istiyoruz."
"Açıklama için sağ ol Yosuke! İkiniz de neden davet edildiğinizi anladınız mı?"
"Evet, genel olarak anladım."
"Eh, sayılır."
"O zaman sormak istediğiniz bir şey var mı? Cevaplayabileceğim bir şeyse seve seve yanıtlarım."
"Şey, bir şey sorabilir miyim?"
Eğer bir kulübe gireceksem önce teyit etmem gereken bir konu vardı.
"Tabii, sor lütfen."
"Ben hafta içleri okulda çok geç saatlere kadar kalamam, bu bir sorun olur mu?"
Hafta içleri annem ve babam iş yüzünden genelde geç döndükleri için akşam yemeğini hep ben hazırlıyorum. Evde sadece ben olsam yemeğin gecikmesi dert değil ama kız kardeşim Teruno var. Onun hatırına akşam yemeği saatini fazla geciktirmek istemiyorum.
"O konuda hiç endişen olmasın. Bizim net bir faaliyet saatimiz yok. İstediğin zaman gelip istediğin zaman gidebilirsin. Hatta ben ve Ai, Öğrenci Konseyi işleri yüzünden çoğu zaman burada bile olmuyoruz. Diğer üyemiz de komite işleri nedeniyle gelemediği günler oluyor. Bugün burada olmamasının sebebi de komite görevi olması zaten."
"Anladım... O zaman benim için bir sorun yok demektir."
Eve dönüş saatim çok gecikmeyecekse reddetmek için özel bir sebebim de kalmıyordu.
"Hey, bu kadar kolay karar vermesen mi diyorum? Daha asıl önemli olan şeyi sormadın."
"Önemli olan şey mi?"
"Okul çıkışı burada ne bok yiyorsunuz siz? Herhalde her gün oturup gökyüzü gözlemi hazırlığı yapmıyorsunuzdur."
"Ah..."
Doğru ya, faaliyet içerikleri hakkında detaylı bir şey duymamıştım. Bir şekilde astronomi üzerine ders çalıştıklarını sanıyordum ama acaba yanılıyor muydum?
"Ş-Şey, o konu..."
Yousuke-san'ın eli ayağına dolaşmıştı. İçimden bir ses, düşündüğüm gibi bir yer olmadığını söylemeye başladı.
"Öyleyse senin yerine ben cevaplayayım! Astronomi Topluluğu, diğer üyelerle birlikte olup bitenler üzerine gırgır şamata yaptığımız bir huzur köşesidir! Tabiri caizse, günümüzün modern dünyasındaki gizli cennet, bir ütopyadır!"
Astronomi Topluluğu'nun faaliyetlerini özetleyecek olursak...
"Yani burayı mola yeri niyetine kullanıp hiçbir amaç gütmeden laklak ediyorsunuz, öyle mi!"
"Bu şekilde yorumlamak da mümkün tabii..."
Ai-san’ın buna itiraz etmemesi, görünüşe göre Shimizu-san'ın söylediklerinin gerçeğin ta kendisi olduğunu kanıtlıyordu.
"Her neyse, bu saatten sonra bir kulübe falan girecek halim yok. Konuşma bittiyse ben kaçar."
Shimizu-san ayağa kalkınca Ai-san da hemen peşinden fırladı.
"Bekle bir dakika Kei! Biraz daha dinle beni!"
"N-Ne var yine? Beni ikna etmeye çalışıyorsan boşuna uğraşma."
"Bunu dinlemezsen pişman olacağını düşünüyorum Kei."
"Hiç hoş bir söylem tarzı değil bu... Neyse, madem o kadar diyorsun, sadece dinleyeceğim."
"Güzel bir karar. O halde şöyle buyurun lütfen."
Ai-san bunları söyleyerek kapının önüne kadar gitti ve orada durdu.
"Burada söyle işte, ne olacak? Neden illa bir yere gitmemiz gerekiyor ki?"
"Aslında ben burada da konuşurum ama bunun seni zora sokacağını düşündüm işte. Ha, dersen ki 'Bana uyar', o zaman burada söylerim?"
