Sınırlar ve Sınavlar

Nico, düello yeleğimin arkasına hafifçe vurdu. "Hazır mısın, Grey?"

Vücudumu gevşetmekten ziyade içimdeki gerginliği atmak için son esneme hareketlerimi yapıyordum. Yer altındaki bekleme alanındaydık. Düzinelerce öğrenci ya dolgulu matların üzerinde tekniklerini çalışıyor ya da görevlilerden biri adlarını okuyana dek huzursuzca volta atıyordu.

Kollarımı iki yana sallayarak, "Olabildiğim kadar hazırım işte," diye mırıldandım sonunda.

"Hadi ama. Çok daha kendinden emin olmalısın, daha hırslı," diye üsteledi Nico. "İkinci ve birinci sınıflardan herkesin zorbalığına uğradığından, neler çektiğinden haberim var..."

"Neler çektiğimi nereden bileceksin ki?" diyerek sözünü kestim, canım sıkılmıştı. "Geçen yıl dördüncü sınıftan üçüncü sınıfa geçince yaptıkları o şakalar daha da beter oldu. Çoğunda vücudum morluklar içinde kalıyordu, hatta kemiklerim kırılıyordu. Güya haddimi bilmiyormuşum."

Nico ani çıkışım karşısında şaşırıp duraladı. "Kusura bakma."

"Sen birinci sınıfın ilk şubesindesin, öğretmenlerin de akranlarının da saygısını kazanmışsın. Seninle gurur duyuyorum ama bu, son birkaç yıldır yaşadıklarımı anlayabileceğin anlamına gelmez."

Başını salladı. "Sadece yardımcı olmaya çalışıyordum."

"Sorun değil," dedim, üzerime çöken ani bir suçluluk duygusuyla. "Sana çıkıştığım için üzgünüm. Sadece şu soyluların, ailelerinin adlarını bana her istediklerini yapabilecekleri birer yetki belgesi gibi satmalarından gına geldi artık."

"Öyle. Anne babalarının çoğunun akademiye yüklü bağışlar yapması da tuzu biberi oluyor. Öğretmenler de arkasında kimsesi olmayan bizim gibi öğrencileri görmezden geliyor haliyle."

Sırtımı soğuk duvara yaslayıp otururken, "En azından sana iyi davranıyorlar," dedim. "Zekâ olarak onlardan üstün olman, dövüşte üstün olman kadar egolarını incitmiyor anlaşılan."

Nico hafifçe güldü. "Çok şükür ki öyle. En azından sen kendini koruyabiliyorsun."

Onu onayladım. "Tek umudum, jürinin bu kez her zamankinden daha adil davranması ve sonunda beni ikinci sınıfa kabul etmesi."

"Kesinlikle. Mana seviyen o kadar yüksek olmasa bile, genel savaş yeteneğinle geçen yıl en azından ikinci sınıfta olmalıydın. O çenesi düşük çocuğu patakladıktan sonra bile seni nasıl sınıf tekrarı yaptırdıklarına hâlâ inanamıyorum."

"Maç başlamadan önce beni tek eliyle yenebileceğini söyleyerek dalga geçişini hatırlıyor musun?"

Nico, sözünü ettiğimiz çocuğun buralarda bir yerde olmasından çekinerek gülüşünü bastırmaya çalıştı. "O maç o kadar çabuk bitti ki elini cebinden çıkarmaya bile vakit bulamadı."

"Yine de buradayım işte, sonucu önceden belirlenmiş şu değerlendirme düellolarına katılıyorum." Kafamı arkadaki duvara vurup hafif acının içimdeki çaresizliği silip süpürmesine izin verdim.

Nico sesini alçalttı. "Mühendislik öğrencilerinden duydum, bu yıl yeni bir jüri üyesi varmış. Çok soğuk ve tarafsız biriymiş."

Tek kaşımı kaldırdım. "Mühendislik öğrencilerinin bundan nasıl haberi olmuş?"

Nico öksürüp bakışlarını kaçırdı. "Söylenene göre kadın oldukça çekiciymiş. Mühendisliktekileri bilirsin; hepsi aklı fikri uçkurunda tipler."

