Sınıftaki Aşk Mevzuları ve Beklenmedik Kulak Misafirleri

"Tamamdır, hadi bugün de aşk muhabbetine başlayalım."

Bir sonraki ders resim atölyesinde olduğu için sınıftan çıkmaya hazırlanırken, Toshiya arkadan "Bekle beni" diye seslendi. Toshiya, benim aksine sanat dersi olarak müziği seçmişti. Bu yüzden neden onu beklemem gerektiğini merak ederken, ağzından az önceki o sözler dökülüverdi.

"Ne tamamı be? Bir sonraki ders sanat dalı, çabuk gitmezsek geç kalacağız."

Diğer sınıf arkadaşları çoktan yerlerinden kalkmış, hazırlanmaya başlamışlardı bile. Hareket etmeye niyeti olmayan sadece ben, Toshiya ve yan koltukta uyuyan Shimizu-san kalmıştık.

"Sıkıntı yok. Az önceki ders her zamankinden erken bitti, daha vaktimiz var. Hem en kötü ihtimalle koşarsak yetişiriz."

Koşmamızı gerektirecek kadar ucu ucuna bir vakit kalırsa, bence sadece ayağı çabuk olan Toshiya yetişirdi, ben yolda kalırdım herhalde.

Yine de burada ona itiraz etmekle vakit kaybetmektense, Toshiya'nın tatmin olacağı bir aşk muhabbeti çevirip oradan bir an önce ayrılmak daha mantıklıydı.

"İyi peki. Bugün ne hakkında bir şeyler duymak istiyorsun?"

"Bakalım... Bugünün aşk teması ne olsun acaba..."

Hiçbir planı olmadan mı beni durdurmuştu? Gerçi bu tam da Toshiya'dan beklenecek bir hareket.

"Resim atölyesi biraz uzak, eğer bir fikrin yoksa ben gidiyorum."

"Bir dakika dur! Ya, şu an inanılmaz bir aşk muhabbeti yapasım var. Hemen bir tema bulacağım, ne olur kalkma yerinden."

Sınıfın duvarındaki saate baktım. Gerçekten de Toshiya'nın dediği gibi, yolda geçecek süreyi hesaba katsak bile dersin başlamasına hâlâ biraz vakit vardı.

"...Hemen bir şey bulamazsan giderim ama."

"Teşekkürler dostum benim!"

"O zaman önce normal bir havadan sudan konuşalım, oradan aşk mevzusuna bağlarız."

"Öyle yapalım. O zaman öteden beri merak ettiğim bir şeyi sorayım, neden sanat dersi olarak resmi seçtin?"

"Basit; sanat dersindeki üç seçenekten yani resim, müzik ve kaligrafi arasından en sevdiğim resim olduğu için. Peki ya sen neden müziği seçti? Müzikle o kadar aran var mıydı senin?"

Yaklaşık bir yıldır teneffüslerde konuşuyoruz ama Toshiya'nın ağzından müzikle ilgili pek bir şey duyduğumu hatırlamıyorum.

"Müziği seçme sebebim çok basit. Seto-san müziği seçtiği için."

Bunu söylerken Toshiya'nın yüzünde nedense gururlu bir ifade vardı.

"Vay be, demek sebebi buydu."

"Sevdiğin kızla azıcık bile olsa beraber vakit geçirmek istemen çok doğal değil mi? Kütüphane kulübüne de Seto-san bu sene de devam edeceğini söylediği için girdim zaten."

"Bu durumda geçen yılın nisan ayından beri mi Seto-san'dan hoşlanıyorsun? Yoksa bu bir ilk görüşte aşk mı?"

Toshiya geçen yıl da Seto-san ile birlikte kütüphane kulübündeydi. Eğer az önceki sözleri doğruysa, sırf Seto-san ile etkileşime girmek için mi o kulübe girmişti? Ben merakla bunu sorduğumda, nedense uyuyor olması gereken Shimizu-san, ilk görüşte aşk dediğim kısımda şöyle bir irkilir gibi oldu.

"Yok, öyle değil. En azından geçen yılın nisan ayında Seto-san benim için sadece bir sınıf arkadaştı. Kütüphane kulübüne girmemin sebebi, diğer daha zahmetli görünen kulüplere girmek istemememdi."

"Anladım. Ben de kızı görür görmez vurulup aynı kulübe daldın sanmıştım."

"O kadar da kolay lokma değilim oğlum ben. Görünüşüne bakıp 'bu kız tatlıymış' dediğim olur ama sırf bunun için sevgili olma noktasına gelmem."

