Bir Pazar Sabahı Görevi ve Beklenmedik Karşılaşma

"Bugün abiciğim için bir görev var."

"Ne oldu Teruno?"

Bir tatil günü, kahvaltımı bitirip odama dönmek üzereyken, kız kardeşim Teruno'nun kollarını kavuşturmuş bir halde kapımın önünde dikildiğini gördüm.

"Dediğimi duymadın mı? Bir görev var diyorum."

"Yani bir şey yapmamı mı istiyorsun?"

"Anlayışın kıvrakmış. Aynen öyle."

Teruno tatmin olmuş bir şekilde başını sallar.

"Peki, ne yapmam gerekiyor?"

"Sormanı bekliyordum. Abiciğim, senden alışveriş merkezine gitmeni istiyorum."

"Alışveriş merkezi mi?"

"Evet. Oradan ön sipariş verdiğim oyunu alıp gelmeni istiyorum."

Benden ne isteyeceğini merak etmiştim ama o kadar da zor bir görev değilmiş. Yine de aklıma bir soru takıldı.

"Olur ama sen de gelmiyor musun Teruno?"

"Ben... Şey... Evet, sınav çalışmam lazım."

Teruno'nun gözleri oradan oraya fır dönüyordu. Muhtemelen sınav çalışması sadece bir bahneydi, asıl mesele tatil gününde kalabalık yerlere girmek istememesiydi. Teruno'nun böyle evcimen, dışarı çıkmayı sevmeyen bir tarafı vardı.

Teruno'ya tekrar dik dik baktığımda endişeli bir yüz ifadesi takındığını gördüm. Gerçek niyetini anladığımı fark etmiş gibiydi. Pekala, ne yapsam acaba?

"Tamamdır. Gidip alırım. O zaman oyunu almam için gereken bilgileri verir misin?"

"Hı-hı! Teşekkürler abiciğim."

Teruno neşeyle başını salladı. Kız kardeşimin şımarıklıklarına hayır diyemediğim için ona karşı biraz fazla yumuşak davranıyor olabilirim. Teruno'dan gerekli bilgileri aldıktan sonra hazırlanıp evden çıktım.

"Sorunsuz alabildiğim iyi oldu."

Evden çıktıktan yaklaşık bir saat sonra, bana verilen görevi başarıyla tamamlamıştım.

Ciddi bir problemle karşılaşmadan, teknoloji mağazasından Teruno'nun ayırttığı oyunu kolayca aldım. Oyunun yanında ön siparişe özel hediyeler de vardı, Teruno belli ki bunları istediği için önceden ayırtmıştı.

Bugün kendim için alacak bir şeyim olmadığı için doğrudan eve dönmeyi düşünürken, hiç beklemediğim birini gördüm.

"A, Shimizu-san?"

"...Hondo mu? Senin burada ne işin var?"

Seslendiğimde, tahmin ettiğim gibi o kişi Shimizu-san'dı.

Shimizu-san beyaz bir gömleğin üzerine lacivert bir ceket giymiş, altına da kot pantolon çekmişti. Şimdiye kadar Shimizu-san ile okul dışında hiç karşılaşmadığım için bu sivil hali bana oldukça taze gelmişti.

"Gerçekten de Shimizu-san'mışsın. Sen de mi alışverişe geldin?"

"Evet, peki ya sen..."

"Hondo mu? Yoksa şu Hondo Daiki-kun mu? E, öylesin değil mi! Gerçek mi bu?"

Ben sorumu sorarken, hiç hesaba katmadığım bir yönden ismim seslenildi. Sesin geldiği tarafa baktığımda, orada Shimizu-san'dan biraz daha kısa boylu bir kadın duruyordu. Saçları hafif kahverengimsi, omuz hizasındaydı; üzerinde su yeşili V yaka bir triko ve beyaz uzun bir etek vardı. Dış görünüşüne bakılırsa bizimle aynı yaşta ya da en fazla bir yaş farkı var gibi duruyordu.

"Hondo Daiki olduğum doğru ama kusura bakmayın, siz kimsiniz?"

"Ha? Beni tanımıyor musun?"

"Özür dilerim... Pek çıkaramadım."

