Bir Alışveriş Macerasının Başlangıcı

Öğle vaktine yaklaştıkça kalabalıklaşmaya başlayan aile restoranından ayrılıp Shimizu kardeşlerle birlikte alışveriş merkezinin içindeki banklardan birine oturduk.

"Pekala, madem karnımız doydu, o zaman asıl hedefimize doğru yola koyulalım mı?"

"Sahi, sormayı unuttum ama Ai-san, sizin bugünkü asıl amacınız neydi?"

Onlara eşlik etmeyi kabul etmiştim ama nereye gideceğimizi henüz teyit etmemiştim.

"Aaa, söylememiş miydim? Bugün kendime ve Kei'ye kıyafet bakmaya geldik."

"Ha?"

Benim de gitmemde bir sakınca var mıydı acaba?

"Kıyafet alırken karşı cinsin fikrini almak her zaman iyidir, değil mi? Normalde çocukluk arkadaşımı getirirdim ama bugün işi olduğu için gelemeyeceğini söyleyip beni ekti. Ben de ne yapsam diye düşünürken tam o sırada Daiki-kun'u buluverdim işte."

"Demek öyleydi. Ama ben kıyafetlerin iyisinden kötüsünden pek anlamam, size pek yardımcı olabilir miyim bilmiyorum."

Bu benim hiç yalan katmadığım samimi düşüncemdi. Dürüst olmak gerekirse tatil günlerimde hep şu anki gibi kapüşonlu takıldığım için, ne tür kıyafetlerin iyi duracağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

"O kadar gerilmene gerek yok. Benim çocukluk arkadaşım ne giyersem giyeyim zaten hep 'Eh, yakışmış işte' falan der..."

"Haha..."

İster istemez acı acı gülümsedim. Neden bilmiyorum ama Ai-san'ın gülümsemesinde hafif bir karanlık hissettim. Bir an için Ai-san'ın gözlerindeki ışık sönmüş gibiydi.

"Yani demem o ki, moda anlayışın falan varmış yokmuş pek takılma. Hem Kei de kıyafetlerine Daiki-kun'un bakmasını istiyor, değil mi?"

Ai-san, Shimizu-san'a bakarak ondan onay bekledi.

"...Benim için fark etmez."

"Ama 'seçecek olursam Daiki-kun'un bakması daha çok hoşuma gider' diyorsun yani."

"Kafana göre cümle uydurma."

"Halbuki Kei'nin kalbini santimi santimine okuduğumu sanmıştım, tüh."

"Bir milim bile tutturamadın."

Shimizu-san, Ai-san'a ters ters bakar. Ai-san ise bunu hiç umursamaz.

"Geçer not alacak kadar okuyabilmişimdir diye düşünmüştüm ama neyse. Kei için fark etmezse, Daiki-kun'un yanımızda olmasında bir sakınca yok demektir, değil mi? Öyleyse madem herkes hemfikir, hemen gidelim."

"Gidelim diyorsun da, hani herkes her zamanki kendi mağazasına gidecekti?"

"Öyle miymiş?"

Bunu ilk kez duyuyordum. En başından beri ikisinin birlikte aynı mağazadan alışveriş yapacağını sanmıştım.

"Başta öyleydi ama Daiki-kun'un anlattıklarını dinleyince planı değiştirdim. Hep beraber benim sık sık uğradığım mağazaya gidelim."

"Neden ki?"

"Çünkü Kei, senin gittiğin mağazadaki kıyafetler hanım hanımcık olmaktan ziyade daha çok erkeksi ve havalı tarzda. Gideceğimiz yerde ise sevimlisinden hanım hanımcığına kadar pek çok çeşit var, orası senin için daha iyi olmaz mı?"

"Şey..."

Ai-san nedense bakışlarını bana çevirdi. Shimizu-san da bana bir bakış attı. Bakış atmaktan ziyade resmen ters ters baktı.

"Tamamdır! İtiraz olmadığına göre, bu sefer gerçekten yola çıkıyoruz!"

Ai-san'ın bu komutuyla birlikte harekete geçtik.

