Arkasındaki El

Duygularımı çelikten bir iradeyle bastırarak kendimi engelledim. Silahsız ve büyüsüz insanların… benim halkımın, mana canavarları tarafından parçalanmasını izlerken gazabıma yenik düşmeyecektim.

Bir yarım alana Tanrı Adımı ile dalıp o canavarları gebertmek için can atarken, gördüklerim midesini bulandırmaya yetiyordu.

Gerçekliğe meydan okuma gücünü elinde tutan ben, şu insanları bile kurtaramıyordum.

Şimdi kendimi tutmamın genel iyilik için olduğunu, savaşı kaybetmemizin bedelini hepimizin ödemek zorunda kaldığını söyleyerek kendimi avutuyordum.

Ama bu avuntu, dikatlı soydaşlarımın katledilmesini oturup izlemeyi kolaylaştırmıyordu. Üstelik kurtlar masumları parçalarken, binlerce seyircinin bu vahşetten zevk alarak attığı tiksinti verici tezahüratlar nefret dolu bir uğultu gibi tepemizde yankılanıyordu…

Karanlık bir an için hepsinden nefret ettim.

Yıkım’ın ellerimden fırlayıp tüm stadyumu ve içindeki herkesi kül bile bırakmayacak şekilde yakıp yıktığını hayal ettim… Ancak bizim bekleme alanımızdan ne bir tezahürat ne de bir kahkaha yükseliyordu. Bu Dikatlıların son anlarına bakmaya katlanamasam da öğrencilerimin kesik ve zorlu nefeslerini, tırabzanları sıkarken çıkan kemik seslerini, kurtlar ziyafet çekerken çıkardıkları sessiz tiksinti iniltilerini duyabiliyordum.

Sonra ensemdeki tüyler diken diken oldu. Tanıdık bir baskı odayı kaplayarak katliamın üzerimizdeki büyüsünü bozdu.

Öğrenciler, baskının kaynağını takip ederek bekleme alanının arka duvarına doğru diz çökmeye başladılar. Orada, tamamen siyahlara bürünmüş, boynuzlu bir figür durmuş bizi izliyordu.

Regis zihnimde adeta ensesindeki tüyleri kabartarak tetik konumuna geçti.

Seris Vritra, Uto’nun Sylvie ile beni az daha öldüreceği o savaş alanındaki halinden çok farklı görünüyordu. Bir savaş generali yerine, siyah pullu zırhıyla bir imparatoriçe kadar heybetliydi. Yine de Darv’a ilk geldiğinde üzerinde olan gece yarısı karası pelerinini takmıştı.

Yanımda duran Seth, ağzı açık bir şekilde baka kalmıştı. Sınıfın geri kalanı akıllılık edip diz çökerken, Seth olduğu yere çivilenmiş gibiydi. Orak’ın bu aniden ortaya çıkışı, şimdiye kadar sadece tahmin ettiğim bir gerçeği perçinledi: Gerçek kimliğimi bilen tek kişi Nico değildi.

Seris, Seth’e sanki eğlenceli küçük bir yaratığa bakıyormuş gibi bakıyordu. Buraya gelme sebebi ne olursa olsun, öğrencilerin bu işe bulaşmasını istemiyordum. Bu yüzden elimi Seth’in omzuna koyup onu dizlerinin üzerine bastırdım.

“Orak Seris,” dedim. “Sizi yeniden görmek ne güzel.”

“Merkez Akademi’den Profesör Grey. Yükseksoy Denoir’dan Leydi Caera.” Seris’in gümüşi sesini duyan öğrenciler hafifçe titredi. “Benimle gelin.”

Etrafında sıvı gibi dalgalanan pelerinini savurarak arkasını döndü ve bekleme alanının arka duvarındaki tek kapıdan geçerek gözden kayboldu. Caera hemen arkasından seğirtti ama ben olduğum yerde kaldım.

Zihinsel bağımızdan Regis’in tereddütlü kabullenişi net bir şekilde yayılıyordu. ‘Harika, bu saçmalığın tam da ihtiyacı olan şey yeni bir karmaşa katmanıydı zaten.’

Nico’nun bildiği düşünülürse Seris’in de kimliğimi öğrenmiş olması sürpriz sayılmazdı ama benimle neden şimdi ve bu kadar açık bir şekilde iletişime geçtiğini merak etmekten alıkoyamıyordum kendimi.