Toshiya sandığımdan daha ağırbaşlıymış meğer. Gözüm gayriihtiyari Shimizu-san'a takıldı ama bir hareketlilik yoktu. Az önce kımıldadığını görmek sadece bir hayal miydi acaba? Her halükarda bir sonraki ders için sınıftan ayrılmamız gerekiyordu, çıkarken onu uyandırmalıydım.

"Ah!"

"Ne oldu Toshiya?"

Ben Shimizu-san'ı nasıl uyandırsam diye düşünürken, Toshiya bir şey bulmuş gibi sesini yükseltti.

"Buldum aşk muhabbetinin temasını! Bugünün konusu: Sevdiğin kızla aynı derse girmek!"

"Sevdiğin kızla aynı ders mi?"

"Aynen öyle. En sıkıcı ders bile sevdiğin kızla yan yanaysan yüz kat daha eğlenceli hale gelmez mi? Bugün sevdiğin kızla aynı dersteyken yaşanabilecek senaryolar üzerine kafa yoralım!"

"Eğlenmeden önce biraz daha ciddi ders dinlemeye ne dersin?"

Derslere karşı bu kadar isteksiz görünmesine rağmen, sınav vakti geldiğinde benden daha yüksek not alması bir yana, dönem sıralamasında da epey üstlerde olması gerçekten sinir bozucuydu.

"Öyle deme be Daiki. Hayat dediğin her anından zevk aldığın sürece güzeldir. Evet, senaryoya gelelim, senin aklına bir şey geliyor mu Daiki?"

"Hmm. Öyle sorsan da... Ders sırasında konuşma fırsatı olmuyor ki, pek bir şey yapamazsın bence."

"Orası öyle tabii ama... Yok mudur bir şeyler ya?"

"Peki Toshiya, senin Seto-san ile ders esnasında şöyle olsa çok mutlu olurdum dediğin bir konuşlandırmak istediğin hayalin yok mu?"

"Bakalım..."

Toshiya kollarını kavuşturmuş düşüncelere dalmıştı. Bu kadar canla başla düşünebildiği bu azmini başka bir şeye harcasa, çok büyük işler başarabilirmiş gibi geliyordu. Ama Toshiya'nın karakterine bakılırsa bu imkansızdı.

"Harika bir senaryo buldum! Dinle bak Daiki."

"Tamam, anlat."

"Dersin ortasında sıkılıyorum ve bir an kafamı Seto-san'ın olduğu tarafa çeviriyorum. O sırada bir bakıyorum ki Seto-san da tam o an bana bakıyor ve göz göze geliyoruz! Sonra ikimiz de bir anlık heyecanla hemen gözlerimizi kaçırıyoruz. İkimiz de durup dururken karşı tarafı merak edip bakmışız... Sence de müthiş bir senaryo değil mi?"

"Ayaküstü uydurduğun bir şeye göre kalitesi bayağı yüksekmiş."

Aşk mangalarında falan olabilecek bir sahneydi; boş zamanlarında hep bunları mı düşünüyor diye şüphelenmeden edemedim.

"Değil mi? Sence nasıl Daiki? İnsan bir özeniyor, değil mi?"

"Bence güzel. Karşı tarafın da seni merak ettiğini düşününce insan heyecanlanabilir."

"Beni anlıyorsun be! Bu senaryo harbiden çok iyi!"

Karşı tarafın da tam aynı anda seni merak etmemesi durumunda senaryonun çökmesi gibi bir kusuru vardı ama ders sırasında yaşanacak heyecanlı bir gelişme olarak gayet olasıydı.

"Tamam, birincisini bulduysam gerisi çorap söküğü gibi gelir."

"Daha devam mı edeceksin?"

Ders saati gibi hareketlerin kısıtlı olduğu bir durumda, tek bir senaryo üretmesine bile hayran kalmıştım oysa.

"Tabii ki devam edeceğiz. Daha vaktimiz var, yapalım gitsin. Bu sefer Daiki'nin düşündüğü o heyecan verici gelişmeleri de duymak istiyorum."

"Ama benim aklıma bir şey gelmedi ki."

"Sıkıntı yok, Daiki yapar. Sen ne dersen de, işini bilen adamsın. Ben sana kefilim."

Bu güven verici sözleri keşke daha farklı bir konuda duysaydım. Hayal gücü geniş olan Toshiya'nın aksine, ben ne kadar düşünürsem düşüneyim pek bir fikir çıkmıyordu. Bu da aşık olan insanla olmayan insan arasındaki fark mıydı acaba? Tekrar düşününce, pek de parlak olmayan bir fikir zihnime düştü.

"Biraz yüzeysel olsa da olur mu?"

"Tabii ki olur, lafı mı olur. Neymiş bakalım senaryon?"

"Senaryo denebilir mi emin değilim ama... Bazı derslerde sınıf arkadaşlarıyla grup olup yardımlaşmak gerekiyor ya. İşte öyle zamanlarda, o sevdiğim kızla eşleşebilmeyi isterdim diye düşündüm..."

