Kalbin Fısıltıları ve Ayıcık

"O çocuk..."

Kendi odamda, yatağın üzerinde kimseye hitap etmeden öylece mırıldandım.

Aklımdan geçen şey, bugünün öğle arasında yaşananlardı. Tanımadığım bir Senpai'nin itirafını reddettiğim andı. Köşeye sıkıştığım anda yanımda beliren Hondou, Senpai'den zerre korkmadan beni kurtarmıştı.

"Benim onun için değerli olduğumu, üstelik gözünü benden alamadığını söyledi..."

Sadece bu da değil, Hondou kolay kolay unutamayacağım daha pek çok şey söylemişti.

'Muhtemelen Shimizu-san'ın düşündüğünden çok daha fazla değer veriyorum sana.'

'Evet, çok naziksin ama bir o kadar da el çabukluğundan yoksun ve beceriksizsin, bu yüzden gözümü senden alamıyorum. Sanırım birlikte olduğumuz sürece elimde olmadan hep sana bakıp duracağım.'

Yastığı yüzüme bastırıp yatağın üzerinde yuvarlandım, kelimelere dökemediğim bu his dalgasıyla bir şekilde başa çıkmaya çalıştım. Onlarca saniye sonra hiçbir işe yaramadığını anlayıp çırpınmayı bıraktım.

Az öncesine göre birazcık daha sakinleşerek yataktan indim ve masanın üzerindeki oyuncak ayıyı elime aldım. Odamdaki tek pelüş oyuncak buydu. Daha önce alışveriş merkezinde Hondou ile vakit geçirirken vinç oyunundan kazandığı ve bana verdiği hediyeydi.

"Sence o çocuğun benden hoş... hoşlanmasını nasıl sağlarım?"

Cevap gelmeyeceğini bildiğim bu soruyu oyuncak ayıya yönelttim. Hondou'nun benden hoşlanması için ne yapmam gerekiyordu? Cevabını en çok bilmek istediğim soru tam olarak buydu.

"Sana anlatsam da nafile gerçi."

Lise birinci sınıfa kıyasla şu an Hondou ile duygusal olarak daha yakın hissettiğim doğruydu. Fakat bu hızla gidersek, sevgili olamadan liseyi bitirip mezun olurduk. Bu yüzden artık benim de daha fazla adım atmam gerekiyordu. Yine de Hondou ile Matsuoka'nın aşk dedikodularının aslını öğrenmeden öylece harekete geçemezdim... Bunları düşünürken aniden bir ses duyuldu.

"Merak etme ayı! Kei-chan bir itirafta bulunsa tek vuruşta Daiki-kun'u mest eder ayı!"

Oyuncak ayıyı usulca yerine bıraktım ve az önce sesin geldiği kapıya doğru dosdoğru yürüdüm.

Kapıyı açtığımda tam tahmin ettiğim gibi Ai orada dikiliyordu.

"Ne zamandan beri dinliyorsun?"

"Ayıcıkla biraz daha konuşmak istemez misin ayı?"

"Bir on yaş kadar küçük olsaydım belki konuşurdum. Düzgün cevap ver. Ne zamandan beri dinliyorsun?"

"Şey... 'O çocuk...' deyip yatakta mırıldandığın sahneden beri galiba."

"Neredeyse en başından beriymiş ya!"

Sağ elimi yavaşça Ai'nin kafasına doğru yaklaştırdım.

"Küçük hanım, o elinizle bendenize ne yapmayı planlıyorsunuz acaba?"

"O bomboş beynini söküp alırsam hafızan da silinir herhalde."

"Cidden, bak ciddiyim dur! Kei, annemin sana öğrettiği o demir pençe tekniği gerçekten çok can yakıyor! Kafamda delik açılacak resmen!"

Ai nadiren bu kadar korkardı. Bunu en son ilkokuldayken kullandığımı hatırlıyordum ama belli ki Ai için bir travmaya dönüşmüştü.

