"Duyduklarım doğru mu Kei!"
Bento'yu verdiğim günün gecesinde, Hondo'nun sözlerini zihnimde evirip çevirirken, Ai aniden odama daldı.
"Kimin hakkında ne duydun be? Ayrıca zırt pırt odama girmemen gerektiğini sana kaç kere söyleyeceğim."
"Ne olacak canım? Aramızda lafı mı olur Kei, yabancı mıyız?"
"Akraba bile olsak nezaket kuralları vardır, hiç mi duymadın o sözü?"
"Ee, yani beni yakın biri olarak mı görüyorsun Kei! Ay, çok sevindim!"
"Kes sesini. Ee, ne duydun bakalım?"
Tartışmaya devam etsem de Ai'nin susacağı yoktu, bu yüzden en iyisinin onu dinlemek olduğuna karar verdim.
"Sahi, az kalsın unutuyordum! Kei, bento'yu vermişsin!"
"...Kimin ağzından kaçtı bu?"
Bunu bilebilecek tek kişiler sınıf arkadaşlarım olmalıydı.
"O da benim sırrım olsun. Sadece senin sınıfında da iş birlikçilerim olduğunu bil, yeter."
Ai, kıkırdayarak o gereksiz derecede büyük göğüslerini gururla kabarttı. Sosyal çevresinin geniş olduğunu zaten biliyordum ama benim sınıfımda bile birilerini tanıdığı hiç aklıma gelmezdi.
"Neyse, bunlar şimdi mühim değil. Asıl merak ettiğim şey, senin birinden hoşlanmaya başlamış olman!"
"Ne saçmalıyorsun sen?"
"Aman da aman, nasıl da numara yapıyor. Her şey ayan beyan ortada, kaçamazsın!"
Ai kollarını kavuşturmuş, yüzünde sinir bozucu bir sırıtışla bana bakıyordu. Eğer iradem bir pranga gibi beni tutuyor olmasa, kafasına okkalı bir şamar indirirdim.
"Ne alakası var? Bento'yu sadece teşekkür etmek için verdim."
"Hımm. Demek öyle diyorsun."
Ai kollarını çözmeden üst vücudunu sağa sola sallamaya başladı.
"Yalan mı söylüyorum yani?"
"Yok, o kadarını demem. Ama o teşekkürün sebebi tam olarak neydi acaba?"
"Neden olacak, yemek atölyesindeki..."
"İşte! Tam üstüne bastın!"
Ai kollarını çözüp bir anda işaret parmağını bana doğrulttu.
"Shimizu Kei-san, her şeyi öğrendim. Geçen günkü yemek atölyesine asmak yerine paşa paşa katılmışsın."
"E-ee, ne olmuş yani? Derse girip girmemek benim bileceğim iş."
Aslında derse girmem en doğal olandı ama ağzımdan böyle dökülmüştü işte.
"Elbette. Ama neden aniden yemek atölyesine katılmaya karar verdin? İşte bu benim çok ilgimi çekti. Biraz soruşturunca ortaya şoke edici gerçekler çıktı."
"N-neymiş o gerçekler?"
Sesimdeki titremeye engel olamamıştım.
"Kei-san, duyduğuma göre bir çocukla birlikte çalışmışsın, doğru mu?"
"Sadece görev dağılımında eşleştik..."
"Dahası da var! Sen bıçak kullanırken o çocuğun elini tuttuğu ve sana bir şeyler öğrettiği yönünde görgü tanıkları mevcut!"
"Öğğ..."
O sırada birileri mi bakıyordu yani? Doğrusu, işi yetiştirebilmek için o kadar uğraşıyordum ki başkalarının bakışlarını umursayacak halim yoktu.
"Kolay kolay kimseye içini açmayan, insanları kendinden uzak tutan senin, birine bu kadar müsaade etmen... O çocuk senin için özel biri, değil mi? Yanılıyor muyum?"
"O..."
Yalanlamak kolaydı ama bu ablayı ikna etmemin imkansız olduğunu biliyordum.
"Üstelik kendi ellerinle hazırladığın bento'yu verdiğin kişi de oymuş. Hatta diyorum ki, aniden saçlarını siyaha boyamanın sebebi de bu çocuk olabilir mi?"
"Hıh..."
Dersler zor gelince çocuk gibi ağlayan o zavallı ablam gitmiş, yerine neden bu kadar keskin zekalı biri gelmişti?
