Kendi Yarattığın Yalana İnanmak

Parmaklarım kömürleşmiş odun asanın üzerinde ritimsizce davul çalıyor, içimde gergin bir karmaşayla dans eden enerjiyi bir nebze olsun dışarı atmaya çalışıyordu. Çalışmalarımı hiçbir şeyin bölmemesi için o eski, soğuk ve duygusuz halime geri dönmeye çabalasam da Leydi Şafak'ın büzüşmüş, kurumuş bedeni gözlerimi her kapattığımda kâbus gibi çökmeye devam ediyordu.

Üstelik Draneeve'in arka planda vızıldayan bir arı gibi durmaksızın konuşması da sağlıklı düşünmeyi imkansız kılıyordu. Yine de ona susmasını söyleyemiyordum. Bunca yıllık hizmeti boyunca alışageldiğim bu gürültüde tuhaf bir şekilde beni rahatlatan bir şeyler vardı.

Dişlerini göstererek gülüp, "Sizi karşımda gördüğüm an dehşetten kalbime inecekti, az kalsın oracıkta can veriyordum," dedi. Bir çocuk gibi yerde bağdaş kurmuş, elindeki ahşap topu dairesel hareketlerle döndürüyordu. Bense çalışma tezgahımın başında dikilmiş, eser parçalarından oluşan yığına boş gözlerle bakıyordum. "Bilmiyordum... Asla tahmin etmezdim. Çünkü Dicathen'e ilk gittiğimde siz cüce hanesinde güvendeydiniz, değil mi?"

Sesi hırıldayarak nefes almak için duraksadı. Yuvarlanan topun sesi bir an kesildi, ardından kaldığı yerden devam etti. "Beni bitiren de bu oldu zaten. Şanssızlık, tamamen kötü şans."

Ona dönüp bakmadan, "Emirlere karşı gelmenin ve Agrona'nın planlarını neredeyse mahvetmenin de bu durumda payı var sanki," dedim.

Draneeve, yarısı gülüş yarısı ise tekmelenmiş bir köpeğin sızlanmasını andıran yapmacık bir ses çıkardı. "Kulaklara küpe olacak bir hikaye, değil mi? Belki de benim bu kötü talihim, günün birinde küçük bir büyücü adayı için kurtarıcı olur da onu felaketle sonuçlanacak bir sürü dertten kurtarır."

Sesindeki o tuhaf tonu fark edince işimi gücümü bırakıp Draneeve'e döndüm. Maskesini çıkarıp kenara koymuştu. Maskenin altındaki yüz hatları son derece sıradandı. Buraya ilk getirildiğimde ve kendime geldiğimde, yüzünde hiçbir ilgi çekici yara izi ya da ürkütücü bir deformasyon olmaması bana hem garip hem de biraz hayal kırıklığı yaratıcı gelmişti. Durmaksızın konuşmasına, dönüp dolaşıp aynı eski hikayeleri anlatmasına rağmen o maskeyi neden taktığını şimdiye kadar hiç açıklamamıştı. Kendisine sorduğumda da duymazdan gelir, konuyu hemen değiştirirdi.

Şimdi ise gözlerinde uzaklara dalmış bir ifade, o sıradan yüzünde ise çarpık bir gülümseme vardı. "Buna 'Muhafız Olmaya Yeltenen Draneeve'in Hüzünlü Baladı' diyecekler. Hırsın, sabır ve sağduyuyla dizginlenmediğinde en büyük kahramanları bile nasıl felakete sürükleyeceğine dair bir ibret vesikası!"

Kaşlarımın kalktığını hissederek konuşmak için dudaklarımı yaladım ama sonra vazgeçip içimi çekmemek için kendimi zor tuttum. Sözünü kesecek olursam bu tantananın sadece daha da uzayacağını sessizce kabullenerek dikkatimi yeniden tezgahın üzerindeki yarım kalmış eserlere verdim. Kendimi işime odaklamaya çalışırken Draneeve'in sözlerinin, pencerelere çarpan rüzgar gibi akıp gitmesine izin verdim.

