Mutfaktaki Mağlubiyet ve Beklenmedik Plan

"Böyle olmaması gerekiyordu..."

Kendi odamda yüzümü yastığa gömmüş halde, kimseye hitap etmeden gayriihtiyari bu sözler döküldü dudaklarımdan. Yatağın üzerinde uzanırken bugün okulda yapılan yemek yapma pratiği dersini zihnimde canlandırmaya başladım.

Bugünkü derse katılma amacım o adamla... Hondo Taiki ile birlikte yemek yapmaktı. Aynı grupta olduğumuz için birlikte çalışma fırsatını sandığımdan çok daha kolay yakalamıştım. İlk planım, iş birliği yaparken yemek yapma konusundaki becerimi ona kanıtlamaktı. Ancak hesap edemediğim şey, Hondo'nun mutfak işlerine beklenmedik derecede aşina olması ve benim yemek yapma becerilerimin tam anlamıyla felaket olmasıydı.

'Aramızda bu kadar fark olacağı hiç aklıma gelmezdi...'

Gerçi normalde hiç yemek yapmazdım ve önceki uygulamalı dersleri hep ektiğim için sonradan çağrılıp ev ekonomisi Sensei'si ile baş başa telafi yapmak zorunda kalmıştım. Yine de işe başlamadan önce bıçakla bir şeyler doğramanın çocuk oyuncağı olduğunu düşünmüştüm. Sonuç olarak sürekli Hondo'dan talimat alan taraf ben olmuştum ve ona becerikli olduğumu gösterecek tek bir fırsat bile yakalayamamıştım. İlk baştaki beklentilerimden çok uzaklaşmıştım ama bu seferki dersten kalan tek iyi şey...

'O herifin elleri, sandığımdan daha sertti.'

Hapşırır gibi bir ses çıkarıp kafamı hızla sağa sola salladım.

Hondo'nun ellerinin kemikli ve beklediğimden daha erkeksi olmasının ne önemi vardı ki? Doğrudur, karşı cinsten birinin eline dokunma deneyimim, küçükken babamın elini tutmam dışında neredeyse hiç yoktu ama bunun özel bir anlamı olamazdı.

'Üstelik birlikte yemek yaptığımız için mutlu olduğunu söyledi...'

Yine bir an nefesim kesildi ve yatağın üzerinde bir o yana bir bu yana yuvarlandım.

Hondo, benim dışımda biriyle yemek yapsaydı da kesin mutlu olduğunu söylerdi. Onun tek bir cümlesiyle neden bu kadar havalara uçuyordum ki?

İki elimle yanaklarıma hafifçe vurdum.

Olan oldu artık, elden bir şey gelmez. Önemli olan bundan sonra durumu nasıl toparlayacağımdır. Bir şekilde yemek yapma konusunda beceriksiz olmadığımı ona anlatmam lazım.

Asıl sorun yöntemdeydi. Bir süre daha yemek yapma dersi olmayacağına göre, başka bir fırsat yaratıp becerikli olduğumu o herife kanıtlamalıydım. Yöntemler üzerine daha önce akıllı telefonuma aldığım notlara bakarak düşünürken, Hondo ve Matsuoka'nın daha önce yaptığı aşk muhabbeti aklıma geldi.

'O zaman, sevdiği kızın hazırladığı bir Bento Taiki'nin bile ilgisini çekmez mi?'

'Şey... Olabilir.'

Hondo, Matsuoka'nın el yapımı beslenme çantası hakkındaki sorusuna onay vererek karşılık vermişti.

O halde bir Bento hazırlayıp Hondo'ya verirsem hem sevinir hem de yemek becerimi kanıtlamış olurdum; tam bir taşla iki kuş durumu. Kendi kendime harika bir fikir bulduğumu düşünürken aynı anda bir sorun daha belirdi.

'Durup dururken el yapımı bir Bento vermek tuhaf karşılanmaz mı?'

Mangalarda kızların sevdiği çocuklara Bento verdiği sahneler görmüştüm ama gerçek hayatta böyle bir şey mümkün müydü? En azından ben hiç şahit olmamıştım. Ama belki de ben görmemiştim ve gerçek hayatta da böyle şeyler oluyordu.

Kendi başıma karar vermenin zor olduğunu anlayınca birinin fikrini almaya karar verdim.

"Hey, Ai, orada mısın?"

Odamdan çıkıp yan odanın önüne geldim, kapıyı tıklatırken içerideki kişiye seslendim. İçeriden gelen ayak seslerinin ardından kapı yavaşça aralandı.

"Aaa, Kei, ne oldu?"

Kapı aralığından, bu odanın sahibi olan ablacığım Ai şaşkın bir ifadeyle yüzünü gösterdi.