Shimizu kardeşlerle alışveriş merkezinin kıyafet dükkanlarının yoğunlukta olduğu bölgesine geçtik.

Burada bir erkek ve bir kadından oluşan çiftler epey olsa da, bir erkeğe iki kadının eşlik ettiği üçlü gruplara pek rastlanmıyordu.

Çevreden gelen bakışları hissetmem sadece benim fazla evhamlı olmamdan kaynaklanmıyor olmalıydı.

Ai-san az önce şaka yollu söylemiş olsa da, objektif bir gözle bakıldığında Shimizu kardeşlerin ikisi de çok güzeldi. Yanında böyle iki kişiyle yürüyen bir erkek olunca, çevrenin dikkatini çekmesi işten bile değildi.

"Şey, Ai-san, kendimi biraz huzursuz hissediyorum da..."

Şimdilik Shimizu-san'ın sağında yürüyen Ai-san'a ufak bir serzenişte bulundum.

"Huzursuz mu?"

Ai-san etrafa bir göz gezdirdi.

"Ha, anladım. Takma kafana, bir şey olmaz. Diğer müşteriler sadece iki tatlı kızla yürüyen bu şanslı çocuk kim diye merak ediyorlardır."

"Kendi kendine tatlı deyip durma."

Sağımda duran Shimizu-san anında lafı yapıştırdı.

"Söylemek bedava, ne olacak ki? Hem bunları bırakın da, mağazaya geldik bile, hadi içeri girelim."

Bunu söyler söylemez, biz daha bir şey diyemeden Ai-san tek başına içeri daldı. Geride kalınca bakışlarımı Shimizu-san'a çevirdim.

"Kabullen artık. İçeride üzerimizde daha az bakış olur. Biz de girelim hadi."

Shimizu-san sadece bunu söyleyip mağazaya doğru yürümeye başladı.

"Bekle, Shimizu-san!"

Telaşla Shimizu-san'ın arkasına takıldım.

"Hey! Kei, Daiki-kun, ilk tur denemelerimi seçtim, kabinlere gelin!"

Mağazaya girdiğimizde, en dip taraftan Ai-san'ın sesi net bir şekilde duyuldu. Görünüşe göre deneyeceği ilk kıyafetleri çoktan seçmişti.

"Shimizu-san, kabinlerin yerini biliyor musun?"

"Evet, Ai beni buraya birkaç kez zorla getirdiği için biliyorum. Takıl peşime."

Shimizu-san'ın rehberliğinde kabinlere doğru yürüdüm.

"Hey Ai, geldik."

Kabinlerin önüne ulaştığımızda, perdesi kapalı bir deneme kabini gördük.

"Burası olduğunu hemen anladınız demek, sizi bulduğuma sevindim."

"Buldun işte, artık gidebilir miyim?"

"Biraz beklesene! Ultra güzel ablalanız üstünü değiştirip 'Ultimate Güzel' oldu. Bir baksanıza, ha? Ne olur?"

"Güzellik güzellik deyip durma be. Göstereceksen aç şu perdeyi artık."

"Kız kardeşim çok soğuk davranıyor, canım yanıyor... Neyse, perde açılsın!"

Bu sesle birlikte kabinin perdesi hızla yana çekildi.

"Nasıl olmuş?"

Karşımızda, gömleğinin üzerine hafif bol sarı bir hırka geçirmiş Ai-san duruyordu. Altındaki beyaz mini etekle bacaklarının güzelliğini resmen sergiliyor gibiydi.

"Sarı bir hırkayla beyaz mini eteği kombinledim!"

"Biraz yapmacık durmuş. Eksi beş yüz milyon puan."

"Hem özensiz hem de aşırı adaletsiz bir yorum! Ah Kei, o kadar acımasızsın ki yine gözyaşlarım sel olacak."

"Hep öyle diyorsun ama hiç ağladığını görmedik."

"Kalbim ağlıyor benim. Daiki-kun, sence nasıl olmuş?"

Doğru ya, benim referans alınabilecek bir fikir beyan etmem gerekiyordu.