Tepkilerinden ya akranım ya da benden büyük olduğunu hissedebiliyordum ama kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

"Ai, senin varlığın biraz sönük kalıyor galiba?"

"Öyle mi diyorsun? O zaman biraz daha aydınlık bir yere gidelim."

"Fiziksel olarak gölgeni koyulaştırmaya çalışma hemen."

Shimizu-san'ın nadiren böyle şaka yollu takıldığını görünce, Ai denen kadının Shimizu-san ile yakın bir ilişkisi olduğunu anladım. Shimizu-san ile şu ana kadar olan konuşmalarımızı zihnimde canlandırdım. Derken bir şeyi hatırladım.

"Yoksa Shimizu-san'ın ablası mısınız?"

"Ooo, aslında beni biliyormuşsun. Doğrudur. Ben Shimizu Kei'nin ablası Shimizu Ai. Bana rahatça Ai diyebilirsin."

"Peki, tanıştığımıza memnun oldum Ai-san."

Shimizu-san'dan daha önce bir ablası olduğunu duymuştum ama havaları tamamen farklı olduğu için ablası olduğunu fark edememiştim.

"Bu arada Ai bizim okulun Öğrenci Konseyi başkan yardımcısıdır."

"E, gerçekten mi?"

Ai-san'a doğru baktım. Bakışlarımı fark eden Ai-san nedense bana göz kırptı.

"Evet, ben hem Kei'nin ablasıyım hem de sizin gittiğiniz lisenin süper ultra Öğrenci Konseyi başkan yardımcısıyım."

"Gereksiz sıfatlar ekleyip durma."

Shimizu-san bıkkın bir ifadeyle lafa girdi.

"Ama havalı değil mi? Neyse boş ver, ee Daiki-kun, senin burada ne işin var?"

"Kız kardeşim küçük bir alışveriş rica etmişti de."

"He, demek bir kız kardeşin var. Şimdi mi yapacaksın alışverişi?"

"Hayır, işim bitti bile."

Elimdeki içinde oyun olan poşeti Ai-san'a gösterdim.

"Anladım. Daiki-kun, bundan sonra başka bir planın var mı?"

"İşim bittiği için artık eve döneyim diyordum."

"O zaman bizimle gelsene?"

"Efendim?"

Bu kadar ani bir teklif karşısında zihnim duraksadı.

"Hey, kendi kafana göre ne diyorsun Ai?"

Shimizu-san da Ai-san'ın bu beklenmedik teklifini duyunca konuşmaya dahil oldu.

"Ama ben Daiki-kun ile biraz sohbet etmek istiyorum. Daiki-kun'un da vakti varmış, ne olur ki?"

"Böyle birdenbire söylersen Hondo da rahatsız olur."

Shimizu-san bakışlarını bana çevirdi. Sanki içten içe reddetmemi istiyor gibiydi.

"Öyle bir şey olmaz, değil mi Daiki-kun?"

Ai-san da bakışlarını bana dikti. O da sanki kabul etmemi istiyor gibiydi.

"E-ey, şey..."

Normalde seçim yapmakta pek zorlanan biri olmadığımı düşünürdüm ama bu iki seçenek arasında kalmak inanılmaz zordu. Hangisini seçersem seçeyim, diğeri daha sonra bir şeyler söyleyecek gibi hissediyordum.

"Hondo."

"Daiki-kun."

Zamanım daralıyordu. Kararımı verdim.

"Çok kalabalık olmaması iyi oldu."

Ben ve Shimizu kardeşler, alışveriş merkezinin içindeki bir aile restoranına gelmiştik. Henüz öğle yemeği vaktine biraz olduğu için sıra beklemeden masaya oturabildik.

Shimizu-san ve Ai-san yan yana, Shimizu-san ile ben ise karşı karşıya gelecek şekilde oturduk.

Sonuç olarak Shimizu kardeşlerin alışverişine eşlik etmeye karar vermiştim. Hem Ai-san benden büyüktü hem de Shimizu-san'ın bir şekilde beni affedeceğini düşünmüştüm.

"Fırsat bulmuşken, biraz erken ama öğle yemeği yiyelim mi? Ben peynirli hamburger yiyeceğim."

"Ben acılı balık yumurtalı makarna."

"A? Kei, her zamanki gibi krep istemiyor musun?"