"Görünüşe göre sen de onlara dahilsin," dedim, sahte bir hayal kırıklığıyla başımı sallayarak. "Bunu Cecilia'ya anlattığımda ne düşünecek acaba?"

"Yapmazsın herhalde." Nico'nun yüzü kireç gibi oldu. "Sana yardım etmek için o kadar uğraştıktan sonra..."

Tam o sırada anons sisteminden tok bir ses adımı okudu. "Harbiyeli Grey, altıncı arenaya. Gelmemeniz halinde doğrudan hükmen mağlup sayılacaksınız. Tekrar ediyorum, Harbiyeli Grey, altıncı arenaya."

Değerlendirme için ödünç aldığım ucu küt düello kılıcını elime alıp Nico'ya göz kırptım. "Senin ve o mühendislikteki köpeklerinin bu ufak sırrını kendime saklayacağım."

Nico yenilgiyi kabul etmiş bir tavırla başını önüne eğdi ve gitmemi işaret etti.

Arkadaşıma el sallayarak yer yüzüne çıkan geniş rampadan yukarı tırmandım. Öğle güneşinin gözümü almaması için elimi siper etmek zorunda kaldım. Gözlerim ışığa alışınca kendimi açık havadaki büyük bir stadyumun tam ortasında buldum.

Geniş çim alanda yükseltilmiş yuvarlak platformlar göze çarpıyordu. Öğrenciler ve öğretim görevlileri bu platformların etrafını sarmıştı; kimileri jüri olarak değerlendirme yapıyor, kimileri yetenek avcılığına soyunuyor, kimileri ise sadece arkadaşlarını ya da bir sonraki rakiplerini izlemek için orada bekliyordu.

Stadyumu çevreleyen tribünlerde tek tük insanlar vardı. Kim olduklarını seçemeyecek kadar uzaktaydılar, gerçi zaten hiçbirini tanımazdım. Daha önceki deneyimlerimden, burada oturan yetişkinlerin çoğunun bugünkü değerlendirme düellolarına katılan öğrencilerin aileleri olduğunu tahmin etmek zor değildi.

Arenaların arasındaki kalabalığı yararak üzerinde Altıncı Arena yazan tabelaya doğru ilerledim.

Kendi kendime, "Harika, bir de seyirci kitlesi var," diye mırıldandım. Her yaştan insanın oluşturduğu kalabalık grup heyecanla kendi arasında uğuldayarak konuşuyordu. İri yarı, orta yaşlı bir adam, platforma kollarını dayamış benim yaşlarımdaki bir çocuğa son taktikleri veriyordu; ta ki zayıf hakem adama sahneye yaslanmaması konusunda uyarıda bulunana kadar.

Yükseltilmiş düello arenasına çıkan merdivenleri tırmanırken neredeyse basacak yer yoktu ve yol boyunca tüm gözler üzerime dikildi. Kimileri, sahnedeki oğullarının, kuzenlerinin ya da yeğenlerinin beni yenip yenemeyeceğine dair bir tahminde bulunmak için beni baştan aşağı süzüyor, tartıyordu.

Arena platformuna ulaştım. Sahnede sadece ben, rakibim olacak çocuk ve hakem vardık. Tek korumamız olan yelekler, akademinin güvenliğimize ne kadar değer verdiğini fazlasıyla gözler önüne seriyordu.

Kemik kırılmaları sıradan vakalardı, hayati tehlike yaratan yaralanmalar bile kimseyi şaşırtmüyordu. Hakem, bendeki huzursuzluğu hissetmiş gibi bana doğru bir adım atıp gözlerimin içine dik dik baktı, beni inceledi.

Değerlendirmelerin sonraki turlarında tarafsız jüri üyelerinden oluşan bir kurul olacaktı fakat bu ilk turun kaderi tek bir hakemin elindeydi. Bu yüzden onu etkilemek için elimden geleni yapmalıydım.

İri yarı adam, "Yüzümüzü kara çıkarma, Simeon!" diye kükredi.

Kıvırcık saçlı bir kadın heyecanla çığlık attı. "Yapabilirsin, Simmy!"