Ne demeliydim ki? Dürüstçe "Bacaklarınız çok güzelmiş" desem muhtemelen benden iğrenirdi.

Ama kız kardeşim dışındaki bir kadının giyimi hakkında hiçbir zaman yorum yapmadığım için, neresini nasıl öveceğimi bilemiyordum. Bu dünyadaki erkekler kadınların kıyafetleri hakkında nasıl yorum yapıyorlardı acaba?

"Aaa, Daiki-kun beni duyuyor musun?"

"E-evet. Bir saniye bekleyin lütfen."

Artık vaktim kalmamıştı. Kısıtlı kelime dağarcığımla elimden gelen en iyi yorumu yapmaya karar verdim.

"Parlak renkli hırkanın Ai-san'a çok yakıştığını düşünüyorum. Nasıl desem, normalde hep 'güzel' olduğunuz izlenimine kapılıyordum ama bu sefer 'şirin' bir hava sezdim."

Mağazanın içi bir anda sessizliğe büründü. Ai-san acaba bu yorumum hakkında ne düşünmüştü?

"Hey Kei, duydun mu? Hırka yakışmış ve üstelik bu sefer şirin olmuşum! Bak, ne kadar çok övüldüm!"

Neyse ki Ai-san'ın keyfi yerine gelmişti. Eğer bu üst düzey bir oyunculuk değilse, muhtemelen yorumumdan memnun kalmıştı. Şimdilik rahat bir nefes alabilirdim.

"Hondo, sen az önce Ai'nin bacaklarını mı dikizliyordun?"

Rahat bir nefes almıştım ki hiç beklemediğim bir yerden suçlama geldi. Bacaklarına odaklandığım düşünülmesin diye özellikle mini eteği hakkında yorum yapmamıştım ama Shimizu-san her şeyi kabak gibi görmüş müydü yani?

"Daiki-kun, bu doğru mu?"

Ai-san doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.

Kurtulma şansım yok gibiydi. Zaten niyetim de yoktu.

"Evet, Shimizu-san'ın söyledikleri doğru."

Gayriihtiyari gözüm kaymıştı sadece ama bu saatten sonra kendimi savunmaya çalışmanın bir manası yoktu herhalde.

Ai-san bir anlığına ciddi bir ifadeye bürünse de hemen o her zamanki gülümsemesine geri döndü.

"Eh, sorun değil. Benim sevimli ve yetişkin kadın karizmamın cazibesine karşı koyamadın demek ki."

Derin bir nefes verdim. Suçlu ilan edilmekten bir şekilde yırtmıştım.

"...Bu herif, geçen gün benim bacaklarıma da dik dik bakıyordu."

"Shimizu-san!?"

Gerçekten de geçen günkü resim dersinde Shimizu-san'ın bacaklarına baktığım bir an olmuştu. Ancak Shimizu-san'ın bunu çoktan unutup gittiğini sanıyordum.

"Daiki-kun, Kei'nin bu dediği doğru mu?"

"...Kesinlikle doğru."

Ai-san, az öncekinden biraz daha soğuk gözlerle bana bakıyordu. Bir süre o bakışlarla beni süzdükten sonra tekrar gülümsedi.

"Hadi seni affedeyim. Sonuçta Kei'nin bacakları diri ve sıkı, benimkinden farklı bir güzelliği var. Daiki-kun'un büyülenip kalması elden bir şey gelmez."

Shimizu kardeşlerin gözünde tamamen bir bacak fetşisti olarak fişlenmiştim sanırım.

"Bunu bu kadar kolay mı kabulleniyorsun?"

"Benim kalbim okyanuslar kadar geniştir. Hem söz konusu Daiki-kun ise senin için de sorun olmaz, değil mi Kei? Ayrıca şimdiden zaferim kesinleşti bile."

"Hangi maçı kazandın da haberimiz yok?"

Shimizu-san şaşkınlıkla sordu. Dürüst olmak gerekirse ben de pek anlamamıştım.

"Nasıl yani? Hangimiz Daiki-kun'un zevkine daha uygun kıyafet seçeceğiz düellosu tabii ki."

"Kendi kendine takıl işte."