"O zaman bir sonraki cümlenin ne olduğunu biliyorsundur?"

"Kei-sama, gizlice dinlediğim için çok ama çok özür dilerim!"

Ai hızla eğilerek başını öne eğdi. Karşımdaki bu kadar dürüstçe teslim olunca benim de daha fazla üstüne gitmeye yüzüm kalmıyordu.

"Bir dahaki sefere affetmem, haberin olsun."

"Anlaşıldı!"

"Öyleyse kapatıyorum."

Dediğim gibi kapıyı kapatmaya yeltendim fakat Ai eliyle buna engel oldu.

"Ne var yine? Az önceki mesele kapandı sanıyordum."

"Hiç de kapanmadı! Hatta affedildiğime göre asıl perde şimdi açılıyor! Bugün öğle arasında neler döndüğünü bana bir bir anlatacaksın bakalım!"

İçimi çektim. Bu işin uzayıp gideceği daha şimdiden belliydi.

"Anladım, anladım... Demek o öğle arasında böyle şeyler oldu ha..."

"Duydun işte, tatmin olmuşsundur. Hadi, doğru odana."

O andan sonra, öğle arasında olan biteni kendi odamda Ai'ye anlatmak zorunda kalmıştım. Ben her cümle kurduğumda Ai abartılı tepkiler verdiği için laf bir türlü bitmek bilmemiş, nihayetinde en az on dakika boyunca konuşmuştum.

"Öyle deme ama Kei. Tehlike anında havalı bir şekilde imdada yetişen Daiki-kun, Kei'nin gözünden bile bakılsa bayağı bir karizmatik görünmüş olmalı, değil mi?"

"Y-Yani, spor salonunun arkasına gelirken öyle nefes nefese kalmış olmasaydı belki biraz havalı olabilirdi."

"Yanakların kızardı, hemen lafı çeviriyorsun. Neyse, senin bu hallerin de tatlı tabii."

Bunu söyledikten sonra Ai kollarını kavuşturup derin düşüncelere daldı.

"Ne oldu yine? Aklından bir şey geçiyorsa hemen söyle."

"Şey diye düşündüm... Bence kesinlikle bir umut var, çocuğun sende gönlü var."

"S-Sen neden bahsediyorsun birdenbire!"

"Sesin çok çıkıyor. Gece oldu şimdi, biraz sakinleşsene."

Refleks olarak elimle ağzımı kapattım. Yine de Ai tarafından sakin olmaya davet edilmek insana tuhaf hissettiriyordu.

"Kusura bakma..."

"Neyse ki babamla annem duymamıştır sanırım."

"...Peki sende gönlü olduğunu nereden çıkardın ki?"

"Çünkü sınıfta durumu anlattığımda Daiki-kun senin için deli gibi endişelendi. Sana karşı hiçbir şey hissetmiyor olsaydı öyle telaşlanmazdı bence."

"Hondou benim için endişelendi demek..."

Elimi yanağıma koydum. Her zamankinden biraz daha sıcak gibiydi.

"Hihihi..."

Kendime gelip sesin geldiği yöne baktığımda, Ai sırıtarak beni süzüyordu.

"N-Ne var? Ne öyle tuhaf tuhaf gülüyorsun? Söyleyecek bir şeyin varsa söylesene."

"Kız kardeşim olmana rağmen ne kadar çok seviliyorsun diye bakıyordum."

Cevap vermeye hazırlandım ama hemen öncesinde biraz durup düşündüm. O an, içimdeki o sıcaklık anbean sönüp gitti.

"...Öyle bir şey değil."

"A, ne oldu birdenbire? Neden öyle yalnız ve hüzünlü bakıyorsun?"

Şu an gerçekten o kadar hüzünlü mü görünüyordum? Kendi yüzümü göremediğim için bilemiyordum.

