Mutfaktaki Hayaller ve Bir Kutu Bento

"Hadi bakalım, bugün de aşk meşki konuşmaya başlayalım."

Sabah yerime oturur oturmaz Toshiya yanıma damladı ve lafa girdi.

"Toshiya, futbol kulübünün sabah idmanı yok muydu?"

"Bitti bile."

"Yine mi aşk meşki konuşacağız?"

"Hâlâ merak ettiğim şeyler var da ondan."

"Olur da, konuşacak bir şey kaldı mı ki?"

"Tabii ki. Karşılığında ben de sana bir şeyler anlatırım, hadi ama."

Toshiya ellerini yüzünün önünde birleştirip yalvarır gibi yaptı. Zaten hoşlandığı kızı bana çoktan söylemişti, yani benim ona soracak bir şeyim kalmamıştı aslında. Her zamanki alışkanlığımla etrafı kontrol ettim. Görünüşe bakılırsa kimse bizi dinlemiyordu. Shimizu-san'ın yan koltukta olması biraz düşündürücüydü ama kulaklıklarını takmış akıllı telefonuyla uğraştığına göre bizi duyduğunu sanmıyordum.

"Peki, tamam. Bugün ne duymak istiyorsun?"

"Daiki, senin tipinin hanım hanımcık kızlar olduğunu anladık. Bu sefer öyle bir kızın senin için ne yapmasını istediğini sormak istiyorum."

"Benim için ne yapmasını mı?"

"Aynen öyle. Sağlıklı her erkeğin, sevdiği kızdan beklediği bir iki şey vardır, değil mi?"

"Bilmem ki."

Doğrusu bu konu pek kafama yatmamıştı.

"Öyle tabii. Bugün senin arzularını tek tek ortaya dökeceğiz."

Toshiya’nın yüzüne, tam anlamıyla sırıtmaktan başka kelimeyle tarif edilemeyecek bir ifade yerleşmişti.

"Söyleme tarzın biraz garip olmadı mı sence?"

"Öyle surat asma hemen. Bir anda sorunca aklına gelmemesi normal, istersen önce ben başlayayım. Benim istediğim şey, futbol maçlarımda beni desteklemesi. Sporla uğraşan her erkeğin hayalidir sevdiği kızın ona tezahürat yapması, değil mi?"

"Bunu biraz anlayabiliyorum galiba."

Bir şey için çabalarken sevdiğim kişinin beni desteklemesini isteme duygusunu, sporla uğraşmayan biri olmama rağmen ben bile kavrayabiliyordum.

"Anlamana sevindim. İşte böyle, sevdiğin kızın senin için ne yapmasını istediğini bir düşün bakalım."

"Tamamdır. Bana biraz zaman ver."

"Okey. Dersin başlamasına daha vakit var, iyice bir kafa yor."

Sevdiğim kişinin benim için ne yapmasını istediğim mi... Düşünüyorum ama aklıma hiçbir şey gelmiyor.

"Hmm. Aklıma bir şey gelmiyor."

"Arzun falan yok mu senin? Hiç mi bir beklentin olmaz?"

Arzum olmadığından değil de, birinden özellikle yapmasını isteyeceğim kadar önemli bir şey bulamıyordum.

"Kino olsaydı isteyeceğim şeyler olurdu aslında."

"Kız kardeşinden bir şey istemenin konumuzla alakası yok. Kino-chan da hiç değişmemiş anlaşılan."

"Azıcık da olsa ev işlerinde bana yardım etmesini isterdim."

"Bu daha çok bir abiden ziyade annenin isteği gibi oldu."

Kino adında ortaokul son sınıfa giden bir kız kardeşim var. Annemle babamın ikisi de çalıştığı ve eve geç geldikleri için hafta içi akşam yemeği hazırlamak gibi ev işlerini ben yapıyorum ama Kino pek elini sürmeye niyetli olmuyor. Oyun oynarken veya anime izlerken hep beraberizdir, aramızın kötü olduğunu sanmıyorum; sanırım sadece ev işlerini zahmetli buluyor.

"Ah."