Shimizu-san, uğraşamayacağını belli eden bir tavırla Ai-san'ı tersledi.

"Heee..."

"N-ne var?"

Ai-san nedense oldukça hain bir sırıtış sergiliyordu.

"Kei, yoksa kendine güvenmiyor musun? Ne kadar ultra güzel kardeşler olsak da abla ile kardeş arasında dağlar kadar fark var sonuçta. Tabii ki Kei de daha maç başlamadan kaçıp gidecektir."

Resmen kışkırtıyordu. Çok bariz bir provokasyondu bu. Shimizu-san'ın bu kadar ucuz bir numaraya kanacak hali...

"...İyi be."

"Ha?"

"Tamam! Kabul ediyorum o düelloyu!"

(Provokasyona kapıldı bile, Shimizu-san!)

Shimizu-san kışkırtmalara karşı sandığımdan çok daha savunmasızdı. Sınıfımızda onu provoke etmeye cesaret edecek kimse olmadığı için bunu bilmiyordum. Yeni bir keşif olmuştu.

"Fufufu, kabul edeceğini biliyordum Kei. Hangimizin Daiki-kun'un zevkine göre daha iyi kıyafet seçeceği düellosunda kural basit. Kıyafetleri deneyeceğiz ve sonunda Daiki-kun hangimizin daha çok yakıştırdığını söylerse o kazanacak. Deneme hakkı her birimiz için en fazla iki. Benim bir hakkım kaldı bile. Öyleyse yerlerinize, hazır... başla!"

Bu komutla birlikte Shimizu-san görüş alanımdan kaybolup gitti.

"Ai-san, Shimizu-san'ı neden o kadar kışkırttınız?"

Hâlâ rahat bir tavırla kabinin önünde duran Ai-san'a sorumu yönelttim. Öyle söylerse Shimizu-san'ın bu iddiaya balıklama atlayacağını kesinlikle biliyor olmalıydı.

"Arada bir Kei'nin her zamankinden farklı tarzda kıyafetler almasını istiyorum da ondan."

"Nasıl yani?"

"Kei normalde hep erkeksi kıyafetler giyiyor. Tabii havalı tarzlar da ona yakışıyor ama o hem çok güzel hem de çok tatlı bir kız, bu yanlarını da öne çıkaran şeyler giysin istiyorum arada sırada. O yüzden bu düelloyu başlattım. Az önce de dediğim gibi, bu mağazada tatlı ve şık kıyafetler bolca var, tam sırası diye düşündüm."

"Anlıyorum. Demek böyle bir niyetiniz vardı."

Ai-san'ın kendine göre bir planı vardı demek ki.

"Eh, bir de tamamen şahsi olarak Kei'yi her zamankinden farklı bir kıyafet içinde görmeyi çok istiyorum. Neyse, ben de artık üzerimi değiştirip ikinci parçayı aramaya çıkayım."

Ai-san bunu söyledikten sonra kabinin perdesini kapattı. O an aklıma bir soru takıldı.

(İyi de, onlar kıyafet seçerken ben ne yapacağım?)

Sorum cevapsız kaldı ve sonuç olarak onlar kıyafetlerini seçene kadar mağazanın içinde tam bir boşluk içinde vakit geçirdim.

"Tamam, görünen o ki Kei de birkaç parça seçmiş."

"Hıh. Şimdiden ağlamaya başlama da."

Aradan biraz zaman geçtikten sonra biz üçümüz, mağazanın içindeki yan yana iki deneme kabininin önüne gelmiştik. Şansımıza başka müşteri çok azdı, bu yüzden deneme süresini biraz uzatsak da sorun olmayacak gibiydi.

"Ben bir tanesini gösterdiğim için sıra Kei'de."

"Anladım. Değiştiriyorum, perdeyi kapatıyorum bak."

Shimizu-san'ın olduğu kabinin perdesi çekildi.

"Şu an içeride Kei'nin soyunduğunu düşünmek seni heyecanlandırmıyor mu?"

Canı sıkılmış olacak ki, yandaki kabinde bekleyen Ai-san laf attı.

