Savaşçı Kaslı Bebekler

Yarım küre şeklindeki yadigarı uzatıp içine hafifçe eter zerk ettim. Eser canlanarak parıldadı; cıva rengi bir ışıkla parlayıp bölgenin çıkış portalının etrafında toplandı. Enerjinin mat dokusu dalgalandı, ardından cam gibi berraklaştı. Merkez Akademi’deki odama pencereden bakmak gibiydi.

Caera’ya önden geçmesi için işaret ettim.

Portalın içinde kaybolmadan hemen önce, "Sana centilmen derdim ama beni yeni oyuncağın için deney faresi olarak kullandığını biliyorum," diyerek alaycı bir şekilde gülümsedi. Karşı tarafa geçer geçmez görünür oldu.

Arkasından yürümek, bir kapıdan geçmek kadar doğaldı. Dicathen etrafındaki ışınlanma kapılarını kullanırken insanların hissettiği o rahatsızlık ya da baş dönmesi yoktu. Kalıntılardan Akademi’deki temiz ve neredeyse bomboş odama bu kadar pürüzsüzce geçmek tuhaf hissettiriyordu.

Caera odanın ortasında durmuş, yükseliş portalını kapatmak için eğildiğim sırada kızıl gözleriyle her hareketimi izliyordu. İki parçayı birbirine bastırdığımda hafif bir tık sesiyle birleştiler ve kusursuz bir küre oluşturdular. Pusula’yı boyut rünümün içine koydum.

Gözleri yumuşayan Caera en sonunda, "İşe yaramadığı için üzgünüm Grey," dedi.

"Sorun değil," diye hırladım. "Eninde sonunda yarayacak."

Dudaklarını birbirine bastırarak bana gülümsedi. Kurumuş kan ve siyah pıhtı lekeleriyle kaplı bedenine elini salladı. "Neyse, gidip temizlensem iyi olacak." Işığın kampüs boyunca süzülmeye başladığı pencereden dışarı baktı. "Görünüşe göre bütün gece oradaymışız. Ders yakında başlar."

Yatak odama bağlı banyoyu işaret ederek, "Aşağıda temizlensen daha iyi olur," dedim. "Birinin seni kanlar içinde binada dolaşırken görmesi şüphe uyandırabilir."

Caera, benim odamdan kendisininkine bir rota çiziyormuş gibi tavana baktı. "Haklısın."

Ona temiz bir havlu verdikten sonra Hükümdar Kavgası tahtasının başına geçip taşları öylesine itelemeye başladım.

Yarım yamalak düşüncelerimi yakalayan Regis, 'Belki de Sylvie bir asura olduğu ve biz de Kalıntılarda bulunduğumuz için işe yaramamıştır?' diye sordu.

Hayır, diye düşündüm. Tam olarak eter çekirdeğini ilk oluşturduğum zamanki gibi hissettirmişti. Tek fark, artık bir göle kovayla su taşımak yerine, okyanusa gölleri boşaltıyordum.

Çekirdeğimi ikinci bir bağlayıcı eter katmanıyla güçlendirip eter rezervlerimi on katına çıkardıktan sonra, Sylvie’nin taşındaki ikinci mühürü kesinlikle kırabileceğimi sanmıştım. Yanılmışım. Topladığım tüm güç, hem Kalıntıların kendisinden hem de Üç Adım’ın kurutulmuş meyve oyuncağının tohumundan gelen güç, rünik çerçevenin dipsiz derinliklerinde kaybolup gitmiş, kalburdan süzülen kum gibi akıp gitmişti.

Gözlerimi kapatıp kendimi yumuşak yatağa bırakırken, Ama haklısın, diye devam ettim. Bunu bir daha Kalıntılarda denememeliyiz. İçeriden safkan bir asura çıkarsa ne olacağını bilmiyoruz.

Caera birkaç dakika sonra banyodan çıktı. Kirlerinden arınmış, taze kıyafetler giymişti. "Duştayken aklıma geldi de," dedi gayet ciddi bir tavırla. "Sabahın köründe odandan yeni yıkanmış halde çıkmam, kanlar içinde çıkmam kadar dedikoduya yol açabilir."

"Daha az zarar veren dedikodulara," dedim.

Çatık kaşlarıyla bana baktı. "Senin için öyle olabilir. Ama ne de olsa sen koruması gereken bir itibarı olan yücesoylu bir hanımefendi değilsin."