Kız kardeşimin bu üşengeçliğini düşünürken, az önceki sorunun cevabı zihnime düştü.

"Ne oldu?"

"İstediğim bir şey buldum."

"Ooo! Neymiş bakalım?"

"Birlikte yemek yapmamızı isterdim."

Bunu söylediğim an, nedense Shimizu-san'ın akıllı telefonuyla uğraşan parmakları bir anlığına duraksadı.

"Bu yine Kino-chan'ın yapmasını istediğin bir şey değil mi?"

Toshiya bana bıkkın bir ifadeyle baktı.

"Kino'nun yardım etmesini de isterim elbet. Ama genelde akşam yemeklerini tek başıma hazırladığım için, birisiyle beraber yemek yapma fikri hoşuma gidiyor."

Hafta içleri yemeği tek yapıyorum, hafta sonları ise annemle babam mutfağa giriyor; yani birisiyle beraber yemek pişirme fırsatım pek olmuyor. Bu yüzden öteden beri birisiyle mutfağa girmeye özenmişimdir.

"Anladım. Önceki konuşmamızda da sevdiğin kızla beraber bir şeyler yapmak istediğini söylemiştin zaten. Bu durumda Daiki'nin zevki, yemek yapabilen kızlardan yana diyebilir miyiz?"

"Olabilir."

Yemek yapmada çok usta olmasa bile, sadece yanımda olması bile beni mutlu ederdi.

"Beraber yapmak istediğin özel bir yemek var mı?"

"O kadarını düşünmedim ama herhalde normal ev yemekleri olurdu."

Yardım edecek biri varsa, eğlenerek yapmak isterim; o yüzden alışık olduğum yemekler daha iyi olur gibi.

"Köri veya hamburger köftesi gibi mi?"

"Hı-hı. Onun gibi."

"Hmm, güzel. Hayal dünyamız somutlaşmaya başladı."

Sadece beni dinlemesine rağmen Toshiya nedense benden daha mutlu görünüyordu. Gözüm Shimizu-san'a takıldı, telefonuna hızla dokunuyordu. Acaba bir ritim oyunu falan mı oynuyordu?

"Daiki, nereye bakıyorsun?"

"Ah, kusura bakma. Devam et lütfen."

"Tamam. Ama şu anki anlattığın şey, birinin senin için yapmasından ziyade 'beraber yapmak' gibi oldu, yani öncekiyle biraz çakıştı. Başka istediğin bir şey yok mu?"

"Başka bir şey... Zor soru."

Yine Kino'dan yola çıkarak bir şeyler düşünmeye çalıştım ama hiçbiri doğru hissettirmiyordu.

"Eğer senin aklına gelmiyorsa biraz da ben senaryo üreteyim... Tamam, az önceki konudan yola çıkalım; sana yemek yapıp getirmesine ne dersin?"

"Öyle bir durumda ben de yardım etmek isterdim."

"Senin gibi birinden de bu beklenirdi zaten..."

Toshiya gözlerini kapayıp kendi kendine mırıldanmaya, seçenekleri tartmaya başladı. Birkaç on saniye sonra aniden gözlerini faltaşı gibi açtı.

"Dur bir dakika. El yapımı bento'ya ne dersin?"

"El yapımı bento mu?"

"Evet. Sen öğle yemeklerinde hep kantinden aldığın poğaçaları, ekmekleri yemiyor musun?"

"Öyle ama..."

Bizim evdekilerin hepsi gece kuşudur. Sabahları kalkmakta çok zorlandığımız için bento hazırlayacak vakit bulamıyoruz. Bu yüzden öğle yemeklerimi hep kantinden aldığım hamur işleriyle geçiştiriyorum.

"O zaman sevdiğin kızın senin için hazırladığı bir bento, senin bile ilgini çeker herhalde?"

"Bu... Sanırım çekebilir."

Sadece kendim yiyeceğim bir yemek için çok kasmadığımdan genelde geçiştiriyorum ama bazen başkalarının bento'larına özendiğim oluyor. Bu yüzden sevdiğim birinden bento alırsam kesinlikle çok mutlu olurdum.