"İnkar etmediğine göre bunu evet olarak kabul ediyorum?"
"...Öyle."
"Efendim? Bir daha söyler misin?"
"Öyle dedik ya! Bir itirazın mı var!"
Artık kaçacak delik kalmadığını anlayınca bahaneleri bırakıp itiraf ettim.
"Sonunda baklayı çıkardın. Yine de bizim Kei'nin birinden hoşlandığını duymak beni çok duygulandırdı. Gözlerim doldu valla."
"Yeme beni."
"Hehehe."
"Gülerek geçiştirmeye çalışma."
Ablamın başı sıkıştığında gülerek durumu kurtarmaya çalışmak gibi kötü bir huyu vardır.
"Tamam, tamam, özür dilerim. Ee, nasıl biri bu çocuk?"
"Sen de onu az çok tanıyor olmalısın."
Sınıfta iş birlikçileri varsa, Hondo hakkında bir şeyler duymuş olmalıydı.
"Başkalarından duymakla bizzat senden duymak farklı şeyler canım. Mümkünse ilk ağızdan dinlemek istiyorum."
"O kadar detay vermeye niyetim yok."
"Aaa, neden ama? Ben senin ablanım be! Hayat tecrübem var benim, aşk doktorluğunu yaparım senin!"
"Hayat tecrübesi dediğin benden sadece bir yaş büyüksün. Ayrıca aşk meşk işlerinde senin de pek bir numaran yok."
Ai, neşeli kişiliği ve —her ne kadar kabul etmek istemesem de— güzel görünümü sayesinde hem erkekler hem de kızlar arasında popülerdir. Ancak şimdiye kadar aldığı tüm itirafları elinin tersiyle itmiş, kimseyle çıkmamıştı.
"O işler... şey... nasıl desem... Kaderi hissedemedim diyelim..."
Ai'nin dili tutulmaya başladı. Sebebi belliydi.
"Yosuke'den hoşlandığın içindir o."
"N-n-ne diyorsun be Kei! Birdenbire ne alakasız şeyler söylüyorsun, şu küçük kız kardeşin haline bak sen hele!"
Ai'nin sesindeki telaş ayan beyan ortadaydı.
Yosuke, Ai'nin çocukluk arkadaşı ve gönlünü kaptırdığı kişiydi. Küçüklüğümüzden bu yana Ai'nin Yosuke'ye bakışlarının nasıl değiştiğini izlemiş ve insanların işte böyle aşık olduğunu düşünmüştüm.
"Benimle Yosuke'yi boş ver şimdi! Sen asıl kendi sevgilinden bahset!"
"Sevgili deyip durma. Daha fazla bir şey anlatmayacağım."
"Hıhıhı, gerçekten anlatmayacak mısın?"
"Ne var yine?"
Bu bakış, zayıf noktamı yakaladığında takındığı o yüz ifadesiydi. Ama o zayıf noktanın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
"Bir haftadır sabahın köründe bento hazırlamana yardım ettiğimi, üstüne bir de o başarısız denemeleri seninle birlikte yediğimi unuttun sanırım?"
"Ah..."
Doğru ya. Bugüne kadar bir hafta boyunca Ai, bento hazırlamamda bana her sabah canla başla destek olmuştu. Yemek bittikten sonra bile desteği kesilmemiş, bento yaparken ortaya çıkan o 'hatalı üretimleri' kahvaltıda benimle paylaşmıştı. Bu yüzden Ai'nin gözlerindeki yaşam ışığı günden güne sönüp gitmişti gerçi.
"O yüz ifaden her şeyi anlatıyor, tamamen unutmuşsun! Ama sen unutsan da ben sonsuza dek unutmayacağım, tamam mı?"
"Eee, ne yapayım yani?"
"Düşünsene bir! Tam bir hafta boyunca, yemek bile denemeyecek o 'karanlık madde' kıvamındaki şeyleri öğütmene yardım ettim. Sence de büyük bir sevaba girmedim mi? Karşılığında birazcık bilgi istemek hakkım değil mi?"
Öz ablam bile olsa söylediği laf çok ağırdı ama benim yaptığım bento çeşitlerinin 'yenilebilir yemek' sınıfına girip girmeyeceği konusu gerçekten de tartışmaya açıktı.