"Kes sesini."

Shimizu-san aile restoranlarında hep krep mi sipariş ediyordu yani? Bu biraz şaşırtıcı gelmişti ki tam o sırada Shimizu-san ile göz göze geldik. Bana ters ters baktı.

"Söylemek istediğin bir şey mi var?"

"Yok canım. Krep lezzetlidir, biliyorum."

"Evet evet, krep harikadır. Kei, gerçekten makarna istediğine emin misin?"

"...Krep yiyeceğim."

"Tamamdır, bir krep. Daiki-kun, sen ne alırsın?"

Doğru ya. Kendi siparişimi tamamen unutmuştum. Aceleyle menüye göz gezdirdim.

"O zaman ben de Karbonara alayım."

"Anlaşıldı. Tamamdır."

Ai-san garsonu çağırıp üçümüzün siparişini verdi. Yemeklerin gelmesini beklerken, Ai-san'ın beni soru yağmuruna tutma saati başladı.

"Daiki-kun, kaç kardeşsiniz?"

"Ben ve kız kardeşim, iki kişiyiz."

"Az önce kız kardeşin olduğunu söylemiştin zaten. Adı ne?"

"Adı Teruno."

"Güzel isimmiş. Teruno-chan tatlı mı bari?"

"Ailem olduğu için biraz taraflı bakıyor olabilirim ama bence tatlı."

"Anlıyorum. Peki, Kei ile kıyaslarsan hangisi daha tatlı?"

"Hey!"

Shimizu-san refleks olarak araya girdi. Ai-san galiba insanları zor durumda bırakmaktan zevk alıyor. Nasıl cevap vermem gerekiyor acaba?

"Şey, Shimizu-san benim gözümde tatlıdan ziyade daha çok güzel bir imaja sahip."

Tam olarak sorunun cevabı sayılmazdı ama yalan söylemeden verilebilecek tek cevap buydu.

Gayriihtiyari Shimizu-san’a doğru baktım ama kafasını çevirmişti, yüz ifadesini seçemiyordum.

"Kei! Duydun mu? Daiki-kun senin güzel olduğunu düşünüyormuş. Hadi iyisin!"

Ai-san, yanında oturan Shimizu-san’ın saçlarını karıştırarak sevdi.

"Sinir bozucusun, dokunma saçıma, bozuluyor. Sadece köşeye sıkıştığı için öyle cevap verdi."

Shimizu-san, Ai-san’ın elini zorla kendinden uzaklaştırdı.

"Hiç de bile, değil mi Daiki-kun? Ay hemen de utandı, ne tatlı şey bu ya."

"Ha ha ha..."

"Peki, o zaman sıradaki soruya geçiyorum. Tatil günlerinde neler yaparsın?"

"Genelde evde olurum. Manga okurum, kız kardeşimle vakit geçiririm, eğer zamanlar uyarsa arkadaşlarımla online oyun da oynarım."

"Evcimen bir tipsin demek."

"Vücudumu hareket ettirme konusunda pek yetenekli değilimdir de."

"Öyle mi? Hareket etmek de eğlencelidir, bazen denemelisin. Sıradaki soru: Tat alma konusundaki toleransın geniş midir?"

"Tat alma toleransı mı?"

Daha önce hiç duymadığım bir tabirdi. Seçici olup olmadığımı mı kastediyordu acaba?

"Doğru mu anladım bilmiyorum ama ailem ve arkadaşlarım yemek seçmediğimi, her şeyi yediğimi söylerler."

"O yüzden mi o karanlık maddeyi bile yiyebildin?"

"Hey!"

"Karanlık madde mi?"

Shimizu-san yine araya girdi. Karanlık madde derken neyi kastediyordu?

"Yok bir şey, kendi aramızda. Sıradaki... Hep ben sorup durmayayım, senin bize sormak istediğin bir şey var mı Daiki-kun?"

"Benim mi?"

Aniden sorulunca aklıma hemen bir soru gelmedi.

"O kadar derin düşünmene gerek yok. En sevdiğin yemek olur, sevdiğin ders olur, hepsi uyar. Soru olmak zorunda da değil, söylemek istediğin bir şey de olabilir."

Galiba meseleyi çok karmaşık düşünmüştüm. Ben de içimden geçeni olduğu gibi söylemeye karar verdim.

