Gümüşün Eşiğinde

VIRION ERALITH

Neler oluyordu böyle? Tessia’nın etrafındaki o tuhaf aura da neyin nesiydi? O velet ne yapmıştı öyle?

Kürenin fırlatıldığını, torunumun bedenine çekilmeden hemen önce hayal meyal görebilmiştim. Bir tür iksir gibi duruyordu ama tam olarak ne olduğunu kestirememiştim. Sadece onun güvende olduğuna şükrediyordum.

Çocuk için neredeyse üzülüyordum; yer altındaki bir zindana —tanrı bilir ne kadar derine— düştükten sonra yüzeye daha yeni tırmanmıştı ve şimdi de tüm bunlarla uğraşmak zorundaydı.

Konu Altı Mızrak ve kadim eserlere gelince kendimi sorgulamadan edemedim. Bunca bilgiyi Arthur’a anlatmakla doğru mu yapıyordum? Her şeyi açıklayıp bitirdiğimde ağzımda buruk bir tat kalmıştı.

Bazen onun aslında Tessia’dan daha küçük olduğunu unutuyordum. Yine de tuhaf bir şeyler vardı. Tam olarak adını koyamasam da içgüdülerim bana şunu söylüyordu: Mana manipülasyonundaki canavarca yeteneği ve bir büyücü olarak taşıdığı gizli potansiyel bir yana; ergenlik yaşına dahi gelmemiş bir çocuğa ait olması imkansız olan o zihinsel keskinliği ve kavrayış kabiliyeti bu veledi gelecekte korkunç biri yapacaktı. Ancak tüm bunlara rağmen, şu anki güç seviyesi henüz zekasına yetişebilmiş değildi.

“Mmmm… neler oluyor? Neden yerde uyuyorum?”

Torunumun cılız sesini duyar duymaz kulaklarım dikildi.

“Büyükbaba? Neredeyim… Art!”

Kollarımı çoktan sonuna kadar açmış, tek ve biricik sevgili torunumu kucaklamaya hazırdım. Fakat tuhaftır ki, büyükbabasının kollarına koşmak yerine benden uzaklaşıp hızla o velete doğru atıldı.

Torunum… Yanlış yöne gidiyorsun.

“Arthur! Yaşıyorsun!” Tessia kollarının arasına öyle bir hızla daldı ki neredeyse çocuğu tekrar yere devirecekti.

Benim kollarım ise hâlâ havada, bomboş kalmıştı.

Belki esip geçen rüzgar kucaklanmayı kabul ederdi…

ARTHUR LEYWIN

Tess’in bitkin sesi kulaklarıma ulaştı ve yaşlı gözleri benimkilerle kenetlendi. Kendini koyuvermemek için alt dudağını ısırıyordu. Öylece kalakaldım. Hissetmeye alışık olmadığım, varlığından bile haberdar olmadığım bir duygu seli üzerimden geçti.

“Arthur! Yaşıyorsun!” Cümlesini bitirdiğinde yüzü çoktan göğsüme gömülmüştü.

“Evet,” dedim saçlarını nazikçe okşayarak. “Yaşıyorum.”

Virion’a döndüğümde, boşluğa açılmış kollarının ve taş kesilmiş bedeninin parça parça ufalandığını görür gibi oldum. Kafasını, yağı tükenmiş paslı bir robot gibi çevirdi. Bakışları hiç de mekanik değildi.

Hain. Büyükbaba her zaman ilk sırada gelmeliydi. Benim için bittin sen velet. Bu düşünceler, alnına dövme yapılmışçasına belli oluyordu; öfkesi dışarıya buram buram sızıyordu.

Büyükbaba Virion’a anlayışlı bir gülümseme gönderip tekrar kollarımdaki Tess’e baktım. Vücuduna sardığım eski paltom çıplak omzundan hafifçe kayınca, altında tamamen çıplak olduğu gerçeği zihnime dank etti.

“Kyu!”

Sylvie, Tess’in dikkatini çekmek için zıplayıp duruyordu ama nafile. Tess bana zamk gibi yapışmıştı.