"Ama o çocuk gayet mutlu bir şekilde yedi..."
"Ne dedin sen..."
Ai sanki imkansız bir şey duymuş gibi bir ifadeye büründü.
"O şeyi mutlu mutlu mu yedi? Kei, gerçekleri kabullenemediğin için hayal görüyor olmayasın? O çocuk insan falan olmayabilir mi?"
"Bak gerçekten kızacağım artık."
Yaptığım bentoyu iştahla yedi diye çocuğu insan dışı ilan etmek de neyin nesiydi.
"Kei-san, sen o şeylerin yıkım gücünü hafife mi alıyorsun? Onlar ki, neşesiyle nam salmış benim bile yüzümdeki gülümsemeyi kökünden kurutan şeylerdi be!"
"Höh..."
Biraz mübalağa ediyor olsa da, Ai'nin söyledikleri genel olarak doğruydu. Bu durumda, hazırladığım o bento'yu hiç zorlanmadan bitiren Hondo, gerçekten de sıradan biri olmayabilirdi.
"Her neyse, o başarısızlık abidelerini bitirmek için canımı dişime taktım! Bunun ödülü olarak Kei'nin ilk aşkı hakkındaki tüm bilgileri dökülmeni talep ediyorum!"
Ai’nin bugüne kadar her sabah bento hazırlığına ve başarısız denemelerimin imhasına yardım ettiği bir gerçekti. Bu konuda ona bir ara teşekkür etmem gerektiğini düşünüyordum zaten. Sorun şu ki; bu teşekkürün bedeli Hondo hakkındaki bilgileri ona altın tepside sunmak mı olmalıydı...
"...Tamam, anlaştık. Ama sakın başka kimseye söyleme."
"Yaşasın! Bana güvenebilirsin. Öyle göründüğüme bakma, ağzım elmastan bile daha sıkıdır derler!"
"Kim diyor onu acaba?"
Ona zerre güvenmiyordum ama öyle ya da böyle birinden hoşlandığımı öğrendiği için, ben konuşana kadar her gün odama damlayacaktı. Bu da aşırı derecede zahmetli bir durumdu.
Böyle olacağına, burada borcumu ödeme kisvesi altında her şeyi anlatmak gelecek huzurum için daha mantıklı görünüyordu.
"O zaman Shimizu Kei-san'a sorularımızı yöneltiyoruz. İlk olarak, lafı hiç dolandırmadan soruyorum; bu sefer bento verdiğin kişinin ismini alabilir miyiz?"
"...Hondo."
"Kei'nin utangaç suratı geldi! Ay, benim kız kardeşim fazla mı tatlı ne? Peki adı neymiş bu arkadaşın?"
Her zamankinden yüzde altmış daha tantanalıydı. İşte tam da bu yüzden anlatmak istememiştim.
"...Daiki."
"Demek Hondo Daiki-kun. Daha önce duyduğum isimle uyuşuyor. O zaman sıradaki soru: Onunla, yani Hondo Daiki-kun ile nasıl tanıştınız?"
"Ortaokul üçüncü sınıftayken."
"Ne, aynı ortaokulda mıydınız! Peki nasıl tanıştınız? Detaylıca anlat bakayım."
Soruları kısa kesip geçmeyi planlıyordum ama Ai, her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenmeden tatmin olacak gibi durmuyordu. Daha anlatmaya başlamadan içim kararmıştı.
"Az önce de dediğim gibi, Hondo ile ilk kez ortaokul üçte karşılaştım. Yer okul binasının arkasıydı."
"Bizim okulun arkası itirafların meşhur yeridir ama, yoksa!"
"Evet, ona rastladığımda okul çıkışı bana itiraf ediliyordu."
"Biliyordum! Daha ilk karşılaşmadan aşk itirafıyla mı başladınız? Bir dakika, ama sen tanımadığın birinin pat diye itiraf etmesinden nefret etmez miydin..."
Keskin bir noktaya parmak basmıştı. Ai ve Yosuke'nin zamanla, yavaş yavaş birbirlerine aşık olmalarını yakından izlemiş biri olarak; karşısındakinin iç dünyasını tanımaya bile tenezzül etmeden itiraf patlatan tiplerin kafasını anlayamıyordum.
"Bana itiraf eden Hondo değildi."
"Ha, nasıl yani?"
"Başka biri bana itiraf ederken o bir anda ortaya çıktı."