"Değil mi ya! Sevdiğin kızın el yapımı bento'su her erkeğin hayalidir!"

"E-evet."

Toshiya’nın enerjisi gözle görülür şekilde artıyordu.

"Seto-san'ın elleriyle hazırladığı bento... İçinde bir de en sevdiğim yemekler olsa... Sadece hayali bile fena yapıyor beni."

Heyecandan kendini kaybeden Toshiya, yarı yarıya hayal dünyasına daldı. Tamamen farkında olmadan Seto-san'ın adını ağzından kaçırıvermişti. Neyse ki etraftakiler bizimle ilgilenmiyor gibiydi.

"Senin bento'nda ne olsa mutlu olurdun Daiki? Ben omlet derim."

"Benimki de zencefilli domuz eti (shogayaki) olurdu herhalde."

"Güzel seçim. Hayaller genişliyor. Seto-san yemek yapabilse de yapamasa da onu her türlü severim ama bana kendi yaptığı bir bento'yu getirse herhalde mutluluktan ağlarım."

Görünüşe bakılırsa Toshiya’nın Seto-san sevgisi gerçekten çok derin. Ben daha önce hiç kimseyi bu kadar sevmediğim için ona saygı duyuyorum. Tabii bunu ona söylemeyeceğim, yoksa iyice havaya girer.

"Umarım bento yaptırabilirsin."

"Ah, gerçekleştirmek istediğim hayallerimden biri bu."

Toshiya hayallerinden bahsederken her zaman ciddi olduğu için, bu hayalini de gerçekleştirmek için elinden geleni yapacaktır. Bunları düşünürken dersin başlamasına beş dakika kaldığını haber veren ön zil çaldı.

"Aaa, saat ne ara bu kadar oldu?"

"Süre bitti galiba."

"Hâlâ anlatacak çok şeyim vardı, yazık oldu. Yapacak bir şey yok, yerime geçeyim bari."

Toshiya gönülsüzce kendi sırasına doğru yürüdü. Etrafa göz attığımda Shimizu-san'ın hararetle akıllı telefonuna dokunduğunu gördüm. Hala ritim oyununa devam mı ediyordu? Neredeyse ders başlayacaktı, telefonu kaldırsa iyi olurdu aslında. Tam bunu Shimizu-san'a söylesem mi diye tereddüt ederken, Toshiya ne düşündüyse yolun yarısından geri dönüp benim sırama geldi.

"Şimdi hatırladım da Daiki, senin 'biriyle beraber yemek yapma' hayalin yarın gerçek oluyor ya!"

"Yarın bir şey mi vardı? ...Ah."

İlk başta ne dediğini anlamamıştım ama ders programına bakınca hatırladım.

"Aynen! Yemek pişirme uygulaması!"

Doğru ya. Yarın yemek pişirme dersi vardı. Sayısı az olan sınıf arkadaşlarımla birlikte yemek yapabileceğim o nadir günlerden biriydi.

"Kahretsin ya... Seto-san ile aynı grupta olsaydım onun elinden yemek yiyebilecektim."

"Uygulamada iş bölümü yapıldığı için ona tam olarak 'Seto-san'ın elinden çıkma' denir mi emin değilim. Hem Toshiya, hadi kendi grubuna gitsene."

Uygulama günü geldiğinde Toshiya, yanımda önlüğünü bağlarken kendi talihsizliğine lanet okuyordu. Suratına bakılırsa durumdan sahiden pişman gibiydi.

"Daiki, biraz soğuk davranmıyor musun? Dostun burada acı çekiyor, azıcık teselli et bari."

Kelimelerimi dikkatli seçmezsem Toshiya'nın mentalini kolayca darmadağın edebilirdim. Önlüğümü giyerken beynimi tam kapasite çalıştırdım.

"Sen yemeğin sadece senin için yapılmasını istiyordun değil mi? O zaman bu ders pek sana göre değil sanki. Şimdi yiyemesen bile, ileride sırf senin için hazırlanmış bir yemeğin çok daha anlamlı olacağını düşünüyorum."

"D-Daiki!"

Toshiya'nın ifadesi bir anda aydınlandı.