Ai-san kapının önünde sırıtırken kötücül bir gülümsemeyle Shimizu-san'a bakıyordu. Shimizu-san ise ona dik dik baksa da bu durum pek bir işe yarıyor gibi görünmüyordu.
"Eğer kayda değer bir şey çıkmazsa görürsün sen."
"Hiç merak etme. Bunun kesinlikle işine yarayacak bir bilgi olduğuna söz veriyorum."
Bu sözleri duyan Shimizu-san, Ai-san ile birlikte odadan çıkıp gözden kayboldu. Odada sadece ben ve Yousuke-san kalmıştık.
Neden bahsetsem diye düşünürken, söze ilk giren Yousuke-san oldu.
"Doğru ya. Eskiden beri sana söylemek istediğim bir şey vardı, sorsam sakıncası olur mu?"
"T-Tabii, buyurun."
Bugün ilk kez tanışmış olmamıza rağmen 'eskiden beri' bahsetmek istediği şey de neydi acaba? Hiçbir tahminim olmadığı için biraz gerilmiştim.
"Kei için teşekkür ederim."
Bunu diyerek Yousuke-san başını iyice öne eğdi.
"Ne hakkında? Yani, teşekkür edilmesini gerektirecek bir şey yaptığımı hatırlamıyorum da..."
Yousuke-san başını yavaşça kaldırdı ve yeniden konuşmaya başladı.
"Hayır, Hondou-kun, kesinlikle bir teşekkürü hak ettin. Geçen gün Kei'nin o sevimsiz tiplerden biri tarafından itiraf aldığı zamanı hatırlıyorsun, değil mi?"
"Ah!"
Hatırladım da, Ai-san geçen gün sınıfa geldiğinde çocukluk arkadaşıyla birlikte Shimizu-san'ı aradıklarını söylemişti. Meğer o çocukluk arkadaşı Yousuke-san'mış.
"Hondou-kun, eğer sen Kei'yi bulmasaydın işler nereye varırdı bilemiyorum. O günkü yardımı için sana bir türlü teşekkür edememiştim. Seninle konuşma fırsatım olursa bunu bizzat söylemek istiyordum."
"Demek öyle... O zaman izninizle ben de teşekkür etmek isterim."
"Ha? Sen ne için teşekkür edeceksin ki?"
Yousuke-san'ın yüzünde samimi bir şaşkınlık ifadesi belirdi.
"Çünkü Shimizu-san benim için de çok değerli biri. O öğle arasında onu benimle birlikte aradığınız için çok teşekkür ederim."
Yousuke-san'a doğru bu sefer ben başımı eğdim.
"K-Kaldır başını Hondou-kun! Ben sadece Ai'ye yardım ettim o kadar! Hem Kei benim için de bir nevi kız kardeş sayılır. Endişelenmem gayet doğal."
"Onu kız kardeşiniz gibi mi görüyorsunuz?"
Başımı kaldırırken bu soru ağzımdan kaçıvermişti.
"Eee, o da bir çocukluk arkadaşı sonuçta. Bitmek bilmeyen bir ergenlik dönemindeki kız kardeş gibi bir şey işte. O yüzden, öyle birinin yanında senin gibi birinin olması beni mutlu ediyor."
"Ben sadece onunla konuşuyorum, o kadar."
"Onun için, yanında olabilen ve sıradan şeyler hakkında bile konuşabildiği bir sınıf arkadaşı olması bile çok kıymetli bir şey bence."
"Öyleyse... ne mutlu."
"Evet, o yüzden eğer bir sakıncası yoksa, lütfen bundan sonra da onunla aranı iyi tut."
Yousuke-san'ın bakışları şefkatle doluydu.
"Tabii ki!"
"Güzel, teşekkür meselesini hallettik o zaman. Bir de Hondou-kun, sana bir şey sormak istiyorum ama..."
"Nedir?"