Seris gitmiş olsa bile öğrenciler hâlâ korkudan donup kalmıştı. Orak’ın aniden belirip kaybolmasının yarattığı o koyu sessizlikte, yaşadıkları şok ve hayranlık adeta havada süzülüyordu. Kalabalığın uğultusu bile sanki bu odaya girmeye yüzü yokmuş gibi boğuklaşmıştı.

“Briar, Aphene.”

Sessizliği bölen sesimle iki genç kadın da irkildi. Gözleri faltaşı gibi açılmış halde başlarını çevirip odaya bakındılar. Briar, maskesinin arkasından uzun ve belirsiz bir rüyadan uyanıyormuşçasına gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.

“Ben dönene kadar kontrol sizde,” deyip hızla Caera ve Seris’in arkasından yürüdüm.

Orak, kolezyumun derinliklerine doğru ilerlerken tek bir kelime etmedi. Kararlı adımlarla yürüyordu, yine de hareketlerinde bedenine tamamen hakim olduğunu gösteren akıcı bir zarafet vardı. Özgüvenli ritmi, bizi kontrol etmek için arkasına dönüp bakmadığında bile bozulmadı. Peşinden ilerlerken, yetkililerin, çalışanların ve kölelerin cirit atması gereken bu alt geçitlerde başka tek bir ruh bile görmedik.

Birkaç dakika sonra Caera’nın göz ucuyla beni süzdüğünü fark ettim. Ağzını açtı ama tek bir kelime etmeden tekrar kapattı.

“Ne oldu?” diye sordum. Sesim yer altı tünellerinde yankılanıp boş geliyordu ama o sadece başını sallamakla yetindi.

Konuştuğumda Seris’in başı hafifçe bize doğru döndü. Caera’nın omuzlarına çöken bu dillendirilmemiş gerginliğin sebebini merak etsem de sessizliğimi korudum.

Tetikleydim ama korkmuyordum. Seris bir müttefik sayılamayacak kadar mesafeli ve gizemli olsa da onu düşmanlarım arasında da görmüyordum. Bana zarar vermek isteseydi, Victoriad’dan önce eline sayısız fırsat geçmişti.

Aşağıdaki dövüş alanına bakan özel bir locaya vardığımızda, sanki içeride bir Orak’tan daha tehlikeli bir şey olabilirmiş gibi hemen odayı taradım. Ancak sadece aşağıdaki oyunları izlemek için hazırlanmış lüks bir dinlenme salonuyla karşılaştım. Dekorasyon ilgimi çekmiyordu, bu yüzden dikkatimi yeniden Seris’e çevirdim.

“Baskın varlığıyla tezat oluşturan neşeli bir tonla, “Rahatınıza bakın,” dedi Seris. Ben hamle yapmayınca, şüphelerimi silip atmak istercesine elini salladı. “Seni buraya zarar vermek için getirmediğimi biliyorsun, Grey. Bu arada iyi görünüyorsun. Altın gözler… oldukça mütevazı. Yüzünü düzgünce görebilmem için şu maskeyi çıkarsana?”

İstediğini yaparak, “Misafirperverliğiniz için teşekkürler,” dedim. “Yalnız bir yer olmasını saymazsak güzel mekân. Cylrit nerede? Bir dolaba saklanmış, üzerime atlayıp meşum uyarılarda bulunmak için anı mı kolluyor?”

Seris neşeyle hafifçe güldü. “Yardımcım şu anda benim için başka bir işle ilgileniyor. Bugün meşum uyarılar yok ama bu, konuşacak meselelerimiz olmadığı anlamına gelmez. Relictombs’ta o kadar elverişli bir şekilde ortaya çıktığından beri seni yakından takip ettiğimi öğrenmek seni şaşırtmayacaktır.”

Caera içini çekerek tam gözlerime bakmadan hafifçe kenara kaydı. “Üzgünüm Grey. Orak Seris benim rehberim… daha önce bahsettiğim gibi akıl hocam. İlk başta birbirinizi tanıyabileceğinizden haberim yoktu elbette. Ondan sadece sen çok… ilgi çekici ve gizemli olduğun için bahsetmiştim. Sonra senin hakkında daha çok şey bilmek istedi ve senden gözümü ayırmamamı söyledi… ama bunu sana söylemiştim, bu yüzden umarım beni—”

O konuşurken, arkasında duran Seris’in gözlerimin içine bakıp bilmiş, imalı bir gülümseme takındığını fark ettim. Ben de aynı ifadeyle karşılık verince Caera duraksadı, endişesi yerini kafası karışmış bir çatık kaşa bıraktı.