"Biraz soracaklarım vardı da..."

"Vay, Kei'nin bana soru sorması ne kadar nadir bir durum! Yarın gökten bir şeyler yağabilir! Neyse, içeri gir hadi. Atıştıracak bir şeyler de var. Hadi, gir içeri, gir."

"Kes sesini! Şu elimi de bırak önce!"

Beni odaya sürüklemeye çalışan Ai'nin elinden kurtuldum. Ai'nin her zamanki makineli tüfek gibi hızlı konuşması canımı sıkmıştı. Şimdiden bu ablaya danışmaya geldiğim için pişman olmaya başlamıştım.

"Kısa sürecek dedim ya. Burada konuşsak da olur."

"Emin misin? Koridorda olursak baba veya anne duyabilir. Duyulmasında sakınca olmayan bir konu mu bu?"

"Höh."

Kötü bir iş çevirdiğimden değil ama bu konuyu bilen kişi sayısının mümkün olduğunca az olması tercihimdi.

"...İşim bitince hemen döneceğim, ona göre."

"Tabii ki, baş üstüne! Öyleyse Kei'yi odama buyur ediyorum~"

Ai neşeyle kolumu kavradı ve beni hızla odasının içine çekti.

"Eee, dünya güzeli, derslerinde süper başarılı Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısı ablacığına ne danışacaktın bakalım?"

"Kendi kendine dünya güzeli falan deme. Ayrıca derslerin o kadar da iyi değil."

Şu an Ai ile küçük bir masanın iki yanında karşılıklı oturuyorduk. Liseye geçtiğimden beri Ai'nin odasına neredeyse hiç gelmemiştim ama oda manga, oyun ve peluş oyuncaklarla doluydu; eskisine göre pek bir şey değişmemiş gibi görünüyordu.

"Az önce de söyledim, sormak istediğim bir şey var."

"Ne? Benim gibi neşeli, zarif ve güzel olmanın sırlarını mı merak ettin?"

"...Ben dönüyorum."

"Şaka! Sadece küçük bir şakaydı! Lütfen Kei-san, anlatacaklarını can kulağıyla dinliyorum!"

"...Bir daha dalga geçersen gerçekten giderim."

"Emredersiniz! Anlaşıldı!"

Ai asker selamı verdi. Acaba odaya geri dönmeden bu sorunun cevabını alabilecek miydim?

"Şey... Sence birine durup dururken Bento verilse, Ai, sen ne düşünürdün?"

"Bu, senin vereceğin anlamına mı geliyor?"

"Hayır, daha çok normalde konuştuğum bir erkekten bahsediyorum."

"Ha? 'Aniden ne alaka?' diye düşünürüm."

Demek karşı cinse durup dururken el yapımı Bento vermek gerçekten tuhaftı. Görünüşe göre planı en baştan kurmam gerekecekti.

"...Anladım. Yardımın için sağ ol. Gidiyorum."

Ayağa kalkıp gidecekken Ai kolumu sıkıca yakaladı.

"Bir dakika bekle! Olayın tamamını anlamadan bu gece gözüme uyku girmez. Bana biraz daha detaylı anlatsana. Korkma, kesinlikle pişman olmayacaksın!"

Haklıydı, sadece o soruyla niyetimi anlaması imkansızdı. Ama her şeyi bu ablaya anlatmak ne kadar doğruydu? Dürüst olmak gerekirse içimde sadece endişe vardı. Yine de tek başıma tıkandığım da bir gerçekti.

"Hepsini anlatmayacağım ama."

"Sorun değil, ben bir duyup bin anlayan ultra hiper dünya güzeli bir kızım!"

"Öyleyse az önceki sorumdan her şeyi anlamış olman gerekirdi."

İçimden derin bir iç çekerek Ai'ye durumu anlatmaya başladım.

"Hımm, anladım... Yani sen, sana yardımı dokunan o çocuğa 'Aslında benim yemek becerim çok yüksektir' mesajı vermek istiyorsun. Bunun için de bir Bento hazırlayıp ona vermeyi planlıyorsun."

"Özetle öyle diyebiliriz."

Anlatmaya başlamamın üzerinden birkaç dakika geçmişti. Hondo'nun adını ve geçmişte yaşanan bazı olayları gizleyerek amacımı aktarmayı başarmıştım.

"Bence gayet iyi! Neden denemiyorsun?"

"Az önce 'ne alaka' dememiş miydin?"

"O, aniden bir erkekten Bento alırsam ne hissedeceğimdi. Senin durumunda ise işin rengi tamamen değişiyor."

"Nasıl yani?"