"Az önce onun için 'değerli biri' falan demiştin ya, bu acaba... Yok, vazgeçtim, boş ver bu soruyu. Sonradan Ai veya Kei'nin bunu sorduğumu öğrenmesi durumunda sadece fırçayla kurtulamazmışım gibi hissediyorum."
"Efendim? Ha, peki, anladım."
Yousuke-san bana ne sormak istemişti acaba? Kendisi vazgeçtiği için üzerine gitmek istemedim.
"Neyse, her ne şekilde olursa olsun seni desteklediğimi bilmeni isterim."
"Teşekkürler?"
Neyi destekleyecekti ki? Hiçbir fikrim yoktu ama yanımda olduğunu hissettirmesi güven vericiydi.
O sırada Yousuke-san'ın bakışları benden kapıya doğru kaydı.
"Yine de Ai ve Kei hâlâ dönmediler. Görünüşe göre ikna süreci biraz uzun sürüyor."
"Öyle görünüyor."
"Ha, unutmadan!"
"Bir şey mi oldu?"
"Sorma fırsatını kaçırmıştım, topluluğa katılıp katılmayacağına karar verdin mi?"
Doğru ya, onca şeyin arasında henüz katılıp katılmayacağımı söylememiştim.
"Evet, erken çıkmama izin varsa bir sorun yok. Eğlenceli görünüyor, ben de aranıza katılmak isterim."
"Ooo, harika! Çok sağ ol! Böylece topluluk en azından ikinci dönemin sonuna kadar varlığını sürdürebilecek. Gerisinin resmi bir astronomi kulübüne dönüşüp dönüşmeyeceği Kei'ye bağlı."
"Shimizu-san da katılırsa çok güzel olurdu."
"Bunu sen ona söylersen sanki kabul edecekmiş gibi geliyor ama... Şimdilik bekleyelim bakalım."
"Haklısınız."
Böylece Yousuke-san ile havadan sudan konuşmaya başladık.
"Eee, neymiş bu konuşacağın şey?"
Astronomi Topluluğu odasının önündeki koridorda, Ai ile karşı karşıya duruyorduk. Etrafta kimse olmadığı için duyulma riskimiz yoktu.
"Ondan önce, neden topluluğa katılmıyorsun? Hani anlaşmıştık!"
"Sanki önceden bunu konuşmuşuz gibi davranmayı bırak. Daha bugün ilk defa söyledin."
"Öğğ, şey... öyle olsa bile. Neyse ne, bu senin için büyük bir fırsat!"
"Ne fırsatıymış o?"
"Daiki-kun ile aranı daha da yakınlaştırmak için bir fırsat! Aynı mekanda geçirdiğiniz süre artarsa, yakınlaşma şansınız da o kadar artar. Üstelik ikiniz birlikte gökyüzü gözlemi yaparsanız aranızdaki bağın tavan yapacağı kesin!"
Ai, topluluğa katılmanın ve gözlem yapmanın tamamen benim çıkarıma olduğunu savunuyordu.
"Sen böyle diyorsun ama asıl amacın kendi canının çatıda gözlem yapmak istemesi, değil mi? Hem neden illa çatı olsun ki? Başka bir yerde çok daha az zahmetle gözlem yapabilirsin zaten."
"Kukuku, yakalandığıma göre elden bir şey gelmez. Yine de az önce anlattıklarım yalan sayılmazdı, biliyorsun değil mi? Aslında geçenlerde bir bilgiye ulaştım!"
"Bir bilgi mi?"
"Evet! Bizim lisenin çatısında gökyüzü gözlemi yapınca aşkın gerçeğe dönüştüğüne dair bir bilgi!"
"...Bu saçma sapan bilgiyi nereden buldun yine?"
En azından ben daha önce böyle bir şey duymamıştım. Zaten normalde bu tarz bilgileri duyabildiğim tek kaynak Hondo'ydu. Hondo da pek dedikodu yapan biri olmadığı için, bu lisede dedikodulara benim kadar uzak başka biri daha yoktur herhalde.
"Kaynağım normalde gizlidir ama bu seferlik sana özel açıklayacağım! Bir arkadaşımın arkadaşının ablası!"