Başımı yana eğip gözlerinin içine baktım. "Üzerini tekrar kanla kaplayabilmen için portalı açmamı ister misin?"

Caera’nın yelkenleri suya indi, bitkin bir el hareketiyle sözlerimi geçiştirdi. "Derste iyi şanslar Grey."

O gittiğinde Regis’in sesi kafamın içinde çınladı. 'Taktir etmem gerek, biliyor musun?'

Ne konuda? diye sordum, kelimelerindeki tuzağı sezerek.

'Aynı anda kadınlarla iletişimde hem nasıl bu kadar iyi hem de bu kadar berbat olabildiğin konusunda.'

Basamaklı merdivenlerden inerken Yakın Dövüş Taktiği sınıfındaki havanın ne kadar değiştiği açıkça görülüyordu.

Hizmetkarların, Tırpanların ve Hükümdarların önünde, Victoriad’da yarışacakları kesinleştikten sonra öğrenciler erken gelmeye başlamıştı. Daha birkaç gün önce büyü olmadan dövüşme fikriyle alay edenler bile arkadaşlarıyla birlikte hevesle bekliyorlardı.

Enola ile onun itaatkar arkadaşı Soylu Kız Redcliff’li Laurel —Profesör Abby’nin yeğeni olduğunu öğrenmiştim— eğitim platformunun çoğunu kapatmıştı. Geri kalanlar ise ikişerli gruplar halinde sınıfa dağılmış, beceriksizce dövüşüyorlardı.

Regis rahatsız olmuş bir ses tonuyla, 'Bunlar... ne yapıyor böyle?' diye sordu.

Öğrencileri izlerken kafa karışıklığıyla kaşlarımı çattım.

Bunların çoğu güçlü hanelerden gelen yücesoylulardı; aralarında yürümeye başladıkları andan itibaren asker olarak eğitilen Vechor’lu gençler de vardı. Ama sadece birkaç tanesi ne yaptığının farkındaydı.

Yumrukları ve melekeleri yetersizdi, sanki bir bebekle oynaşıyor gibiydiler. Bütün sınıfta sadece Valen, Enola ve Yücesoylu Arkwright’tan Marcus gerçekten dövüşüyor gibi görünüyordu.

Durumu fark edince alaycı bir ses çıkardım. "Büyü kullanmıyorlar."

Alacryalılar büyücü olarak Dicathenlilerden daha erken yaşta uyanıyorlardı. Bu yüzden Merkez Akademi’ye gelmeden önceki eğitimlerinin çoğunda kas ve teknik yerine hareketlerini ve saldırılarını beslemek için manaya güvenmeleri doğaldı.

"Profesör Grey!"

Bakışlarımı çevirdiğimde Mayla’nın terli kaşlarıyla merdivenlerden bana doğru koştuğunu gördüm.

"Bugün ders anlatacaksınız, değil mi? Seth derse ısınmamız için bir kitapta okuduğu birkaç egzersizi gösteriyordu!"

"Seth mi?" Bu ismi duyunca göğsümde hafif bir sıkışma hissettim, yüzüm ister istemez buruştu.

Seth’i zihnimin derinliklerine gömmüştüm. Savaşı sırasında kız kardeşinin yaptıkları yüzünden ondan nefret etmekte haklı olduğuma kendimi inandırmaya çalışmaktansa, varlığını görmezden gelmek daha kolaydı.

Sonuçta bu durum sayısız elfin köleleştirilmesine ve en sonunda Elenoir’ın yok olmasına yol açmıştı.

Doğrudan onun suçu olmaması kimin umurundaydı.

Ailesi hak ettiğini bulmuştu…

Regis, Sesinde hafif bir bıkkınlıkla, 'Elenoir’a giden yolu kız kardeşi yerine Seth’in kendisi çizmiş olsa bile, savaştaki bir asker olarak senin de bazı korkunç şeyler yaptığını unutmayalım,' dedi.

Biliyorum… Biliyorum. Sadece…

Şakaklarımı ovuşturup Mayla’nın yanından geçtim. Gözlerimi şınav çekmekte zorlanan Seth’ten kaçırdım. Kapımın önünde duran figür beni durdurana kadar geçtiğim öğrencilerin bakışlarını görmezden gelerek ofise doğru ilerledim.

Enola kollarını kavuşturmuş, yüzünden terler akmasına rağmen buz gibi gözlerle bana bakıyordu.

"Bir sorun mu var?"