Kendim söylerken bile bu fikrin ne kadar somutluktan uzak olduğunu hissettim. Ama elden bir şey gelmez, aklıma başka bir şey gelmemişti. Toshiya bir süre dediklerimi tartıp düşündükten sonra ağzını açtı.

"Yani bunu kendime uyarlarsam; müzik dersinde flüt pratiği yaparken Seto-san’ın bana öğretmesi gibi bir şey oluyor. Bu harika! Seto-san’ın bana her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğretmesini isterdim!"

Belirsiz bir senaryoydu ama bir şekilde ne demek istediğimi anlamış gibiydi. Yine de, konuyu bu kadar çabuk kendine yontmasına biraz şaşırmıştım.

"Bunu duyduktan sonra bir sonraki müzik dersi için acayip gaza geldim! Burada böyle duramam, ben kaçar. Beni bekle Seto-san!"

"Bekle. Derste Seto-san’ın sana öğreteceğinin bir garantisi yok ki..."

Sesim ona ulaşmadı bile; Toshiya büyük bir enerjiyle sınıftan dışarı fırladı.

"Bir şeye konsantre oldu mu kimseyi duymaz zaten..."

Toshiya gittiğine göre resim atölyesine geçmeyi düşünürken, öncesinde yapmam gereken bir şeyi hatırladım.

'Doğru ya. Shimizu-san’ı uyandırmalıyım.'

Gözlerimi yan koltuğa çevirdim. Az önce orada olması gereken Shimizu-san çoktan gitmişti, sınıfta kalan tek öğrenci bendim. Shimizu-san ne ara sınıftan çıkmıştı acaba? Şaşkınlık içinde saate bakıp ders saatinin yaklaştığını fark edince aceleyle sınıftan ayrıldım.

Resim atölyesine vardığımda dersin başlamasına sadece bir dakika kalmıştı. Toshiya farkında olmasa da, aşk muhabbetini tam ucu ucuna, derse yetişebileceğim bir zamanda bitirmişti. Yerime oturduğumda, ders başlamak üzere olmasına rağmen öğrenciler hâlâ gürültü yapıyordu. Dinlemek istemesem bile çevredeki konuşmalar kulağıma çalınıyordu.

"Shimizu-san gerçekten de saçlarını siyaha boyatmış."

"Neden boyattığını bilen var mı?"

"Bilmiyorum. Arkadaşlarına da sordum ama kimsenin haberi yokmuş."

Görünüşe göre ana konu Shimizu-san’dı. Sanat dersleri iki sınıf birleşik işlendiği için diğer sınıftan öğrenciler de buradaydı. Bizim sınıfta birkaç gün geçtikten sonra durulan Shimizu-san’ın imaj değişikliği fırtınası, diğer sınıfın öğrencileri için hâlâ taze bir haberdi.

'Shimizu-san iyi mi acaba?'

Gizlice Shimizu-san’ın olduğu tarafa baktım. Resim dersindeki oturma düzenine göre Shimizu-san, benim çapraz arkamda kalıyordu. Etrafta kendisi hakkında konuşulduğunun farkında gibiydi ve pek de keyfi yerinde görünmüyordu. Aramızda mesafe olduğu için şu an ona destek olmamın imkanı yoktu. Ne yapsam diye düşünürken kapı açıldı ve resim öğretmeni içeri girdi.

"Bakıyorum da bugün herkes her zamankinden daha enerjik. Dersi başlatıyorum, o yüzden artık biraz sessiz olun."

Öğretmen öğrencilerin neden bu kadar gürültülü olduğunu pek anlamamış gibiydi. Ama bunu dert etmeden dersi başlatmaya koyuldu.

"Bugün önce kitaptan bir bölüm okuyacağız, sonra da resim çizeceksiniz. Ne çizeceğinizi o zaman söyleyeceğim. Önce şu kitabı bir okuyalım. Sayfa yirmi üçü açın bakalım."

Öğretmen bunu söyledikten sonra sayfadaki birkaç tablonun açıklamasını yapmaya başladı. Bu resim dersinde öğrencilere pek kitap okutulmazdı, biz sadece öğretmeni dinlerdik. Öğretmenin tekdüze devam eden anlatımı yüzünden odaklanmam yavaş yavaş dağılırken, arkadan bir Öldürme Niyeti hissettim. Bu baskının kaynağını bulmak için öğretmene çaktırmadan yavaşça arkamı döndüm. Diğer tüm öğrenciler kitaplarına bakarken, Shimizu-san orada dik dik bana bakıyordu.