"Haklısın be! Sırf benim için yapıldığı zaman bir anlamı olur! Kendime geldim, sağ ol Daiki!"

"Keyfin yerine geldiyse ne mutlu."

Mesele kapandı diye düşündüğüm an, yemekhanenin kapısı gürültüyle açıldı. Gelen kişi hiç şüphesiz Shimizu-san'dı.

"Shimizu-san'ın burada ne işi var?"

"Şşşt aptal, duyacak şimdi."

Sınıf arkadaşlarım arasında bir uğultu yükseldi. Herkesin bu kadar şaşırmasının bir sebebi vardı; Shimizu-san ev ekonomisi derslerine neredeyse hiç katılmazdı. Özellikle başkalarıyla iş birliği gerektiren uygulama derslerinde onu hiç görmemiştim. Buna rağmen nasıl sınıfı geçebildiği, konuya hakim çevreler arasında bile tartışma konusuydu.

"Daiki, ben grubuma kaçıyorum."

Yanıma baktığımda Toshiya çoktan tırsmış, onun yerine Shimizu-san yanıma gelmişti. Toshiya da diğerleri gibi ondan çekindiği için kendi grubuna sığınmıştı herhalde.

Uygulamadaki oturma düzeni sınıftakiyle aynıydı. Bu yüzden Shimizu-san ile aynı gruptaydık ama o zamana kadar derslere hiç gelmediği için bunu tamamen unutmuşum.

Yanımda duran Shimizu-san'a baktım.

"Shimizu-san."

"N-Ne var?"

Önlüğünü giymeyi bitiren Shimizu-san bana doğru dönüp ters ters baktı.

"Aynı gruptayız, bugün beraber güzelce çalışalım. Bu arada önlük sana yakışmış."

"Hı... Tamam."

Güzel, bir anda derse geldiği için şaşırmıştım ama hala her zamanki Shimizu-san'dı.

Ben içimi ferah tutarken öğretmen içeri girdi. Shimizu-san'ı görünce bir anlık şaşkınlık yaşasa da hemen ifadesini toparladı.

"Evet, herkes kıyafetlerini değiştirmiş sanırım. Daha önce dediğim gibi bugün etli sebze sote yapacağız. Gruplar kendi içinde iş bölümü yapsın ve güvenli bir şekilde pişirme işlemine geçsin."

Yemekhanede "Tamamdır" sesleri yankılandı. Biz de öğretmenin talimatıyla hazırlıklara başladık.

Bir süre sonra bizim grup malzemeleri doğrama aşamasına gelmişti.

"Doğrama işini kimler yapıyordu?"

"Sadece ben."

Sınıfta önümde oturan Konno-kun'un sorusunu yanıtladım.

"Aaa, doğrama için iki kişi yok muydu?"

"Bizim grupta kişi sayısı az olduğu için tek ben kaldım."

"Hadi ya, doğru."

Aslında grubun asıl mevcudu diğerleriyle aynıydı. Sadece üyelerden biri olan Shimizu-san genelde gelmediği için eksik kalıyorduk. Biriyle beraber yemek yapabileceğimi sanırken tek başıma doğrama yapmak zorunda kalmak beni biraz üzmüştü.

"Hey."

"S-Shimizu-san? B-Bir şey mi oldu?"

Shimizu-san'ın ani çıkışıyla Konno-kun'un beti benzi attı, paniklemek üzereydi.

"Ne oldu?"

"Ben de yapacağım."

"Efendim?"

Konno-kun sanki imkansız bir şey duymuş gibi bakıyordu.

"Doğrama işini ben de yapacağım dedim işte. Normalde iki kişilik işse, boşta duran benim yapmamda bir sakınca yok herhalde. Hem bir şey yapmazsam dersten kaytarıyormuşum gibi duracak..."

Biraz hızlı konuşmuştu ama özetle bana yardım etmek istiyordu. Yalnız bu noktada kafama takılan bir şey vardı.

"Bana yardım etmen beni mutlu eder ama Shimizu-san... Hiç mutfak bıçağı kullandın mı?"

"...Sıkıntı yok."

