Kan ve Ter İçinde Bir Ders

"Antrenman ortağı mı?" diye sordu çocuk, ben henüz cevap veremeden. "Usta, beni buraya sonunda özel bir eğitim alma şansı bulurum diye çağırdınız sanıyordum—"

"Taci, Arthur ile dövüşürken zaten eğitim alıyor olacaksın. Şimdi buraya gel de başlayalım." Kordri, memnuniyetsizliği her halinden belli olan çocuğa işaret etti.

"Usta, bu... alt varlıkla çalışmanın bana ne faydası olacak?" diye söylendi ve bana ters bir bakış fırlattı.

Bebeksi görünümü ve henüz gelişmemiş, ince sesiyle taban tabana zıt düşen bu kibirli, ağırbaşlı konuşma tarzını bir çocuktan duymak tuhaftı.

"Arthur" —Kordri ismimi vurgulayarak devam etti— "benden özel bir eğitim alıyor. Onunla dövüşmek senin gelişimine katkı sağlayacak. Sana eter küresiyle çalışma gibi nadir bir onur bahşedilmişken bir de şikayet mi ediyorsun?"

"H-hayır, asla talimatlarınıza karşı gelmem Usta. Bu öğrenciniz sadece, Thyestes klanında sizin rehberliğinizi bekleyen onca öğrenci varken vaktinizi sıradan bir insanı eğiterek harcamanızın size yakışmadığını düşünüyor," diye açıkladı Taci adındaki çocuk ve tekrar eğilerek selam verdi.

Onun seviyesine inip gücenmek istemiyordum ama dürüst olmak gerekirse, velet insanı çileden çıkarma konusunda tam bir uzmandı.

Kordri yenilgiyle içini çekerek, "Taci, en yetenekli öğrencilerimden birisin ama kibrin senin önündeki en büyük engel olacak," dedi. Ardından havuzun diğer tarafında, elinde küreyle oturan Windsom’a döndü. "Windsom, bir kişi daha eklenince eter küresini dengede tutabilecek misin?"

Asura, "Üç kişi sorun olmaz," diye yanıtladı.

Düşüncelerimi kendime saklayarak havuzun içindeki meditasyon pozisyonuma geri döndüm. Çocuk beni görmezden gelerek içeri atladı ve üçümüz bir üçgen oluşturacak şekilde oturduk. Bir kez daha o çimenlik çayırdaydık.

"Arthur, Pantheon ırkının üyeleri senin 'kuvvet tipi mana' dediğin şeyi kullanma konusunda farklılık gösterseler de Taci, Thyestes klanının özel sanatları üzerine eğitim alıyor. Sana gösterdiğim gibi, dövüş sanatımızın temel bileşenlerinden biri hızlı ve isabetli vuruşlar ile momentum ve ağırlık merkezinden faydalanan fırlatışlardır. Rakibin ağırlığını ve ivmesini nereye verdiğini algılayarak, saldırılarımızı onların kendi gücünden yararlanacak şekilde ayarlarız. Böylece onların saldırılarını savuşturmak için çok az çaba sarf eder, asıl gücümüzü ise biz saldırdığımızda kullanmak üzere saklarız," diye açıkladı ustam.

Taci, kollarını kavuşturmuş halde Kordri'nin yanında oturuyor, küçümseyen bakışlarını bir an bile üzerimden ayırmıyordu.

"Bu teknikleri öğrenirken, kendi müritlerimizin bile temel hareketleri düzgünce sergileyene kadar mana kullanması yasaktır. Bunu övünmek için söylemiyorum ama klanımızın şöhreti, dövüş sanatımızın ölümcüllüğünden gelir. Bir ustayı izlediğinde, dövüş tarzımızın tıpkı ölümcül bir hortum gibi hem sert hem de akışkan olduğunu görürsün. Sana bunun sadece küçük bir kısmını gösterdim Arthur, ama şimdi Taci'ye karşı dövüşerek pratik yapmanı istiyorum," diyen Kordri, dikkatini çocuğa çevirdi. "Taci, Arthur'a karşı tüm gücünü kullanacaksın. Burada ölümcül yaralanmalar veya ölüm hakkında endişelenmene gerek yok."

Bunu duyan Taci’nin yüzünde beliren keyifli sırıtmaya gözlerimi devirdim. Ancak ustasının bir sonraki sözlerini duyunca o ukala ifadesi anında silindi. "Arthur, sen ise hiç mana kullanmayacaksın. Şimdilik üzerine herhangi bir baskı uygulamayacağım ama ileride buna hazır ol. Taci'ye saldırman kesinlikle yasak; sadece bloklama ve savuşturma yapacaksın. İzin verdiğim tek saldırı manevrası fırlatışlardır."