"Soru değil ama kız kardeşlerin beraber alışverişe çıkması, ne kadar iyi anlaştığınızı gösteriyor."

Bunu söylediğimde Ai-san’ın dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.

"Demek dışarıdan sana da öyle görünüyor. Biz dünyanın en sevgi dolu, en güçlü kız kardeşleriyiz!"

Ai-san bir hışımla Shimizu-san’a sarıldı. Shimizu-san ise bıkkın bir tavırla onu üzerinden atmaya çalışıyordu.

"Kimmiş o dünyanın en sevgi dolu kardeşleri be! Çabuk ayrıl üzerimden. Boğuluyorum, çok sıcak!"

"Kei ne kadar gaddarsın... Bana karşı birazcık daha dürüst olabilirsin halbuki."

"Yeterince dürüstüm. Bırak çabuk, bu nasıl bir vakum gücü böyle!"

Sonuç olarak Shimizu-san’ın, Ai-san’ı eski yerine döndürmesi onlarca saniye sürdü.

"Of Kei, amma soğuksun ya."

"Kes sesini. İnsanların içinde üstüme atlayıp durma."

"Sadece ikimiz baş başayken mi sevişelim istiyorsun? Ah Kei, kaç yaşına gelirsen gel hala çok mızmız bir çocuksun."

"Of yeter be, her lafa bir cevabın var zaten."

"Fufu."

Shimizu kardeşlerin bu uyumlu atışmasına engel olamayıp gülümsedim.

"Ne gülüyorsun sen?"

"Daiki-kun, biz güzel kardeşlerin bu iç ısıtan ilişkisini görünce dayanamayıp gülümsedi tabii."

"Laf arasında kendine güzel deyip durma."

"Biz güzel değilsek başka kim güzel olabilir ki! Daiki-kun, sen de öyle düşünüyorsun değil mi?"

"E-evet."

Üzerimde kurduğu baskıya yenik düşüp refleksle başımı salladım. İkisinin de güzel olduğu bir gerçekti gerçi.

"Zorla onaylattın çocuğa."

"Alakası yok, içinden gelerek söyledi. Neyse, konu dağıldı. Daiki-kun, bize sormak istediğin başka bir şey var mı?"

Doğru ya. Kardeşlerin orta oyununu izlerken asıl mevzuyu tamamen unutmuştum.

"Hımm. Sormak istediğim bir şey..."

"Neyse, birden sorunca akla gelmiyor tabii. O zaman yine ben sorayım. Sıradaki ne olsun..."

Ai-san işaret parmağını alnına dayayıp düşünme pozu verdi.

"Buldum! Ama bu biraz fazla mı ileri gitmek olur acaba..."

"Cevaplayabileceğim bir şeyse her şeyi sorabilirsiniz."

"Öyle mi? O zaman soruyorum. Önce hafiften başlayalım. Daiki-kun, senin tipin olan kızlar nasıldır?"

"Hoşlandığım kız tipi mi..."

Aklıma bir an Toshiya’nın yüzü geldi. Bu yaştaki liseliler, sandığımdan çok daha fazla mı ilgi duyuyorlardı aşk meşk işlerine?

"Evet! Sen de o yaşlarda bir erkeksin sonuçta, kızlarda şurası hoşuma gider dediğin şeyler vardır herhalde diye düşündüm."

"A-anladım."

"Eee, nasıl? Aklına bir şey gelmiyorsa düşünmen için süre verebilirim."

"Gerek yok. Kısa süre önce bir arkadaşımla benzer bir konu konuşmuştuk."

"Öyle mi? O zaman tekrar sorayım; nasıl kızlardan hoşlanırsın Daiki-kun?"

"Ben hanım hanımcık kızlardan hoşlanırım."

Ai-san, bir anlığına Shimizu-san’a bakıp sırıttıktan sonra tekrar bana döndü.

"Hoh, demek Daiki-kun’un tipi hanım hanımcık kızlar... Anlıyorum, anlıyorum."

Ai-san yine imalı bir şekilde Shimizu-san’a dik dik baktı.

"N-ne var? Söyleyecek bir şeyin varsa söyle."

"Yok bir şey. Sadece, ne kadar fedakar bir kız kardeşsin diye düşünmüştüm."