"O kaynağa nasıl güvendin anlamıyorum. Aradaki ilişki neredeyse tamamen yabancı sayılır."
"Gülerim tabii. Konuştuğumuzda çok iyi biriydi."
"Bir de doğrudan konuştun mu? Arkadaşının arkadaşının ablasıyla ne ara konuşma fırsatı buldun?"
Elimde olmadan lafı yapıştırdım ama söz konusu Ai olunca, böyle biriyle bile konuşmuş olmasına şaşırmamak gerektiğini bilmek işin korkunç tarafıydı.
"Aman, bir sürü şey oldu işte. O kişinin dediğine göre, eskiden bizim okulun çatısında Astronomi Kulübü gözlem yaparmış. O an hiçbir şey olmasa da asıl mesele sonrasında başlıyormuş; Astronomi Kulübü üyelerinin aşkları birbiri ardına gerçeğe dönüşmüş! Hem de tam o çatıda gözlem yaptıktan sonra! O zamandan beri bu durum bir efsane olarak Astronomi Kulübü üyeleri arasında nesilden nesile aktarılmış..."
"Astronomi Topluluğu üyesi olan senin bile haberin olmadığına göre o efsane pek de aktarılamamış demek ki."
"Aman canım, o kadar detaya takılma! Bu efsaneden yararlanmamak olmaz. Kei, senin için de aşkını gerçeğe dönüştürmek adına büyük bir şans kapıda!"
"Ne büyük şansı be? Öyle efsaneler sadece tesadüftür. Gerçekten... Seni ciddiye alıp dinlediğim için bende kabahat."
Eşyalarımı almak için Astronomi Topluluğu'nun kulüp odasına dönmeye yeltendiğimde, Ai omzumu sıkıca kavradı.
"Ne var yine? Bu sefer gerçekten gidiyorum."
"Kei-san, buraya geliş amacını unuttun mu yoksa?"
Buraya geliş amacım mı? Doğru ya, dinlemezsem pişman olacağım bir şeyden bahsediyordu.
"Hâlâ söylemediğin bir şey mi var? Ne dersen de fikrim değişmeyecek."
"Yok, kesinlikle fikrin üç yüz altmış derece değişecek."
"O zaman hiçbir şey değişmemiş oluyor. Şuna yüz seksen derece desene."
"Ben de tam bunu söyleyecektim işte. Asıl bahsetmek istediğim şey, üçüncü üye."
Gerçekten de az önceki konuşmada Yosuke üç üye olduğunu söylemişti ama o üyenin nasıl biri olduğuna dair pek bilgi vermemişti.
"Eee, ne olmuş o üyeye?"
"O üye var ya... İnanamayacaksın! Meğer kimmiş!"
"Çabuk söyle. Gidiyorum bak."
Televizyon programı olsa tam bu noktada reklama girerlerdi.
"Üçüncü üye, meğer ikinci sınıftan bir kızmış!"
"...Eee, yani?"
Üçüncü üyenin kız olmasının beni ikna edebileceğini neden düşünmüştü ki bu Ai?
"Hadi canım, bu kadardan sonra anlamadın mı? Kei-san, eğer bu şekilde Astronomi Topluluğu'na katılmazsan başın büyük dertte olabilir demektir bu!"
"Ne demek istiyorsun?"
"Daiki-kun'un az önceki tepkilerine bakılırsa kulübe katılacağını düşünüyorum. Ben ve Yosuke ise ikinci dönemde kan ağlayarak Astronomi Topluluğu'ndan emekli olacağız. O zaman ne olacağını anlayabiliyorsun değil mi, Kei?"
"...Astronomi Topluluğu o kızla Hondo'ya mı kalacak yani?"
"Aynen öyle. Okul çıkışı faaliyetlerinde baş başa vakit geçirdikçe aralarındaki duygusal mesafe iyice kısalacak ve sonunda... Olmayacak şey değil, biliyorsun."
"Höh."