Telaşla önüme dönüp gözlerimi kitaba diktim. Deminden beri hissettiğim o duygu belli ki Shimizu-san’dan geliyordu. Shimizu-san bana neden ters ters bakıyordu ki?

'Bana öfkeyle bakıyor gibi geldi ama acaba tesadüfen mi o tarafa bakıyordu?'

Sadece öğretmenin konuşmasını dinlediğimiz bu anlar biraz sıkıcı olabiliyordu, gözlerinin kitaptan kaymasını anlayabiliyordum. Etrafa boş boş bakarken ben arkamı dönmüş olabilirim.

Gerçeği teyit etmek için bir kez daha arkaya baktım. Shimizu-san az önceki gibi keskin bir bakışla gözlerini bana dikmişti. Shimizu-san ile göz göze geldik. O anda Shimizu-san’ın gözleri fal taşı gibi açıldı ve hemen gözlerini kaçırdı.

'Yanlış anlaşılma değilmiş ama neden bana bakıyordu ki?'

Aklıma gelebilecek nedenleri tarttım. Shimizu-san ile yaptığımız konuşmalar her zamanki sıradan şeylerdi. Konuşurken de tavırlarında bir tuhaflık yoktu. Ondan sonrası ise az önceki aşk muhabbetiydi ama...

Yoksa Shimizu-san, benim Toshiya ile yaptığım aşk muhabbetinin gürültüsünden uyanıp sinirlenmiş olabilir miydi? Eğer öyleyse, deminden beri bana ters ters bakması mantıklı geliyordu.

'Hâlâ kızgın mıdır acaba?'

Bir kez daha arkaya göz attığımda, Shimizu-san nedense ellerini yanaklarına koymuştu. Bakışlarını aşağı indirmişti ve sanki yüzü az öncekinden daha kırmızıydı. Göz göze geldiğimiz andan bu yana Shimizu-san’a ne olmuştu? Ben merak içinde düşünürken kafama hafif bir darbe aldım. Önüme baktığımda öğretmen tam karşımda duruyordu.

"Hoooy Hondo. Deminden beri arkana bakıp duruyorsun. Sınavda çıkabilir, o yüzden en azından öğretmeni dinliyormuş gibi yap."

"Ö-özür dilerim."

Resim atölyesinde büyük bir kahkaha koptu. Az önceki darbe, öğretmenin kafama bir kitap bırakmasından kaynaklanıyordu. Öğretmen de gülüyordu, yani gerçekten kızmış gibi durmuyordu.

"Anladıysan sorun yok. Bir dahaki sefere dikkat et. Evet, kitaptaki ilgili kısmı bitirdik. Şimdi dersin başında söylediğim model çizimi konusunu açıklayayım."

Ben Shimizu-san’a kafa yorarken tablolarla ilgili anlatım çoktan bitmişti. Öğretmen sınıfın önündeki alanına dönüp açıklamaya başladı.

"Bugün ikişerli gruplar olacaksınız ve kalan sürede birbirinizin resmini çizeceksiniz."

Öğretmen bunu söyleyince diğer sınıftan bir öğrenci elini kaldırdı.

"Hocam bir sorum olacaktı."

"Tabii, söyle bakalım."

"Az önce ikişerli gruplar dediniz, yanımızdaki kişiyle mi eşleşeceğiz?"

Hakikaten öğretmen bu konuya henüz açıklık getirmemişti. Yanındaki kişiyle eşleşmek en kolayı olurdu. Öğretmen ensesini kaşıdı, bir şeyler düşünüyor gibiydi.

"Hocam?"

Soran öğrenci sabırsızlanıp tekrar seslendi.

"Tamam, karar verdim. Bugün partnerinizi seçmekte özgürsünüz. İster kendi arkadaşınızla ister diğer sınıftan biriyle eşleşebilirsiniz. Eşinizi seçince yan yana olacak şekilde yerlerinize oturun. Herkes ayağa kalksın!"

Öğretmen sözünü bitirir bitirmez atölyedeki tüm öğrenciler ayağa fırladı.

"Süreniz beş dakika. Bu sürede partnerinizi seçin. Seçemeyenleri beş dakika sonra ben zorla eşleştireceğim, haberiniz olsun. Hadi bakalım, eşyalarınızı alın ve partnerinizi bulmaya başlayın!"

Bu komutla birlikte öğrenciler hep bir ağızdan harekete geçti. Kimi hemen arkadaşını bulup eşleşti, kimi ise kimseyi tanımadığı için etrafına bakınıp duruyordu. Ben ikinci gruptaydım; partner olabileceğim kimse yoktu ve zor durumdaydım.

'Bu gidişle hiç tanımadığım biriyle eşleşip resmini çizeceğim.'

Tam buna razı olmuşken arkamdan ayak sesleri duydum. Arkamı dönüp baktığımda Shimizu-san tam karşımda duruyordu.