"Bir kızdan gelen el yapımı Bento, erkekler için bir rüyadır! Ne yapıp edip elde etmek isteyecekleri türden bir şeydir bu!"

"Öyle mi dersin?"

Matsuoka da benzer bir şeyler söylemişti sanırım ama hala tam olarak kafama yatmış değil.

"Öyle tabii! Üstelik sen kendin bir şeyler yapmak istiyorken denememek büyük israf olur! Gençlik sadece bir kez yaşanır, tüm gücünle ileri atılmalısın!"

"Şey, peki."

Ai'nin bu coşkusuna karşı şaşkınlığımı gizleyemedim. Neden benden daha hevesli olduğunu anlamasam da, detaylıca konuştuktan sonra olumlu şeyler duymak benim için bir kazançtı. Yine de hala endişelerim vardı.

"Yapsam bile, sonuçta vermek için bir sebebim olmazsa işim zorlaşmaz mı?"

"Ona, geçen günkü yemek dersinde bana yardım ettiğin için teşekkür mahiyetinde dersen olur biter."

Anlıyorum. Bu bakış açısı bende hiç yoktu.

"Peki, yapmak istediğin yemek belli mi?"

"Hayır, henüz karar vermedim."

Hondo'nun içinde olursa sevineceğini söylediği zencefilli domuz etini (shogayaki) koymak istiyorum ama gerisi belirsiz.

"O zaman oradan başlamamız lazım. Ben bile heyecanlanmaya başladım şimdi."

"Sana ne oluyor ya?"

"Ha? Ee, Kei'nin bento hazırlığına yardım edeceğim ya, ondan."

Ai, ne kadar da bariz bir şeyden bahsediyormuşuz gibi bir suratla bana bakıyordu.

"Bentoyu tek başıma da yapabilirim."

"Hadi oradan, yemek dersinde o çocuğun sırtına yük olduğunu ne çabuk unuttun?"

"Öğğ..."

Yemek dersinde Hondo'nun bana defalarca bıçak kullanmayı öğrettiği anılar canlandı.

"Sabahları annem de meşgul olur zaten, bu iş için en uygun kişi benim. Üstelik bu yardımım, bu seferliğine ablacığından büyük bir hizmet olarak bedava!"

"Televizyon reklamı gibi kendini pazarlamaya çalışma."

"Tehe! Ağzımdan kaçıverdi. Yine de benim desteğim olup olmamasına göre başarı şansının tamamen değişeceğini düşünüyorum, Kei-san? Boş zamanlarımda tatlı falan yaparım, kesin işine yararım ha?"

Ai dalga geçip duruyor olsa da yemek yapma deneyimi benden çok daha fazlaydı. Eğer Hondo'ya kaliteli bir bento vermek istiyorsam, ona bel bağlamaktan başka çarem yok gibiydi.

"......Sabah erken kalkabilecek misin?"

"Tatlı kız kardeşim içinse bu çocuk oyuncağı. Eğer Kei bir kez 'lütfen ablacığım' derse, kaç gün olsa eşlik ederim."

"Kim der öyle bir şeyi be!"

Daha doğrusu hayatım boyunca böyle bir şey dediğimi hiç hatırlamıyorum.

"Eee, bir kelime, sadece bir kelimecik söylesen yeter! Lütfen!"

Ai ellerini birbirine sürtüyordu. Söyleyene kadar geri adım atmayacak gibiydi.

"......Lütfen ablacığım. ......Oldu mu şimdi?"

"Çok tatlııı! Tamamdır, ablacığın tatlı kız kardeşi için tam güçle elinden geleni yapacak!"

Ölmek istiyordum. Hemen şu an buradan yok olmak istiyordum. Daha işin başında motivasyonum büyük ölçüde kırılmış olsa da, Ai ile birlikte bento hazırlıklarına başlamaya karar verdim.

—Şey, bugünkü Shimizu-san her zamankinden daha sinirli değil mi ya?

—Sen de mi öyle düşünüyorsun? Başka okuldan çocuklarla kavga edip elini yaraladığına dair söylentiler var.

—Demek öyle. Saçlarını siyaha boyatıp dersleri asmadan girmeye başlayınca uslandı sanmıştım ama hala aynıymış.

Sınıf arkadaşlarım fısır fısır hakkımda dedikodu yapıyorlardı ama o tarafa dönecek mecalim bile yoktu. Hepsi, ama hepsi o el yapımı bento yüzündendi.

'Her şey berbat oldu.'

Bento bir şekilde ortaya çıkmıştı. Bana yardım eden Ai'nin o meşhur gülümsemesi sonunda solmuştu ama en azından bitmişti. Sorun, neye benzediğiydi.