Zayıf hakem sert bir tonda, "Efendim, bariyer birazdan devreye girecek, bu yüzden lütfen arenaya doğru eğilmeyin. Sizi bir daha uyarmayacağım," dedi.

Simeon adındaki çocuk babasını elinin tersiyle uzaklaştırmaya çalışarak, "Baba, lütfen!" diye inledi.

Hakem hiç vakit kaybetmeden bir anahtar çıkardı ve bunu arenanın uzak köşesindeki bir yuvaya sürdü. Anında etrafımızda bir ışık hüzmesi belirdi ve yaklaşık on metre yüksekliğinde, yarı saydam bir duvar oluşturdu.

"Silahlar hazır kapışma pozisyonuna," diye duyurdu hakem. "Geleneksel düello kuralları geçerlidir. Mücadele, biriniz pes ettiğinde ya da düello yeleğinizin etrafındaki koruyucu bariyer parçalandığında sona erecektir. Puanlar sıyırma vuruşlardan değil, tam isabetlerden alınacaktır. Harbiyeli Grey, Harbiyeli Simeon Cledhome, hazır mısınız?"

Kılıcımın ucunu aşağıda tutup tek elimle kavradım. Simeon ise iki elini de kabzaya sıkıca kenetleyip kılıcını önünde dik tutarak daha geleneksel bir duruş sergiledi.

Gözlerimizi birbirimizden ayırmadan başımızla selam verdik.

"Başlayın!"

Simeon anında ileri atılarak aramızdaki üç metreden fazla mesafeyi tek bir sıçrayışta kapattı. Manasını arka bacağına odaklamış, oradan aldığı güçle kendini fırlatmış ve kazandığı ivmeyle enerjiyi vücudunun geri kalanına dağıtmıştı; bunu yapmak hiç de kolay değildi.

Ancak onun bu hızlı hamlesi benim gözüme adeta yoğun bir sıvının içinde süzülüyormuş gibi yavaş geldi. Kılıcı yeleğime doğru saplanacak hizaya geldiğinde, zihnimde çoktan üç farklı hamle belirlemiş ve hangisini seçeceğimi tartıyordum.

En basit seçeneğe karar verip hafifçe yana döndüm. Ucu küt silahı göğsümü kıl payı sıyırıp geçti.

Simeon ile aynı tekniği uygulayarak manayı destek için arka bacağıma ve gövdeme yönlendirdim. Tek bir akıcı hareketle menziline girip döndüm; bacağım ve kalçamdan aldığım ivmeyi kullandım. Kolumu mana ile güçlendirmemiş olsam da saldırımın şiddeti Simeon'ı dengesinden etmeye yetti.

Kılıcım ona çarpmadan hemen önce vücudunu bükmeyi başardı, böylece darbe yeleğine değil sol omzuna geldi.

Simeon acı içinde haykırarak kılıcını düşürdü ve sağ eliyle yaralı omzunu tuttu. "Ah!"

Pes edeceğini düşünerek yerimde kaldım, gözlerim hakem ile Simeon arasında gidip geliyordu.

Boğuk bir gümleme sesi dikkatimi çekti. Bariyerin arkasındaki babanın deli gibi duvara vurduğunu gördüm. "Ayağa kalk, Simeon! Kalk ayağa!"

Birkaç inleme ve küfrün ardından rakibim yeniden ayaklarının üzerindeydi. Sol kolu cansızca yanına sarkarken, uzun kılıcını sağ eliyle kavramakta zorlanıyordu.

Hakeme şüpheyle baktım ama o başını iki yana salladı. Maç bitmemişti.

Simeon, çaresizliğin verdiği dürtüyle dikkatim hakemdeyken beni hazırlıksız yakalamaya çalıştı. Manasının büyük kısmını koluna aktarıp hızından ödün vererek bir kez daha üzerime atıldı. Sağ kolunun aldığı güç sayesinde ağır düello kılıcını kolayca savurabiliyordu.

Bu inadı takdir edilmeye değerdi ama maç zaten bitmişti.