"Şuna bak, Shimizu-san demin bayağıdır Hondo'ya ters ters bakıyordu. Hondo bir şey mi yaptı acaba?"

"Farklı sınıftan biri olarak Shimizu-san'ı nereden bileyim ben? Başımız ağrımasın, hemen uzaklaşalım buradan."

"Haklısın. Hondo, başın sağ olsun dostum."

Çevredeki diğer öğrenciler fısır fısır bir şeyler fısıldayarak ben ve Shimizu-san'dan bariz bir şekilde uzaklaşmaya başladılar. Shimizu-san'ın ağzını açmaya pek niyeti yok gibiydi. Ben ilk adımı atıp sormaya karar verdim.

"Shimizu-san, yoksa hâlâ kızgın mısın?"

"Kızgın mı? Ne hakkında?"

Görünüşe bakılırsa az önce bana ters ters bakmasının sebebi, uyurken uyandırıldığı için sinirlenmesi değildi. O zaman neden bana öyle bakmıştı ki? Neyse, kızgın değilse sorun yoktu.

"Yanlış anlamışım demek ki. Peki, bir şey mi oldu Shimizu-san?"

"...Hondo, sen eşini buldun mu?"

"Henüz bulmadım. Ya sen?"

"Hayır, ben de daha bulmadım."

Sohbet orada kesildi. Shimizu-san bana ne anlatmak istiyordu acaba? Ona doğru baktım. Az önce gözlerini benden ayırmayan kız, şimdi bambaşka bir yöne bakıyordu ve hiçbir şekilde göz göze gelemiyorduk.

"İki dakikadan az vaktiniz kaldı! Eşleşmeyenler acele etsin!"

Sensei bize doğru seslendi. Sandığımdan daha az zamanımız kalmıştı. Ne yapsam diye düşünürken Shimizu-san'ın silüeti gözüme çarptı ve aklıma bir fikir geldi.

"Eğer hâlâ bir eşin yoksa benimle eşleşmek ister misin?"

Kiminle eşleşeceğim pek umurumda değildi ama tanıdığım biri olan Shimizu-san'ın eşim olması beni daha çok mutlu ederdi.

"N-neden seninle eşleşecekmişim ki..."

"Olmaz mı yani?"

Eğer öyleyse elden bir şey gelmezdi. Zaman daralıyordu ama diğer sınıf arkadaşlarıma şansımı denemekten başka çarem yoktu.

"Bekle. Olmaz demedim. Sadece... Nasıl desem, biraz zihinsel hazırlık gerekiyordu... H-her neyse, hiç tanımadığım biriyle eşleşmektense, tanıdığım seninle çizim yapmayı tercih ederim."

"O zaman eşleşiyor muyuz?"

"Ah, peki madem... Sen bu kadar ısrar ettiğine göre."

Onunla eşleşmek için o kadar da can attığımı hatırlamıyordum ama kabul etmesi her halükarda daha iyiydi.

"Teşekkürler. Tanıştığımıza memnun oldum Shimizu-san."

"Hı hı."

Shimizu-san'ın yanındaki sıraya oturdum. Kendi sınıfımızdaki konumumuzla aynı olduğu için nedense kendimi rahat hissettim.

"Süre doldu!"

Sensei resim atölyesine göz gezdirdi. Ben de onunla birlikte etrafa baktım ama tek kalan kimse yok gibiydi.

"Görünüşe göre herkes eşini bulmuş. O halde başlayalım. Önce hanginizin çizeceğine karar verin. Oyalanmadan çabucak halledin. Otuz saniyeniz var. Başla!"

Sensei bunu söyledikten sonra ellerini birbirine vurdu ve saatine bakmaya başladı.

"Shimizu-san, önce mi çizmek istersin yoksa sonra mı?"

"Fark etmez. Sen nasıl istersen."

Doğrusu benim için de fark etmezdi. Ama Shimizu-san topu bana attığına göre ben karar verecektim.

"O zaman önce ben çizsem olur mu?"

"Olur."

Sensei gözlerini saatten ayırdı. Otuz saniye geçmişti bile.

"Karar verdiniz mi? Öyleyse ilk çizecek olanlar eskiz defterlerini hazırlasın. İkinci çizecek olanlar ise sandalyelerini hafifçe kaydırıp vücutlarını partnerlerine doğru dönsünler. Çizim süresi on dakikadır. Model olacak olanlar on dakika boyunca hareketsiz durmak zorunda, o yüzden kendinize rahat bir pozisyon seçseniz iyi olur. Hazırsanız başlıyoruz."

Sensei sözlerini bitirince öğrencilerin yarısı eskiz defterlerini açıp kurşun kalemlerini hazırladı, diğer yarısı ise sandalyelerini eşlerine doğru çevirip pozlarını verdiler.