Yumurta rulosu (tamagoyaki), soya sosundan mı yoksa yanmış olmasından mı bilinmez, sadece siyahlığın zirvesine oynamış gizemli bir kütleye dönüşmüştü. Hondo'nun sevdiği zencefilli et de aynı şekilde karalığıyla göz alan bir et yığını olmuştu.

Bu sefer Ai'nin desteği olmasına rağmen bıçakla parmaklarımı birkaç kez kesmiştim; yaralar derin olmasa da Ai'yi endişelendirmiştim.

Sonuç olarak ortaya çıkan bento, asla birine verilebilecek türden bir şey değildi.

Önce bu el yapımı bentoyu tek başıma mideye indireyim diye düşündüm ama sorumluluk hisseden Ai, yarı yarıya paylaşmayı teklif etti. Onun sayesinde bir şekilde bitirebildik, sadece mideme biraz oturmasıyla atlattım.

Daha sonra Ai, donuk gözlerle "Dürüst olmak gerekirse, Kei'nin yemek becerisi tahminlerimin ötesinde, hatta hayal gücümün dışındaydı," dedi.

"Günaydın Shimizu-san."

"Selam."

Bu sabahki olayı düşünürken, Hondo ne ara yan koltuğuma oturuvermişti.

Hondo'nun hiçbir suçu olmadığını biliyordum ama bu sabahki bento başarısızlığı yüzünden ister istemez kaşlarımın çatıldığını hissediyordum.

"Şey, Shimizu-san. Ben bir şey mi yaptım acaba?"

Yüzümü görmüş olacak ki, Hondo mahcup bir şekilde gülümsüyordu.

"Bir şey yaptığın falan yok."

Gerçekten de Hondo beni kızdıracak hiçbir eylemde bulunmamıştı. Kızgın görünmemin sebebi tamamen kendimle alakalıydı.

"Öyleyse canını sıkan bir şey mi oldu? İstersen seni dinleyebilirim?"

"......Bir şey yok."

Senin için el yapımı bento hazırladım ama batırdığım için moralim bozuk, diyemezdim ya.

"Peki, anladım. ......A, Shimizu-san, elin yaralanmış, iyi misin?"

Hemen elimi sakladım ama çok geçti. Tamamen boş bulunmuştum. Bir bahane uydurmam lazımdı...

"......Biraz olaylar çıktı işte. Derin bir yara değil, boş ver."

"Anladım. Geçmiş olsun yine de."

Zorlama bir bahaneydi ama Hondo ikna olmuş gibiydi. Rahatlayınca, her zamankinden erken kalkmanın etkisiyle olsa gerek, üzerime bir uyku bastırdı.

"Şimdi uyuyacağım, sakın uyandırma."

"Tamam, Sensei gelmeden biraz önce uyandırırım seni."

"Uyandırma dedim ya işte..."

Normalde olsa burada "uyandırırım-uyandırma" kavgasına girerdik ama sabahın köründen beri bento ile uğraşmaktan zihnen o kadar yorulmuştum ki, bugün bilincimi erkenden serbest bıraktım.

Öğle tatili geldiğinde, yemeğimi hızlıca bitirmiş, yapacak bir şeyim olmadan sırama uzanmıştım.

Yan koltuktan Hondo ve Matsuoka'nın konuşmaları duyuluyordu.

—Ya, gerçekten de Seto-san'ın elinden yemek yemeyi çok isterdim.

—Toshiya, sen hala yemek dersindeki o olaya mı takılıp kaldın?

—O zaman kabullenmiştim ama sevdiğin kızın elinden yemek yemek, her erkeğin isteyeceği bir şey değil midir?

—Biraz genele vurdun gibi ama haklı olabilirsin. Sevdiğin bir kızın hazırladığı yemeği yeme fırsatı pek ele geçmez, insan mutlu olur tabii.

Anlaşılan Hondo da karşı cinsten gelecek el yapımı yemeğe ilgi duyuyordu. Güzel, çabalarımın yönü yanlış değilmiş.

—Değil mi! Seto-san bana el yapımı bento hazırlayıp verse falan, böyle bir olay yaşanmaz mı ya...

—O kadarı artık hayalden çıkıp fantezi dünyasına giriyor ama.

Hondo, arkadaş olduklarından mıdır nedir, bazen Matsuoka'ya karşı oldukça sert olabiliyordu.

—Hayal veya fantezi fark etmez, sonra kesinlikle gerçeğe dönüştüreceğim bunu!

—Bol şans.

—Neyse, yani sevdiğin kişinin yemeği olmasa bile, birinin elinden çıkan yemek bir başka oluyor be.