O aradaki duraksama da neydi öyle? Kelimelere dökemediğim bir endişe hissettim.

"Tekrar soruyorum, bıçak kullanmayı gerçekten biliyor musun?"

"...Sıkıntı yok dedim ya."

Yine aynı duraksama. Göz göze gelmeye çalışsam da bakışlarını kaçırıyordu. Endişeleniyordum ama bir şeyler yapma isteğine de saygı duymak istiyordum.

"Peki o zaman. Diğerleri için de uygun mu?"

Gruptakilere sorduğumda hepsi onaylarcasına kafasını salladı. Bazılarının yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. Muhtemelen Shimizu-san ile aynı görevi paylaşmak istememişlerdi.

"Tamamdır o zaman. Kolay gelsin Shimizu-san."

"H-Hı hı."

Böylece tek başıma üstlendiğim doğrama işine Shimizu-san dahil olmuştu.

"Shimizu-san, önce lahanaları uygun boyutta doğrar mısın?"

"Anladım."

Doğranacak dört çeşit malzeme vardı: lahana, soğan, havuç ve domuz eti. Önce hangisinden başlasak diye düşündüm ve lahanayı ona vermeye karar verdim.

Ben neyle başlasam acaba? Eti en sona bırakayım, en iyisi sert ve doğraması zor olan havuçla başlayayım. Bunları düşünürken gözüm Shimizu-san'a kaydı. Bıçağı ters tutmuş, öylece lahanaya bakıyordu.

"Shimizu-san? O bıçağı bir yere bırakalım mı?"

"...Ha? Tamam."

Kafasında soru işaretleri olsa da talimatıma uymuştu. Etrafa bakındım. Neyse ki sınıf arkadaşları muhabbete veya işlerine dalmıştı. Ucuz atlatmıştık; birisi Shimizu-san'ın o bıçak tutuşunu görse çığlık atabilirdi.

"Shimizu-san, az önce ne yapmaya çalışıyordun acaba?"

"Ne demek ne yapmaya çalışıyordun? Lahanayı doğra demedin mi?"

Anlamsızca yüzüme bakıyordu.

"Öyle dedim de, bıçağı neden o şekilde tutuyordun?"

"Tutuşumda ne var?"

"Yani... Lahana doğrarken genelde bıçak böyle tutulur."

Bıçağı normal şekilde kavrayıp ona gösterdim. Shimizu-san tutuşuma dik dik bakarken suratı hızla kızarmaya başladı.

"Ş-Şey... Heyecan yaptım sadece. Normalde ben de öyle tutarım zaten!"

"Haklısın, insanların önünde yemek yapmak insanı geriyor."

Bıçağı eski yerine bıraktım. Gerginlikten bıçağı ters tutan birini ilk defa görüyordum ama herhalde dünyada böyle insanlar da vardı.

"Aynen, sadece biraz heyecan yaptım o kadar. Neyse, nasıl tutacağımı anladım, lahanayı doğrayabilir miyim artık?"

"Tabii, yapabilirsin. Takıldığın bir yer olursa sormaktan çekinme."

"Tamamdır."

Shimizu-san bu sefer bıçağı normal bir şekilde kavradı, diğer eliyle de bütün bir lahanayı pençeler gibi sıkıca tuttu. Ardından bıçağın ağzını lahananın ucuna yaklaştırdı.

"Shimizu-san dur! Bir dakika bekle!"

"Şimdi ne oldu?"

Shimizu-san, "Neden?" der gibi bir ifadeyle bıçağı bıraktı.

"Söyleyecek çok şeyim var ama önce lahanayı nasıl kesmeyi planladığını sorabilir miyim?"

"Lahana dediğin ince ince kıyılır, öyle değil mi?"

Gözleri o kadar berrak bakıyordu ki şaka yapmadığını bir bakışta anladım.

"Bu düşüncen yanlış değil ama bu sefer etli sebze sote yapacağımız için ince kıyım olmayacak."

"Öyle mi?"

Eğer Shimizu-san'a bakmıyor olsaydım, bizim grubun yemeği muhtemelen "Kıyılmış lahana yatağında etli sebze sote" olacaktı.