Simeon'ın sağ eline vurarak silahını hemen elinden düşürmesini sağladım. Durmaksızın dönüp mana ile korunmayan sağ uyluğuna bir tekme savurdum.

Simeon dizlerinin bağı çözülürken inledi. Kılıcımın ucu çoktan çenesinin altında yerini almış bekliyordu.

Nefes nefese, "P-pes ediyorum," diye fısıldadı.

"Hayır!" diye itiraz etti babası, bariyere çılgınca vurarak. "Bu çocuk hile yaptı! Benim Simeon'ımın ne idüğü belirsiz bir sıçana yenilmesine imkan yok!"

"Yeter!" diye bağırdı hakem. "Harbiyeli Simeon Cledhome'un kalan değerlendirme düelloları yenilen diğer harbiyeliler arasında devam edecek, Harbiyeli Grey ise bir üst tura yükselecektir. Bu kadar!"

Bunun üzerine hakem bariyeri kaldırdı ve ayrılmamıza izin verdi. Simeon merdivenlerden aşağı sanki ruhu sökülmüş gibi indi. Onun için neredeyse üzülüyordum. Mana kontrolü aslında fena sayılmazdı; benim sınıfımdaki çocukların çoğu henüz vücut güçlendirmenin temelini yeni kavrıyordu, enerjiyi bu şekilde yönlendirmeyi değil.

Annesi hemen ona sarılıp yaralı omzunu şefkatle okşarken, babası sanki oğlunun yenilgisinin tek sorumlusu benmişim gibi bana dik dik baktı. Muhtemelen öyleydim, bu yüzden ben de ona dik dik baktım ve yapılması gerekeni yaptım.

Cledhome Hanesinin o iri yarı adamına kibarca gülümsedim. Şimdi… eğer bunu kaba veya kibirli bir hareket olarak gördüyse, bu tamamen kendi sorunuydu.

ARTHUR LEYWIN

Uykumdan sıçrayarak uyanmama sebep olan o tanıdık, çatallı ses sordu: "Ne görüyordun rüyanda?"

Gözlerimi açtığımda Virion ile burun buruna geldim. Yüzündeki kırışıklıklar genişçe sırıtmasıyla iyice belirginleşmiş, çehresi yüzüme bir karış mesafeye kadar sokulmuştu.

"Gah!" diye fırladım yerimden. Az kalsın ihtiyarla kafalarımız çarpışıyordu.

Kenardan Emily ve kız kardeşimin kıkırdamalarını duydum; Boo ve Sylvie bile bu duruma keyifle homurdanmıştı.

"Kahretsin Virion. Ödümü kopardın, yüzün gerçekten korkunç görünüyor," dedim kendime gelmeye çalışarak.

"Uykunda öyle bir sırıtıyordun ki, seni uyandırıp ne rüya gördüğünü sormaktan kendimi alamadım," dedi yaşlı elf, kurnazca gülerek. "Yoksa o rüyalardan biri miydi?" diye ekledi, imalı bir tavırla kaşlarını oynatarak.

"Bu kıtanın ordusunu yönetecek doğru kişi olduğundan emin misin?" diye inledim, gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutarak.

Eğitim odasının soğuk metal duvarına sırtını dayamış, yanımda rahatça yerde oturan komutan sadece omuz silkti. "Topluma açık bir yerde uyurken böyle arsızca sırıtmanın da bir öncüye pek yakıştığını söyleyemem."

"Arsızca falan sırıtmıyordum!" diye itiraz ettim.

"Aslında biraz ürkütücüydü," diye araya girdi Ellie.

"Sadece küçüklüğüme dair bir rüyaydı. Bilirsin işte, hayatın daha basit olduğu zamanlara ait," diyerek kendimi savundum.

Yalan sayılmazdı. Sadece gerçeğin tamamı değildi.

Ellie, bağımla göz göze gelip omuz silkti.

"Yine geçmiş hayatına dair bir rüya mıydı?" diye sordu Sylvie, sesindeki endişe hissediliyordu.

"Bunun için fazla endişelenme, Sylv," diyerek onu rahatlattım.

