Karanlığın Kıyısında

Ağır demir kapıların önünde durup derin bir nefes aldım. Bu kapının ardında Sapin, Elenoir ve Darv’ın eski kral ve kraliçelerinden oluşan altı kişi vardı. Tedirgindim; bunun sebebi taşıdıkları unvanlar değil, Dicathen’in geleceğini inşa edecek ya da yıkıma sürükleyecek kişilerin bizzat onlar olmasıydı.

İşitme duyumu güçlendiren bir büyü kullanmama rağmen, içeride ne konuşulduğunu tam olarak seçemiyordum; bu da beni nasıl bir yol izleyecekleri konusunda meraka düşürüyordu.

Onlara ne anlatacaktım?

Daha doğrusu, ne anlatabilirdim? Kelimelerimi ve hareketlerimi kılı kırk yararak seçmem gerekiyordu.

Lanet kısıtlamalarına uymadığım takdirde başıma geleceklerin sadece küçük bir kısmını görmüştüm ve biliyordum ki bundan kaçış yoktu.

Buna değmezdi... En azından şu aşamada.

Gerçekten de bundan kurtulmanın bir yolu yok muydu? Sevdiğim ve içinde büyüdüğüm bu huzurlu kıtanın, elimden hiçbir şey gelmeden parça parça oluşunu sadece izleyecek miydim?

Elden bir şey gelmezdi; başlangıçta yapmam gerekenlerden çok fazla sapmıştım. Sırrımı ifşa edemezdim, bu yüzden kendimi kanıtlamış ve Xyrus Akademi’yi bugünkü haline getirmiştim. Her şey Dicathen uğrunaydı, bir umudumuz olsun diyeydi...

Fakat savaş zamanının üzerinden çok uzun zaman geçmişti. Öğrenciler güçlü olmak istiyordu ama doğru olanı korumak ya da onun için savaşmak için değil; sadece kendi kibirli gururlarını tatmin etmek için. Bu kıtadaki büyü seviyesini yükseltmekle kalmayıp aynı zamanda doğru değerleri aşılamak için verdiğim mücadele hiç bitmemişti.

Şu an ülke için yapabileceğim tek şey yeni nesli hazırlamak ve onların planlarına engel olabilecek her şeyi ortadan kaldırmaktı. Kendi anavatanımdan gönderilen casusları birer birer bizzat temizliyordum.

Sabırsızlanıyorlardı; zindanları etkileyen zehirli kalıntılardan, bir sonraki aşamaya geçtiklerini anlayabiliyordum.

Ancak bu tempoya ayak uydurmak benim için giderek zorlaşıyordu. Özellikle Arthur’un şüphelenmeye başladığını hissedebiliyordum. Etkilenmiş mana canavarlarından birinden aldığım yarayı ona göstererek dikkatsiz davranmıştım.

Artık hiçbir şeyden emin değildim...

Doğru olanı mı yapıyordum? Tüm çabalarım bize küçücük de olsa bir şans tanıyacak mıydı?

Bir zamanlar öyle olduğunu düşünürdüm ama artık pek de iyimser değildim.

Kapının iki yanında nöbet tutan iki büyücü, neden içeri girmediğimi merak ederek beni dikkatle süzüyorlardı. Biri başlangıç gümüş çekirdek seviyesindeyken, biraz daha zayıf olan diğeri orta gümüş seviyesindeydi. Bu kıtada seçkin, en iyinin de iyisi sayılırlarmış ama sadece bu kıtada.

Gardiyanlara içeri girmeye hazır olduğumun işaretini verdim, böylece Konsey’e haber verebilirlerdi.

“Girebilirsiniz,” diyerek kapıları ardına kadar açtı şövalyeler.

“—Ben de diyorum ki, daha fazla ölümün gerçekleşmesini bekleyerek kıçımızın üzerine yatamayız! Alduin, Merial, neden hiçbir şey söylemiyorsunuz? Sizin mızraklarınızdan biri öldü!”

Cücelerin eski kralı Dawsid Greysunders, kollarını kavuşturmuş gözleri kapalı bir şekilde oturan elflerin eski kralı Alduin Eralith’e parmağını doğrultmuş bağırıyordu.

“Sakin ol Dawsid. Alea’yı her kim ya da her ne öldürdüyse, düşüncesizce peşine düşmeden önce daha fazla bilgiye ihtiyacımız var. Bu durum, Dicatheous ile yaşanan iletişim kopukluklarıyla bağlantılı olabilir. Ya şüphelendiğimiz gibi, işin içinde o bilinmeyen kıta varsa ve biz sonunda—Ah, Müdür Goodsky. Mesajınızı aldık; lütfen buyurun, oturun.” İnsanların eski kralı Blaine Glayder, eliyle yanındaki boş koltuğu işaret etti.