“Sorun değil Caera. Yani, bana karşı garip bir ilgisi olan güçlü bir kadın Orak akıl hocan mı var?” Seris’i işaret ederek alaycı bir gülümsemeye engel olamadım. “Seni detaylar için hiç sıkıştırmadım çünkü gerek yoktu. Bunu çözmek pek de zor değildi.”

Caera derin bir nefes alıp mavi saçlarından bir tutamı parmaklarının arasında gezdirdi. “Anlayışın için teşekkürler. İkiniz de birbirinize şapşal şapşal bakmayı kesebilirsiniz artık.”

Seris hafif alaycı bir tavırla, “Yükseksoy Denoir’dan Caera, akıl hocanla konuşma şeklin bu mu?” diye sordu. “Üvey annen bunu duysa dehşete düşerdi.”

Regis zihnimde alay etti. ‘Durumu ele alma şeklin takdire şayan. Ama kendi kimliğin hakkında söylediğin sayısız yalanı düşünürsek, ona söylemediği için çocukça tripler atman saçma olurdu zaten.’

Haklısın, diye düşündüm. Ayrıca, kes sesini.

Seris, odanın önündeki korumalı cama yaslandı. “Tahmin edilebilir biri olup çıktın, Grey.”

Orak’a tek kaşımı kaldırarak, “Başardığım şeylerin ne kadarını tahmin ettiniz tam olarak?” diye sordum.

Cevap vermek için dudakları aralandı ama gözlerinin Caera’ya kaydığını ve söyleyeceği şeyden vazgeçtiğini gördüm. Sonunda sadece, “Yeteri kadarını,” dedi.

Gülümsemeyi bırakıp Orak’ın keskin gözlerine baktım. “Benden ne istiyorsun, Seris?”

“En başından beri ne istiyorsam onu.” Pencereye doğru döndü. Aşağıda bir düzine köle, siyah dişli kurtların bıraktığı son pislikleri temizliyordu. “Potansiyelinin geliştiğini görmek.”

Orak bir dinlenme koltuğuna doğru süzüldü ve rahatça yerleşti, bir yandan da karşısındaki koltuğu işaret etti. Caera, akıl hocasının bu sessiz davetine hiç tereddüt etmeden uydu. Ben ise koltuğun arkasında durmayı seçtim, oturmak yerine ellerimi koltuğun minderli arkalığına dayadım.

Seris gözlerini göğüs kafetime dikerek, “Potansiyel demişken,” dedi. “Caera’nın söylediğine göre mana kontrol etme yeteneğini, kendisinin bile anlamadığı gizemli eter sanatlarıyla takas etmişsin.” Caera bu sözler üzerine huzursuzca kıpırdandı. “Bu nasıl oldu? Umarım sana verdiğim son hediye tamamen boşa gitmemiştir?”

Regis zihnimde keyifle dilini dışarı çıkarır gibi bir his yayarak, ‘Uto’nun manası hiç de boşa gitmedi bence,’ diye düşündü.

Sylvia’nın canavar iradesinin üçüncü aşamasını uzun süre kullanmam nedeniyle bedenimin parçalanışını hatırlayınca karıncalandığımı hissettim. “Savaştaki yaralarım felaket düzeydeydi,” diye yanıtladım. “Uyum sağlamak zorundaydım.”

Daha çok kendi kendine konuşur gibi kısık bir sesle, “Evet, bak bu kesinlikle tahmin edemeyeceğim bir şeydi,” dedi.

Bu kez daha kararlı bir sesle, “Benden ne istiyorsun?” diye tekrar sordum. Zihnime aniden düşen şüpheyle ekledim: “Beni buraya sen mi getirdin? Victoriad’a?”

Seris’in boyalı dudakları yukarı kıvrıldı. “İtiraf etmeliyim ki, o akademide bu kadar uzun süre elin kolun bağlı oturmanı izlemek bana acı verdi. Profesörlük mü, gerçekten mi?” Alacrya’daki eylemlerim hakkında ne düşündüğü umurumdaymış gibi bana onaylamayan bir bakış attı. “Dediğim gibi, tahmin edilebilirsin. Ama haklısın, sınıfının burada olmasını ben organize ettim.”

Bu yeni bilgiyi zaten bildiklerimle birleştirmeye çalışarak, “Neden?” diye sordum.