"Oha! Nasıl yani? Daiki-kun niye öyle bir durumda damladı ki?"
Ai'nin şaşırması doğaldı. Zahmetli olsa da burayı düzgünce açıklamam gerekiyordu.
"Şimdi şöyle, okul çıkışı tanımadığım bir tip beni okulun arkasına çağırdı ve itiraf etti. Buraya kadar tamam mı?"
"Hı-hı. Sen ortaokuldayken de bayağı popülerdin sonuçta."
"Benden daha popüler olan senin bunu söylemen komik ama neyse, öyleydi. O gün de yine 'ilk bakışta aşk' falan bir şeyler zırvaladı, ben de her zamanki gibi reddettim."
"Yani, senin gibi birinden de bu beklenirdi."
"Buraya kadar her şey normaldi ama asıl mesele sonrası. Reddedilmek beyefendinin pek hoşuna gitmedi, reddediş tarzımı beğenmediğini falan söyleyip parlamaya başladı."
"Eee, bir şey yaptı mı sana?"
Ai az önceki halinden eser kalmayacak şekilde ciddileşti. Ortaokulda olmuş bir olay olmasına rağmen, sanki az önce yaşanıyormuş gibi heyecan yapmıştı. Konu ben olunca Ai biraz fazla korumacı olabiliyordu.
"Bir şey olsaydı o zaman söylerdim zaten."
"Doğru. Oh be, rahatladım."
Ai'nin yüzü görünür bir şekilde yumuşadı.
"Peki o krizden nasıl kurtuldun?"
"Şimdi oraya geliyorum. O çocuk parlayıp üzerime doğru yürüdüğü sırada, 'Bir dakika!' diye seslenerek araya giren kişi Hondo'ydu."
"Vay be! Demek hikaye burada birleşiyor."
Sanki büyük bir gizem çözülmüş gibi gaza gelmişti ama ben sadece olayları sırasıyla anlatıyordum.
"Aynen. Hondo o sinirli tiple benim arama girip kendini tanıtmaya başladı."
"Ne, tam o sırada mı? Bu Daiki-kun biraz saf mı ne?"
"Biraz kendi alemindedir o. Sonra kendini tanıttıktan sonra bana itiraf eden çocuk, 'Senin bununla ne ilişkin var?' diye sorunca Hondo'nun suratı bir anda asıldı."
"E tabii, tanıdık geçtim, ilk kez görüyor seni sonuçta."
Hondo'nun o kadar zor durumda kaldığını ne o zamandan önce ne de sonra gördüm.
"Sonra Hondo, benimle bugün ilk kez karşılaştığını dürüstçe söyleyince, çocuk 'Madem öyle niye itirafımı bölüyorsun!' diye daha da köpürdü."
"Eğer çocuk sana parlamamış olsaydı, söylediğinde bir haklılık payı olabilirdi belki."
"Hondo da acı acı gülümseyip özür diledi zaten. Ama sonra birden yüzü ciddileşti. Eğer itiraf hiçbir sorun çıkmadan bitseydi çekip gideceğini, ama bana el kaldırmaya çalıştığını görünce durdurmak için geldiğini çocuğun suratına karşı açık açık söyledi."
"Daiki-kun düşündüklerini çat diye söyleyebilen bir çocukmuş demek."
O an ben de şaşırmıştım açıkçası. Kız mı erkek mi olduğu belli olmayan o masum suratıyla hep kendi halindeymiş gibi göründüğü için, fikirlerini pek savunamayacak biri olduğunu sanmıştım.
"Hondo aslında öyle biridir. Sonra çocuk benim reddediş tarzımın kötü olduğundan falan bahsetti Hondo'ya ama o yine de el kaldırmanın yanlış olduğunu anlatınca çocuk söyleyecek söz bulamadı."
"Hı-hı, sonra?"
"Sonunda çocuk Hondo ile konuşunca biraz sakinleşti ve benden özür diledi."
"Demek çocuk hatasını anladı. Peki sen ne yaptın?"
"Ben de belki biraz fazla sert konuşmuş olabilirim diye özür diledim."
"Anlattıklarına bakılırsa suç tamamen çocuktaymış gibi ama yine de özür dileyebilmen büyük erdem. Gel bakayım, kafanı okşayacağım!"
"Dur! Sakın deneme bile!"