"O zaman ne büyüklükte keseceğim?"

"Ne kadar büyük keseceğini birazdan bizzat doğrayarak sana göstereceğim. Bir de lahananın kesiliş şekli var; bu haldeyken kesmeye çalışırsan yuvarlak olduğu için dengesiz durur ve tehlikeli olur. Bu yüzden önce ikiye bölmelisin."

"...Anlıyorum."

Görünüşe göre bunu da bilmiyordu. Gerçekten bir yerini yaralamadan önce fark ettiğim iyi olmuştu.

"Nasıl keseceğimi anladım. Şimdi doğrayabilir miyim?"

"Evet. Dikkatli ol ama."

Shimizu-san üçüncü kez bıçağı eline aldı. İzlerken ben bile geriliyordum. Sol eliyle lahanayı iyice sabitledi, bıçağı tam ortaya yerleştirdi ve hiç zorlanmadan ikiye böldü.

"Böyle iyi mi?"

Shimizu-san nedense biraz endişeli görünüyordu. Üst üste iki kez uyardığım için olabilir miydi?

"Hı-hı, sorun yok. Gayet güzel kestin."

"Öyle mi... İyi o zaman."

Rahatlamış gibiydi. Bana mı öyle geliyor yoksa yüzü de hafifçe kızardı mı?

"Evet. Bu tempoda devam edelim."

"T-tamam."

Bundan sonra da birkaç kez tavsiye verdim ve Shimizu-san bir şekilde lahanayı doğramayı bitirmeyi başardı.

"Sıradaki soğan mı..."

Shimizu-san'ın ifadesi yine huzursuzdu.

"Lahanayı hallettiğine göre soğanı da rahatça yaparsın."

Havuçları ve domuz etini zaten ben doğramıştım, soğanı da bitirince işimiz tamamlanacaktı.

"Pekala, kesiyorum o zaman."

Doğru ya, az önce söylemeyi unuttum. Bıçak kullanırken elini nasıl tutması gerektiğini öğretmem gerekiyordu.

"Shimizu-san, 'kedi patisi' tutuşunu biliyor musun?"

"Kedi patisi mi?"

"Bıçak kullanırken malzemeyi tuttuğun elini yanlışlıkla kesmemek için, elini kedi patisi şekline getirmen gerekiyor."

"O kedi patisi dedikleri şey nasıl yapılıyor ki?"

Aslında parmaklarını hafifçe içeri katlamaktan ibaretti ama sadece söyleyerek anlatması zor gelmişti. Sol elimi kedi patisi yapıp Shimizu-san'ın önüne uzattım.

"İşte böyle. Sen de bir dene bakayım."

Shimizu-san benim sol elime baktı ve garip, tutuk hareketlerle sol elini kedi patisi formuna soktu.

"Böyle mi?"

Elinin şeklini kontrol etmek için patisini yüzünün hemen yanında tutuyordu, bu yüzden sanki şirinlik yapıyormuş gibi görünüyordu. Kendisi muhtemelen bunun farkında bile değildi, söylersem de kızardı; o yüzden sessiz kalmayı tercih ettim.

"Hey, yanlış mı yoksa?"

"Pardon, hayır, tam olarak öyle."

Aceleyle cevap verdim. Umarım bu bocalamamı fark etmemiştir.

"Dikkatli kes lütfen. Kedi patisini de unutma."

"Tamam."

Shimizu-san'ın tuttuğu bıçak, ikiye bölünmüş soğanın üzerine indi.

"Kestim ama oldu mu?"

"Evet, oldu. Ama daha güvenli olması için kedi patisinin konumunu biraz daha değiştirmen iyi olabilir."

"Elimi tam olarak nereye koymalıyım?"

Bıçağın yan yüzeyinin orta veya işaret parmağına temas etmesi gerektiğini söylesem de anlayacağını sanmıyordum. Nasıl ifade etmeliydim? Kelimeler yerine doğrudan göstersem daha hızlı olurdu sanırım.

"Biraz ben keseyim, sen de o sırada izle olur mu?"

"Peki."