Kollarını indirdi ve hafifçe alay etti. "Sınıfımızın Victoriad’a katılacağı açıklandığından beri vücudumuzu çalıştırmamızı söylemek dışında hiçbir şey yapmadınız."

Sırtımın üzerinden arkama bakarak kaşımı kaldırdım. "Zaten bundan fazlasını yapıyor gibi görünüyorsunuz. Dövüşmenin programa dahil olduğunu sanmıyordum."

Enola öne doğru bir adım atarken ellerini sıkıca sıktı. "Çünkü Victoriad’da dövüşeceğiz, Vritra aşkına! Bir şeyler yapmak zorundayız!"

Sakin bir şekilde, "İstediğinizi yapmakta özgürsünüz," diye karşılık verdim. "Bu tesis emrinizde. Sizi tutan yok."

"Ben... Ben onu demek istemedim." Buzsoylu’nun mirasçısı başını öne eğdi, omuzları çöktü. "Bizi eğitin. Valen’in mütehassısına karşı nasıl dövüştüyseniz bize de öyle dövüşmeyi gösterin."

Tereddüt ettim, onun bu acınası halinden gözlerimi kaçırdığımda Seth’i tekrar gördüm.

Arkamı dönüp Enola’nın etrafından dolanırken içimde öfke ve kırgınlık yeniden parladı. Kapıyı açtığımda dirseğimde hafif bir çekilme hissettim.

Enola, sesi hafifçe titreyerek, "Lütfen," diye fısıldadı.

Sessizce bekledim, Regis’in bir şaka yapmasını ya da şu an aklıma gelmeyen o eski gerekçelerimi bana hatırlatmasını umdum. Ama o bile ilk defa söyleyecek bir şey bulamamıştı.

Geriye baktım ve anında pişman oldum. Bütün öğrencilerin bana umut dolu gözlerle bakışını görmek zorunda kaldığıma pişman oldum. Valen bile arkadaşlarıyla birlikte hafifçe eğiliyordu. Seth doğrudan bana bakmaya korkarak köşeden göz ucuyla süzüyor, Mayla ise mahcup bir şekilde gülümsüyordu.

Regis zihnimde, 'Doğru seçimi yaptın,' dedi.

Enola’nın elini nazikçe uzaklaştırırken, Bir seçim yaptığımı kim söyledi, diye cevap verdim.

Yoldaşım kıkırdayarak, 'O inatçı kafan,' diye karşılık verdi.

Başımı sallayıp sınıfa döndüm. "Herkes eğitim platformuna!"

Çocuklar her şeyi bırakıp yüksek platforma koştu. Enola az önce yanımda olmasına rağmen bir şekilde oraya ilk varan kişi olmuştu.

Topluluğa doğru ilerlerken ensemi kaşıdım, doğru seçimi yapıp yapmadığımı düşünmemeye çalıştım.

Rengin içinde Enola, Laurel ile oturmuştu; Valen, Remy ve Portrel de hemen arkalarındaydı. Öğrencilerin her birini tek tek süzdüm, birbirleriyle nasıl dövüştüklerini hatırlamaya çalıştım.

Her ikisi de Vechor’lu olan Marcus ve Sloane, diz ve dirseklerin sertçe kullanıldığı yakın dövüş tekniğiyle benzer stillerde birlikte çalışıyorlardı. Vechor’lu öğrencilerden bir diğeri olan Soylu Kan Bloodworth’lü Brion ise şu an yanında oturduğu bronz tenli, sarışın Etrilli çocuk Linden ile dövüşüyordu.

Linden bir dövüşçüden çok bir çiftçiye benziyordu; hamleleri, belli ki bir düzeyde eğitim almış olan Brion’a kıyasla dağınık ve genişti.

Beni bir kuş yavrusu gibi hevesle izleyen tüm öğrencilerin arasında sadece Deacon arkada Yanick’in yanında ilgisizce oturuyor, yüzünü bir kitabın arkasına saklıyordu.

İç çeker "Savaşçı bir kıdemlinin kaslarını bebeklere enjekte etseydiniz elinize ne geçerdi?"

Sağ elimi kaldırıp parnağımla sınıfı işaret ettim. "Siz."

Bu söz kafa karışıklığından öfkeye kadar uzanan bir dizi tepkiyle karşılandı.

Regis, 'Derse odaklanmalarını sağlamak için iyi bir yöntem,' diye karşılık verdi.