—Buna katılırım işte. Kendin yapmak da güzel ama birinin senin için hazırladığı yemek bir şekilde özel hissettiriyor.

Bu iyi bir bilgiydi. Yani sadece sevdiği kişinin yemeği olması şart değildi; birinin onun için bir şeyler hazırlamasının kendisi bile sevinç kaynağıydı.

—Bu arada, geçenki aşk muhabbetinde aklıma geldi, Daiki, sen kendin bento yapmayı hiç düşünmedin mi?

Matsuoka aniden Hondo'ya bir soru yöneltti.

—Düşündüğüm oldu aslında ama sonuçta sabah erken kalkamadığım için vazgeçtim.

—Anladım. O zaman bir süre daha okul kantinine talimsin desene.

—Öyle görünüyor. Ama geçen bento hakkında konuştuğumuzda biraz canım çekmişti, bir ara erken kalkabilirsem denemek istiyorum.

Öylesine kulak misafiri olurken işler karışmaya başladı. Benimle Hondo arasında yemek becerisi bakımından dağlar kadar fark var. Eğer Hondo kendi bentosunu yapmaya başlarsa, sonradan benim vermem biraz tuhaf kaçabilir.

Ben, pratik yapıp bentoyu tatmin edici bir seviyeye getirdiğimde veririm diye geniş geniş düşünüyordum ama şimdi bentoyu bir an önce tamamlamam gerektiğini anlamıştım.

"Hey, yaklaşık bir haftadır Shimizu-san'ın keyfi hep yerinde değil, sebebini biliyor musun?"

"Ellerindeki yaralar her geçen gün arttığı için başka okulun öğrencileriyle her gün kavga ettiği teorisi var, birinin Shimizu-san'ın damarına bastığı teorisi var... Başka şeyler de duydum ama hangisi doğru bilmiyorum. Tek bildiğim bir şey var, o da o haldeki bir Shimizu-san'a kesinlikle bulaşmamak gerektiği."

"Haklısın. Ben de dikkatli olayım bari."

Sınıfın bir köşesinde benim hakkımda dedikodu yapan sınıf arkadaşlarım olduğunu hissediyorum ama tepki verecek mecalim bile yok.

Bento yapmaya başlayalı bir hafta oldu, sonucu söylemem gerekirse; tatmin edici bir bento yapmayı beceremedim.

Ai her sabah ne kadar özenle öğretirse öğretsin, yemek yapma yeteneğim zerre gelişmedi. Birkaç gün önce halime acıyan annem de öğretmeye başladı ama sonuç değişmedi. Her gün ortaya çıkan o başarısız bento denemelerini yiye yiye, hem benim hem de Ai’nin direnci yavaş yavaş kırıldı.

'Yemek yapma becerimin bu kadar berbat olduğu aklıma gelmezdi...'

Bu sabah artık kimsenin başarısız bir denemeyi yiyecek gücü kalmamıştı, bu yüzden öğlen bir şekilde kendi başıma hallederim diye yaptığım yemeği bento kutusuna doldurup yanımda getirmiştim.

Daha fazla bento yapmaya devam etmek hem benim için çok ağır olacaktı hem de Ai’ye karşı kendimi kötü hissetmeme sebep oluyordu. Bugün itibarıyla bento işine bir ara vermeye karar verdim.

Öğle arasında çantamdan annemin yaptığı bentoyu ve kendi yaptığım bentoyu çıkardım. Öğle arası bitene kadar bir şekilde ikisini de bitirmem gerekiyordu. İç çeker

"—Haaa..."

Bu iç çekiş benden gelmemişti. Sesin geldiği yöne döndüğümde Hondo’nun elini yanağına yaslamış, boş boş daldığını gördüm.

"Ne oldu? Ne o öyle suratın asık?"

Hondo’yu genelde iç çekerken görmediğim için merak edip gayriihtiyari seslendim.

"Ah, kusura bakma Shimizu-san."

"Önemli değil de bir şey mi oldu?"

Hazır kendim seslenmişken, en azından iç çekmesinin sebebini öğrenmek istedim.

"Yok ya, bugün bir şeyi unutmuşum da."

"Neyi unuttun?"

"Cüzdanımı. Bu yüzden öğle yemeği alamadım. Ne yapsam diye düşünüyordum."

Gerçekten de Hondo’nun sırasına baktığımda, her öğle arası yediği o hazır poğaçalardan eser yoktu. Ama bunun bir çözümü olmalıydı.

"Sadece paran yoksa Matsuoka’dan falan borç alsana. O sana bir öğle yemeği parası verir herhalde."

Böyle bir durumda Hondo’nun ilk kapısını çalacağı kişi Matsuoka olmalıydı.