"U-Usta? Bunun hiçbir mantığı yok," diye kekeledi Taci, şoke olmuştu. "İnsan yerine bana kısıtlama getirmeniz gerekmez miydi? Bu engeller olmasa beni yenebileceğini mi söylemek istiyorsunuz?"

"Taci, mızmızlanmalarından yorulmaya başladım. Benden şüphe mi ediyorsun?" Kordri’nin gözleri konuşurken keskinleşti. Bakışları merhametsizdi; Taci panikle başını sallayarak anında sus pus oldu.

Daha önce bu duygunun tadını çıkarma şansım olmamıştı; yetişkin birinin beklenmedik bir şekilde benim tarafımı tutmasıyla o küstah çocuğa karşı kazandığım bu zafer hissi oldukça tatmin ediciydi.

"Şimdi, başlayın."

KORDRI

Sadece şaşırdığımı söylemek yalan olurdu. Hayır, daha doğru kelime hayretler içinde kalmaktı. İşin bu noktaya varacağına dair bir hissim vardı ama bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Arthur Leywin... Gerçekten gizemli bir kişilikti.

Henüz yedi yaşında olmasına rağmen Taci, başından beri olağanüstü bir yetenek sergilemişti. Dövüş sanatının temellerini, sınıfının geri kalanının dörtte biri kadar sürede kavramıştı. Mana dağıtımı henüz kaba olsa da klan büyüklerinin bile takdir etmek zorunda kaldığı bir hızla gelişiyordu. Gelecek neslin yıldızı olacaktı. Yine de tüm bu kısıtlamalara rağmen Arthur hâlâ dayanıyordu.

Hayır, artık dayanmaktan da öteye geçmişti; Arthur yavaş yavaş arayı kapatıyordu.

Ruh aleminde geçen sadece birkaç gün içinde Arthur, Taci'ye yetişmeye başlamıştı. Thyestes klanının gerçek dövüş sanatını henüz öğrenmemiş olsa da bilgilerimizi aç bir canavar gibi yutuyor ve kendine mal ediyordu.

Taci'nin saldırılarının hızına ve gücüne rağmen Arthur ona karşı koymayı başarıyordu. Karşılaştığı her yumruk, tekme, hamle ve fırlatışla Arthur’un adımları, vucüt kaydırmaları, hareketleri... Hepsi sanki vücudu içgüdüsel olarak gereksiz her hareketi ayıklıyormuş gibi daha hızlı ve keskin bir hal alıyordu. Gelişimi, dövüş eğitimi almamış birinin bile kolayca fark edebileceği bir hızdaydı. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Geçmişi nasıldı? Bu sıra dışı algı seviyesini geliştirmek için kaç kişiyle dövüşmüş olması gerekiyordu?

Savaşçı ve akıl hocası olarak geçirdiğim onca yıl boyunca daha önce hiç böyle bir hisse kapılmamıştım. Genç yaşlı yüzlerce kişiyi dövüş sanatında eğitmiştim. Thyestes klanının önde gelen isimleri haline gelen öğrenciler yetiştirmiştim ama yine de bu çocuğu eğitmek bana daha önce hiç tatmadığım bir duygu yaşatıyordu.

Ona bir şeyler öğretirken içimde sürekli bir heyecan, huşu ve gurur dalgasının yükseldiğini hissediyordum; bunlar kendime karşı bile hissetmediğim duygulardı. Bilinmeyen ama çok kıymetli olduğu belli olan bir mücevheri topraktan çıkarmaya benziyordu. Arthur hâlâ mat ve pürüzlüydü ancak her cilalama dokunuşuyla daha da parlaklaşıyordu. Nihai ürünün neye benzeyeceğini kestirmek imkansızdı ve bunu öğrenme arzusu canlandırıcıydı. Tam potansiyeline ulaşacak kadar gelişme şansı bulabilecek miydi? Yoksa önce zamanı mı tükenecekti?

Bir asura olarak doğmuş olsaydı, gücün en üst kademelerinde bile önde gelen bir figür olurdu. Ancak tanrılar onu sadece bir piyon olması için daha aşağı bir bedene yerleştirmişti; artık ihtiyaç duyulmayana kadar kullanılacak bir piyon.

Ne yazık.

ARTHUR LEYWIN

Küstah velet.

Kordri'nin koyduğu kısıtlamalar olmasaydı, onun kanı ve gözyaşlarıyla çimleri boyardım.