"Sen... Bunu sonra ödeteceğim sana."

Shimizu-san yumruklarını sıkıyordu.

"Tamam tamam. O zaman sıradaki soruya geçiyorum. Bak baştan söyleyeyim, cevaplaması zorsa cevaplamak zorunda değilsin, tamam mı?"

"A-anladım."

Ai-san’ın bu kadar üzerine basarak söylemesi beni endişelendirdi; kim bilir nasıl bir soru gelecekti.

"Sorum şu: Şimdiye kadar hiç sevgilin oldu mu?"

Hiç beklemediğim bir soru gelmişti. Hakikaten Ai-san’ın dediği kadar iddialı bir soruydu. Bazı insanlar için cevaplaması zor olabilirdi. Nasıl cevap vereceğimi düşünürken bir an Shimizu-san ile göz göze geldim.

"Ne var?"

Shimizu-san bana ters ters baktı.

"Yok, sadece senin için bu konuşmalar biraz sıkıcıdır diye düşünmüştüm."

Bayağıdır sadece ben Ai-san’ın sorularını cevaplayıp duruyorum. Ai-san nedense bana ilgi gösteriyor ama Shimizu-san için benim hakkımdaki şeyler muhtemelen hiç ilgi çekici değildir ve sadece vakit kaybediyordur.

"Yaa... Hiç de öyle değil, değil mi Kei? Dışarıdan havalı takılıyor ama aslında Daiki-kun’un bilmediği yönlerini öğrendikçe kalbi güm güm atıyor, heyecandan patlayacak gibi oluyordur."

"Kendi kafana göre benim duygularımı seslendirmeyi kes."

"E peki doğrusu ne?"

"Höh... Sıkılmıyorum işte."

Shimizu-san nedense gözlerimin içine bakmıyordu ama yalan söylüyor gibi de durmuyordu.

"Bak işte, Daiki-kun’un hikayesini merakla dinliyormuş."

"O kadarını demedim!"

"Ablalık içgüdülerim bana öyle olduğunu söylüyor ama..."

"Senin o gözlerin hiçbir şey gördüğü yok. Ee Hondo, demin sorduğu sorunun cevabı ne?"

"Soru mu?"

"Hemen unuttun mu? Ş-şu sevgilin olup olmadığı meselesi."

Doğru ya, o konuyu konuşuyorduk. Nedense bugün konu sürekli başka yerlere sapıyordu. Yine unutmadan cevabı vereyim bari.

"Şimdiye kadar kimseyle çıkmadım."

"Ö-öyle mi..."

Shimizu-san eliyle ağzını kapatmıştı, bu yüzden yüz ifadesini tam seçemiyordum ama sesinden nedense bir rahatlama hissettim.

"O zaman Kei ile aynısın, onun da daha önce kimseyle çıkmışlığı yok."

"Hey, kafana göre her şeyi yumurtlama be!"

Shimizu-san, Ai-san'a ters ters baktı. Shimizu-san hem güzel hem de yanında vakit geçirmesi eğlenceli biri olduğu için şimdiye kadar hiç sevgilisi olmamasına dürüstçe şaşırmıştım.

"Birinin sırrını öğrendiysen, kendi sırrını da vermelisin değil mi?"

"Sen öyle bir şey yapmamıştın ama!"

Biz böyle şakalaşırken sipariş ettiğimiz yemekler sırasıyla gelmeye başladı.

"Vay be, buranın peynirli hamburgeri gerçekten bir numara."

"Geçen gün de buranın Tonkotsu Ramen'i bir numara demiyor muydun?"

"Bir insanın birden fazla 'en iyisi' olabilir, ne var yani!"

"...Hı hı, öyledir."

Yemekleri bitirdikten sonra içecek menüsü de ekletip bir süre daha aile restoranında oturduk.

Öğle yemeği için henüz biraz erken olduğundan içeride hâlâ boş yerler vardı.

"Ha, doğru ya. Az önce sorular yarıda kalmıştı, tekrar soru sorabilir miyim Daiki-kun?"

"Evet, sorabilirsiniz."

"Cevaplamak istemediğin sorulara cevap vermek zorunda değilsin, tamam mı?"

