BAŞLIK: Siyah Saçlı Değişim
"Daiki, gel biraz aşk meşki konuşalım."
"Birden bire mi?"
Okul çıkışıydı. Eve gitmek üzere olan, kulüpsüz bir öğrenci olarak bugün okulda kalmamı gerektirecek özel bir işim de yoktu. Tam çıkacakken arkadaşım Matsuoka Toshiya bana seslendi.
"Yahu, birinci sınıftan beri arkadaşız ama şu gönül işlerini pek konuşmadık, değil mi?"
Toshiya ile gerçekten de lise birin başında sıralarımız yakın olduğu için konuşmaya başlamış, zamanla samimileşmiştik. Lise ikinci sınıf olduğumuz şu an bile arkadaşlığımız değişmemişti. Romantik konuları hiç açmadığımız da bir gerçekti. Yine de söylemek istediğim birkaç şey vardı.
"Yani, doğru, konuşmadık ama... Bu tarz konular genelde Okul Gezisi gecelerinde birkaç erkek toplandığında gizlice konuşulmaz mı? Hem senin birazdan kulübün yok mu Toshiya?"
Kulüpsüz olan benim aksine, Toshiya futbol kulübündeydi. Bu yüzden sınıfta benimle laklak edecek vakti olmadığını düşünüyordum.
"Bugün antrenman başlayana kadar biraz vaktim var, o yüzden sıkıntı yok. Öyleyse, şimdi itibarıyla bendeniz ve Hondou Daiki arasındaki aşk oturumunu başlatıyorum!"
Toshiya’nın kime hitap ettiği belli olmayan bu deklarasyonunu duyunca itiraz etmekten vazgeçtim. Tecrübelerime dayanarak biliyordum ki, Toshiya bu moda girdiğinde onu kimse durduramazdı.
Şöyle bir etrafıma bakındım ama okul çıkışı sınıfta kalan az kişi vardı ve kimse bizimle ilgileniyor gibi görünmüyordu.
Tek bir endişem vardı, o da yan sıramda hâlâ Shimizu-san’ın oturuyor olmasıydı.
Shimizu Kei-san, bizim okulun meşhur serserilerinden biriydi. Shimizu-san'ın belinin altına kadar uzanan o güzel saçları, okul kuralları gereği boyatmak yasak olmasına rağmen neredeyse tamamen sarıydı. Üniformasını her zamanki gibi salaş bir şekilde giyiyor, kolye ve küpe gibi aksesuarlar takıyordu.
O gösterişli saç rengi yüzünden öğretmenler tarafından uyarıldığında, aksine kendisine ters ters bakılan öğretmenlerin neredeyse ağlayacak raddeye gelmesi gibi Shimizu-san hakkında birçok kahramanlık hikayesi(!) dönüp dururdu. Belki de bu yüzden Shimizu-san sadece kendi dönemindekiler tarafından değil, Kouhailer ve Senpailer tarafından da yaygın bir şekilde korkulan biriydi.
Nasıl bir kaderse artık, Shimizu-san ile lise başladığından beri hep aynı sınıftaydık. Normalde ders biter bitmez hemen giderdi, bu yüzden hâlâ sınıfta olması nadir bir durumdu. Masaya kapaklanmış bir halde hiç kıpırdamadığına göre kesin uyuyordu. Madem uyuyor, yanında konuşmamızda bir sakınca yoktu herhalde.
"İlk soru. Daiki, sevdiğin bir kız var mı?"
Aklım yan taraftaki Shimizu-san’dayken, Toshiya aniden can alıcı soruyu patlattı.
"Bu soru, aşk muhabbetlerinin en sonunda sorulacak şey değil mi?"
"Ben pastadaki çileği ilk başta yiyenlerdenim. Ee, ne diyorsun?"
Bu örnekleme biraz tuhaf gelse de madem sordu, cevaplayayım bari.
"Yok."
"Aman, ne kadar sıkıcı."
Ben gayet ciddi cevap vermişken, Toshiya’nın yüzünde hoşnutsuz bir ifade belirdi. Herhalde ağzımdan aklımda biri olduğuna dair bir şeyler duymayı bekliyordu.
"Peki ya sen, Toshiya? Sende durumlar ne?"
Kısas yapmak gibi olmasın ama ben de soruyu ona iade ettim. Gerçi birisi olsa bile söyleyebileceğini sanmıyordum...