Geçtiğimiz birkaç gün, ona karşı hiçbir şey yapamamamın getirdiği hüsran ve öfkeyle doluydu. Taci, ustasının ona bu kadar az değer vermesinden açıkça rahatsızdı; buna bir de ırkıma karşı duyduğu doğuştan gelen küçümseme eklenince, beni bez bebek gibi oradan oraya fırlatmasına ve öfkemi kontrol etmekte zorlanmama neden olacak kadar çok darbe almama yol açıyordu.

Saldırıları akışkanlık ve hassasiyet açısından Kordri'nin seviyesinde olmasa da her hareketi manayla güçlendirildiği için alıştığımdan çok daha hızlıydı.

İlk darbede neredeyse canımdan oluyordum. Sadece vücudunun bir sonraki hamlesini ele vermesi sayesinde saldırıdan sıyrılabilmiştim. Önceki hayatımdan ve bu hayatımdan gelen dövüş tecrübelerimi birleştirerek, rakibimin duruşuna ve hareketlerine bakarak bir sonraki hamlesini bir dereceye kadar öngörebiliyordum. Bu yetenek rakibin ne kadar yetenekli olduğuna bağlı olarak değişiyordu ama Taci, klanının dövüş sanatlarında uzman olsa da dövüş tecrübesi hâlâ eksikti.

Mikro hareketlerinde hiçbir açık veya kusur bulunmayan Kordri'nin aksine Taci, her hamlesini resmen önceden ilan ediyordu. Yine de kaçınmak tamamen farklı bir sorundu. Saldırıları açık verse de hâlâ şimdiye kadar karşılaştığım herkesten çok daha üst seviyedeydi. Tecrübem olmasaydı, ruh aleminden anında kovulurdum. Saldırılarının gücü ve katıksız hızı, herhangi bir S-seviye maceracıyı mutlak bir teslimiyetle diz çöktürebilirdi.

Yumruklarının şiddetiyle etrafındaki hava ıslık çalıyor, darbelerini her blokladığımda kollarım acıyla zonkluyordu.

Dişlerimi sıkarak acıyı görmezden geldim ve direndim. Sadece hızlı olmak yetmiyordu. Ondan daha hızlı olmam gerekiyordu. Bunu yapabilmek için hareketlerimi en aza indirmeliydim. Mana kullanmadan başarılı bir şekilde sıyrılabilmemin tek yolu, manevralarımı sadece en gerekli olanlara indirgemekti. Eğer bunu başaramazsam, yakında ezilip gidecektim.

Taci yeni bir saldırı dalgası başlatırken, "Ustamın vaktini çalacağına kendi türünün yanına dönmelisin," diye küfretti. Beni sadece yere fırlatmak değil, doğrudan tam isabetle vurmak istiyor gibiydi. Ben de aynı şeyi hissediyordum.

Ancak cevap verecek lüksüm yoktu, bu yüzden dişlerimi sıkıp daha da odaklandım.

Daha hızlı.

"Annem ve babam sizin gibi alt varlıkların ne kadar zayıf olduğunu söylemişti; görünüşe bakılırsa bu doğruymuş. Biz asuralara neden size bakmak gibi berbat bir görev verildiğini anlamıyorum," diye hırladı ve dönerek yukarı doğru bir diz darbesi savurdu.

Kulağımda keskin bir acı hissettim ve boynumu hızla çevirerek saldırının asıl darbesinden ucu ucuna kaçabildim.

Daha hızlı.

Ne kadar zaman geçtiğini kestiremiyordum; Kordri ile saatlerce dövüşmeye alışıktım ama bu seferki çok daha uzun gelmişti. Taci amansız saldırılarına devam ettikçe vücudum kesikler ve morluklarla dolu bir tuvale dönüştü.

Yetmez; daha hızlı.

Asura veledi gözle görülür şekilde hırçınlaşmaya başlamıştı; artık beni yakalayıp fırlatmaya da çalışıyordu. Zayıf bir noktamı kavrama ümidiyle elini pençe gibi uzattığını görebiliyordum. Ancak artık hareketlerine alışmaya başladığımdan, darbelerinden sıyrılmak kolaylaşmıştı. Bir zamanlar yanımdan bulanık bir iz gibi geçen yumrukları, şimdi net bir şekilde seçiliyordu.

Tahammülü azaldıkça zehrini kusmaya devam etti. “Vritra klanı ve o iğrenç melezleri olmasaydı, ustam bir köpeğin asuralara layık bir şeyler öğrenebileceği umuduyla burada sana ders vermek zorunda kalmazdı.”

Daha da hızlı.

Gözlerime giren ter görüşümü bulandırıyordu. Hareketlerimizin yerden kaldırdığı toprak parçalarıyla birlikte çimenler havada uçuşuyordu.

Daha hızlı, kahretsin!