"Sana kim olduğunu ve neyin tehlikede olduğunu hatırlatmak istedim," dedi, sesi otoriteyle ağırlaşmıştı. Biraz önceki sohbetimizin aksine tonu birden keskinleşmişti. "Bu amaçla, senden bir şey istemek için burada bulunmanı sağladım. Bunu bana olan borcunu ödemek gibi düşün."

"Borç mu?" diye sordum. İşin varacağı yerden pek hoşlanmamıştım. "Yani bana sırf kalbinin iyiliğinden yardım etmedin ha? Şaşırtıcı..."

Caera yavaşça döndü, dolunay büyüklüğündeki gözlerini bana dikti. Çenesini o kadar sıkıyordu ki dişlerinden birini kıracak sanıyordum.

Seris ise sadece daha rahat bir pozisyon almak için kıpırdandı. "Benim muhafızım olabilmek için Cylrit'e meydan okumanı istiyorum."

Bu kadarı Caera'ya fazla gelmişti; şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. İpini kopararak maskesini yüzünden çekip çıkardı ve yanındaki koltuğa bıraktı. "Şu an tam olarak ne oluyor?"

Kendi şaşkınlığımı alaycı bir gülümsemenin arkasına gizledim. "Peki bunu yapmak bana ne kazandıracak?"

"Bunun retorik bir soru olduğunu varsayacağım, çünkü ikimiz de senin gerçekte neden burada olduğunu biliyoruz," dedi. Sesi, kararını açıklayan bir yargıcınki gibiydi.

'Ona bir Orak olmayı ya da hiçbir şeyi kabul etmeyeceğini söyle,' diye dalga geçti Regis. 'Biz kimsenin gölgesinde kalmayız.'

"Benim muhafızın olmamı istemiyorsun," diye tahminde bulundum. Bu hamleyle ne tür hedefler peşinde koşabileceğini hızla düşündüm. "Sadece dikkatleri üzerime çekmemi istiyorsun."

Boynuzlu başını hafifçe öne eğerek onayladı. "Cylrit'i yenip ardından muhafızlık unvanını reddederek çok net bir mesaj vermiş olacaksın."

Agrona burada olduğumu biliyor, diye kesin bir kanaate vardım. Hatta Seris'in bunu ona bizzat söylemiş olabileceğini düşündüm. Ne de olsa başka kime mesaj göndermek isteyecekti ki? Ama zaten istediğini aldı, artık beni umursamıyor.

Bu gerçek zihnime bir yıldırım gibi düştü. Alacrya'da geçirdiğim tüm bu süre boyunca, Nico ve Cadell ile olan savaşımdan sağ kurtulduğumu öğrenirse beni öncelik haline getireceğini varsaymıştım. Ben uyurken Oraklar sınıflarımın kapısını kıracak ya da Windcrest Salonu'na ateş ve kara demir yağdıracak diye endişelenmiştim.

Ama Agrona'nın sadece hayatta kaldığımı değil, kendi topraklarında yaşadığımı öğrendiğini ve bunu umursamadığını görmek...

Kafam en hafif tabirle darmadağındı.

'Agrona bizi bir tehdit olarak görmüyorsa, bu tamamen kendi aptalca hesap hatası,' diye düşündü Regis hırlayarak. 'Ama oradaki boynuzlu tanrıça kendimizi ifşa etmemizi istiyorsa...'

Bu bilgi bütün planımı boşa çıkardı. Agrona'nın hayatta olduğumu ve nerede bulunduğumu bilmesi pek harika olmasa da Regis'in haklılık payı vardı. Beni hafife alması kendi hatasıydı ve ben de bundan memnuniyetle yararlanabilirdim. Ama şimdi dikkatini çekersem, hazır olmadan önce gücümü ona gösterirsem...

"Bu plan benim için kötü görünüyor ve sana nasıl bir faydası olacağından da emin değil目でğilim," diyerek konuyu geçiştirdim. Seris'in, niyetimi kesinleştirmemi sağlamadan önce planının ne kadarını açık edeceğini merak ediyordum.

"Yapma ama, o zehir gibi zekanı çalıştır biraz," diye üsteledi Seris. Sesindeki o ezici otorite kaybolmuş, yerini yine hafif ve takılgan bir tona bırakmıştı. "Daha ne kadar kaçıp saklanmayı düşünüyorsun?"