"Ben Seto-san’dan hoşlanıyorum."
Anında cevapladı. Hiç tereddüt etmedi. Toshiya’nın sevdiği kişiyi bu şekilde öğreneceğimi hiç tahmin etmemiştim.
Tekrar çevreyi kontrol ettim; neyse ki Toshiya’nın bu itirafını sadece ben duymuştum.
Seto-san, birinci sınıftan beri bizimle aynı sınıfta olan bir kızdı. Ancak sınıf içinde pek göze batan bir tip değildi, ben de onu pek iyi tanımıyordum.
"Böyle bir yerde bu kadar önemli bir şeyi söylemen doğru mu?"
"Gizlenecek bir şey değil ki. Hem birileri öğrense de benim için dert değil."
İkinci sınıfta olmasına rağmen futbol kulübünün ası olan ve kızlar arasında popülerliği tavan yapmış Toshiya’nın birinden hoşlandığı duyulursa yer yerinden oynardı herhalde.
"Onu bunu bırak da, Daiki, eğer aklında bir kız yoksa bile şöyle bir kızdan hoşlanırım dediğin bir tipin de mi yok?"
Benim endişelerimi bir kenara iten Toshiya, aşk muhabbetine devam etmeye niyetli görünüyordu. Madem o benim sorumu cevaplamıştı, şimdi benim de düzgünce cevap vermem gerekiyordu. Fakat aniden karşı cinste neyi sevdiğim sorulunca hemen aklıma bir şey gelmedi.
"Hmm..."
"O kadar derin düşünmene gerek yok. Tatlı kızlardan hoşlanırım, güzel kızlardan hoşlanırım gibi genel bir şey de olabilir."
Doğru ya, hep iç güzelliğe odaklanmıştım ama dış görünüş de bir kriterdi. Tekrar düşündüğümde aklıma bir özellik geldi.
"O zaman... Hanım hanımcık, sade kızlardan hoşlanırım herhalde."
"Anladım, demek Daiki hanım hanımcık kızları seviyor. Peki tam olarak nasıl bir imaj bu?"
"Tam olarak derken?"
"Yani 'hanım hanımcık' deyince kişinin kafasında canlanan şey epey değişebiliyor. O yüzden senin kastettiğin imajı merak ediyorum."
Haklıydı, sadece 'hanım hanımcık' demek biraz soyut kalabilirdi.
"Bence öyle bir kız, üniformasını düzgünce giymeli..."
"Hı hı. Başka?"
"Saçları da mümkünse siyah olmalı..."
"Hı hı. Konudan biraz sapacağız ama Daiki, saç boyunda kısa saç mı seversin yoksa uzun saç mı?"
"Sanırım daha çok uzun saççıyım."
"Hı hı. Bu arada ben Seto-san kısa saçlı olduğu için şu an kısa saççıyım."
Sormamıştım ama neyse. Toshiya, Seto-san bir gün saçlarını uzatsa anında uzun saç safına geçerdi kesin.
"Konuya dönersek, aksesuarlar için ne dersin? Bizim okulda çok abartılı değilse göz yumuluyor gerçi."
"Göz tırmalamayacak kadar sade takılar iyidir bence."
"Tamamdır, anlaşıldı. Daiki’nin tipi olan hanım hanımcık kız; üniformasını bozmadan giyen, sade aksesuarlar takan, siyah ve uzun saçlı bir kız."
"Öyle diyebiliriz."
Kafamda o kadar detaylı bir canlandırma yapmamıştım ama söyledikleri yanlış da sayılmazdı.
"Güzel, güzel, eğlenceli olmaya başladı. Sırada ne sorsam acaba..."
"Toshiya, bu arada saatin farkında mısın?"
"Sana vaktim var demiştim ya... Oha, saat ne ara bu kadar olmuş!"
Toshiya panikle yerinden fırlayıp eşyalarını topladı.
"Kusura bakma, antrenman başlıyor, kaçtım ben. Aşk muhabbetine sonra devam ederiz Daiki!"
Toshiya devam etmeye niyetliydi anlaşılan. Ben onun sevdiği kişiyi öğrendiğim için tatmin olmuştum bile. Daha ben bir şey diyemeden, hızlı adımlarla sınıftan çıktı.
Ertesi gün sınıfa geldiğimde, Shimizu-san’ın sırasında birinin masaya kapaklanmış uyuduğunu gördüm.