"En basit tabiriyle, bileklerinizi bükerek yumruk atıyorsunuz," dedim ve kendi bileğimi hafifçe sallayarak bunu gösterdim. "Ve bu yöntemin işe yarama sebebi, can yakmaya yetecek kadar mananızın olması."

Enola hızla ayağa fırladı, ağzını açıp tam bir şeyler söyleyecekken sözünü kestim. "Burada sizin egonuzu tatmin etmek veya dersi eğlenceli kılmak için bulunmuyorum," dedim. "Bugün tek bir şey öğreteceğim. Dinleyip dinlememek size kalmış."

"Yumruk atmak sadece kollarınızı sallamakla olmaz; ayak tabanlarınızdan başlayan ve tüm vücudunuzu kapsayan bir eylemdir." Sağ ayağımın üzerinde yavaşça dönüp kalçamı işaret ettim. "Bir hortum gibi, ivmeyi bacağınızdan üretirsiniz. Kalçanızı döndürür, gücün omzunuza aktarılmasına izin verir ve yumruğunuzu ileriye doğru patlatırsınız. Sorusu olan?"

Şaşırtıcı bir şekilde, elini ilk kaldıran Valen oldu. "Bir hedef üzerinde bize canlı bir gösteri yapabilir misiniz?"

"Hayır," dedim duygusuz bir sesle. "İkişerli eşleşin ve birbirinizin üzerinde deneyin."

İki gün sonraki ders için salona girdiğimde, öğrencilerin yarısının çoktan beni beklediğini görüp şaşırdım. Yakın Dövüş Departmanı Başkanı Rafferty de oradaydı; antrenman platformuna en yakın sırada oturuyordu.

Enola onun önünde durmuş, geçen derste gösterdiğim yumruğu tekrar ediyordu.

Merdivenlerden inerken, "…ayaktan, bacaklardan ve kalçadan başlıyor, işte böyle…" dediğini duydum. Bana doğru ilerlerken gözleri parıldıyordu.

"Bize öğrettiğiniz yumruk üzerinde çalışıyordum ve haklıymışsınız! Darbe ölçer eserdeki kuvvet puanım iki katından fazla arttı ve gelişmeye devam ediyor," dedi hırpalanmış eklemlerini heyecanla gösterirken.

"A-anladım," diye karşılık verdim bu heyecanı karşısında hazırlıksız yakalanarak. Rafferty'ye dönüp hafifçe başımla selam verdim, elindeki parşömen yığınına kısa bir göz attım.

"Sadece standart bir denetim için buradayım, endişelenecek bir şey yok Profesör Grey. Bayan Frost da bana son dersinizde yaptıklarınızı anlatıyordu," dedi departman başkanı hafifçe öksürerek.

Amfi tipi koltukların en alt kısmına doğru ilerlemeden önce ona samimiyetsiz bir tebessüm sundum. Diğer öğrencilerin gelmesini beklerken, sınıftan yükselen konuşma seslerine kulak kabarttım. Mayla, amfi koltuklarının orta sırasında Seth ve Yakın Dövüş Geliştirme Taktikleri sınıfında Etril kökenli tek diğer öğrenci olan Linden'ın arasında oturuyordu.

"Yükseliş töreninde ikinci bir rün alacağını düşünüyor musun?" diye soruyordu Linden Mayla'ya. "İlk rününün bir sembol olması hâlâ inanılır gibi değil…"

Mayla utangaç bir şekilde başını öne eğdi. Derslerde özgüvenli ve enerjik olsa da diğer öğrencilerle iletişim kurma konusunda zorlanıyor gibiydi.

"Gerçekten bilmiyorum," diye yanıtladı sonunda. "Sembolü nasıl aldığımı duyan herkes çok şaşırıyor. Daha önce kimsede böyle bir şey olduğunu duymamışlar."

Linden hafifçe açık kalan ağzıyla başını sallıyordu. "Çok şanslısın. Tam hiç rünü olmayan biri olmak üzereydin ki bir anda bam! Sembol geldi."

Mayla dalgın bir şekilde saçından bir tutamı parmağına doladı. "Evet…"

Marcus sandalyesinde geriye yaslanıp omuzlarının üzerinden ikiliye baktı. "Benim ilk rünüm bir nişandı. Şahsen ben bu yükselişte ikincisini almayı umuyorum. Bir sembol kadar etkileyici değil," diyerek yanakları kızaran Mayla'ya hafifçe başıyla selam verdi, "ama erkenden ikinciyi kapabilirsem, akademi bitmeden üçüncü bir rüne sahip olmam işten bile değil."

