"İyi misin Ellem?" diye sordu Tedry.
Başımı salladım.
"Bugün odun kesim ekibinin nöbeti bizde," dedi öylesine bir edayla. İnce yapılı, koyu renk saçlı çocuk karyolasında oturmuş, botunu ayağına geçirmeye çalışıyordu.
Tekrar başımı sallamakla yetindim.
"Burada konuşlandırılarak nerdeyse bir hafta oldu Ellem ve Vritra hakkı için söylüyorum, ağzından üç kelimeden fazla çıktığını duymadım. Neden böylesin?" Alacryalı çocuk kalın kaşlarından birini kaldırmış, bana bakıyordu.
Sadece omuz silktim.
Tedry sırıttı. "Biliyor musun, seni bu yüzden seviyorum Ellem. Güzel bir hikaye anlatırken asla lafımı kesmiyorsun."
Rolluf kendi karyolasından alayla soludu. "Hiç kimse senin güzel bir hikaye anlatmanı kesmedi Ted, çünkü şimdiye kadar tek bir güzel hikaye anlatmadın!"
Tedry diğer botunu giyerken duraksadı ve elindeki ağır ayakkabıyı doğrudan Rolluf'a fırlattı, tam bacaklarının arasına isabet ettirdi. Rolluf acıyla inleyip karyolasından yuvarlanmaya çalıştı ama battaniyesine dolandı. İri yarı Alacryalı çocuk gürültüyle yere kapaklanırken hafif karyolayı da devirdi.
Rolluf söylenip battaniyenin içinden çıkmaya çalışırken Tedry kahkahalara boğuldu.
Bana verilen mavi ve gümüş renkteki üniformayı çoktan giymiştim. Saçlarımı başımın arkasında sıkı bir topuz yapıp uzunluğunu gizleyerek, diğerlerinden önce uyanıp hazırlanmaya her zaman dikkat ediyordum. Erkek taklidi yapmak ilk başta kolay görünmüştü ama Eidelholm'da kaldığım süre uzadıkça işler zorlaşıyordu.
"Hadi ama sersemler," dedim sesimi olabildiğince kalınlaştırarak. "Kahvaltıya geç kalacağız."
Tessia yakalandıktan sonra madalyonu kullanıp sığınağa dönmeyi düşünmüştüm. Muhtemelen herkesin, özellikle de Tessia'nın benden yapmamı isteyeceği şey buydu. Sonra geçitten çıktığımı, Tessia'nın görünmediğini fark eden herkesin beklenti dolu bakışlarının nasıl bir kafa karışıklığına dönüştüğünü hayal ettim. Tessia'nın beni kurtarmak için yakalandığını... ve benim kaçıp geldiğimi açıkladığımdaki yüz ifadelerini getirdim gözümün önüne.
Elbette sonra hepsi bunun benim suçum olmadığını, elimden bir şey gelmeyeceğini, beni anladıklarını ve sadece hayatta kaldığıma sevindiklerini söyleyeceklerdi. Nazik davranacaklardı... her zaman oldukları gibi. Benim için üzülecek, bana acıyacaklardı.
Bana bir çocuk gibi davranacaklardı.
En başta bir planım yoktu ama oraya o şekilde dönemeyeceğimi çok iyi biliyordum. Ağabeyim olmadan geri döndüğünde Tessia'nın ne halde olduğunu görmüştüm. O zamanlar olayın diğer tarafındaydım ama şimdi Tessia'nın ne kadar acı çektiğini, kendini nasıl yalnız ve çaresiz hissettiğini anlıyordum.
Hayır. En azından Tessia'ya yardım etmeyi denemeden sığınağa dönemezdim. Ne de olsa yakalanmasına neden olan bendim. Albold ile gitmeliydim ama bunun yerine kalıp kahramancılık oynamaya kalkışmıştım.