Ben de eskiz defterimin boş bir sayfasını açtım ve kalemliğimden çizim kalemimi çıkardım. Shimizu-san'a baktığımda, zaten bana doğru dönmüş bir halde oturuyordu. Model olan diğer öğrenciler ellerini dizlerinin üzerine koyarken, Shimizu-san kollarını göğsünde birleştirmişti. Üstelik bacak bacak üstüne de atmıştı.

"Shimizu-san, ellerin o konumdayken rahat mısın?"

"Böylesi daha rahat. ...Ellerimi dizlerime koymam daha mı iyi olur?"

Shimizu-san, sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla, biraz endişeli bir şekilde fısıldadı.

"Senin için hangisi rahatsa bence öyle kalmalı."

"Öyle mi? İyi o zaman."

Sesinden pek belli olmasa da Shimizu-san rahatlamış gibi görünüyordu.

"Herkes hazır galiba. O halde başla!"

Sensei'nin bu komutuyla birlikte, ben de dahil olmak üzere ilk çizecek olan öğrenciler hep bir ağızdan ellerini hareket ettirmeye başladı.

Ben önce kabaca genel bir taslak çıkarmaya karar verdim. Gözlerimi Shimizu-san'a diktim. Parlak ve güzel siyah uzun saçları, ince uzun uzuvları, bir kıza göre uzun sayılabilecek boyu... Yakından bakınca, bir model olduğuna inanılacak kadar kusursuz bir fiziği vardı. Bacak bacak üstüne attığı için, o sağlıklı bacaklarına ister istemez gözüm kayıyordu.

"Hey Hondo, elin durdu."

"Ah, pardon."

Seslenmesiyle birlikte nefesim kesildi. Onu izlemeye daldığım için elimi hareket ettirmeyi bırakmıştım. Delip geçen bakışlarını üzerimde hissediyordum. Belki de bacaklarına dik dik baktığımı fark etmişti.

Hızla taslağı çizmeye devam ettim. Sürenin yarısı bile geçmeden kaba taslağı bitirmeyi başarmıştım. Ancak hızlı olmaya öncelik verdiğim için ince detayları atlamıştım. O atladığım kısımlardan biri olan yüzünü çizmek için bakışlarımı Shimizu-san'ın yüzüne çevirdim.

'Shimizu-san gerçekten de çok güzelmiş...'

Gözleri hafif çekikti ve üzerindeki kirpikleri uzundu. Burnu, dudakları ve yüzündeki diğer her bir hat o kadar düzgündü ki, bu yüze bakan herkes onun duru bir güzelliği olduğunu düşünebilirdi. Aslında Toshiya'nın dediğine göre, dış görünüşü çok iyi olduğu için, o malum kişiliği olmasa onunla çıkmak isteyen pek çok erkek varmış.

Detaylıca çizmek için yüzüne bakarken, Shimizu-san aniden kafasını yana çevirdi.

"Shimizu-san? Şu an yüzünü çiziyorum, kıpırdamasan iyi olur."

"Çünkü... Sen..."

Dudak hareketlerinden bir şeyler söylediğini anlıyordum ama sesi o kadar kısıktı ki ne dediğini çıkaramıyordum.

"Pardon Shimizu-san. Bir kez daha söyleyebilir misin?"

"Müü."

Shimizu-san yüzünü bana doğru döndürdü ve bakışlarıyla protesto etti. Bana doğru bakıyorken çizmek için harika bir fırsat diye düşündüm ama şu anki asık suratını çizersem, sonra bana kızacağından korktum.

"H-her neyse, yüzümü en sona bırak. Benim de kendime göre sebeplerim var."

"Tamam. Önce başka bir yerini çizeyim o zaman."

Aslında pek anlamamıştım ama Shimizu-san'ın da kendine göre bir derdi vardı herhalde. Elden bir şey gelmezdi, ben de boynunun aşağısını önce çizmeye karar verdim. Bakışlarımı biraz aşağı indirdim. Başın biraz altında boyun, onun da biraz altında göğüs bölgesi vardı. Bakışlarım doğal olarak Shimizu-san'ın göğüslerine kaydı. Kollarını kavuşturmuş olduğu için, o zaten belirgin olan göğüsleri daha da ön plana çıkmıştı.

"H-hey Hondo! Sen o kadar ciddi bakışlarla nereye bakıyorsun öyle!"

Baktığım yerin farkına varan Shimizu-san sesini yükseltti.

"Nereye olacak... Boynunun biraz aşağısına."

Dürüstçe 'Göğüslerine bakıyordum' diyecek cesaretim yoktu. Shimizu-san göğüslerini saklamak ister gibi kollarının yerini değiştirdi.