"Gözüpek kahramanımız Draneeve, Yüce Hükümdar'ın gözünde kendini kanıtlamak adına en tehlikeli görevleri seve seve kabul etti. Sıra dışı büyülerle ve canavarlarla dolu, o uzak ve yabancı topraklara açılan kararsız bir geçitten geçti. Orada yerel halkı gözlemlemeye, bağlantılar kurmaya ve aralarından kimlerin Yüce Hükümdar'ın iradesine boyun eğeceğini belirlemeye başladı."

Unvanımın gücünü kullanarak tezgahımın üzerinde parıldayan parçaları bir kez daha inceledim. Birbirleriyle nasıl bir uyum yakalayacaklarını görmek için ara sıra yerlerini değiştiriyordum. İstediğim parçaları seçtiğimde, her biri neredeyse kurşun kalem boyutunda olan tamamlanmamış silindirik cihazlara doğru yaklaştırdım. Sonuç yine tatmin edici olmayınca parçaları tekrar dağıtıp baştan başladım.

"Dicathen halkları bölünmüştü ve Draneeve aradığı fırsatı cüce krallığının derinliklerinde buldu. Çöl kumları, daha parlak bir gelecek vaatlerinin yeşermesi için biçilmiş kaftandı. Draneeve, soylulardan başlayıp bizzat kral ve kraliçeye kadar ulaştı ve sonunda onları bize destek olmaya ikna etti."

Elim gayriihtiyari durdu, dikkatim dağılmıştı. Tam da bu dönemde çocukluk anılarım kilitlenmiş ve zihnime Elijah kimliği yerleştirilmişti. Şimdi her iki anı zinciri de çözülmüşken bunu düşünmek, bacaklarımdan yukarı tırmanıp bedenimi sarsan bir baş dönmesine yol açtı. Agrona'nın zihnime verdiği hasarın büyük kısmı, geçmek bilmeyen yara izleri gibi varlığını hâlâ koruyordu.

"Darv'dan başlayıp Sapin'e kadar uzanan bir casus ağı kuruldu ve bu ağın başında Draneeve vardı. Şeytani ve dâhice bir plan şekillendi. Draneeve, ulusları ve halkları birbirine bağlayan o gevşek iplerdeki zayıflığı ve aralarındaki husumeti körükleyecek o sabırsızlığı gördü."

"Eski bir düşman, tıpkı Draneeve gibi bir casus, bir hain her fırsatta ona engel olmaya çalıştı. Ancak Dicathen can çekişiyordu ve onu ayakta tutmaya çalışmak, yıkmaktan çok daha zordu. Ne yazık ki kahramanımız, başarısının kurbanı oldu. Çünkü hırsının kurbanı olup Yüce Hükümdar'ın sınırlarını aştı. Bunu yaparken de varlığından bile haberdar olmadığı bir planı tehlikeye attı; reenkarnasyon geçirenlerin ve henüz gelmemiş olan üçüncünün bedeninin hayatını riske attı..."

Draneeve sözlerini upuzun bir iç çekişle bitirdi.

Kendi icat ettiğim bir alaşımdan ürettiğim prototip parçayı seçip hummalı bir şekilde tamamlamaya çalıştığım esere yerleştirdim. Cecilia'nın anka kuşuyla yaşadığı çatışmadan sonra bu fikir aklıma düştüğünden beri gözüme uyku girmemişti. Ancak attığım her adım sancılı ve zorlu bir süreçti. Unvanımın etkisi altında parçayı incelerken bile, eserleri bizzat kullanmadan kesin bir sonuca varamayacağımı biliyordum. Çok fazla bilinmeyen denklem, ters gidebilecek çok fazla şey vardı... Yine de başka ne çarem vardı ki?

Günlerdir saat başı yaptığım gibi diğer seçeneklerimi gözden geçirdim ve hepsini son kez bir kenara fırlattım. Hayır, kararımı zaten vermiştim. Bu saatten sonra tereddüt etmenin hiçbir manası yoktu.