"Aman Kei, o kadar da zor sorular sormuyorum herhalde."

Az önceki "Teruno mu yoksa Shimizu-san mı daha tatlı?" sorusu cevaplaması biraz zor bir soruydu ama Ai-san'a göre sorun yok kategorisindeydi anlaşılan.

"O zaman sıradaki soru..."

"Ben içecek alıp geliyorum."

Shimizu-san tam ayağa kalkacakken Ai-san onun kolunu tuttu.

"Ne var? Sorularına devam etsene işte."

Ai-san bir an Shimizu-san'ın gözlerinin içine baktı, sonra tuttuğu elinin tersindeki eliyle bardağını kavradı.

"Benimkini de getirir misin?"

"Kendin gidip alsana alt tarafı."

"Eee, ablanın bir ricasını kırma ne olur."

Ai-san memnuniyetsizce dudak bükerek Shimizu-san'ın kolunu salladı.

"Neden senin ricalarını dinlemek zorundaymışım ki?"

"Hele hele, demek öyle diyorsun ha Kei. Aaa, bak sen, sanki ağzımdan bir şeyler kaçacak gibi... Bes... Bes... Besle... Neydi o ya? Dilimin ucunda ama..."

Ai-san, Shimizu-san'ın kolunu bıraktı ve işaret parmağını şakağına götürdü.

"Bes mi?"

"Bes" ile başlayan aklıma gelen tek kelime "Bento"ydu ama bento ile ilgili bir şey mi olmuştu acaba?

"Hey, kapa çeneni. Tamam be, getiriyorum içeceğini."

"Teşekkürler! O zaman zencefilli gazoz alayım."

"...Ai, eve gidince gününü göreceksin, bunu unutma."

"İşte benim canım kardeşim, o kadar nazik ki gözlerim yaşarıyor."

"Seni asla affetmeyeceğim!"

Shimizu-san bunu söyleyip iki bardağı da kaptığı gibi içecek reyonuna doğru yürüdü.

"Sorun olmaz mı?"

"Olmaz, olmaz. Kei ne kadar söylenirse söylensin özünde naziktir, affeder beni."

Öyle miydi gerçekten? Shimizu-san'ın az önce gösterdiği o yüz ifadesi, pek de birine merhamet gösterecekmiş gibi durmuyordu ama.

"Ondan ziyade, sorulara devam edelim mi?"

"Olur."

"Kei hakkında ne düşünüyorsun?"

Ai-san, tanıştığımızdan beri ilk defa bu kadar ciddi bir ifade takınmıştı.

"Shimizu-san hakkında ne mi düşünüyorum..."

"Evet. Kısa da olabilir, tam anlatamasan da olur ama yalan söylemeden veya geçiştirmeden cevap vermeni istiyorum."

Doğru cevabın ne olduğunu bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı; o da burada lafı dolandırmamam gerektiğiydi. Ai-san bu kadar ciddiyse, benim de aynı ciddiyetle cevap vermem gerekiyordu.

"Shimizu-san'ın nazik biri olduğunu düşünüyorum."

Ai-san'a baktım. Yüzünden ne düşündüğünü okumak imkansızdı.

"Anlıyorum, neden böyle düşündün?"

"Duymuşsunuzdur belki, Shimizu-san ile birinci sınıftan beri aynı sınıftayız. Oturma düzeni değişip yan yana gelince konuşmaya başladık. Shimizu-san çok iyi bir dinleyici. Konuşurken sözümü asla kesmiyor, ben bitirene kadar dinliyor ve sonra düzgünce cevap veriyor."

"Hı hı, evet."

Başını sallayan Ai-san'ın yüzü bir nebze mutlu göründü.

"Bunun, karşıdakini gerçekten dinleme isteği olmadan yapılabilecek bir şey olmadığını düşünüyorum. Bence bu noktada Shimizu-san'ın hem nazikliği hem de dürüstlüğü ortaya çıkıyor."

"Nazikliğini anladım da dürüstlük ve ciddiyet kısmından emin değilim. Sonuçta daha kısa süre öncesine kadar okul kurallarını hiçe sayıp sapsarı saçlarla geziniyordu, değil mi?"

"Karakterini düşününce, o saçların da kendince bir sebebi olduğunu sanıyorum. Öyle dik durabilmesi de bence Shimizu-san'ın güçlü yönlerinden biri."