"Neden öyle bir yere bakıyorsun ki!"

"Sen yüzün dışındaki yerleri önce çiz deyince, ben de o kısmın biraz aşağısını çizeyim dedim. Başka bir niyetim yoktu. Gerçekten özür dilerim!"

Özür dilersem hatamı kabul etmişim gibi hissettiriyordu ama bu durumu başka türlü toparlamanın bir yolunu da bulamıyordum. Tüm samimiyetimle özür dilerim.

— Gerçekten başka bir niyetin yok muydu?

— Evet.

— Tek bir milimetre bile mi? Bunu kesin olarak söyleyebilir misin?

— Evet, söyleyebilirim. Yoktu.

— Öyle mi...

Shimizu-san neden pişmanmış gibi görünüyordu ki? Karşı cinsten gelen art niyetli bakışlar, insanın kendini kötü hissetmesine neden olan bir şey değil miydi? Bir kez daha düşündüm. Shimizu-san'ın göğüslerine baktığımda gerçekten hiçbir şey hissetmemiş miydim? Hayır, dürüst olmak gerekirse hazırlıksız yakalandığım için kalbim biraz güm güm etmişti sanki.

— Özür dilerim Shimizu-san. Yalan söyledim.

— Ha?

— Başka bir niyetim yok dedim ama aslında bir milim... hayır, iki milim kadar vardı. Üzgünüm.

Shimizu-san'ın önünde başımı eğdim. Bu konuda sonradan pişmanlık duymak istemediğim için, hazır fırsatım varken kızacak olsa bile özür dileyip kurtulmak istiyordum. Başımı yavaşça kaldırdığımda Shimizu-san'ın bana baktığını gördüm.

— Yani sen benim o... orama bakıp bir şeyler mi düşündün?

— Ş-Şey, evet.

— Pekala, bu seferlik affediyorum. Ben de biraz fazla hassas davrandım... Az önce baktığın yere, eğer o gözle bakmayacaksan çizerken bakabilirsin. Ama bir şartım var.

— Nedir?

— Bundan sonra kımıldamamaya çalışacağım, o yüzden beni düzgünce çiz...

Shimizu-san bunu her zamankinden daha kısık bir sesle söyledi.

— Tamam. Bana bırak.

Geri kalan sürede, az öncekinden çok daha fazla çabalayarak Shimizu-san'ı çizeceğime dair kendi kendime söz verdim.

— Son üç dakika. Hala vaktiniz var ama geri kaldığını düşünenler biraz acele etsin.

Sensei kalan süreyi bildirdi. O konuşmadan sonra taslağı sorunsuzca ilerletmiştim. Shimizu-san da söz verdiği gibi hiç kıpırdamadan duruyordu. Sonunda iyice çizmediğim tek yer yüzü kalmıştı.

— Shimizu-san, şimdi yüzüne bakacağım, sorun olur mu?

Her ihtimale karşı onayını aldım. Aslında yüzünü genel hatlarıyla çizmiştim, kalan süreyi kullanarak çizersem doğrudan yüzüne bakmasam bile ortaya belli bir kalite çıkardı.

— Ş-Şey, tamam. Hadi bakalım!

Görünüşe göre Shimizu-san da kendini hazırlamıştı. Neden bu kadar büyük bir hazırlığa ihtiyaç duyduğunu hala anlamış değildim.

— O zaman çizmeye başlıyorum.

Shimizu-san'ın yüzüne baktım. İfadesi kaskatıydı ve bakışları sanki karşısındakini öldürecekmiş kadar keskindi.

— Biraz rahatlasak mı acaba, Shimizu-san?

Böyle devam ederse, bana müthiş bir öfkeyle ters ters bakan bir Shimizu-san çizmek zorunda kalacaktım.

— Ne alakası var! B-Benim gergin olduğumu mu iddia ediyorsun?

— Öyle olduğunu düşünüyorum ama...

Eğer gerginlikten değilse, ifadesinin neden bu kadar kaskatı olduğunu anlayamıyordum.

— Biraz bekle.

— Tamamdır.

Shimizu-san yavaşça gözlerini yumdu, birkaç saniye sonra gözlerini fal taşı gibi açtı.

— Nasıl?

— Pek bir şey değişmedi sanki...

— Ciddi misin sen?

— Bu konuda yalan söyleyemem.

— Gnuuu...

Shimizu-san hırslı bir ifadeye büründü.

Hafifçe güler

— Neye gülüyorsun be? Ben burada ciddiyim!

İstemeden gülmüştüm. Shimizu-san ciddiyetine güldüğümü sanmıştı. Bu yanlış anlaşılmayı erkenden düzeltmem gerekiyordu.