Birkaç sıra öteden söze giren Valen, odadaki neredeyse herkesin dikkatini üzerine çekti. "Büyükbabamın söylediğine göre, mezun olmadan önce üç rün elde edebilen öğrencilerin oranı yüzde onun altında. Ama bu bile Alacrya'daki diğer tüm akademilerden daha yüksek bir oran."

Marcus sanki bu sayıları hiç de zahmetli ya da göz korkutucu bulmuyormuşçasına umursamazca omuz silkti.

"Ben ikincimi aldım bile," dedi ön sıraya oturan Enola. "Akademideki ilk yükselişimde bir nişan kazandım."

Rafferty boğazını temizleyince tüm gözler ona çevrildi. "Unutmayın, yükseliş töreni öz hesaplaşma zamanıdır. Kazandığınız rünler, zihninize ve mananıza hükmetmek için harcadığınız çabanın bir yansımasıdır. Ne alacağınıza değil, bunu hak etmek için ne yaptığıza odaklanın. Profesör Grey, lütfen başlayın."

Gözlerim konuşmamı bekleyen öğrencilerin üzerinde gezindi. "Geçen ders doğru yumruk atmayı öğrendiniz. Bu kez doğru şekilde sıyrılmayı çalışacaksınız."

Bir el havaya kalktı. Mayla'ydı.

"Üzgünüm Profesör, ama geçen dersteki konuyu tekrar etmemiz mümkün mü? Doğru yaptığımdan emin olmak istiyorum," diye sordu eli hâlâ havadayken.

"Hayır. Sınıf arkadaşlarına sor, biraz arkadaş edin," diye yanıtladım. O sırada kapıdan süzülen Yanick, sınıfa en son ulaşan kişi oldu. Daha birkaç adım atamadan onu aşağıya çağırdım. "Yanick, tam zamanında geldin. İlk sensin."

Endişeyle kaşlarını çattı ama merdivenlerden inip yanımda durdu.

"Sana iki yumruk atacağım. Önce yüzüne doğru direkt bir sağ, ardından kaburgalarına sol kroşe," diyerek onu bilgilendirdim.

"Ha?"

Yumruklarımı kaldırdım. "Sıyrıl."

İleri doğru bir adım atıp sağ yumruğumu doğrudan yüzüne doğru savurdum. İlk başta şaşırmasına rağmen Yanick geri adım atarak menzilimden çıkmayı başardı.

Sağ ayağımın üzerinde dönerek sol yumruğumla geniş bir kroşe çıkardım.

Yanick kaçınmak için bir adım daha geriledi.

Tribünlerden bizi izleyen sınıfa döndüm. "Yanick nerede hata yaptı?"

"Çok fazla gereksiz hareket yaptı," diye hemen yanıtladı Valen.

"Doğru." Yanick'e tekrar döndüm. "Yeniden."

Küçük antrenman partnerim ciddi bir ifadeyle başını salladı ve bu kez kendini hazırladı.

Hem hızımı hem de gücümü sınırlayarak tekrar yumruk salladım. Bu kez genç Alacryalı geriye sıçramak yerine direkten kaçınmak için geriye doğru esnedi, ardından kroşeyi savuşturdu.

"Daha hızlı."

Egzersizi tekrarladım. Yanick'in tepkisi yine aynı oldu; kroşeyi savuşturmadan önce geriye esnedi. Üçüncü tekrarda, sarsıntılı geriye esneyişi onu plansız bir adım atmaya zorladı ve kroşemi engellemek için elini ancak zamanında aşağı indirebildi.

Dördüncü tekrarda yumruğum böğrüne tam oturdu; nefesini kesecek kadar sert ama zarar vermeyecek bir darbeydi.

Ben sınıfın geri kalanına dönerken çocuk öksürmeye başladı. "Etkili şekilde sıyrılmayı öğrenmek, sadece rakibinizin boşa vurmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda saldırı yapmanız için bir fırsat yaratır."

Öğrenciler bana yenilenmiş bir ilgiyle baktı; Deacon bile dikkatini vermek için kitabını bir kenara bırakmıştı.

"Sırada kim var?" diyerek Yanick'e gitmesini işaret ettim. Saç örgüleri sallanan çocuk platformdan atlayıp yerine geçti.

Birkaç el havaya kalktı, Enola seçilmek için neredeyse elini çırpıyordu.

"Valen," dedim soylu çocuğa dönerek.