O benim en yakın arkadaşımdı ve sadece benim yüzümden yakalanmıştı. Rinia'nın uyardığı gibi sadece tutsaklara odaklansaydım, Elijah beni rehine alamazdı diye itiraf ettim kendi kendime. En azından denemek zorundayım...
Eidelholm, baskınımızdan sonraki birkaç gün boyunca kovanı dağıtılmış karıncalar gibi kaynıyordu. Canavar irademin ilk evresini kullanarak, kasabada mana kullanan her kimseye karşı tetikte olarak ağaçların siperinden olan biteni gözledim. Uzaktan bir şeyleri görüp göremediklerini anlamanın hiçbir yolu yoktu.
Kasabayı önemli görünen birkaç kişi ziyaret etti ve öldürdüğümüz kadın ve erkeklerin yerine onlarca yeni asker geldi. Elijah'ı bir kez, kasabanın ziyaretçileriyle buluşup onlara saldırı alanını gösterirken gördüm ama ne onu ne de Tessia'yı bir daha göremedim.
Tessia yakalandıktan sonraki üçüncü gün, Tedry ve Rolluf'un orman sınırının yakınında konuşmalarına kulak misafiri olmam tamamen bir şans eseriydi.
Alacrya'daki bir akademiden geldiklerini, genç asker eğitim biriminin parçası olduklarını öğrendim. İlk başta konuşmaları çoğunlukla saldırı hakkındaydı. Kasabanın yöneticilerine Milview hanedanı deniyordu. İki çocuk, Milviewlerin nasıl birer korkak olduğu, kasabayı "Dicathia isyancılarına" karşı savunmak yerine askerlerin yarısını kendilerini korumak için geride tuttukları hakkında şakalar yapıyordu.
Yaşlı muhafızlardan biri Rolluf'un ensesine bir patlatıp diline sahip çıkmasını söyledi. Ondan sonra Tedry ve Rolluf diğer muhafızlardan biraz uzaklaştı, bu da onları dinlememi daha da kolaylaştırdı. Yapraklı bir çalının altındaki kovuğa iyice kurulup yerleştim. Boo da ormanın daha derin bir yerinden beni gözlüyordu.
Alacryalı çocuklar zamanlarının çoğunu böyle kuş uçmaz kervan geçmez bir yere gönderildiklerinden şikayet ederek ve arkadaşlarının Zestier gibi asıl aksiyonun yaşandığı yerlere nasıl gittiklerini anlatarak geçiriyordu. Kulağa o kadar... normal geliyordu ki. Sadece saçma, normal erkek meseleleri hakkında konuşan bir çift normal çocuktu işte.
Sonra Tedry, Eidelholm'a ilk geldiklerinde onlar için her şeyin nasıl bir kabusa dönüştüğünden bahsetti. Programlarından sorumlu adam öldürüldüğü için muhafız noktaları arasında sürüklenip duruyorlardı.
Bana o fikri veren de bu oldu. Çılgınca, aptalca bir fikir... ama yine de bir fikir.
Tedry ve Rolluf beni, her birimize bir kase yulaf ve süt verilen uzun binaya kadar takip etti. Ardından yan yana dizilmiş uzun masalardan birinin ucundaki standart yerlerimizi aldık.
"Birkaç gün içinde büyük bir olay var," diye mıldandı Rolluf, ağzı yulaf doluyken. "Kalkanlardan birinin bu konuda konuştuğunu duydum."
Tedry gözlerini devirdi. "Her zaman 'büyük bir olay' olur zaten. Muhtemelen bütün o elf kölelerin kaçmasına izin verdikleri için Milviewleri azarlamaya gelen başka bir soyludur."
Rolluf başını salladı, masaya biraz yulaf damlattı. "Yok, bu seferki büyük bir şey. Gerçekten büyük."
"Kafan kadar büyük mü?" diye sordu Tedry takılarak. Rolluf bir kaşık yulafı masanın karşı tarafına savurarak Tedry'nin üniformasına sıçrattı. "Kahretsin, tuniğimde yulaf lekesiyle nöbete gidersem dayak yerim Roll!"