“Evet, ama görünen o ki mesajım gereksizmiş,” diyerek hafifçe eğilip selam verdim ve oturdum. Kral Greysunders da kendisine biraz büyük gelen koltuğuna isteksizce çöktü.

“Evet, Alea can verdikten hemen sonra Alduin’in haberi oldu; ne yazık ki nasıl öldürüldüğünü bilmemize imkan yok. Sizin bildiğiniz bir şey var mı, Müdür Cynthia?” diye sordu elflerin eski kraliçesi ve tek öğrencimin annesi olan Merial Eralith.

Kendilerine bahşedilen o yadigarlar sayesinde zaten öğrenmiş olabileceklerini tahmin etmeliydim.

“Özür dilerim. Doğrusunu söylemek gerekirse, cesedini bulan ben değildim.” Alea’ya ait olan adamantiyum künyeyi çıkarıp Leydi Eralith’e uzattım.

“Cesedi kim buldu? O kişiyi derhal buraya getirmeliyiz.” Cücelerin eski kraliçesi Glaundera Greysunders avuçlarını masaya vurdu.

“Bu... biraz zahmetli olabilir,” dedim tereddütle. “Şöyle ki, cesedi bulan kişi benim öğrencilerimden biriydi ve bu tamamen tesadüf eseri oldu.”

“Fark etmez! Öğrenciyi hemen buraya getirin. Bu felaket hakkında ne kadar detay öğrenebilirsek o kadar iyi, halka açıklamaya yavaş yavaş başlamalıyız,” diye yanıtladı Leydi Greysunders.

Başımı iki yana salladım. “Sizi temin ederim, öğrenci bizim tahmin edebileceklerimizden fazlasını bilmiyor. Savaş çoktan bittikten sonra tesadüfen olay yerine denk gelmiş.”

Kral Eralith ciddiyetle söze girdi. “Sizden bir şey saklamadığına emin misiniz?”

“Bu öğrenci henüz okula yeni kaydolmuş bir çocuk. Benden herhangi bir detayı saklaması için hiçbir sebebi yok. Onu buraya getirirsek korkup sinmesinden, hatta belki de Konsey’in gözüne girmek için hikayeler uydurmasından korkuyorum,” diyerek yalan söyledim.

Arthur’u tüm bu olanlara dahil etmek istemiyordum. Henüz değil. O daha hazır değildi.

“Cynthia haklı bir noktaya değiniyor. Kendini bir kahraman gibi hissetmek için yalan yanlış şeyler uydurabilecek bir öğrenciyi sorgulamanın alemi yok. Üstelik Cynthia onu zaten sorgulamış,” dedi beni savunan insanların eski kraliçesi Priscilla Glayder.

“Evet. Hatta Ale—yani Altın Kod’un öldüğü yeri bizzat bulabildim,” diye ekledim aceleyle. Belki bir şeyler bulabilirlerdi. Onlara bu şekilde dolaylı yoldan yardım etmek meyvesini verebilirdi.

Bana buraya gelmeden önce açıklanan plan, bir sebepten hızlandırılmış gibi görünüyordu ama ilk aşamanın sonuçlanmasının yıllar alacağını çok iyi biliyordum. O zamana kadar, başımıza geleceklere hazırlanmaları için onlara bir şekilde, dolaylı yoldan yardım etmeliydim. Umarım yeterince vaktim vardı.

“Pekala. O halde bir sonraki adımımız belli oldu.” Kral Glayder yanına bir sekreteri çağırdı. “En iyi iz sürücü büyücülerimizi görevlendirin. Failin geride bırakmış olabileceği her türlü kanıtı bulsunlar. Bu sırada diğer mızrakların durumu nedir?”

“Evet haşmetlim, en iyi iz sürücülerimiz toplandı ve hazır bekliyorlar. Mızraklara gelince; Sıfır Kod, Ohmwrecker ve Balrog bölgeye ilk varanlar oldu. Yıldırım Efendisi ve Hayalet Kod’un da kısa süre önce giriş yaptıkları haberini aldık,” diye duyurdu sekreter başını eğerek.

“Güzel. Onları yakında bilgilendireceğiz. O zamana kadar, mızraklardan birinin öldürüldüğüne dair tek bir kelimenin bile dışarı sızmadığından emin olun.” Kral Glayder cümlesini bitirirken doğrudan bana baktı.