Karşımda oturan Caera sessizliğini koruyordu ama hâlâ kaşlarını şaşkınlıkla çatıyordu. Sohbeti anlamlandırmaya çalışırken zihnindeki çarkların döndüğünü görebiliyordum.

Dikleştim ve Orak'a yukarıdan baktım. "Cylrit'e meydan okumayacağım."

Seris'in dudakları ince bir çizgi halini aldı.

"Ama yine de mesajını ileteceğim," diye devam ettim. Kararımı ancak kelimeler dökülürken veriyordum. "Yüksek ve son derece net bir mesaj olacak."

Seris doğruldu, ardından ayağa kalktı. Benden epey kısa olmasına rağmen gözlerimin içine baktığında sanki o bana yukarıdan bakıyormuş gibi hissettiriyordu. "Tam olarak ne peşinde olduğunu bana söylesen iyi edersin. Belki yardımcı olabilirim."

"Hadi ama Seris," dedim, az önce takındığı takılgan ifadeyi taklit ederek, "o zehir gibi zekanı çalıştır biraz."

Caera'nın ayak seslerinin kesildiğini duyunca durup ona döndüm. Yer altı tünellerinin derinliklerindeydik ve etrafımızdaki taş duvarlar, yukarıdan gelen tezahürat ve savaş sesleriyle titriyordu.

Caera gözlerini ayaklarımın dibindeki zemine dikmişti. Maskesinin arkasından seçebildiğim kadarıyla yüz hatları durgundu.

"Dilini mi yuttun?" diye sordum. Seris ile yaptığım konuşmanın hangi kısmının zihnini bulandırdığını tahmin etmeye çalışmıyordum. Kafasında nasıl fantastik bir hikaye uydurduğunu hayal bile edemezdim.

Caera gözlerimi yakalamak için başını kaldırdığında gergince mırıldandı. "Sana güvenebileceğimi bilmeni istiyorum. Açıkçası hakkınızda bilmediğim pek çok şey var ve bir Orak ile aranızda az önce şahit olduğum şeylere dayanarak, şimdiye kadar kafamda kurduğum tüm o hayali fikirler feci şekilde yanlışmış."

Durduğumuz loş tüneli gözden geçirdim. Tünel hemen ilerideki bir kavşakta son buluyordu; sola dönmek bizi tekrar dövüş alanına ve hazırlık bölgesine, en sağdaki yol ise dışarıya götürüyordu.

Turnuva başlamadan önce ne kadar vaktimiz olduğuna dair hızlı bir hesap yapıp gülümsedim ve kolumu uzattım. Caera kolumun kıvrımına elini koymadan önce bana kararsızca baktı.

"Öğrencilerimin kafasında muhtemelen filizlenen milyonlarca soruya maruz kalmadan önce biraz yürüyelim ve kafamızı dağıtalım," dedim hafifçe kıkırdayarak.

"Sizin gibi yüksek bağlantıları olan gizemli bir figürle kol kola yürümeyi, ben gariban bir Vritra kanlı yüce soylunun hak ettiğinden emin değilim," diye takıldı.

"Belki de hak etmiyorsun ama bu seferlik sana bu ayrıcalığı tanıyacağım," diye karşılık verdim ve onu çıkışa doğru yönlendirdim.

Yeraltı tünellerinin boğuk sessizliğinden sonra dışarıdaki gürültü kulakları sağır eder gibiydi. Tüccarlar bağırıyor, mana canavarları feryat ediyor ve binlerce heyecanlı Alacryalı seslerini duyurabilmek için birbirlerinin üzerinden bağırıyordu.

Kalabalıktan ayrılıp daha az yoğun olan ara sokaklara saptık, ancak bu durum bizi birçok satıcı ve oyunbaz için daha kolay bir hedef haline getirdi.

"Hey, altın gözlü beyefendi, güzel hanımefendinize harika bir ödül kazanmak için burada durun," diye şarkı söyler gibi bağırdı gümüş maskeli bir adam, bizi arabasına doğru çağırarak.

Şişman bir adam yanımızdan geçerken eğilerek selam verdi, sonra neredeyse yüzümüze doğru haykırdı. "Değerli taşlar! Değerli taşlar burada! En iyi kesim, en iyi renk! Hanımefendinin güzel saçlarına uyacak safirler ya da büyüleyici gözleri için yakutlar!"