Bakışlarımı tilki benzeri bağımdan çekip Kathyln ve üç büyüğün ısınma hareketlerini bitirişini izledim. İlk eğitim seansının üzerinden sadece bir gün geçmişti. Ancak sağ elimdeki aklorit emmesin diye Uto’nun boynuzlarından mana çekmeye yönelik nafile çabalarım yüzünden gözüme uyku girmediğinden, bana bir hafta geçmiş gibi geliyordu.

En son hatırladığım şey, eğitim odasına girip kız kardeşimi ve Boo’yu Virion ile birlikte görmekti. Emily ve Alanis, Kathyln ile büyükler için hazırlanan eğitim ekipmanını kurarken, ben de komutanın yanına oturup onunla sohbet etmiştim. Ona kişisel eğitim asistanımı sormuştum; onun gibi birini nasıl bulduğunu ve bunu neden bana daha önce hiç söylemediğini merak ediyordum.

Virion, Alanis ile ilk kez Elenoir’ın güney sınırında, Elshire Ormanı’nın bittiği yerdeki bir askeri birliği ziyaret ederken karşılaştığını anlatmıştı. Yozlaşmış canavarların pususuna düşen bir askere yardım ettiği revir çadırında görmüştü onu. Alanis orada sadece bir hemşire olsa da, Virion onun bu sıra dışı büyüsünün gerçek değerini fark edip onu kaleye getirmişti. Ben Epheotus’ta eğitim görürken, Virion tüm öncüleri Alanis ile bir değerlendirmeden geçirmişti; böylece mana akışlarının en zayıf veya en yavaş olduğu noktaları geliştirebileceklerdi.

Virion tam bana askerlerin Vritra tarafından enfekte edilen mana canavarlarına yozlaşmış canavarlar adını verdiğini açıklarken, kendimi bir anda uykunun kollarından sıyrılıp ihtiyarın tepemde dikilen yüzüne bakarken bulmuştum.

Üzerimdeki mahmurluğu atmaya çalışarak ayağa kalktım ve gerindim.

"Bizim oğlan hazır görünüyor," dedi Virion, eliyle Emily’ye işaret ederek.

Mucit, geliştirilmiş eğitim ekipmanıyla aceleyle yanıma geldi. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok iş başarmış olmasına hayran kalmıştım.

Alanis’in içsel ölçümlerini engellemeden büyülerimin gücünü kaydetmek için gereken mana dalgalarını yansıtacak o ağır deri zırhı giymek yerine, artık sadece kollarıma ve bacaklarıma birkaç bant takmam ve üzerinde mücevher olan ince bir göğüslük giymem yeterliydi.

Yeni ekipmanı kuşanmayı bitirdiğimde, eğitim asistanım gözlerini elindeki not defterinden ayırmadan bana doğru ilerledi.

"General Arthur. Önümüzdeki yedi haftalık eğitim programını hazırladım. Temel olarak vücut güçlendirmesi ve alt elementlerinizin büyülerini yaparken mana akış sürelerinizi hızlandırmaya odaklanacağız," dedi ve gözlerini bana dikip defteri uzattı.

"İlk iki hafta birebir eğitim görünüyor," dedim deftere üstünkörü bir göz attıktan sonra. "Önümüzde sadece iki ay varken bu pek de verimli bir zaman kullanımı sayılmaz, değil mi?"

"Katılıyorum." Defteri geri alırken başını salladı. "Ancak sizin buradaki amacınız, tüm elementlerin dahil olduğu savaş senaryolarına kendinizi sokarak, hangi durumda hangi elementin en iyi şekilde kullanılabileceğini öğrenmek ve bunu sonraki savaşlarda uygulamak, öyle değil mi General Arthur?"

Düşünce tarzı çok daha teknikti ama konunun özünü kavramıştı. "Doğru."

"Bu hedefe ulaşmak için bir eğitim kuklası olmayı göze almanız takdir edilesi olsa da, asıl önemli bir nedenden ötürü bu yöntem pek pratik değil."

Söyledikleri merakımı uyandırdı. "Devam et."