“En son hatırladığım şey beni birine teslim ettiğin. Sonrasında olanların sadece küçük parçalarını hatırlıyorum çünkü çok canım yanıyordu. Ama oradan çıkamadığına dair bazı konuşmalar duydum,” dedi, kollarıyla bir yavru koala gibi bana tutunmaya devam ederken. O yaşlı gözlerle bana bakışı az kalsın kendimi kaybetmeme sebep olacaktı.

“Neler olduğunu sana anlatacağım ama şimdilik,” diyerek onu kendimden ayırdım ve üzerindeki tek giysiyi daha sıkı sardım, “üstüne başına çeki düzen verelim prenses.”

“Neden bahsedi—” diyebildi sadece. Gözlerini aşağı indirdiğinde dehşetle açıldı.

Tess odayı sarsan bir çığlık attı. Tepki vermeye fırsat bile bulamadan Büyükbaba Virion, Sylvie ve ben, bir anda ortaya çıkan bir mana dalgasıyla geriye savrulduk.

Vaktinde toparlanıp ayaklarımın üzerine düşmeyi başardım. Yan tarafa baktığımda Virion ve Sylvie’nin yara almadığını gördüm; şaşırmışlardı ama iyilerdi.

Göğsümdeki sızıyı umursamadan, karşımızdaki manzaraya ağzım açık bakakaldım.

Tess, metrelerce uzunlukta, şeffaf zümrüt yeşili sarmaşıklardan oluşan bir fırtınanın merkezindeydi. Sarmaşıklar havada kontrolsüzce savruluyor, kırbaç gibi şaklıyordu. Daha da tuhafı, bunlar cenin pozisyonunda büzülmüş olan Tess’in etrafındaki parlak yeşil auranın bir uzantısı gibi görünüyordu.

“Bu… Bu büyüklükte bir mana formasyonu… Onun için mümkün olmamalı!” Büyükbaba Virion öylece durmuş, hayretle izliyordu.

“Şaka yapıyor olmalısın,” diye mırıldandım kendi kendime.

Ellerimi ağzıma siper edip bağırdım: “Tess! Sakinleşmen lazım!”

“Sus, sus, sus! Git buradan! Ç-çıplak olduğumu bana söylemediğine inanamıyorum!” diye bağırdı, utançtan gözlerini hâlâ sımsıkı kapatıyordu. O yarı saydam dokunaçlar belli ki duygularına tepki veriyordu, çünkü şimdi daha da şiddetli dalgalanmaya başlamışlardı.

“Bağıran bir kıza sakin ol demenin onu asla sakinleştirmediğini hâlâ öğrenemedin mi?” dedi Büyükbaba Virion başını sallayarak.

Tabii ya… Cahil olan benim herhalde.

Eski bir kral olmanın ne anlamı var ki? Onca tecrübe ne işe yarar Arthur, eğer on üç yaşındaki bir kızın öfkesini bile dindiremiyorsan?

“Tess! Ben büyükbaban. Gözlerini aç!” diye seslendi Virion.

“Ha?” Tess bir gözünü araladı ve sonunda neler olduğunu fark etti. “Neler oluyor? Nedir bunlar?” Şaşkınlık içinde yardım istercesine bize baktı.

“Duygularını kontrol etmeye çalış. Mananın kontrolden çıkmasına sebep oluyorlar,” diye daha makul bir tonla açıklamaya çalıştım.

Tess, beni onaylayarak başını sallayan Virion’a baktı.

Gerçeği kavrayınca gözlerini kapattı ve meditasyon yapmaya başladı. Şeffaf zümrüt sarmaşıklar yavaşça dağılarak gözden kayboldu.

Saf manadan yapılmış gibi görünen o sarmaşıklar yok olur olmaz, üçümüz de Tess’in büzüldüğü yere koştuk.

“Çabuk moruk, mana çekirdeğini kontrol et.” Bir tahminim vardı ve gerçeği duymaktan biraz korkuyordum.

“Ben de tam onu yapacaktım velet.” Virion kollarını sıvayıp avuçlarını manayla doldurdu.

“Bekle! Art, arkana dön.” Tess’in nefesi kesilmişti ama bedeninde bir şeylerin değiştiğinin o da farkındaydı.

İç çekerek söze başladım. “Zaten her şeyi gör—”

“Şimdi!”