"Anladım. Peki, o zaman son bir şey daha sorabilir miyim?"

"Tabii."

Acaba ne soracaktı? İster istemez nefesimi tuttum.

"Neden Kei'nin yanındasın?"

"Bu... ne demek oluyor tam olarak?"

Bana Shimizu-san'dan uzak durmam için bir uyarı mıydı bu? Ama Ai-san'ın ifadesine bakılırsa niyetinin o olmadığını hissedebiliyordum.

"Biraz iğneleyici bir soru oldu galiba. Kei'nin birinci sınıftan beri sınıfta dışlandığını biliyorum. Bu yüzden, Daiki-kun neden hâlâ onun yanında duruyor merak ettim."

Demek öyle. O zaman cevabım oldukça basit olmalıydı.

"Çünkü onu kendi haline bırakamıyorum."

"Bu bir acıma duygusu mu?"

Ai-san biraz endişeli gözlerle bana baktı. Görünüşe göre kelimelerim yetersiz kalmıştı.

"Hayır, öyle değil. Az önce de söylediğim gibi, Shimizu-san ile konuşmak bana çok keyif veriyor. Yani onu kendi haline bırakamamamın sebebi, onun eğlenceli biri olması. Beraber vakit geçirirken insanı mutlu eden birinin yanında olmayı istemek çok doğal değil mi?"

Ai-san'ın gözleri faltaşı gibi açıldı. Sohbet bir anlığına durdu ve etraftaki insanların sesleri daha net duyulur oldu. Sessizliği bozan Ai-san oldu.

"Teşekkürler, bu kadar samimi cevap verdiğin için. Demek şimdilik cevabın bu."

"Evet."

Cevabımı duyunca Ai-san'ın yüzünde yumuşacık bir gülümseme belirdi.

"Ah, ciddi modda takılmak çok yorucuymuş. Ciddi abla rolü yapmak bana göre değilmiş sahiden."

"Şey... Az önceki soruların amacı neydi?"

Ortam biraz yumuşayınca soruların altındaki niyetini sormaya karar verdim.

"Ah, merak ettin tabii. Ortaokuldayken Kei epey popülerdi. Bir sürü kişi ona yanaşmaya çalıştı ama hiçbiri Kei'nin iç dünyasını, gerçek kişiliğini görmeye zahmet etmedi."

Shimizu-san'ın ortaokulda popüler olması beni biraz şaşırtsa da düşününce nazik, eğlenceli ve güzel biri olduğu için bu gayet normaldi. Ai-san devam etti.

"Kei'den senin adını duyunca, acaba sen de onun içini görebiliyor musun diye merak ettim. O yüzden o sorularla seni biraz darladım. Kusura bakma, kötülük olsun diye yapmadım."

"Önemli değil, sorun yok."

Yani tüm bu sorular, Shimizu-san için endişelendiği içindi.

"Teşekkür ederim. Şey, bir de... Son bir ricam olacak, kabul eder misin?"

Ai-san'ın ifadesi tekrar ciddileşti.

"Nedir?"

"Saçlarını tekrar siyaha boyattığından beri, Kei hakkında 'aslında iyi kızmış' gibi sesler duymaya başladım. Ortaokuldayken ben mezun olana kadar öyle tipleri uzak tutuyordum ama şu an Öğrenci Konseyi işleri yüzünden her şeye yetişemiyorum. Kei ile ilgilenenler arasında pek tekin olmayan tipler de var, o yüzden endişeleniyorum."

BAŞLIK: Bir Sır ve Küçük Bir Yalan

İçerik:

Anladım, konu netleşmeye başladı. Ai-san, Shimizu-san'ın başına bir iş gelmesini istemiyordu.

"O zaman benden Shimizu-san'ın koruması gibi bir şey mi olmamı istiyorsunuz?"

"Hayır, öyle olursa bu sefer sen yaralanabilirsin Daiki-kun. Bunu ne ben ne de Kei isteriz. Bu yüzden her an değil de, sadece Kei'nin yanında olmanı istiyorum."

"Sadece yanında olmam yeterli mi yani?"