— Yok, sadece tanıştığımız zamanlar Shimizu-san'ın bu kadar çok farklı ifadeye sahip olacağını hiç düşünmemiştim de. Seninle konuşmaya başladığım için iyi oldu diye düşündüm.

— Ne... sen...

Shimizu-san'ın yüzü saniyeler içinde kıpkırmızı kesildi. O kadar utanılacak bir şey söylediğimi düşünmüyordum aslında.

— ...Sen, bunu herkese mi söylüyorsun?

Shimizu-san gözlerini kısmış bana dik dik bakıyordu. Acaba nasıl biri olduğumu sanıyordu?

— Sanırım bunu ilk kez Shimizu-san'a söyledim.

— ...Öyleyse iyi. Hadi, az vaktin kaldı, çabuk çiz.

Bunu söylediğinde Shimizu-san'ın yüzündeki o kaskatı ifade kaybolmuştu. O ifade değişmeden önce aceleyle kurşun kalemi kağıdın üzerinde koşturdum.

— On dakika doldu. Daha fazla süre isteyen var mı?

Göz ucuyla resim atölyesine bakındım ama el kaldıran kimse yoktu.

— Herkes süresinde bitirmiş gibi. O zaman biraz ara verelim. Ben başlayın diyene kadar dinlenebilirsiniz.

Bu sesle birlikte atölye bir anda gürültüye boğuldu. Çoğu öğrenci arkadaşıyla eşleştiği için miydi bilmiyorum ama etrafındakilerle sohbet edenlerin sayısı her zamankinden fazlaydı.

— Eline sağlık Shimizu-san.

— Sağ ol.

— Model olduğun için teşekkür ederim.

Arada birkaç aksilik yaşanmış olsa da sonuç olarak taslağı sağ salim bitirebilmiştim. Bu Shimizu-san'ın yardımı sayesindeydi.

— ...Rica ederim.

— İyi misin?

Shimizu-san biraz yorgun görünüyordu. Modellik yapmak sandığımdan daha zahmetli bir işmiş demek ki.

— Bu kadarcık şeyden bir şey olmaz. Ondan ziyade, çizdiğin resmi göster bana.

— Tamam. Buyur.

Elimdeki eskiz defterini Shimizu-san'a uzattım. Shimizu-san defteri alıp az önce çizdiğim sayfayı gözlerini dikerek inceledi.

— Nasıl olmuş?

Resim kulübündekiler kadar olmasa da ben de resim çizmeyi seven biriyimdir. On dakikada elimden geleni yapmıştım ama acaba Shimizu-san'ın gözünde nasıl duruyordu?

— ...Fena değil herhalde. Ben bile baktığımda kendim olduğunu hemen anlayabiliyorum.

Bunu duyunca derin bir nefes aldım. Eğer hiç benzemediğini söyleseydi, o kadar uğraşan Shimizu-san'dan özür dilemem gerekecekti.

— Çok şükür. Böyle demene sevindim.

— Sadece bir şey sorabilir miyim?

— Aklına ne takıldı?

— Neden yanak kısmını hafifçe boyadın?

Ne soracak diye endişelenmiştim ama buna cevap verebilirdim.

— Yüzünü çizerken sürekli kırmızıydı ya, o yüzden biraz renk ekledim.

— Ne!

Shimizu-san iki eliyle birden yanaklarına dokundu. Anlaşılan kendisi farkında değildi.

— ...Hondo, sakın bunu kimseye anlatma.

— Ha? Tamam, anladım.

Shimizu-san için bilinmesini istemediği bir durumdu sanırım. Bunu sadece kendi hafızama mühürlemeliydim. Zaten kimseye söylemek gibi bir niyetim de yoktu.

— Ara bitti. Şimdi çizenle model yer değiştirecek ve bir on dakika daha çizeceksiniz. Hazırlanın.

Sensei'nin sesiyle birlikte öğrenciler hazırlanmaya başladı.

— Şimdi modellik sırası bende. İstediğin özel bir poz var mı?

— Fark etmez, istediğin gibi oturabilirsin.

Özel bir istek gelmeyince ellerimi dizlerimin üzerine koyup Shimizu-san'a doğru dönerek oturdum.

— Hazır mısınız? O zaman başla!

Başlama işaretiyle birlikte gözlerimi doğrudan Shimizu-san'ın gözlerine diktim. Bakışlarımı fark eden Shimizu-san, eskiz defterini kalkan gibi kullanarak yüzünü gizledi.

— Shimizu-san?

— Öyle ciddi ciddi gözlerimin içine bakma...

— Bakışlara hala alışamamış mıydın?

Sonuç olarak Shimizu-san'ın benim yüzümü çizmeye başlaması, sürenin yarısından fazlası geçtikten sonrayı bulmuştu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.