Birkaç kez açıklayarak kesmeyi denedim ama Shimizu-san'a tam olarak geçmedi.

"Ne yapsak ki?"

"Yanlış bir şeyler yaptığımı az çok anlıyorum ama doğrusunun ne olduğunu tam kavrayamıyorum..."

Kelimelerle anlatmak zordu. Sadece izlemekle de olmuyordu. O zaman geriye tek bir yol kalıyordu: Bizzat deneyimlemesi.

"Shimizu-san, eline biraz dokunabilir miyim..."

Ben lafımı bitiremeden Shimizu-san bıçağı bırakıp ellerini hızla yüzünün önüne çekti.

"S-sen, ne yapmayı planlıyorsun bana?"

"Kedi patisini koyman gereken yeri elini tutarak göstermek istemiştim. Ama kusura bakma, seni rahatsız ettiysem özür dilerim."

Pek üzerinde durmamıştım ama insanların dokunulmasından hoşlanmayabileceği gerçeği vardı. Shimizu-san'a ayıp etmiştim.

"Rahatsız olduğumdan değil de..."

Shimizu-san bir şeyler geveledi ama sesi o kadar kısıktı ki duyamadım.

"...Olur."

"Shimizu-san?"

"Olur dedim işte. Elimi tut ve nasıl yapacağımı öğret."

"Gerçekten sorun yok mu?"

"Lafımı ikiletme. Çabuk öğret."

Shimizu-san benden çok daha kararlıydı. Madem sorun yok diyordu, ben de çekinecek değildim.

"Pekala o zaman. Madem izin veriyorsun, öyle yapalım."

Hemen Shimizu-san'ın arkasına geçtim.

"Shimizu-san, dokunuyorum."

"Gel."

Elimi yavaşça onun elinin üzerine koydum.

"Hiiyak!"

Beklenmedik bir çığlık kopunca grubun diğer üyelerinin bakışları üzerimizde toplandı.

"Sergilemiyoruz burada bir şeyi, önünüze dönün!"

Shimizu-san etraftakilere ters ters baktı. Bu çıkışla birlikte herkesin bakışları dağıldı. Görünüşe göre az önceki çığlığı hiç duymamış gibi davranacaklardı.

"İyi misin? Shimizu-san, gerçekten zorlamıyorsun değil mi?"

"Sıkıntı yok. Sadece bir an boş bulundum o kadar. Bir daha gardımı düşürmem, hadi tut artık."

"Tamam, başlıyorum."

Dokunacağımı söyleyip dokunduktan sonra boş bulunmak ne demekti pek anlamasam da, madem öyle diyordu, öyledir herhalde. Bir kez daha eline dokundum. Bu sefer çığlık falan atmadı.

"...Eee, şimdi ne yapmam lazım?"

Shimizu-san'ın sesi nedense az öncekinden daha cılız çıkıyordu. Arkasında olduğum için yüzünü göremiyordum ama kulaklarının hafifçe kızıla çalması hayal ürünüm müydü acaba?

"Bıçağı tuttun, değil mi? Soğanın kesmek istediğin kısmına bıçağın ağzını yerleştir."

"Tamam."

Shimizu-san talimatıma uyarak bıçağı keseceği yere koydu.

"İşte o zaman elini koyacağın yer tam burası."

Shimizu-san'ın sol elini soğanın üzerinde kaydırdım.

"Tamamdır. Kesiyorum o zaman."

"Elim engel oluyorsa çekeyim mi?"

"...Kalsın böyle."

Bunu dedikten sonra bıçağı aşağı indirdi ve soğanı başarıyla kesti.

"Harika gidiyorsun. Sıradakinde ne yapacağını biliyorsun, değil mi?"

"Bıçak buradaysa, sol elim de burada mı olmalı?"

Shimizu-san, benim elimle birlikte kendi sol elini hareket ettirdi.

"Evet. Bence de orası uygun. Bunu kavradıysan artık sorun kalmamıştır sanırım."

"...Engel olmuyor, böyle kalabilir."

"Ha?"

"Yani, çekmene gerek yok diyorum."

"Ş-şey, peki o zaman."