"Duyuyorum seni! Hondo, sakın tuhaf şeyler hayal etme, yoksa canını okurum!"

Daha düşünmeye bile fırsat bulamadan uyarımı almıştım. Gerçekten de bir karşı cinsin seni çıplak hayal etmesi hoş bir durum olmasa gerekti.

"Hayal kurma özgürlüğünü elimizden alma!"

Kimin adına konuştuğu belli değildi ama Ai-san protestoya başlamıştı bile.

"Bu hayal kurmak değil, doğrudan sapıklık olur. Neyse, bitti bile."

"Eee, ne çabuk? Soyunma şampiyonu falan mısın sen?"

"Neden hayal kırıklığına uğramış gibisin? Perdeyi açıyorum."

Perde açıldığında, karşımda yeşil bir bluz giymiş olan Shimizu-san duruyordu. Altına bej rengi uzun bir etek giymişti; az önceki Ai-san'la kıyaslandığında bacak vurgusu çok daha azdı. Ancak bugünkü havalı günlük kıyafetiyle arasındaki o zıtlık kalbimi bir anlığına tekletmişti.

"...Hey, bir şey desene."

"Kei, utancına yenik düştün değil mi?"

Ben bir yorum yapmaya çalışırken Ai-san sırıtarak Shimizu-san'a seslendi.

"Ha? N-ne alakası var şimdi?"

"Yeşil bluz ve bej rengi kloş etek kombinasyonu sana yakışmış, orası kesin. Ama bak ne diyeceğim Kei-san, ben gördüm. Alışveriş sepetine mini etek de atmıştın. Benim denememdeki tepkisinden yola çıkarak mini eteğin daha çok ilgi gördüğünü bildiğin halde onu giymemenin tek bir sebebi olabilir. Mini etek giymeye utandın, değil mi?"

"N-ne!"

Shimizu-san'ın tepkisine bakılırsa Ai-san tam on ikiden vurmuştu.

"Gerçekten de çok tatlı bir kız kardeşsin. Ama bu maçı ben aldım bile."

Ai-san sağ elini havaya kaldırıp şimdiden zafer kazanmış bir edayla kasılıyordu.

"H-henüz bir şey belli değil."

"Eh, öyle olsun bakalım. Daiki-kun, söyle bakayım görüşlerini."

Nedense bir anda Ai-san'ın çırağı veya emir eri gibi bir konuma düşmüştüm.

"E-evet. Shimizu-san'ın şu an giydiği bluz ve uzun etek kombinasyonu bence çok huzurlu, biraz daha yetişkin bir kadın havası vermiş. Yakışmış."

"...Ö-öyle mi."

Shimizu-san cılız bir sesle cevap verdi. O böyle bir tepki verince ben de ne yapacağımı şaşırıyordum.

"Ama yine de benim çıplak bacaklarımla yarışamaz, değil mi?"

"Öyle bir şey demedim ki. Hem öyleyse kazanan seçtiğin kıyafet değil, bacakların olur."

"Mağlup taraf hemen havlamaya başladı bakıyorum."

Shimizu-san'ı kışkırtma konusunda herhalde Ai-san'ın eline kimse su dökemezdi bu dünyada.

"Kim havlıyormuş? Isırırım bak."

"Kei tarafından ısırılmak benim için bir onurdur. Eee Daiki-kun, sence şu ana kadar hangisinin kıyafeti daha güzel?"

Ai-san'ın bu bitmek bilmeyen paslarını önceden engellemenin bir yolu yok muydu acaba?

"İkisinin de kendine has güzellikleri olduğunu düşünüyorum, bu yüzden karar veremiyorum ama..."

"Daiki-kun, nezaket bazen her şeyden daha fazla incitir insanı, biliyor musun? Hadi, dürüst ol!"

"Ai'nin söylediklerini bir kenara bırakırsak, bu bir düello, o yüzden birini seç."

İkisinin de iyi olduğunu düşünmem kalbimden geçen gerçekti ama görünüşe göre burada bir karar vermem gerekiyordu.

"İkinizin de denediği kıyafetleri bir kez daha görüp öyle karar versem olur mu?"