Ai'nin elinden kaçtım. Liseli olsak bile beni hala çocuk gibi görüyordu. Acaba bana ne zaman bir yetişkin gibi davranacaktı?
"Aman be, daha dokunmamıştım bile. Neyse, bitti mi hikaye?"
"Hemen hemen. Sonra o, bizim binaya girişimize kadar eşlik edip oradan ayrıldı."
"Anladım. Ortaokulda ondan sonra Daiki-kun ile görüştün mü hiç?"
"Koridorda tek tük gördüğüm oldu ama konuştuğumuz sadece bir sefer daha var."
"Öyle mi? Ne konuştunuz peki?"
"Ona, 'Senin o gün o saatte orada olman tesadüf değildi, değil mi?' diye sordum."
"Ha?"
Görünüşe göre Hondo ile konuşmamız Ai'nin tahminlerinin dışındaydı. Bunu, ağzı açık kalan şaşkın ifadesinden anlayabiliyordum.
"Nasıl yani? Açıkla lütfen."
"Yani o itirafın bir kumpas falan olduğundan bahsetmiyorum. Ama sence de garip değil miydi? Aynı ortaokula gittin, bilirsin. Okulun arkası öyle öylesine durulacak bir yer değildir."
"Doğru, düşününce... Kimsenin gelmediği bir yer olduğu için itiraf mekanı oluyor zaten."
Hondo ile ilk karşılaştığımda bu garipliği fark etmemiştim. Olaydan sonra birkaç kez o anı kafamda kurunca şüphelenmeye başlamıştım.
"Daha sonra Hondo'ya bu konuyu sordum. Yaramazlık yaparken yakalanmış bir çocuk gibi suratı asıldı."
"Eee?"
"Hondo'nun dediğine göre, başta binanın içindeymiş ve camdan o çocukla benim okulun arkasına doğru yürüdüğümüzü görmüş. Çocuğun da çabuk parlamasıyla meşhur biri olduğunu bildiği için, benim adıma endişelenmiş ve peşimizden okulun arkasına kadar gelmiş."
"Daiki-kun amma evhamlıymış."
Ai'nin bana karşı olan tavrı da o zamanki Hondo kadar aşırı korumacı gibi geliyor ya, neyse.
"Bunu ben de biraz düşündüm. Sonra Hondo'ya sordum. Arkadaşın, hatta tanıdığın bile olmayan benim için neden bu kadar ileri gittin dedim."
"Daiki-kun ne dedi peki?"
"Pişman olmak istemediğini söyledi. Görmezden gelip başıma bir şey gelseydi kendinden nefret edeceğini, bu yüzden sadece harekete geçtiğini anlattı."
O anki Hondo gözüme biraz mahzun görünmüştü.
"Yani sonuçta bunu kendi iyiliği için yaptığını söylüyor. Peki, sen ne cevap verdin?"
"...Sen hep böyle şeyler mi yapıyorsun, dikkat etmezsen senin de başın belaya girer dedim..."
"Kei-san? Orada 'kurtardığın için teşekkür ederim' deyip yanaklarının kızarması gereken yer değil miydi?"
"Kim kızaracakmış be! Ben de teşekkür etmem gerektiğini düşündüm ama kelimeler bir türlü ağzımdan çıkmadı işte..."
Kendi kendimden nefret ediyorum. Neden o zaman o herife tek bir teşekkür kelimesi bile edemedim ki?
"Kei biraz el çabukluğu olmayan, beceriksiz biridir sonuçta. Gerçi bu yanı da oldukça sevimli ya. Neyse, ortaokul hikayesi bu kadar mı?"
"He, ondan sonra ortaokul bitene kadar o herifle hiç konuşmadım."
"Anladım. Mevzuyu kabaca kavradım sayılır. Tehlikeli bir durumda aniden beliren bir çocuk. Kahramanına sığınıp aşık olan Kei. Güzel, bayağı sağlam bir aşk yaşıyorsun desene!"
"Kes sesini. O zaman aşık falan olmadım."
"Ha, değil miymiş?"
"O zamanlar sadece, ne garip bir iyilik budalası varmış diye düşündüm."
"Öyle mi? O zaman ne zaman Daiki-kun'a kalbin küt küt etmeye başladı?"
Ai'nin gözleri bu sabahkinin aksine ışıl ışıl parlıyordu. Kız kardeşinin aşk işlerine fena merak sarmıştı.
