"Peki, sırada ne var?" diye sordu Regis, koridorun ucunda, ayaklarımın dibine kıvrıldığı yerden.
İkimiz de uzun süredir tek bir kelime bile etmemiştik; cevap vermeden önce darmadağın olmuş zihnimi toparlamam gerekti. "Bu ikinci testten sonra mı?"
"Yok, genel olarak tüm bunlardan sonra. Kıtayı büyük ölçüde geri aldık, Kezess’in Mızraklar üzerindeki sınırlamasını kırdık ve şimdi de gelecekteki savaşlarda dengeleri eşitlemek için Dicathen halkına büyü mühürleri veriyoruz. Ama birkaç beyaz çekirdek büyücü ve azıcık sihirli dövme Agrona’yı yenmeye yetmeyecek."
Sırtımı duvara yaslayıp başımı soğuk taşa bıraktım. "Büyü mühürlerinin stratejik olarak dağıtılması belki Agrona’yı tek başına yenmeye yetmez ama ihtiyaç duyulan noktalarda hızlıca güç takviyesi yapmamızı sağlar ve cephaneliğimize pek çok yeni araç kazandırır, bunu sen de biliyorsun." Birkaç saniye düşündüm. "Attığımız her bir adım, günün sonunda zafere giden yolu açan şey olabilir. Yine de senin ve benim yapacak başka işlerimiz olduğunun farkındayım. Seris, Alacrya’da bizim için bir savaş veriyor ve peşine düşmemiz gereken iki kadim harabe daha var."
Her şeyin üzerine bir gölge gibi çöken o asıl meseleyi ise dillendirmedim. Sylvie’nin kendini feda etmesinden ve Kadim Mezarlar'da gözlerimi açtığımdan beri zihnimin en arka köşesine itmek için elimden geleni yaptığım o sorun... Çünkü Cecilia ve Tessia için ne yapabileceğim konusunda hâlâ en ufak bir fikrim yoktu.
Regis derin bir sessizlik içine gömüldü. Birlikte Emily’nin dönmesini beklemeye koyulduk.
Gideon’ın daha önce hiç temas kurmadığım ikinci bir test deneği bulması, yaşlı adamın sabırsızlığına kıyasla epey uzun sürdü. Koridordaki muhafızlarla konuşmam gibi en ufak, tesadüfi bir iletişimin bile sonuçları etkileyebileceğinden endişeleniyorlardı. Earthborn Enstitüsü’ndeki muhafız ve askerlerin neredeyse hepsiyle yolum en az bir kez kesişmişti.
Ancak asıl gecikme, Skarn Earthborn’un Emily’nin ne aradığını öğrendiğinde yaşandı. Cüce lordunun kendi fikrini beyan edebilmesi için durumu amcası Carnelian’a bildirmekte diretti. Bu durum kaçınılmaz olarak Earthborn ve Silvershale hanedanları arasında kendi üyelerini öne sürme mücadelesine dönüştü; fakat bu soyluların çoğu zaten Lordlar Meclisi toplantılarında saatlerce benimle aynı odada kalmıştı.
Nihayet, bana saatler geçmiş gibi gelen ama muhtemelen sadece bir saat süren bir bekleyişin ardından Emily, Daymor Silvershale adında genç bir cüce lorduyla çıkageldi. Kendisi, Carnelian’ın baş rakibi olan Lord Daglun’un en küçük oğluydu. Daymor, kömür karası sakalını sadece birkaç parmak boyunda, saçlarını ise ondan biraz daha kısa kestirmişti. Asil bir kesime sahip tuniği ve pantolonu, parmaklarındaki yüzükleri ve kalçasında asılı duran altın kabzalı kılıcıyla tam bir soylu gibi görünüyordu.
Ben ise tabii ki koridorun ucundan, yanımda Regis ile birlikte sadece olanı biteni izliyordum. Daymor, Emily’yi takip edip mühür odasına girmeden önce gözlerimin içine baktı; sakalının altından dudakları hafifçe seğirdi. Gergin olduğunu düşündüm. Kendisini bu derin tünellere kadar takip eden iki muhafız ile yardımcısının dışarıdaki koridorda beklemesi istendiğinde gerginliği daha da arttı.
Süreci kendi gözlerimle izleyemesem de –ki bu durum beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı– içeriden gelen Gideon, Emily ve Lyra’nın boğuk seslerini dinleyerek neler olacağını anlamaya çalıştım. Yine de Maerin’de bu mühür ayinine daha önce şahit olduğum ve içeride neler yaşandığını bildiğim için kendimi teselli ettim.
Ayinin kendisi, uygun bir test deneği bulmaktan çok daha kısa sürdü.