"Öyle de, Toshiya burada olsaydı borç verirdi tabii ama şansıma bugün futbol kulübünün toplantısı olduğu için öğle arasında okulda yok. Toshiya gitmeden önce cüzdanımı unuttuğumu fark etseydim iyi olacaktı."

Öyle deyince sınıfa göz gezdirdim, sahiden de Matsuoka ortalıkta yoktu.

"Neyse, elden bir şey gelmez, sanırım bugün öğle yemeği yemeyeceğim. Seni de endişelendirdim, kusura bakma Shimizu-san."

"Endişelendiğim falan yok."

"Öyleyse iyi."

Konuşma orada kesildi. Lise çağındaki bir erkek tam büyüme dönemindedir. Hondo gibi birinin öğle yemeğini atlaması herhalde çok zor olmalıydı diye düşünürken gözüm kendi sırama kaydı; orada tam iki tane bento kutusu duruyordu. Doğru ya. Bugün iki bentom vardı. Hiç hesapta yoktu ama bu bir bakıma şans değil miydi?

"Hey Hondo."

"Efendim?"

Hondo tekrar bakışlarını bana çevirdi. Ben ise göz göze gelmeden Hondo’nun sırasına bentolardan birini bıraktım.

"Shimizu-san, bu bento da ne?"

"...Al senin olsun."

"Ha?"

"Diyorum ki o bentoyu sana veriyorum."

Hondo, sanki "neden?" diyecekmiş gibi bir ifadeye büründü.

"Buna çok sevinirim ama o zaman senin yemeğin kalmaz ki."

"Benimki var."

Kendi sıramın üzerindeki diğer bentoyu işaret ettim.

"A, harbi varmış. Peki bu kimin?"

"Kimin olduğu önemli mi?... Al işte, yemek kursu zamanı bana yardımın dokunmuştu, ona say. Zaten tek başıma iki tane bentoyu bitiremem, o yüzden kafana takma."

Hondo’nun kafasının üzerinde sanki bir soru işareti belirdi. Neden iki tane bentom olduğunu anlamıyordu haliyle. 'Sana vermek istediğim o el yapımı başarısız denemeyi yanımda getirmiştim' demeye bin şahit isterdi, ölsem söyleyemezdim.

"Pek anlamadım ama senin yemeğin varsa sorun yok. O zaman teşekkür ederek kabul ediyorum."

"Tamam."

Hondo tam olarak ikna olmuş gibi durmuyordu ama benim yemeğim olduğunu anlayınca bentoyu kabul etmeye karar verdi.

Ve o an fark ettim. Hondo’ya verdiğim bento hangisiydi?

Benim yaptığım bento ile annemin yaptığı bentonun kutuları aynı şekil ve aynı renkteydi; içine bakmadan hangisi olduğunu anlamak imkansızdı. Bu yüzden Hondo’ya verdiğim yemeğin kimin elinden çıktığını şu anki durumda kestiremiyordum.

Ben kendi içimde panik yaparken, Hondo çoktan kutunun kapağını açmaya yeltenmişti bile.

"Başkasının ev bentosunu pek görmediğim için heyecanlandım bak."

Yandan çaktırmadan kutunun içeriğini kontrol ettim. Hondo’ya verdiğim bento, nereden bakarsan bak benim yaptığım o ucube şeydi.

'—Bitti her şey.'

Zihnimde bir şeylerin kırıldığını duyar gibi oldum. Kendi ellerimle yaptığım o kapkara garnitürler, Hondo’nun görüş alanına tam isabet yerleşmişti.

Bir an önce bentoyu Hondo’nun elinden çekip alma isteğiyle dolsam da, kalan son mantık kırıntılarım frene bastı. Kendi elimle verip sonra hemen geri almak çok saçma olurdu.

"Hemen yiyebilirim değil mi, Shimizu-san?"

İçimdeki savaştan habersiz olan Hondo bana seslendi. Acaba şimdi bile olsa bentoları değiştirsek mi? Ama bir yandan da kendi yaptığım yemeği yemesini istiyordum. Beynimin içinde iki ayrı taraf birbiriyle kapışıyordu.

"...Afiyet olsun."

Sonunda, kendi yaptığım yemeği ona yedirme fikri ağır bastı.

"Teşekkürler. O zaman yemek için teşekkürler."

Hondo, o tekinsiz renkli yemeklerden ürkmeden eline yemek çubuklarını aldı. Önce hangisinden başlasam diye bir an tereddüt ettikten sonra, bir haftadır her gün yaptığım o siyahımsı yumurta rulosuna uzanıp ağzına attı.