Gerçekten de bu ihtimal yok sayılamazdı. Nasıl biri olduğunu bilmiyordum ama birlikte vakit geçirdikçe Hondo'nun nezaketini fark edip ona aşık olması işten bile değildi.
"Eğer sen de topluluğa katılırsan ikisinin durumunu her an kontrol edebilirsin. Üstelik Daiki-kun ile arandaki mesafe de kısalır, bir taşla iki kuş!"
"O bir taşla iki kuş vuran sensin aslında! Hem kulübü kapanmaktan kurtaracaksın hem de çatıda gözlem yapabileceksin!"
"Öyle bir bakış açısı da var tabii. Ee, ne yapıyorsun? Katılmıyor musun topluluğa?"
"Iıııhh..."
Küçük bir suçlu gibi sırıtan Ai'nin istediğini yapmak gerçekten sinir bozucuydu ama topluluğa katılmanın benim için de daha kazançlı olacağı düşüncesi kafama yatmaya başlamıştı.
"...Gidiyoruz."
"Bu ifadeyi tanıyorum, Kei... Tamamdır, hadi kulüp odasına geçelim."
Ai ile birlikte Astronomi Topluluğu'nun odasına geri döndük.
Yosuke-san ile havadan sudan konuşurken kulüp odasının kapısı açıldı. Kapıya baktığımda Shimizu kardeşlerin içeri girdiğini gördüm. Görünüşe göre konuşmaları bitmişti.
"Ben geldim~ Sizin taraf ne alemde?"
"Burada işler yolunda, Hondo-kun kulübe katılmaya karar verdi."
"Ooo! Teşekkürler Daiki-kun! Şimdiden hoş geldin!"
"Hoş buldum!"
"Peki sizin taraf ne oldu?"
"Kei-san, söyle bakalım!"
"...Ben de Astronomi Topluluğu'na katılmaya karar verdim."
Shimizu-san'ın ifadesinde nedense hoşnutsuz bir hava vardı. Acaba Ai-san ile ne konuşmuşlardı?
"İşte şimdi Yeni Astronomi Topluluğu, hatta Astronomi Kulübü doğuyor!"
"Resmi bir kulüp olarak tanınması için çeşitli belgeler hazırlamamız ve izin almamız gerekiyor, o yüzden biraz daha zaman alır."
"Onun için biz uğraşırız! Ama sonunda çatıdaki gözlemler de hayal olmaktan çıktı!"
"İkinizin de katılmasına çok sevindim. Yoksa gözlem yapmamız imkansızdı."
Yosuke-san'ın bu sözü kafamda bir soru işareti bıraktı.
"Başka birini davet etmeyi düşünmüyor muydunuz?"
"O konu biraz karışık... Aslında Astronomi Topluluğu'ndaki diğer arkadaşımız biraz utangaçtır. Sadece sizin ikinizin katılmasına onay verdi."
"Yani o kişi bizi tanıyor mu?"
"Öyle sayılır. Sürpriz olsun diye saklıyordum ama artık adını söyleyebilirim herhalde. O kişinin adı..."
Kapının açılma sesini duyunca bakışlarımı oraya çevirdim.
"A, iyi insan lafın üstüne gelirmiş. Bugün komite toplantın yok muydu senin?"
"Matsuoka-kun, geç kaldığım için işin geri kalanını halledeceğini söyledi, o yüzden erken gelebildim. Bu ikisi misafir mi?"
"Bak şimdi, bu ikisi az önce Astronomi Topluluğu'nun yeni üyeleri oldular! Tanıdığını biliyorum ama yine de tanıtayım. Bunlar Kei ve Daiki-kun. Bu ise..."
Kapının önünde duran küt saçlı kız, gerçekten de tanıdığımız biriydi.
"...Mio-chan! Bizim havalı ve sevimli Kouhai'miz!"
Mio-chan diye seslenilen kızın tam adı Seto Mio'ydu. Aynı zamanda benim ve Shimizu-san'ın sınıf arkadaşı olan Toshiya'nın deli gibi aşık olduğu kızın ta kendisiydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.