"O çocuk bana aşık falan değil. Hadi bir an için benden hoşlandığını kabul etsek bile, bu romantik bir aşk değil; sadece bir yakınlık, arkadaşça bir sevgi."

Tüm duygularını tam olarak bilemezdim elbette ama Hondou'nun benden bir kadın olarak hoşlandığına asla ihtimal veremiyordum. O an bana değerli olduğumu söylemişti. O sözlerinde yalan yoktu, biliyordum. Fakat bu duygunun bir aşktan ziyade, derin bir dostluk sevgisine daha yakın olduğunu düşünmekten kendimi alamıyordum.

Böyle düşüncelere dalmışken Ai bana merak dolu gözlerle bakıyordu.

"Sadece arkadaşça bir sevgi olsa ne çıkar ki?"

"Efendim?"

"Sonuçta Daiki-kun'un sana karşı olumlu duygular beslediği gerçeği değişmiyor, değil mi? Kei ile hiç ilgilenmemesinden bin kat daha iyi değil mi bu?"

Ben öylece kalakalmışken Ai konuşmaya devam etti.

"Ben de Yousuke'den en başından beri bir erkek olarak hoşlanmıyordum sonuçta. Birine karşı duyulan ilginin zamanla aşka dönüşmesi çok sık rastlanan bir durumdur."

"Öyle midir dersin?"

Gerçekten öyle miydi? Ama Ai'nin Yousuke'ye karşı duygularının nasıl değiştiğine ben de bizzat şahit olmuştum.

"Aynen öyledir. Bu yüzden şimdilik sadece senden hoşlanıyor olması yeterli, ileride bunun aşka dönüşmesi için çabalayabilirsin, fena mı?"

"Haklısın galiba..."

Belki de olaylara gereğinden fazla karamsar yaklaşıyordum. Hondou ile şu anki ilişkimiz, birinci sınıfa kıyasla az da olsa kesinlikle ilerleme kaydetmişti. Bundan sonra da çabalamaya devam edersem, lise bitmeden sevgili olmak belki mümkün olmazdı ama en azından oldukça yakın bir ilişki kurabilirdik...

"Şey, Kei-san?"

"N-Ne var?"

"Az önce içinden, 'Bu gidişle sevgili olamasak bile mezuniyete kadar oldukça yakın bir ilişki kurabiliriz herhalde' diye geçirmedin, değil mi?"

Kalbim yerinden oynadı. Bu ablam sadece aşk meşk konularında mı insanların aklını okuyabiliyordu acaba?

"N-Ne var yani, fena mı?"

"Fena demiyorum ama tehlikeli bence."

"Ne demek istiyorsun?"

"Şimdi nasıldır bilemem ama üniversiteye geçince Daiki-kun bayağı bir ilgi görür gibi geliyor bana. Nazik biri, hem dikkatli bakınca yüzü de pek tatlı."

"Öğğ..."

Pek düşünmemeye çalışıyordum ama Hondo'nun nezaketini fark edip ondan etkilenecek birilerinin çıkması fazlasıyla olasıydı.

"Böyle gevşek davranmaya devam edersen, üniversitede Daiki-kun pat diye nereden çıktığı belirsiz harika bir kızla çıkmaya başlayabilir, haberin olsun."

"Ghh..."

"Öyle ters ters baksan da sadece kalbimi pır pır ettirirsin o kadar."

Farkında değildim ama kaşlarımı çatmışım meğer.

"Ne yapayım o zaman?"

"Fufufu, çaresiz kalmış gibisin, Kei."

"Yine garip garip gülüyorsun, bu sefer ne var?"

"İşte bu Kei-san ile Daiki-kun arasındaki mesafeyi bir anda kapatacak bir yöntem buldum ben!"

Ai böyle diyerek bedenini aniden bana doğru yaklaştırdı.

"Çok yakınsın. Çekil biraz."

Ai'nin iki omzundan tutup biraz sertçe kendimden uzaklaştırdım.