Portrel bir tezahürat salıverdi ama Valen'ın soğuk bakışları iri yarı çocuğu susturdu.

"Şimdiye kadar ne yapacağını anladın, değil mi?" diye sorup duruşumu aldım.

Valen başıyla onayladı ve kulvarına çekildi. Eğitmeni Drekker ile yaptığım kısa düellodan hatırladığım Vechoria muhafız duruşuna geçti.

Direk yumruğumu çıkardığımda ileri doğru esnedi ve kroşeyi bloklamak için dirseği aşağı indi.

Bir adım geri çekildim. "Valen'ın hareketlerinin ne kadar küçük olduğuna dikkat edin. İlk yumruğa doğru esneyerek Valen, kroşeyi Yanick'in savuşturmasından daha küçük bir hareketle bloklamaya ve karşı saldırı için savunmamın içine girmeye kendini hazırladı."

Yumruklarımı kaldırdım. "Bakalım daha hızlı yapabilecek mi."

Valen ile birkaç raunt daha devam ettik, her kombinasyon giderek daha da hızlandı. Sonunda, ilk adımı çok sığ kaldı ve direk yumruğum yanağına sıyırarak geçti, az kalsın onu yere deviriyordu.

Akademi müdürünün torununun darbe aldığını görmesine rağmen Rafferty hiç etkilenmemiş gibiydi; kalemini parşömen üzerinde hızla gezdirerek not almaya devam ediyordu.

"Herkes eşleşsin. Sırayla saldıran ve savunan olun. Saldıranlar yarı hızda başlasın ve giderek hızlansın."

Valen yürüyüp uzaklaşmadan önce eğilerek, "Ders için teşekkür ederim," dedi.

'Bu veletler bu kadar söz dinlemeye başlayınca çok sıkıcı oldu,' diye sızlandı Regis.

Derslerim yüce yıkım tanrısının silahı için fazla mı basit geldi? diye sordum kıkırdayarak.

'Evet, ayrıca benim anatomim için tamamen yararsız. Yani öğrencilerine dört ayak üzerinde dövüşmeyi öğretmeye başlamayacaksan ben biraz kestireceğim,' diye yanıtladı ve varlığı yavaşça silikleşti.

Dersin geri kalanı hızla geçti. Derse son verdiğimi duyurduğumda öğrencilerin çoğu gerçekten şaşırmış görünüyordu.

"Hadi bakalım, boşaltın burayı," diyerek sabırsızca onları dışarı yönlendirdim.

Marcus merdivenlerden yukarı öncülük ederken, "Teşekkürler Profesör," dedi. Diğerlerinden birkaçı da başlarıyla onayladı. Mayla genişçe sırıttı ve geniş basamakları ikişer ikişer çıkarken bana el salladı.

Rafferty kollarının altına sıkıştırdığı kâğıtlarıyla ayağa kalkmıştı. Siyah ve lacivert takım elbisesini hızla düzeltti. "Öğretileriniz… alışılmadık ama etkili. Görünüşe göre pek endişelenmeme gerek kalmayacak, Profesör Grey."

"Minnettarım," dedim ve Yakın Dövüş Departmanı Başkanı merdivenleri tırmanıp sınıfımdan çıktı.

Eşyaları toplayıp ortalığı kapatmakla meşgul oldum. Ofisimin kapısını kapatıp kilitlerken birinin beni izlediğini hissettim.

"Kendini tanıtacak mısın yoksa orada öyle sapık gibi dikilmeye devam mı edeceksin?" dedim sesimi tonlayarak.

Caera kapı eşiğine yaslanmıştı.

Eliyle ağzını kapatarak, "Sadece seni temizlik yaparken izlerken biraz şaşırdım," dedi. "Seni böyle evçimen görmeye pek alışkın değilim."

'Bayağı evçimen hem de,' diye kıkırdadı Regis.

İçimi çektim. "Dalga geçeceksen en azından yardım et."

Caera doğrulup, "Başka bir şey için buradayım," dedi. "Yarın başlayacak yükseliş töreniyle birlikte önümüzdeki birkaç gün dersler tatil edilecek…"

"Biliyorum," dedim oralı değilmiş gibi davranarak. "Sonunda ertelediğim işleri halletmek ve diğer ev işleriyle ilgilenmek için zamanım olacak."

Caera gözlerini devirdi. "Nazlanma. Gidiyoruz, değil mi?"

Dudaklarımın kenarında bir gülümseme belirdi. "Elbette."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.