"Dört eğitmenle yaptığınız değerlendirmeden sonra, bana göre yaşadığınız sorunun temel kaynağı, dövüş tarzınızın halihazırda çok fazla kemikleşmiş olması," diye yanıtladı. "Anladığım kadarıyla daha önce alt elementlerinizi geliştirmek için en güçlü elementlerinizi zorla baskılamaya çalışmışsınız, doğru mu?"

"Yine de bunu yaptıktan sonra bile, kendinizi daha rahat hissettiğiniz elementlere dönmenize izin verildiğinde, dövüş tarzınız hemen o alışık olduğunuz yakın dövüş ile element entegrasyonuna geri dönüyor."

"Haklısın," dedim, kendi temel dövüş tarzımı düşünerek. Grey olduğum zamanlardan bu yana yeteneklerimin çoğu gelişmişti ancak asıl tarzım, yani kılıç ve beden kullanımı, asura Kordri ile yaptığım eğitimden sonra daha da keskinleşmiş olsa da hala aynıydı.

"Vücudunuzu alışılmışın dışındaki dövüş tarzlarına alıştırmak için yavaş bir geçiş süreci gerekiyor. Tabii bir de çok önemli bir bileşen: öngörülemezlik." Alanis’in gözlerindeki ışıltıdan, onun eğitim programlarına en az Emily’nin mucitliğe duyduğu kadar büyük bir tutku beslediğini anlayabiliyordum.

"General Arthur, bugün buradaki dört eğitim ortağınızla birebir antrenman maçlarıyla başlayacaksınız. Duruma alışmanıza fırsat vermemek için rastgele aralıklarla yer değiştirecekler," diye açıkladı ciddi bir tonla. "Ayrıca, her seansta bir elementi kullanmanız yasaklanacak."

"Peki hangi element yasaklanacak?" diye sordum, notlarına bakarak.

Genelde son derece mesafeli olan elf, yüzünde hafif bir tebessümle yanıtladı. "Buna rastgele karar verilecek ve sürekli değiştirilecek, General Arthur. Öngörülemezlik, hatırladınız mı?"

"Anlaşılan dört kişiye karşı tek başıma bodoslama dövüşme fikrim, çok daha karmaşık bir hal almış," diye mırıldandım kendi kendime.

"Diğer öncüler için hazırladığı programlar da en az seninki kadar karmaşıktı," dedi Virion ayağa kalkarak.

Cüppesinin tozunu silkeledikten sonra kapıya doğru yöneldi. "İşlerin nasıl gittiğini görmek için sonra yine uğrarım. Alanis, Arthur’u fazla hırpalama. Kendisi bana hala lazım."

Alanis, sanki bu ihtimali gerçekten ciddi ciddi değerlendiriyormuş gibi sertçe başını salladı.

Bunun üzerine yaşlı elf bizimle vedalaştı. Isınmayı yeni bitiren Kathyln ve büyükler, komutan odadan çıkarken saygıyla eğildiler.

"Ekipmanlar kullanıma hazır!" diye seslendi Emily, kapı Virion’un arkasından kapanır kapanmaz.

Eğitim odasına göz gezdirdim; Kathyln bir mendille alnını kuruluyor, Hester ise dar cüppesinin kırışıklıklarını düzeltiyordu. "Peki, ilk önce kiminle dövüşü—"

Ayaklarımın altındaki zemin saliseler içinde adeta bir yay gibi fırlayarak beni havaya uçurdu.

Daha ne olduğunu anlayamadan havada buldum kendimi, ama bunun ancak Buhnd’un işi olabileceğini hemen kavradım. O sakallı kas yığınıyla tanışalı henüz bir gün bile olmamıştı ama şimdiden hareketleri tahmin edilebilir hale geliyordu.

Yaklaşık altı metre havaya fırlamıştım; havada dönüp ona doğru bakmayı başardığımda, yaşlı cüce hevesli bir gülümsemeyle beni bekliyordu. Kaslı kollarını iki yana açmış, sanki ona sarılmamı bekler gibi duruyordu.

Yüzümde bir gülümseme belirdi ve manayı avucuma doğru yönlendirdim.

En azından sıkılmayacağım kesin.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.