Gerçekten de bir kavga çıkacak olsa, kulüp faaliyetlerine katılmayan ve normalde pek egzersiz yapmayan benim Shimizu-san'ı koruyup koruyamayacağım şüpheliydi.

"Hoşlandığın karşı cinsin yanında başka birinin olması bile başlı başına caydırıcı bir etki yaratır diye düşünüyorum."

"Anlıyorum."

Tecrübem olmadığı için pek bilmiyorum ama demek ki işler böyle yürüyordu.

"Kabul eder misin?"

"O konuyla ilgili olarak... Acaba reddetsem olur mu?"

"Ha?"

Ai-san yürekten şaşırmış görünüyordu. Belki de yine kendimi tam ifade edemedim.

"Yok, yani öyle değil. Ben Shimizu-san ile sohbet etmeyi seviyorum. O yüzden sırf rica edildiği için yanındaymışım gibi düşünülmesini pek istemiyorum... Bu yüzden rica etsem Ai-san, bu teklifinizi hiç yapılmamış sayabilir miyiz? Bir ricaya gerek kalmadan da, eğer Shimizu-san istemem demezse ben zaten onun yanında olurum."

Ai-san sözlerimi duyunca rahatlamış bir ifadeye büründü.

"Ah, öyle desene. Rahatladım be... Ben de benim huysuzluğum yüzünden Kei'den soğudun falan sandım, ödüm koptu."

"Endişelendirdiğim için üzgünüm. O halde bu ricayı hiç olmamış sayabiliriz değil mi?"

"Evet, benim için hiçbir sorun yok."

"Neymiş o sorun olmayan şey?"

Sesin geldiği yöne döndüğümde, elinde iki bardakla duran Shimizu-san'ı gördüm.

"O... Daiki-kun ile benim a-ra-mız-da."

Ai-san, Shimizu-san'a göz kırptı.

Shimizu-san yüzünü buruşturarak bardakları kendisinin ve Ai-san'ın önüne koyup masaya oturdu.

"...Her neyse, zencefilli gazozdu değil mi?"

"Evet, teşekkürler. Ama biraz geç kaldın sanki."

"İçecek bölümünde beklediğimden çok insan vardı, sıra bekledim."

"Öyle mi? Yorulmuşsundur."

"Öyle düşünüyorsan bir dahaki sefere kendi içeceğini kendin al. Ee, ne konuşuyordunuz?"

"Tabii ki Kei'nin ne kadar tatlı olduğu üzerine bir tartışma yapıyorduk, başka ne olabilir ki?"

Ai-san gayet pişkin bir şekilde yalan söylüyordu. Görünüşe göre demin baş başa yaptığımız konuşmayı Shimizu-san'dan gizli tutmaya kararlıydı.

"N-ne!"

"Küçükken annesine en sevdiği tatlılar için nasıl yalvardığını, ilkokuldayken korku filmi izleyip korkunca benim odama gelip sığındığını, sonra başka..."

"Yeter, daha fazla konuşma!"

"Beni durdurmak için artık çok geç. Kei'nin tatlı geçmişini Daiki-kun artık en ince ayrıntısına kadar öğrendi."

"Hey, Hondo! Az önce duyduğun her şeyi hemen şimdi unutuyorsun."

"Elimden geleni... yaparım."

Zaten Ai-san'ın uydurması olduğu için Shimizu-san'ın o tatlı geçmişine dair hiçbir şey duymamıştım aslında.

"Kesinlikle unut. Hem artık korku filmi izleyince korkmuyorum, haberin olsun."

Shimizu-san masanın üzerinden yüzünü yaklaştırarak tuhaf bir savunmaya geçti.

"Shimizu-san, yüzün biraz fazla yakın..."

Bunu duyunca fark etmiş olacak ki, hızla geri çekilip mesafe koydu.

"Ooo! Ataktasın bakıyorum Kei."

Ai-san sırıtan bir suratla Shimizu-san'a bakıyordu.

"Sanki bilerek yapmışım gibi konuşma!"

"Tabii tabii Kei-san, ben her şeyin farkındayım."

Ai-san, Shimizu-san'ın omzuna hafifçe vurdu.

"Sanki her şeyi biliyormuş gibi davranmayı kes!"

Shimizu-san'ın haykırışı bütün aile restoranında yankılandı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.