'Birinin' diyorum çünkü o kişi, beline kadar uzanan capcanlı, siyah saçlara sahipti. Bizim sınıfta Shimizu-san hariç bu kadar uzun saçlı biri var mıydı? Belki de başka sınıftan bir kız yanlışlıkla bizim sınıfa girmişti.
Böyle kalırsa, birazdan gelecek olan Shimizu-san ile bu kız zor durumda kalabilirdi. Shimizu-san’ın sırasını işgal eden kızı uyandırmaya karar verdim.
"Hey, baksana."
Uyuduğunu düşündüğüm kişinin omzuna hafifçe vurdum.
"Haa?"
Bu Shimizu-san'dı. Daha doğrusu, siyah saçlı bir Shimizu-san.
Saçlarını neden siyaha boyatmıştı, neden bugün üniformasını düzgünce giymişti, neden her zamanki kolyesi yoktu ve neden küpelerini daha sade olanlarla değiştirmişti... Sorular bitmek bilmiyordu. Ama şu an, onu dürterek uyandırmış olmamın hesabını nasıl vereceğimi düşünmem gerekiyordu.
"G... Günaydın."
Kendi ellerimle uyandırıp sonra da günaydın demek pek akıl kârı olmasa da, selam vermek için omzuna dokunmanın o kadar da yapay durmadığına inanmak istiyordum. Üstelik normalde de Shimizu-san'a selam verdiğim için çok fazla eğreti durmamış olmalıydı.
"Öeeh..."
Shimizu-san selamımı geri aldı. Güzel, görünüşe göre bir şekilde durumu kurtarmıştım.
"Shimizu-san, saçlarını siyaha boyatmışsın."
"Aa, evet."
"Neden aniden boyattın?"
"Neden mi... O dün..."
Shimizu-san'ın sesinin tonu bir anda o kadar düştü ki söylediklerini hiç duyamadım. Dün Shimizu-san'ın başına ne gelmişti acaba?
"Ne-neyse, şimdi tekrardan uyuyacağım, bu sefer sakın beni uyandırma."
"Anladım. Sensei gelene kadar uyandırmam."
"Geldikten sonra da uyandırmana gerek yok."
Bana sadece bunu söyleyip tekrar sırasına kapandı.
"İyi uykular Shimizu-san."
Bugün hareketli bir gündü. Sabah yoklamasına gelen sınıf öğretmeni Yuasa-sensei, siyah saçlı Shimizu-san'ı görünce önce bir hayli şaşırdı, ardından duygulanıp ağlamaya başladı. Diğer sınıf arkadaşlarım da kendisine doğrudan söylemeseler bile, Shimizu-san'ın saçını neden siyaha boyattığı hakkında gün boyu teoriler ürettiler.
Günün başrolü diyebileceğimiz Shimizu-san ise, sınıfın ilgisi üzerinde olduğu için tüm gün keyifsiz görünüyordu.
"Bu kadar tantana kopacağını bilseydim..."
Okul çıkışında Shimizu-san, kimseye hitap etmeden kendi kendine böyle mırıldandı.
"Sınıftakilerin senin hakkında kötü bir şey söylediği yok zaten, bence bu kadar kafana takmana gerek yok."
"S-sen beni mi dinliyordun?"
"Kusura bakma, sıramız yakın olunca kulağıma çalındı."
"Aman, iyi tamam. Ama sınıftakilerin benim hakkımda kötü konuşup konuşmadığını sen nereden bileceksin ki?"
"Öyle tabii ama... Bence Shimizu-san, hem bu siyah saçların hem de bugünkü üniforma tarzın harika görünüyor. O yüzden kimsenin buna kötü bir şey diyeceğini sanmıyorum."
"Ne?.."
Shimizu-san'ın hareketleri bıçak gibi kesildi. Yanlış bir şey mi söylemiştim? Shimizu-san bir süre öylece donup kaldıktan sonra, aniden çantasını kaptığı gibi ayağa kalktı.
"Gidiyorum ben."
"Ha? Yarın görüşürüz Shimizu-san."
"Görüşürüz."
Shimizu-san sadece bunu söyleyip hızlı adımlarla sınıftan çıktı.
"Ben de çıkayım bari."
Bugün Toshiya'nın kulüp faaliyeti olduğu için aşk muhabbetine ara vermiştik. Sırt çantamı omzuma taktım ve Shimizu-san'ın peşinden gider gibi sınıftan ayrıldım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.