Shimizu-san'ın tam olarak ne hissettiğini kestiremiyorum ama hala içinde bir endişe kalmış olabilir. O, artık gerek yok diyene kadar ona destek olmaya devam etmeye karar verdim.

— O halde devam edelim mi?

— Tamam, başlıyorum.

Sesi kulağa bir şekilde birazcık keyifliymiş gibi geliyordu. Bu sesle birlikte bıçak yeniden hareket etmeye başladı.

— Burası uygun mu?

— Evet. Sorun yok.

Shimizu-san benden onay alarak yavaş yavaş işe devam ediyordu. Bıçağı durdurduğu bir an, gözüm tesadüfen kulağına takıldı; iyice olgunlaşmış bir domates gibi kıpkırmızı kesilmişti.

— Shimizu-san, iyi misin? Kulakların kızarmış.

— Ha? Ö-öyle bir şey yok!

— Hayır, cidden kıpkırmızı. Yanımda ayna olmadığı için şu an gösteremiyorum ama.

— O aslında...

Bu kadar yakınında olmama rağmen, Shimizu-san'ın o fısıltısı kulağıma kadar ulaşmadı.

— Her neyse, ben iyiyim! Bak, geç kalıyoruz zaten, işimize bakalım.

— Sen öyle diyorsan tamam. Hadi devam edelim o zaman.

Neticede, soğanları doğrama işi bitene kadar elim Shimizu-san'ın elinden hiç ayrılmadı.

— Shimizu-san, etli sebze sote çok lezzetli oldu, değil mi?

Yemek kursu bittikten sonraki öğle arasında, uygulama sınıfında yaptığımız sote yemeğini hep beraber yiyorduk. Shimizu-san ve ben malzemeleri doğradıktan sonra, gruptaki diğer arkadaşlarımız ustalıkla kavurup baharatlarını ayarladıkları için yemek sağ salim ortaya çıkmıştı.

— Yani, fena olmamış işte.

Yanımda yemeğini yiyen Shimizu-san da sonucun ne kadar iyi olduğundan memnun görünüyordu.

— Beğenmene sevindim.

— ...Hondo, bir şey sorabilir miyim?

Yemeğini bitiren Shimizu-san yüzünü bana doğru çevirdi.

— Ne oldu?

— Benimle birlikte yemek yapmak nasıldı?

Bu sorunun altında nasıl bir niyet yatıyordu acaba? Shimizu-san'ın yüzüne bir kez daha baktım. İfadesinde az da olsa bir endişe seziliyordu. Belki de yeterince yardımcı olamadığını düşünüyordu. Bu endişesini nasıl giderebilirdim?

— Dürüst olmak gerekirse, başta epey korktum. Seni yaralayacağım diye çok endişelendim.

— Öğğ...

Sanki bu sözlerim ona bir şeyi hatırlatmış gibi, Shimizu-san gözlerini benden kaçırdı.

— Ama sonunda seninle beraber yemek yapmak beni mutlu etti.

Shimizu-san tekrar bana döndü ve göz göze geldik.

— Elinden gelenin en iyisini yaptığın için seninle çalışmak çok eğlenceliydi. Eğer istersen, bir sonraki yemek kursunda da yine birlikte yapalım mı?

Galiba sonunda içimden geçen her şeyi bir çırpıda söyleyivermiştim. Shimizu-san acaba ne düşünüyordu? Yaklaşık on saniyelik bir bekleyişten sonra Shimizu-san dudaklarını araladı.

— E-eğer...

— Eğer?

— Madem bu kadar çok istiyorsun, bir kez daha seninle yapabilirim.

Hafifçe güler

— N-ne diye gülüyorsun be!

Eyvah. Kendimi tutamayıp gülmüştüm.

— Yok bir şey, beni reddedeceksin sanmıştım sadece. O zaman bir sonrakinde de şimdiden anlaştık, Shimizu-san.

— T-tamam. Madem öyle, yapacak bir şey yok.

Shimizu-san kollarını göğsünde kavuşturarak cevap verdi. Bir sonraki yemek kursunu şimdiden biraz iple çekmeye başlamıştım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.