Vücudum isyan etmeye, zihnim ise körelmeye başlamıştı. Hareketlerim keskinleşiyordu fakat yorgunluk yüzünden her kaçınma hamlemde vücudumdan bir acı dalgası geçiyordu.

Ne yapmam gerekiyordu? Bu kadar uzun süre dövüşmeye alışkın değildim ve bu kalibredeki saldırılardan kaçınmak beni normalden çok daha çabuk tüketiyordu.

Hızımı düşürürsem Taci’nin çocuksu gazabının tüm ağırlığına maruz kalacaktım; öte yandan bu tempoyu daha ne kadar sürdürebileceğimden emin değildim.

Bir çıkış yolu bulabilmek için zihnimi zorladım. Düşün Arthur. Kordri bunca zamandır neyin üzerinde durmuştu? Mana ve enerjinin tasarrufu, doğru dağılımı. Taci’nin dövüş tarzı Kordri’ninki kadar öz değildi ama vücudunu manayla takviye ettiği için benim kadar çabuk yorulmuyordu.

Akışkanlık.

Evet, akışkan olmalıydım. Seni aptal Arthur, Kordri cevabı zaten vermişti. Akışkan ol ama sertliğini koru. Bir siklon gibi.

Fikir zihnimde netleşmişti fakat tek bir hatanın ölümüme mal olabileceği bir durumda bunu uygulamaya çalışmak hâlâ korkutucuydu. Ruhlar aleminde bile olsak, dehşet vericiydi.

Taci de yorgunluk belirtileri göstermeye başlamıştı; o kibirli yüzüne gergin bir bıkkınlık çökmüştü. Yine de saldırı yağmuru hiç yavaşlamadı; yumruk ve yakalama hamlelerinden oluşan fırtınasını sürdürdü.

Sadece kaçınma. Daha fazlasını yap. Saldırılarındaki açığı kolla. Hareketlerine karşı koyma; onlara ayak uydur, onlarla birlikte ak.

Taci hamle yaparken hayal ettiğim hareketi tam olarak uygulayamadım ve yanağımda yeni bir kesik açıldı.

Yeterince hızlı değilsin Arthur.

Yandan gelen tekmesi kaburgalarıma tam isabet ederek dengemi bozdu ve beni savurdu.

Acıdan yere yığılmamak için dudağımı ısırdım. Birkaç kaburgamın kırıldığını biliyordum; bu da muhtemelen bir veya iki organımın delindiği anlamına geliyordu.

Daha hızlı. Hareketine karşı direnme. Enerjini koru. Akışkan ol.

Nihayet sağlam bir darbe indirmiş olmanın verdiği avantajla Taci, mor bir aura ile güçlendirilmiş sağ direğiyle hemen arkasından geldi.

“İyi uykular,” dedi o alaycı sesiyle.

Beynim bana eğilmemi, hayati organlarımı korumamı, bu yumruktan kaçmamı haykırıyordu. Ancak sadece sıyrılırsam, bir sonraki saldırısından kaçmam imkansız olurdu.

İçgüdülerimi görmezden geldim. Taci’nin son tekmesinden aldığım ivmeyi kullanarak, yumruğu bana doğru gelirken vücudumu saat yönünün tersine döndürdüm. Aynı anda sağ elimi kaldırıp zamanlamayı onun eline denk gelecek şekilde ayarladım.

Eğer bu manevranın zamanlamasında veya hızında hata yaparsam—milisaniyelik bir sapma bile olsa—muhtemelen kafam kopup giderdi. Bu düşünceleri zihnimin derinliklerine gömüp odaklandım.

Sağ elim onun sağ bileğini kavradığında zaman yavaşlamış gibiydi. Hiç vakit kaybetmeden ağırlık merkezimi düşürdüm ve vücudumun dönüşünü bozmadan kolunu omzumun üzerinden aşırdım. Ayakları çaresizce yerden kesilirken Taci’nin yumruğundaki o muazzam gücü hissedebiliyordum.

Kendi darbesinin gücünü kullanarak saldırısını yönlendirdim ve onu yere çarptım.

Beklemediğim şey, bu fırlatışın bir ev büyüklüğünde krater oluşturmasıydı.

Yıkımın tam ortasında Taci, gözlerinin akı dışarı fırlamış bir halde boylu boyunca uzanmış, ağzından kanlar gelerek hırıldıyordu.

Nefes almaya çalışarak dizlerimin üzerine çöktüm; kırık kaburgalardan birinin akciğerimi deldiğini o an fark ettim. Normalde zorbalığı, hele ki benden küçük birine yapılmasını asla onaylamazdım; ancak veletin o zavallı haline bakarken yüzümde memnuniyet dolu bir sırıttma belirdi.

“İyi uykular.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.