"Pöh, Kei de pek acımasız..."

"Kime acımasız diyorsun sen? Boş ver de şu yöntemi anlat çabuk."

"Anlatayım o zaman... demek isterdim ama şimdi henüz söyleyemem."

"Nedenmiş o? Kıvranıp durma da söyle işte."

Hem aklında iyi bir yöntem olduğunu söyleyip hem de anlatamaması da ne demekti?

"Çünkü önceden bilirsen eğlencesi yarı yarıya kaçar."

"Eğlenceli falan olması gerekmez, söyle gitsin."

Şu an içimdeki beklentiden çok endişe ağır bastığı için yöntemi bir an önce öğrenmek istiyordum.

"Aaa, şimdi söylersem yazık olur. Merak etme, Yosuke'nin de desteğini alıp kusursuz bir hazırlıkla girişeceğiz bu işe!"

"Yosuke'yi de katacağına göre sahiden ne planlıyorsun sen?"

"O çok gizli bir sır! Şimdilik şu kadarını söyleyeyim, başarılı olursak sen de ben de herkes çok mutlu olacak!"

"Gerçekten iyi olacak, değil mi..."

Sonunda Ai ağzını hiç açmadan kendi odasına çekilip gitti.

"Vay canına, öğle arasında sınıftan çıktıktan sonra bunlar mı oldu?"

Spor salonunun arkasındaki kargaşanın yaşandığı günün gecesinde, Toshiya'ya telefonda orada geçenleri anlatıyordum. Onu endişelendirdiğim için zaten konuşmak istiyordum, bu yüzden arayışı çok makbule geçmişti.

"Evet, seni endişelendirdiğim için kusura bakma."

"Takma kafana. Gerçi Daiki sınıftan fırlayıp gittiğinde ne yapacağımı şaşırmıştım ama."

"O an paniklemiştim..."

Shimizu-san'ın tehlikede olabileceği söylenince etrafı düşünecek halim yoktu doğrusu.

"Tahmin edebiliyorum. Yine de Daiki de Shimizu-san da öğle arasında burunları bile kanamadan döndüğü için rahatladım."

"Öyle... Ama Shimizu-san iyi midir acaba..."

"Şu senpai'ın söylediği o kırıcı sözler yüzünden mi?"

"Evet..."

Sonunda özür dilemiş olsa da senpai, Shimizu-san'a çok ağır laflar etmişti. Umarım bunu kafasına takmıyordur.

"Tahminden öteye geçmez ama bence bir sorun yok."

"Neden?"

"Çünkü o senpai'ın kırıcı sözlerine karşı 'Öyle bir şey yok' dedin, değil mi? Tanımadığı birinin hakaretindense her zaman yanında olan Daiki'nin içten sözleri Shimizu-san'ın kalbine çok daha derinden işlemiştir bence."

"Öyle... midir dersin?"

"Ben öyle olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Daiki, yarından itibaren de Shimizu-san'a her zamanki gibi davranmaya devam etsen yeterli olmaz mı? Dışarıdan bakınca, Shimizu-san seninle konuşurken normalden biraz daha keyifli görünüyor zaten. Kendisi de buna daha çok sevinir."

"Anladım. Öyle yapacağım. Teşekkürler Toshiya."

"Lafı bile olmaz, arkadaşız sonuçta."

Toshiya genelde dalgacı biridir ama ben ciddileşince o da aynı şekilde ciddiyetle karşılık verir. Onun gibi biriyle arkadaş olduğum için gerçekten çok şanslıyım.

Konuşma bir nebze yatışınca, aklıma sormak istediğim başka bir şey olduğu geldi.

"Toshiya, biraz daha konuşmak istediğim bir konu var da..."

"Ne oldu? Çekinme de anlat bakalım."

"Spor salonunun arkasında Shimizu-san bana teşekkür ettiğinde, gözüme çok sevimli göründü."

"Hmm, hmm. Sonra?"