“Emredersiniz hanımefendi.”

“Eski kral mı? Daha çok kılıbık bir köpek gibi,” diye mırıldandım arkamı dönerken.

“O-olamaz… Bu da ne?” Virion’un sesi titriyordu.

“Ne oldu? Çekirdeği hangi seviyede moruk? Koyu sarı mı? Sakın benimki gibi katı sarı olduğunu söyleme.” Arkamı dönmek için can atıyordum.

“Gümüşün başlangıç aşamasına yarım adım kalmış… Neredeyse gümüş seviyeye geçiyormuş,” diye mırıldandı. Şaşkınlıktan kaba etinin üzerine yere çöktü.

“Ne?” Kafamı hızla arkaya çevirdim. Tess paltoya daha da sıkı sarıldı.

Tess’in ters ters bakışlarını ve itirazlarını görmezden gelerek elimi karnına koydum —paltonun üzerinden, elbette.

Haklıydı. Doğrudan hissedince bile mana çekirdeğinin sınırlarını belirleyemiyordum, bu da benden daha yüksek bir seviyede olduğu anlamına geliyordu. Daha çok kısa bir süre önce açık turuncudan koyu sarı seviyeye geçmişti. Bu da sarı seviyenin neredeyse tamamını atlayıp gümüşün eşiğine dayandığı anlamına geliyordu.

Bu haber akıl almazdı; kabullenmesi benim için bile zordu. Kendi vücut yapımı doğal karşılıyordum; dört elementli bir büyücü olduğum için seviye atlamam çok daha kolaydı ama koyu sarı seviyeye ulaştığımda darboğazları aşmak belirgin şekilde zorlaşmıştı. Kaldı ki ben üç yaşında seviye atlamıştım, herkesten çok daha önce.

Xyrus Akademisi’ndeki üstün yetenekli öğrencilerin mezun olabilmek için on yılları vardı. Bu süre zarfında bir öğrencinin çekirdeğinin ulaşması gereken belirli bir seviye yoktu ama ortalama olarak mezunlar açık turuncu seviye civarında olurlardı. Bu seviyeye ulaştıklarında, gittikleri her yerde toplumun üst tabakasında kendilerine yer bulurlardı.

En yetenekli çift elementli büyücülerin bile seviye atlaması, eğer başarabilirlerse, katbekat daha uzun sürmeliydi. Ancak Tess tüm bu genelgeçer kuralları yerle bir etmiş ve doğrudan gümüş seviyenin eşiğine sıçramıştı. Bu, muhtemelen birkaç on yıllık gelişimin sadece iki haftaya sığdırılması demekti.

Tam bir saçmalık…

“Ona ne verdin Arthur?” diye sordu Virion ciddiyetle. “Bir canavar iradesinin mana çekirdeğini bu şekilde terbiye ettiğini hiç duymadım. Yoksa ona fırlattığın o küreyle mi ilgiliydi?”

“Büyükbaba, şaka mı bu? Gerçekten gümüşe yarım adım mı kaldım? Hem ne küresi?” diye araya girdi Tess, konuşmalarımızdan kafası karışmıştı.

“Ben sadece bir tür iksir olduğunu sanıyordum.” Diyecek söz bulamıyordum.

O ortadan kaybolan iksir dükkanı da neyin nesiydi böyle?

“Arthur, eğer o kürenin yaptığını yapabilen bir iksir olsaydı, onu ele geçirmek için savaşlar çıkardı.” Büyükbaba Virion, bana anlattığı her şeyi zihninde tartar gibi hâlâ şok içinde başını sallıyordu. “Sahi, nereden buldun o küreyi?”

Şey, bilirsin işte; ortadan kaybolan bir dükkanı olan, evsiz barksız gibi görünen bir adamdan…

Sinirli bir şekilde güldüm. “Bir gümüş sikkeye aldım moruk.”

Virion bana inanmayarak dik dik baktı. Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla, onu bir tanrıdan çaldığımı söylesem daha az şaşırırdı.

“Ben de tam olarak bilmiyorum. Bir işportacıdan aldım sayılır ama hepsi bu.” Tekrar tuhaf, yapmacık bir kahkaha attım.