Konsey benden bir cevap bekliyordu. “Müsterih olun, o öğrenci bu bilgiyi kolay kolay ağzından kaçıracak biri değildir. Bu bilginin bir sır olarak kalmasının ne kadar hayati olduğunu ona bizzat anlatacağım,” diye cevap verdim.

Dışarı kadar bana eşlik edilirken Leydi Eralith de yanımdaydı, sonra beni herkesin gözünden uzak bir köşeye çekti. “Müdür Cynthia. Tessia’m nasıl? Kayınpederimden henüz bir haber alamadım.” Sesi endişeden titriyordu.

Başımı iki yana salladım. “Ben de durum hakkında yeni bir bilgi almadım. Ancak hem Arthur hem de Virion, Tessia’ya göz kulak oluyorlar. İyi olacaktır Merial.”

“Umarım. Tessia’nın durumu yüzünden hiçbir şeye odaklanamıyorum. Yeni bir haber alır almaz bana iletin. Bu sayede en azından Alduin ve ben, içimiz bir nebze rahatlamış bir şekilde bu kargaşaya odaklanabiliriz,” dedi ve bana bir ses iletim parşömeni uzattı.

Ses iletim cihazları aşırı pahalıydı, bu yüzden çok az kişinin bunlara erişimi vardı ancak Konsey, bilgiyi hızlıca iletip alabilmek için bunları her zaman elinin altında bulundururdu.

“Öğrenir öğrenmez size haber vereceğime emin olabilirsiniz.” Ona güven veren bir gülümseme sunduktan sonra toplantı salonuna dönmesine izin verdim.

Beş karaltı, loş ışıklı bir odada gölgelerin içinde bekliyordu.

“Demek Alea şimdiden öldü, ha?” Ses bir erkeğe aitti; düzgün ama son derece küçümseyici bir tondaydı.

“Bairon, üslubuna dikkat et,” dedi buz gibi, otoriter bir kadın sesi.

“Sinirlenmem normal; bu kadar zavallıca ölmesi mızrakların ismine leke sürüyor,” diye homurdandı adam.

Tatlı, çocuksu bir ses araya girdi. “Zavallı Alea. Mica onun için çok üzülüyor.”

“Ben de. Alea ile krema dolgulu çörekler yemeyi özleyeceğim,” diye içini çekti sıcak ve kadınsı bir tonla konuşan üçüncü bir kadın.

“General Alea için acıma duymak yakışık almaz. Nihayetinde bir mızrağa yaraşır şekilde öldü,” diye uyardı sert bir ses.

“Mica yine de engel olamıyor kendine. Alea’nın ölümü çok acıklıydı moruk,” diye surat astı çocuksu ses.

“Yine de, bebeksi görünüşüne göre değil, yaşına uygun davranman senin için daha bilgece olur,” diye cevap verdi diğeri sakince.

“Olfred, seni pislik!”

“Hadi ama, bizim tatlı Mica’mızın üzerine gitmeyin,” diye araya girdi kadınsı ses.

“A-Aya, Mica’yı boğuyorsun!”

“Hiperaktif çocuklar gibi davranmayı kesin. Biz bu ülkenin en güçlü büyücüleriyiz; bu bizi sarsmamalı,” diye söylendi ilk erkek sesi.

“Aman tanrım, Bairon yine gününde.”

“Yeter,” diye emretti o buz gibi ses. “Konsey bir sonraki adımın ne olacağını söyledi mi?”

“Hala tartışıyorlar. Görünen o ki, bizim kralımızın aksine, insan ve elf liderleri sadece kendilerini düşünüyorlar,” diye gürledi sert ses.

“Mica buna katılmıyor. Kral Greysunders da epey bencil.”

“Kıta genelinde en çok nüfuza sahip kral olarak Kral Glayder’ın, elflerin ve cücelerin iyiliğini de gözetmesi sağduyunun gereğidir.”

“Mica, Bairon’un liderimizmiş gibi davranmayı bırakması gerektiğini düşünüyor.”

“Ben de senin haddini bilmen gerektiğini düşünüyorum. Wykes hanesinin müstakbel reisiyle bu şekilde konuşacak ne geçmişe ne de güce sahipsin—”

“Herkes sakin olsun, iyi geçinelim. Varay’ı kızdırmayalım şimdi,” dedi kadınsı ses yumuşakça.

“Üzgünüm...”

“Peh...”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.