"Bu kadar konuştuğumuz yeter, bugünlük bu kadar kafi."
"Acımasız olma! Tam da kıvamına gelmişti, yapma böyle be."
Ai iki omzumdan tutup beni ileri geri sallamaya başladı. Biraz sinirlenerek ellerini üzerimden ittim.
"Amma darladın be. Az önceki hikayeyle bento'nun hakkını fazlasıyla ödedim."
"Öyle olabilir ama... Bak ne diyeceğim, eğer bana neden ona aşık olduğunu anlatırsan, senin aşk yolunda gizli desteğin olurum!"
"İstemez."
"Hemen de reddetti!"
"Kendi aşk hayatını bile beceremeyen birine mi güveneceğim?"
"Höh!"
Ai ve sevdiği çocuk olan Yousuke birbirlerinden hoşlanmalarına rağmen sevgili olamamışlardı. Bunun sebebi de basitçe birbirlerine itiraf etmemiş olmalarıydı. Yousuke, Ai'nin diğer tüm itirafları reddetmesinden dolayı çekiniyor, Ai ise ille de itirafı Yousuke'den bekliyordu. Bu yüzden ikisi, çocukluk arkadaşından öte, sevgili olmaktan beri bir ilişkiyi şu anda bile sürdürüyorlardı.
"Hah, hah... Kei, sen de fena laf sokuyorsun ha."
Ai görünüşe göre aldığı ruhsal darbeden bir şekilde toparlanmayı başarmıştı.
"Sadece gerçekleri söyledim."
"Kız kardeşimden tam isabet bir kroşe. Neyse, bekle bakalım. Aşk tavsiyesi vermek biraz zor olabilir ama hala yapabileceğim bir şey var."
"Neymiş o?"
Düzgün bir fikir olmayacağını bilsem de yine de kulak kabarttım.
"Öğrenci konseyi başkan yardımcısı yetkimi kullanarak Daiki-kun'u çağırırım ve senin hakkında ne düşündüğünü ona sorarım!"
"Seni bir temiz döverim."
Öğrenci konseyindeki konumunu kullanma zamanı kesinlikle şu an değildi.
"Aman be, ben de kusursuz bir çözüm buldum sanmıştım."
"Neresi kusursuz bunun? Resmen görevini kötüye kullanmak bu. Ayrıca böyle bir şey yaparsan ve o da hakkımda kötü düşünürse ne olacak?"
"Biraz fazla endişelenmiyor musun? Sen süper şirin bir kızsın, o yüzden sıkıntı olmaz. Eminim Daiki-kun senin hakkında çok güzel şeyler söyleyecektir."
"Kime süper şirin diyorsun be! Neyse, reddedildi, bitti!"
"Çok sertsin ya. Tamam, az önceki yarı şakaydı ama aynı okulda senin bu aşkını destekleyen birinin olması bile sana bayağı güven verir diye düşünüyorum."
Haklıydı, Hondo'ya karşı hislerimi bilen tek kişi şimdilik Ai'ydi. Bir destekçinin olup olmaması arasında büyük fark vardı. Ai'nin önerisi benim için de fena bir teklif olmayabilirdi.
"...Tamam. Ama sakın ola ayak bağı olma."
"Ooo! Teklifi kabul ettiğine göre, Daiki-kun'a çarpıldığın o anın hikayesini de anlatacaksın demektir!"
"Çarpılmadım diyorum."
"Kız kardeşim de hiç dürüst değil canım. O zaman Daiki-kun'u neden merak etmeye başladın, öyle diyelim bari."
"Pekala, öyleyse anlatayım. Lise birin başlarındaydı..."
Lise birinci sınıftayken, okul çıkışı unuttuğum bir şeyi almak için sınıfa dönmüştüm.
Eşyamı unuttuğumu fark ettiğimde okuldan çıkalı epey olmuştu, bu yüzden sınıfa vardığımda içeride kimsenin olmayacağını sanıyordum.
"Sahi Toshiya, bugün vaktin var mı?"
Tanıdık bir ses duyduğumda kapıyı açmak üzere olan elimi çektim ve gayriihtiyari eğildim.
"Hı hı, bugün kulüp tatil o yüzden sorun yok."
"İyi o zaman."