“Neler olduğunu anlatın bana. Ciddi değildiniz, değil mi?” Tess hemen mana çekirdeğine odaklanmaya başladı. “Olamaz… M-mana çekirdeğim açık sarı şu an ve üzerinde şimdiden bir sürü çatlak var,” dedi, sesi titreyerek.

“Tatlım, aslında şu an zirve açık sarı seviyesindesin,” dedi Büyükbaba Virion, neredeyse fısıldayarak.

Tess’in gözleri arkaya kaydı ve oracıkta bayıldı. Bağım tam zamanında hareket edip onu yakalayınca bedeni Sylvie’nin sırtına yığıldı.

“Bu kız da bir türlü uyanık kalamıyor,” diye homurdanarak onu çimenlerin üzerine daha rahat bir şekilde yerleştirdim.

Bunca yaşadığından sonra bitkin düşmesi gayet normal. Bedeni sürekli bir stres altındaydı, üstelik bir kerede üç aşamadan fazla seviye atlamış olması zihnini de epey zorlamış olmalı. Sanırım işin ciddiyetini kavramak bardağı taşıran son damla oldu.

Her birimiz kendi düşüncelerimize dalmış halde bir an ona dik dik baktık. Sonra sessizliği Virion bozdu. "Onu kapıdan geçirip Elenoir'a götüreceğim. Biraz dinlenmeye ihtiyacı var, eminim oğlum ve gelinim hala endişe içindedir. Gerçi bunu duyunca nasıl bir tepki vereceklerini de merak etmiyor değilim."

İçini çekti. "Düşünsene bir, Prenses Tessia, henüz on üç yaşında gümüş çekirdekli bir büyücü," dedi ve yüzünde kocaman, gururlu bir gülümseme belirdi. "Benimle gelmek ister misin?"

"Pas geçeceğim. Tess'in güvende olduğunu biliyorum, o da benim güvende olduğumu biliyor; şimdilik bu kadarı yeterli. Okula döndüğünde hasret gideririz," diye yanıtladım.

"Pekala. Konsey ile kaçıp durduğum bir toplantım var, bu yüzden bir süre seni göremeyeceğim. Biraz dinlen evlat." Büyükbaba Virion bana göz kırptı ve Tess'i kucağına alarak eğitim odasından dışarı çıktı.

Artık benden daha yüksek bir seviyede...

Zihnim sürekli o evsiz adama ve iksir dükkanına gidip geliyordu. Bana verdiği o küre gerçekten de Tess'in bu şekilde bir atılım yapabilmesinin asıl sebebi miydi? Başka bir açıklama bulamıyordum.

"Kyu!" "Baba, acıktım!" Sylvie kafamın tepesine zıpladı ve şikayet edercesine alnıma vurdu.

"Ben de Sylv. Ama dönmeden önce gidip bir amcan Elijah'a uğrayalım," diye yanıtladım bağımın kulaklarını okşayarak.

"Kuu..." "Ama yemek..."

"Arthur!" Elijah adeta bana kafa atarak kükredi.

Ürpertici bir dejavu hissi yaşadım ancak bu manzara az önceki kadar iç ısıtıcı değildi.

"Tamam, tamam. Evet, hala hayattayım. Benden öyle kolayca kurtulamazsın," diyerek en yakın arkadaşımın kafasını okşayıp onu sakinleştirmeye çalıştım.

"Biliyorum," diyerek burnunu çekti. "Hamam böceği gibisin."

Bu velet...

Onu üzerimden kazıyarak ayırdım. Az önce yaşadığım sahneye çok benziyordu ama bu sefer karşımda duran kişinin sağ burun deliğinden sarkan bir sümük vardı ve o kaygan salgının diğer ucu tişörtüme yapışmıştı.

Bir dost... En yakın arkadaşım. Önceki hayatımda sahip olmayı her şeyden çok istediğim bir varlığa, Elijah sayesinde bu hayatımda kavuşmuştum: Eski hayatımda ne kadar yaşlı ya da yüce olursam olayım, yanında kendimi serbest bırakıp yeniden çocuk olabileceğim birine.

"O iğrenç yüzünü tekrar görmek güzel dostum." Omzuna hafifçe vurup gülerek ona genişçe sırıttım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.