Tekrar arkama dönüp Draneeve'e baktım. Elindeki topa dik dik bakıyordu.

"Ve böylece Draneeve arkasına bakmadan kaçtı. Beni olmam gereken yerden ayırdığı yetmezmiş gibi, o bedeni ele geçirmeyi bile beceremedi," diyerek hikayenin geri kalanını onun yerine anlattım. "Yüce Hükümdar gazaba geldi. Neredeyse Draneeve'in idam fermanını verecekti ama bunun çok hafif bir ceza olacağını düşündü. Bu yüzden rütbeni söküp seni bana hizmetçi olarak atadı. Ben de yıllarca hayatını zindana çevirmek için elimden geleni ardıma koymadım."

Draneeve'in gözü seğirdi. "Kahramanımızın hikayesine hüzünlü bir son..."

Söylediği sözün ağırlığını fark edince aniden irkilerek ayağa fırladı. Hemen ardından kızıl saçları yere değene dek önümde derin bir saygıyla eğildi. "Beni bağışlayın, Lord Nico. Ben öyle demek istememiştim... Ben..."

"Bana katılmak mı istememiştin?" diye sordum, içimdeki buruk eğlenceyle. Ancak bu durumdan keyif aldığımı fark ettiğim an keyfim kaçtı, boğazıma acı bir tat yerleşti. Çocukça bir özür dileme dürtüsü hissetsem de kelimeleri yuttum. "Draneeve, bu hayattan kurtulmak ister misin?"

Eğildiği yerden yavaşça doğruldu. Yüzündeki o kararsızlık son derece barizdi. "İşler ne kadar zor olursa olsun Lord Nico... Ölmeye pek hevesli değilim."

Ona birkaç kez boş gözlerle baktım, ardından beni yanlış anladığını fark ettim. "Vritra'nın boynuzları adına... Hayır, seni öldüreceğimi söylemedim. Bir şeye ihtiyacım var. Bunu kendime bile itiraf etmekte zorlanıyorum, sana söylemeye ise ancak bu iyiliğin karşılığını verebileceksem cesaret edebilirim."

Draneeve'in gözleri yavaşça büyüdü. "Yani... Hizmetinizden azat edilmeyi mi kastediyorsunuz?" Hızla sola doğru bir adım attı, odada volta atacak yer olmadığını fark edince olduğu yerde kalakaldı. "Ama Yüce Hükümdar buna asla izin vermez. Bu benim cezam."

"Hadi canım sen de," diyerek ona içtenlikle gülümsedim. "Ya seni bu cezadan kurtarabilirsem? Bu hayattan kaçmana yardım edersem? Agrona yok, ceza yok. Eğer bunu yapabilirsem, benim için çok önemli bir konuda bana yardım eder misin?"

Tereddüt etti. Gözleri benden kaçıyor, sonra tekrar bana dönüyor, ardından yine başka taraflara kayıyordu. "Ben zaten sizin arzularınızı yerine getirmekle yükümlüyüm..."

Gülümsemem avını köşeye sıkıştırmış bir yırtıcınınkine benzedi. "Ve her şeyi Yüce Hükümdar'a rapor etmekle de yükümlüsün. Ancak bu işin bir sır olarak kalması gerekiyor. Eğer bunu sır olarak tutabilirsen, sana yepyeni bir hayat vermene yardım edeceğim."

Draneeve ayağa kalktığında yavaşça yuvarlanan ahşap top duvara çarpıp tıkırdadı. Bu sesle birlikte irkildi.

Doğru zamanın geldiğini hissederek, "Sana bugüne kadar davranışlarım için üzgünüm," dedim. "Dicathen'in casus başı en ufak bir sesten ürkmemeli. Bu durumda, en azından kısmen benim de payım var. Üzgünüm."

Nihayet Draneeve başını kabullenircesine salladı. "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.