'Neden bula bula bu ikisi kalmış ki sınıfta. İçeri girmek zor olacak şimdi.'
İçeriden gelen seslere bakılırsa sınıfta sadece Hondo ve Matsuoka kalmıştı. İkisi de kapının önünde olduğumun farkında değildi.
Liseye geçince Hondo ile aynı sınıfa düşmüştüm. O olaydan beri ortaokulda Hondo ile konuşma fırsatım olmamıştı, hatta aynı liseye girdiğimizi bile ilk kez kayıt töreninde öğrenmiştim.
Başlarda yerlerimiz uzaktı ve hiç konuşmuyorduk ama birkaç sıra değişiminden sonra tesadüfen Hondo ile yan yana düştük. Konuşunca anladım ki Hondo benimle lisede ilk kez karşılaştığını sanıyordu.
Ortaokuldaki olayı unutmuş muydu, yoksa saçlarımı boyadığım için beni başka biri mi zannediyordu? Nedense bu durum canımı yakmıştı ve ben de ortaokulda tanıştığımızı ona söylemedim.
Fakat Hondo, bana hemen hemen her gün sesleniyordu. Sınıf arkadaşlarının benden korkup mesafe koyduğu bana... Hondo benim hakkımda gerçekten ne düşünüyordu acaba?
"Hep merak etmişimdir, Daiki, sen Shimizu-san'dan korkmuyor musun?"
"Shimizu-san'dan mı korkmak? Neden ki?"
"Çünkü okul kurallarında yasak olmasına rağmen saçları sapsarı, kazara göz göze gelsen öyle bir dik dik bakıyor ki insan tırsıyor. Ayrıca hakkında pek tekin olmadığına dair bir sürü dedikodu var."
'Matsuoka herifi, ben yokum diye Hondo'ya karşı ağzına geleni saydırıyor.'
Gerçi ilk iki madde gerçek olduğu için itiraz edecek bir tarafım yoktu ama.
Matsuoka'nın sallaması neyse de, Hondo'dan benzer sözler duymak istemediğim için eve dönmek üzere sınıfın kapısından uzaklaştım.
"Ben Shimizu-san'ın korkutucu olduğunu düşünmüyorum ama."
Hondo'nun bu sözleri adımlarımı durdurdu.
"Neden öyle düşünüyorsun ki?"
"Shimizu-san biraz zor anlaşılan biri olsa da bence nazik biri."
"Öyle mi dersin?"
Matsuoka bunu kalbinin derinliklerinden gelen bir şüpheyle sormuş gibiydi.
"Evet. Ne zaman seslensem Shimizu-san hep cevap veriyor. Görünüşü biraz gösterişli olabilir ama konuşunca aslında iyi biri olduğu anlaşılıyor."
"O senin herkesi iyi biri sanmandan kaynaklanıyor olmasın sakın?"
Matsuoka, Hondo'nun bu sözleriyle bana karşı olan gardını indirecek gibi durmuyordu.
"Öyle bir şey değil. Toshiya sen bilmezsin ama Shimizu-san temizlik zamanlarında falan hep yardıma geliyor. Bence Shimizu-san, kendine göre diğer insanları düşünüyor."
"Hmm, demek öyle."
"Hakkında asılsız dedikodular alıp başını gitmiş olabilir ama konuşunca göreceksin; Shimizu-san herkesin sandığından çok daha nazik ve eğlenceli biri."
Hondo'nun benim hakkımda böyle düşündüğünü hiç bilmiyordum. Yüzüme karşı gülümseyerek konuşsa da, içten içe diğer sınıf arkadaşlarım gibi benden korktuğunu sanıyordum.
Fakat yanılmışım. Hondo beni sadece dış görünüşümle veya yaydığım atmosferle yargılamamış, iç dünyamı görmeye çalışmıştı.
"Daiki, sen bu kadar üzerine basarak söylüyorsan belki de öyledir. Yine de eğlenceli olduğu kısmına pek katılamayacağım."
"Toshiya, sen de Shimizu-san ile adamakıllı bir konuşsan anlarsın. Hem zaten Shimizu-san..."
Yüzümün aniden alev aldığını hissettim. Kalbimin güm güm atışı artık kendi kulaklarımda yankılanıyordu. Burada daha fazla kalamazdım, kalmamalıydım. Neden buraya geri döndüğümü bile unutup koridorda koşturmaya başladım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.