Zorda kalınca seçimi ertelemeye karar verdim. Sonuçta yine seçen ben olacaktım ama en azından bu işi tek seferde aradan çıkarmak istiyordum.

"Doğru ya. En başta öyle konuşmuştuk, birer kez daha giyinsinler de sonra karar verelim."

"Ai öyle diyorsa benim için de sorun değil."

Böylece kapışma bir sonraki raunda geçti.

"Az önce ilk ben çıkmıştım, bu sefer önceliği Kei'ye bırakıyorum."

"Tamam. O zaman bu sefer ilk sıra bende."

Shimizu-san perdeleri tekrar kapatıp üstünü değiştirmeye başladı.

"Gerçi benim zaferim şimdiden kesin sayılır ama Kei-san ne yapacak acaba? Mini etek mi giyecek? Öyle olsa bile, ilk mini eteği ben kaptığım için etkisi biraz zayıf kalacaktır."

"Ai-san, bu kadar iddialı konuşman bir bayrak olmasın sakın?"

Rakibine karşı bu kadar kesin bir zafer ilan ediyorsan, manga dünyasında bu, doğrudan mağlubiyet yoluna girmek demekti.

"Sorun yok, benim gibi biri mağlubiyet bayraklarını üretmekten imha etmeye kadar her şeyi tek elden yürütüyor."

"Kıracaksan en baştan dikme şunu."

"Kei, giyinme işi bitti mi?"

"Hı-hı."

Öyle deyince Shimizu-san perdeyi azıcık araladı ve sadece başını dışarı çıkardı.

"Neden utanıyorsun ki? Yoksa benden daha mı açık bir şeyler giydin?"

"Öyle bir şey yok. Sadece pek alışık olmadığım tarzda bir kıyafet, o yüzden kendimi garip hissediyorum."

"Giymişsin işte. O zaman sorun yok. Hadi, açıyoruz!"

"Hey, dursana!"

Ai-san, Shimizu-san'ın tuttuğu perdeyi kaptığı gibi yana çekti.

Orada duran, bembeyaz bir elbise kuşanmış olan Shimizu-san'dı.

"Bu da ne..."

Ai-san, Shimizu-san'ın halini görünce dizlerinin üstüne çöktü.

"Omuzları falan açıkta bırakmayan sade tasarımlı beyaz bir elbise... Tam da bu yüzden Kei'nin kendi doğal güzelliğini sonuna kadar ortaya çıkarmış. Kardeşim diye demiyorum, helal olsun."

"Neden bir anda üst perdeden konuşmaya başladın ki? Sen ne düşünüyorsun Hondo... Hondo?"

"Ah, pardon."

İster istemez nefesim kesilmişti. Shimizu-san'ın elbiseli haline dalıp gitmiş, başka hiçbir şey düşünemez olmuştum.

"Özür dilemene gerek yok. Ee, nasıl olmuş?"

Aceleyle beynimi tam kapasite çalıştırmaya başladım. Fakat ne kadar düşünürsem düşüneyim, şu anki Shimizu-san'a yaraşır bir kelime bulamıyordum.

"Yine mi yakışmadı acaba..."

Shimizu-san'ın ifadesi, normalde hiç göstermediği bir kederle gölgelenmişti. Onun böyle bir yüz ifadesine bürünmesini istemediğim için bir anda lafa atıldım.

"Çok yakışmış."

"Hondo?"

"O elbise sana çok yakışmış Shimizu-san. Çok güzelsin."

"Ne... Neler diyorsun sen..."

Shimizu-san'ın yüzündeki ifade değişti. O ifadeden, en azından artık üzgün olmadığını anlayabiliyordum.

"Gözün aydın Kei. Güzelmişsin bak."

"Tekrarlayıp durma."

Shimizu-san'ın yüzüne tekrar baktığımda, her zamankinden daha pembeleşmiş gibi geldi bana.

Sanırım böyle bir kıyafeti başkasına göstermek, Shimizu-san için büyük bir cesaret işiydi.

"Shimizu-san, yüzün kıpkırmızı, iyi misin?"