Kapı yeniden açıldığında, dışarıdaki üç cüce aceleyle içeri daldı. Meraklı ama umutlu adımlarla arkalarından yürüdüm. Soylu Silvershale hanedanının bir üyesini az önce tahtalı köye gönderdiğimizi gösteren feryat figan bir çığlık kopmadığına göre her şey yolunda olmalıydı. Nitekim kapıdan içeri süzüldüğümde, Daymor’ın sırtının çıplak derisini ovuşturarak sırıttığını gördüm.
Kendi omurgasını görmeye çalışır gibi arkasına dönmeye çabalıyor, bu esnada Gideon diğer cüceleri küçük odanın köşelerine doğru kış kışlıyordu.
Lyra, "Şimdi, rünü hissetmeye çalışın ve mananızı içine akıtın. Doğal bir şekilde, adeta bir içgüdüyle gerçekleşmeli," diyordu.
Daymor burnunu havaya dikip yere tükürdü. "Söylediğim gibi, bir Alacryalı pislikten emir alacak değilim. Hele de Etistin’in o kaltak kraliçesinden asla."
"Bu kadar yeter, Daymor," dedim sert bir ses tonuyla. "Yaptığımız iş son derece önemli ve Dreide Hanedanı’ndan Lyra benim emrimle burada bulunuyor."
Cüce bana dik dik bakmaya yeltendi ama kocaman açılmış gözleri ve sakalının altındaki bir kasın titremesi ne kadar korktuğunu ele veriyordu. Birkaç saniye sonra boğazını temizleyip, "Pekala, hadi yapalım şu işi o zaman. Bu lanet şey deli gibi kaşınıyor," dedi.
Gideon öfkeyle dişlerini gıcırdattı. "Güzel, o zaman belki beni dinlersiniz. Çemberin içinde kalın ve büyü mühürünü etkinleştirin."
Daymor, Gideon’ın talimatlarına uyarak koruma çemberinin tam merkezine yerleşti. Derin bir nefes alarak geniş göğsünü şişirdi.
Lyra yanıma kadar gerilemişti. Kısık bir sesle, "Teşekkür ederim," diye fısıldadı. "Beni savunduğunuz için."
"Seni savunmuyordum," dedim ben de sesimi alçak tutarak. "Ama her konuşmanın başında sana savrulan küfürleri beklemek fazlasıyla can sıkıcı bir hal almaya başlayacaktı."
Lyra cevap vermedi. Ben de dikkatimi yeniden Daymor’a verip mana akışını izleyebilmek için sessizce Realmheart’ı etkinleştirdim. Tıpkı Gideon’da olduğu gibi, mana Daymor’ın çekirdeğinden dışarı taşıp rününün içine aktı; fakat bu kez ortaya çıkan büyü bacaklarından süzülerek doğrudan toprağa karıştı.
Koruma çemberinin içindeki zemin ince çatlaklarla yarıldı ve buralardan cılız alevler yükseldi. Koruma çemberindeki rünlerin mana akışını engellediği, büyünün dışarıya sızmasını önlediği o ince sınırı görebiliyordum.
Yardımcı şaşkınlık içinde, "Ateş, efendim!" dedi.
Daymor, top atışı gibi gürleyen bir kahkaha patlattı. "Ah, ama çok tuhaf hissettiriyor. Güzel ama tuhaf!"
Neticede pek de etkileyici bir büyü sayılmazdı fakat Daymor’ın tek nitelik kullanan bir toprak büyücüsü olduğunu biliyordum. Mühür, ona kendi doğal yatkınlığının dışındaki bir türde büyü yapmak için gereken yetenek kapısını aralamıştı; sadece bu bile bir Dicathen büyücüsü için muazzam bir lütuftu. Babasının yakın gelecekte Lordlar Meclisi toplantılarında bu durumla böbürleneceği kesindi, özellikle de Daymor rün üzerindeki hakimiyetini geliştirdikçe.
Emily ve Gideon, Daymor’a kendisinden ne beklendiğini açıklamaya başladığında –günlük egzersizler, gözlemler, büyü mühürünün kendi büyüsü üzerindeki etkilerine dair raporlar ve benzeri şeyler– zihnim bir sonraki soruya kaydı. Gideon şüphesiz üçüncü bir test daha yapmak isteyecekti. Bu sefer, birlikte ciddi miktarda zaman geçirdiğim biriyle...
Bu listenin kısa olması, seçimi hiç de kolaylaştırmıyordu. Dicathen’e döndüğümden beri kiminle yeterince vakit geçirmiştim?
Daha doğru soru şuydu aslında: O kısa listedekilerden hangisini böyle bir tehlikeye atmaya gönlüm razı olabilirdi?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.