Uzun zamandır ilk kez dört elementli bir büyücü olmayı gerçekten özlemiştim. Basit bir rüzgar bariyeri büyüsü, bu yürüyüşü çok daha huzurlu kılabilirdi.

"Neden gülümsüyorsun?" diye sordu Caera.

İfademi düzelttim. "Hİç, sadece... Seris'in vesayeti altına nasıl girdiğini merak ediyordum."

"Öyle mi?" diye sordu. Gözleri renkli arabaların, brandaların ve çadırların dizilimini takip ediyordu. "Zaten hakkımda belki de dünyadaki herkesten daha çok şey biliyorsun; oysa sen sayfaları karışmış, şifrelenmiş ve muhtemelen görünmez mürekkeple yazılmış kilitli bir kitapsın..." Cümlesini bitirmedi, bana alaycı bir bakış fırlatıp içini çekti. "Ama madem öyle, benden konuşalım.

"Vritra kanlı çocuklar, yani Vritra büyüsünü ortaya çıkarma potansiyeline sahip kadar saf kana sahip olanlarımız pek yaygın değildir, ama her birimize bir Orak düşecek kadar da nadir değiliz." Caera'yı tanıyan ve son derece pahalı deri ürünler satan bir kadın tüccar seslendi; Caera biz yolumuza devam ederken kadına hafifçe el salladı. "Yüce Soy Denoir'ın konumundan dolayı beni seçtiğini iddia etti; bu konum tabii ki Vritra kanlı bir üvey kız edindikten sonra daha da büyüdü, ama her zaman merak etmişimdir..."

"Bir şekilde biliyor muydu diye mi? Şey olduğunu..." Boynuna taktığı damla şeklindeki kolye sayesinde görünmez kılınan boynuzlarının bulunduğu başını işaret ettim.

"Aynen öyle," diye cevap verdi. "Beni eğitmeye başladığında sekiz, belki dokuz yaşındaydım; bu da beni sadece Vritra kanlı ve evlat edinilmiş bir yüce soylu değil, aynı zamanda bir Orak'ın öğrencisi yaptı. Bu durum... karmaşık bir çocukluk geçirmeme sebep oldu."

Tavus kuşu sanılabilecek kadar parlak giyinmiş bir grup yüce soylu yanımızdan geçerken sesimi alçaltarak, "Neden seni gizlemene yardım ettiğini düşünüyorsun?" diye sordum. "Senden ne istiyor?"

Caera bana merakla baktı. "Bunu benim iyiliğim için mi soruyorsun, yoksa kendi iyiliğin için mi? Belki de uzun vadede senden ne istediğini anlamaya çalışıyorsundur?" Başını salladı. "Hâlâ senin onun muhafızı olmanı istediğine inanamıyorum."

"Ama istemedi, gerçekten. Sadece onunla dövüşmemi istiyor, unuttun mu?" diye hatırlattım.

"Bu da durumu en azından benim açımdan daha da kafa karıştırıcı hale getiriyor," dedi Caera, bıkkın bir ses tonuyla. "Bir şeyleri açıklaman için sana baskı yapmayacağım —her ne kadar karar verdiğinde memnuniyetle dinleyecek olsam da— ve bazı şeyleri kendine saklamayı seçersen bunu sana karşı kullanmayacağıma söz veriyorum" —Regis zihnimde burnundan soluyarak güldü— "ama neden dikkatleri üzerine çekmeni istesin ki? Kimden? Ne amaçla?"

Caera devam etmeden önce bir an dudaklarını ısırdı; belli ki kafasını kurcalayan bir düşünceyi dile getiriyordu. "Sen... Orak Seris'in cariyesi misin?"

Şaşkınlıktan az kalsın boğuluyordum; soru beni tamamen hazırlıksız yakalamıştı.

'Düşmanlarını yakın tutmanın yepyeni bir seviyesi sanki,' diye düşündü Regis kahkahalar atarak.

"Hayır," diye cevap verdim sonunda, enseme dokunarak. "Uzaktan yakından alakası yok."

Bana hayretle başını salladı. "O zaman gerçekten anlamıyorum."

"Biliyorum," dedim, kendi kulaklarıma bile aniden yorgun gelen bir sesle, "ama bir gün anlayacaksın."

"O zaman şimdilik bu kadarıyla idare edeceğiz sanırım," dedi mahcup bir gülümsemeyle. "Her neyse, sınıfının yanına dönsek iyi olur. Dövüşleri yakında başlayacaktır."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.