"Kimin suçu sence..."

"Kei gayet iyi. Duygularını kelimelerle ifade edemeyince cildi onun yerine dürüst davranıyor, o kadar."

Shimizu-san'ın sözünü kesercesine Ai-san cevap verdi.

Son kısmını pek anlayamasam da, Ai-san iyi diyorsa öyledir diye düşündüm.

"Saçmalamayı kesin. Değiştiriyorum üstümü artık."

Öyle deyip Shimizu-san perdeleri kapattı.

"Eee, hemen bitti mi! Daha Kei'nin elbiseli halini akıllı telefonumla çekememiştim!"

Shimizu-san'dan cevap gelmedi. Kısa bir süre sonra perde yeniden açıldı.

Orada, giyinmeden önceki maskülen kıyafetlerine geri dönmüş olan Shimizu-san duruyordu.

"Aah, gerçekten eski haline dönmüş. Kei'nin elbiseli hali o kadar nadir bulunan bir şeydi ki..."

Bunu söyleyen Ai-san, gözünde olmayan gözyaşlarını siliyordu.

"Sıra sende Ai. Hadi çabuk giyin."

"Ben vazgeçtim ya."

Ai-san gayet rahat bir tavırla bunu yumurtlayıverdi.

"Ha?"

"Az önceki Kei'nin elbisesi o kadar güçlüydü ki yenebileceğimi sanmıyorum, o yüzden pes ediyorum. Pes! Siz kazandınız!"

"Böyle olması senin için gerçekten sorun değil mi?"

"Hı-hı! Kei'nin elbiseli halini gördüm ya, dünyalar benim oldu, hiç pişman değilim!"

Gerçekten de Ai-san'ın yüzünde zerre pişmanlık emaresi yoktu.

"Sanki kazanmışım gibi hissetmiyorum ama..."

Shimizu-san söylene söylene elbiseyi eline alıp kasaya doğru yürüdü. İşlemi hızla bitirdikten sonra, ben ve Ai-san'ın beklediği deneme kabinlerinin önüne geri döndü.

"A, Kei, o elbiseyi aldın mı?"

"Evet."

"Ya, madem alacaktın baştan söylesene. Boş yere ağladım o kadar. Artık Kei'nin elbiseli halini her an her yerde dilediğim kadar izleyebilirim!"

"Sapık gibi konuşma. Hem ağladığın falan da yoktu. Ayrıca bu kıyafeti öyle zırt pırt giyecek değilim."

Shimizu-san yarı şaka yarı ciddi ondan iğreniyor gibiydi. Tam o sırada, Shimizu-san ile bir anlığına göz göze geldik.

"Senin de bana söyleyecek bir şeyin mi var?"

"O elbise sana çok yakıştığına göre senin de hoşuna gitmiş, ona sevindim diyecektim."

"Yine... Yine böyle şeyleri çok doğalmış gibi söylüyorsun... Sırf sen yakışmış dedin diye almadım herhalde! Neyse ne, ben alacağımı aldım, şimdi Ai'nin kıyafet seçmesini bekleyeceğiz."

"Ben de kararımı verdim ki?"

"Ha?"

"Bunu almaya karar verdim!"

Ai-san'a dikkatlice baktığımda, en başta denediği hırkayı kucağına bastırdığını gördüm.

"O mini etek ne olacak?"

"Onu giyersem dünyadaki tüm erkekleri heyecandan mahvetme riskim olduğu ortaya çıktı, o yüzden bu seferlik pas geçiyorum."

Ai-san bana bakıp göz kırptı. Neredeyse aynı anda Shimizu-san bana ters ters bakmaya başladı.

"Haha..."

Shimizu kardeşlerin bakışları arasında kalınca, acı acı gülümsemekten başka bir şey gelmedi elimden.

"...Ai için sorun yoksa benim için de yok. Alışveriş bittiyse dükkandan çıkalım artık."

Shimizu-san'ın bu sözüyle dükkandan ayrıldık. Nedense Shimizu-san'ın o elbiseli hali hâlâ zihnimde capcanlı duruyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.