Hondo’nun yüzünü inceliyordum ama pek bir değişim yoktu. Tuhaf, bizim evdekilerin yüzündeki gülümsemeyi çalan en azılı seviyedeki yemekti oysa.

Gözlerimi ayırmadan onu izlerken, bakışlarımı hissetmiş olacak ki Hondo bana döndü.

"Bir şey mi oldu? Yoksa bu bentoyu da mı yemek istiyordun?"

Hondo beni acaba doymak bilmez bir obur mu sanıyordu?

"Yok, sadece ilk neyi yiyeceğini merak ettim."

"Haklısın, yemeğe nereden başladığın insanın kişiliğini yansıtır derler. Ben öylesine yumurta rulosundan başlayayım dedim."

Şok edici bir şekilde, Hondo o kapkara kütleyi yumurta rulosu olarak tanımış ve öyle yemişti.

"Kendi ailem dışındakilerin yaptığı yumurta rulosunu pek yememiştim ama bunun tadı bir hayli... ilginçmiş."

"İlginç mi? Bir yemeğin tadı için bu bir yorum mudur şimdi?"

Gerçi 'berbat' demesinden veya kendini zorlayıp 'lezzetli' demesinden daha iyiydi sanırım.

"Pardon, yanlış mı oldu? Daha önce hiç tatmadığım bir aroması vardı da, nasıl ifade edeceğimi bilemedim."

"...Öyleyse sorun yok."

"Daha uygun bir tabir bulursam söylerim."

Bunu dedikten sonra Hondo yemeğine geri döndü. Ben de annemin yaptığı bentoyu yerken, göz ucuyla gizlice Hondo’nun halini süzmeye devam ettim.

Hondo’nun bir sonraki seçtiği yan yemek, yine bir haftadır her sabah üzerinde çalıştığım zencefilli domuz etiydi. Beslenme çantasında daha düzgün yapılabilecek başka şeyler de varken, neden özellikle en başarısız olduğumu düşündüklerimi öncelikli olarak yemeye çalışıyordu ki?

'En azından kendimi zihnen hazırlayana kadar diğerlerini yeseydin.'

Feryadım boşunaydı; Hondo tereddüt etmeden eti ağzına attı. Zencefilli domuz etini yerken yüzünde hiçbir ifade değişikliği olmuyordu.

Oysa Ai bunu ilk tattığında, ifadesiz bir suratla "Bu gerçekten yemek mi?" diye sormuştu. Gerek bu zencefilli domuz eti olsun, gerekse az önceki omlet; Hondo’nun tat alma duyusu gerçekten sağlam mıydı? Şaşkınlığımı gizleyemezken, Hondo ile bir kez daha göz göze geldim.

— Şey, Shimizu-san? Öyle dik dik bakarsan yemek yemek biraz zorlaşıyor da.

— Hondo, sen iyi misin? Kendini zorlayarak falan mı yiyorsun?

Düşündüğüm şey bir anda ağzımdan kaçıvermişti.

— Bu soru biraz korkutucu oldu ama. Bu zencefilli domuz etinin içine normalde konulmayan bir baharat falan mı koydun?

— Koymadım ama... Hondo, onu yiyince gerçekten hiçbir şey hissetmedin mi?

Ai bunu ilk tattığında, "Zencefilli domuz etiyle çaresizlik ancak bu kadar güzel ifade edilebilir," demişti.

— Ne bileyim, zencefilli eti sevdiğim için heyecanla yedim ama...

Daha önce duyduğum gibi, Hondo’nun en sevdiği yemeklerden biri buymuş. Ancak şu an duymak istediğim bilgi bu değildi.

— Eğer kötüyse kötü diyebilirsin, sorun değil.

— Neden diyeyim ki? Demem öyle bir şey. Shimizu-san o kadar uğraşıp bana bento hazırlamış sonuçta.

— Sen... Benim yaptığımı nereden...

Ben bento hazırladığımı söylememiştim, bu yüzden normalde ailemin yaptığını düşünmesi gerekirdi. Hondo bunu ne ara fark etmişti?

— Çünkü Shimizu-san, içine bir şey katıp katmadığını sorduğumda, "katmadım" diyerek kestirip attın. Bunun, o yemeği bizzat pişirmeyen birinin ağzından çıkmayacak bir laf olduğunu düşündüm.

— Ama sadece bu, yeterli bir kanıt değil.

— Ayrıca az önce "kötüyse kötü diyebilirsin" demen de bence kendin yapmasaydın söylemeyeceğin bir şeydi.

— Ööğ...

Bir bahane uydurmak istiyordum ama kötü bir yalanın hemen ortaya çıkacağını hissediyordum.