"O sevimlilik şimdiye kadar hiç yaşamadığım bir histi sanki... Şey, yani Shimizu-san'ı önceden tatlı bulmadığımdan değil de... Tam anlatamıyorum ama bugüne kadar onun için düşündüğüm sevimlilikten çok daha farklıydı."

Kelimelere dökememek canımı sıkıyordu. Duygularımı ifade etmekte hiç bu kadar zorlanmamıştım.

"Hımm, anladım, anladım."

"Sence bu ne anlama geliyor, Toshiya?"

"Hımm..."

Telefonda sadece Toshiya'nın düşünceli mırıltısı duyuluyordu.

"Anlayamadın, değil mi?"

"Yok, benim şu an düşündüğüm şey o değil..."

"Ne demek yani?"

O zaman Toshiya ne düşünüyordu ki?

"Nasıl desem... Daiki'nin Shimizu-san'a karşı ne hissettiğine dair az çok bir fikrim var."

"Gerçekten mi? Söylesene o zaman..."

"Fakat bunu sana doğrudan benim söylemem doğru olmaz gibi geliyor."

"Nasıl yani, neden?"

"Yanlış anlama, gıcıklık olsun diye yapmıyorum."

"O zaman neden?"

"Böyle düşünmen normal tabii. Deminden beri bunu sana nasıl açıklayacağımı tartıp biçiyordum ama... Bayağı zormuş. Anlatacaklarım biraz karmaşık gelebilir, sorun olur mu?"

"Sorun değil, dinliyorum."

"Sağ ol. O zaman lafı dolandırmadan söyleyeyim: Daiki'nin öğle arasında Shimizu-san'ı sevimli bulması, içinde ona karşı yeni duyguların filizlenmesinden kaynaklanıyor bence."

"Duygular mı?"

"Aynen öyle. Ve Shimizu-san'a beslediğin bu duyguların adını bizzat Daiki'nin kendisi koymalı."

"Demin de sordum ama, neden doğrudan söylemiyorsun ki?"

"Çünkü o duyguyla yüzleşme sürecinin de bir anlamı olduğuna inanıyorum."

Toshiya'nın bu sözlerinde en ufak bir tereddüt yoktu.

"Kendim daha çok kafa yormalıyım, öyle mi?"

"Özetle öyle."

"Zamanla anlayabilir miyim ki?"

"Hımm, kim bilir?"

"Toshiya!?"

İster istemez sesim yükseldi. O noktada kesin bir dille anlayacağımı söylemesini beklerdim.

"Kusura bakma ya. Neticede bulduğun cevabın içine sinip sinmeyeceği tamamen Daiki'ye kalmış bir şey."

"Öyle olabilir ama..."

"Neyse, sıkma canını. Vakit alabilir ama Daiki kesinlikle Shimizu-san'a olan hislerini düzgünce kelimelere dökmeyi başaracaktır."

"Toshiya..."

Shimizu-san'a beslediğim bu duyguları ifade edebileceğime henüz pek güvenemiyordum ama Toshiya böyle diyorsa belki bir gün başarabilirdim.

"Peki o zaman, kendi başıma biraz daha düşüneyim."

"Aynen öyle. Tıkandığın an dinlemeye hazırım, hiç çekinmeden ara yine."

"Tamam. Teşekkürler Toshiya."

Hemen bir çözüme kavuşmamıştı belki ama bu konuyu Toshiya'yla konuştuğuma sevinmiştim. İçimden bunları geçirirken Toshiya'nın sesi yeniden duyuldu.

"A, bu arada sana söyleyemememin bir sebebi daha vardı Daiki."

"Neymiş o?"

"Olur da tahminim yanlış çıkarsa, belli bir kesim beni fena benzetebilir çünkü."

"Ne demek istiyorsun ya, gerçekten?!"

Meraktan içim içimi yese de Toshiya tek kelime daha detay vermemekte diretti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.