— Demek gerçekten öyleymiş. Peki bu kadar emek vererek hazırladığın bentoyu gerçekten benim yemem sorun değil mi, Shimizu-san?

Ne yapmalıydım? Doğruyu mu söylemeliydim? Bu bentoyu sırf o yesin diye hazırladığımı ve onun yemesinin beni mutlu ettiğini mi... Hayır, imkansız. Sadece hayal etmesi bile utancımdan yerin dibine girmeme yetiyordu. Aramızdaki sessizlik uzayıp gitti.

— Shimizu-san?

Cevap vermeyişimden endişe duymuş olacak ki, Hondo sessizliği bozdu.

— ...Önemli değil.

— Efendim?

— Sorun değil dedim. Canım öyle esti, bento hazırlayayım dedim. Sonra tek başıma bitiremeyeceğim kadar çok miktar olduğunu fark edince sana verdim işte!

— Bir hafta boyunca aralıksız hazırlamak pek "canı öyle esmek" sayılmaz sanki?

Hondo tam can alıcı noktaya parmak basmıştı. Gerçi sadece merak ettiği bir şeyi soruyor gibiydi. Bir saniye, az önce farkında olmadan çok önemli bir şey mi söylemişti o?

— Sen... Benim bir haftadır bento hazırladığımı nereden biliyorsun?

Lafı buraya kadar getirip panikle ağzımı kapattım. Fakat Hondo cevabı zaten biliyor gibiydi. Parmağıyla ellerimdeki yara bantlarını işaret etti.

— Çünkü o yara bantlarını yemek yaparken parmaklarını kestiğin için yapıştırdın, değil mi? Başta neden yaralandığını anlamamıştım ama bugünkü bentoyu görünce nihayet taşlar yerine oturdu.

Hondo, diğer sınıf arkadaşlarımın aksine, kavgada yaralandığımı düşünmemişti. İçimde tarif etmesi güç, kıpır kıpır bir his uyandı.

— Shimizu-san? Hey!

Eyvah, Hondo’nun sözleriyle sarsıldığım için bir haftadır bento hazırlama nedenime bir kılıf uydurmayı tamamen boşlamıştım. Hemen bir şeyler düşündüm ama aklıma bir şey gelmedi. Ben de işi sertliğe vurup geçiştirmeye karar verdim.

— ...Ne zamandan beri hazırladığım seni ne ilgilendirir! Her neyse, sana bento vermemin özel bir sebebi falan yok! Anladın mı?!

— T-tamam. Madem sen öyle diyorsan öyledir.

Hondo bu konunun üzerine daha fazla gitmemeye karar vermiş gibiydi.

— Anladıysan çabuk ye şunu.

— Tamam. Afiyetle yiyorum o zaman.

Ondan sonra Hondo sessizce yemeğine devam etti ve sonunda hepsini bitirdi.

— Yemek için teşekkürler.

— ...Bittiğine göre beslenme çantasını ver.

Elimi Hondo’ya doğru uzatarak beslenme çantasını istedim.

— Yıkayıp sonraki gün versem olmaz mı?

— Bu bento, o günkü ders için bir teşekkür hediyesiydi demiştim. Öyleyse sonuna kadar nezaketimi kabul et işte.

— ...Peki. O zaman Shimizu-san, tekrar ellerine sağlık, her şey çok güzeldi.

Bunu söyleyerek beslenme çantası bezine sarılı paketi bana uzattı.

— ...Tamam.

— Bir şey daha söyleyebilir miyim?

— N-ne var?

Ciddileşerek bir şey söyleyecek olması beni biraz tetikte tutuyordu.

— Bugün bento için teşekkür ederim. Cüzdanımı unuttuğum için gerçekten zor durumdaydım, çok makbule geçti. Senin yaptığın bentoyu yediğim için mutlu oldum. Bir dahaki sefere karşılığını mutlaka vereceğim.

Mutlu oldum... Mutlu oldum... Mutlu oldum... Bu sözler zihnimin içinde defalarca yankılandı. Hondo, bugüne kadar çektiğim o sancılı, zorlu ve cehennem azabı gibi geçen bir haftanın asla boşa gitmediğini onaylamış gibiydi.

— İyi misin, Shimizu-san?

Hondo’nun sesiyle nefesim kesildi. Görünüşe göre duyduğum mutlulukla bilincim uzaklara dalıp gitmişti.

— Karşılık falan istemez. ...Sadece,

— Ne?

— Yine canım eser de bento hazırlarsam, o zaman da ye.

Hondo bir an şaşırmış bir ifade takındı, ardından hemen eski gülümsemesine döndü.

— Tamam. O zaman şimdiden anlaştık.

İçimden zafer işareti yaptım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.