"O koca ağzını açmadan önce düşünecektin onu, ha?" diye takıldı Rolluf, esmer yüzünde kocaman, aptalca bir alaycı gülümseme belirdi.
"Bu Kalkan ne olacağı hakkında başka bir şey söyledi mi?" diye sordum, zihnim hızla çalışırken. Tessia'yı yakalandığından—yani beni kurtarmak için kendini feda ettiğinden—beri görmemiştim ama Elijah'ın hâlâ Eidelholm'da olduğunu ya da en azından ara sıra gelip gittiğini biliyordum, bu yüzden Tessia da burada olmalıydı. Belki de bu büyük olayın onunla bir ilgisi vardı...
"Bir duyuru. Elenire ile ilgili bir şey—"
"Elenoir mi?" diyerek kestim Rolluf'un sözünü.
"Ha, işte ondan."
Tedry kasesinin üzerinde uyuyakalmış gibi yaptı. "Heyecanlanmayın hemen. Biliyorsunuz işte, büyük bir şeymiş gibi sunacaklar, sonra sadece 'Filanca hanedanını tebrik ederiz, Elnire'nin deliğinde onlara bir mülk verildi—'"
"Elenoir."
"—ve bizden onları tanıyormuşuz gibi alkışlayıp tezahürat etmemiz beklenecek," diye devam etti Tedry, düzeltmemi görmezden gelerek. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi gözleri parladı. "Belki de bir idamdır! Kasabaya saldıran Dicathialıları yakalamış olabilirler—"
Rolluf masaya yulaf taneleri sıçratarak soludu. "Adaylardan birini yendiler Tedry. Bu küçük yerde kimse onlara parmağını bile süremez—"
"O sürebilir," dedi Tedry kasvetli bir sesle. Rolluf'un bakışları önündeki yulafa kaydı.
Masa bir süre sessizliğe gömüldü.
Alacryalı çocukların, korkuyla karışık büyük bir saygı duydukları Elijah'dan ilk bahsedişleri değildi bu.
Alacrya hakkındaki bilgisizliğimi Tedry ve Rolluf'a belli etmemek için çok dikkatli davranmış, fazla soru sormamıştım; bu da daha fazla bilgi edinmemi kısıtlamıştı. Ancak Tessia hakkında bir şey öğreneceksem, bir noktada daha fazla risk almaya başlamam gerektiğini biliyordun.
"Sizce katılmamıza izin verirler mi?" diye sordum, Eidelholm'a sızdığımdan beri kullandığım o derin sesi korumaya dikkat ederek.
"Sadece sıkıcıysa," diye yakındı Tedry. Üniformasındaki yulaf ezmesini silmek için cesurca bir çaba harcıyordu.
"Belki de Eidelholm'daki genç askerler olarak... küçük bir gösteri falan sunabiliriz?" diye sordum tereddütle. İki çocuk ekstra iş yapmaktan nefret ederdi, bu yüzden fikirden hoşlanmayacaklarını biliyordum ama beni bu "büyük olaya" dahil edecekse buna değerdi. Umarım değerdi.
Yanıt veren ses arkamdan geldi. "Bu harika bir fikir."
Hepimiz eğitmenimize bakmak için döndük.
Eidelholm'daki genç askerleri denetlemekle görevli adam, Murtaeg adında tedirgin bir büyücüydü. İşlerimizle ilgilenmeye pek vakti ya da isteği var gibi görünmüyordu; her gün nerede olacağımızı söylemekten ve bir zamanlar elflerden birine ait olan küçük evimizin düzenli tutulduğundan emin olmaktan fazlasını yapmazdı.
Murtaeg'in pas rengi kızıl saçları, düzensiz uzamış bir haftalık sakalı ve odanın içinde hızla mekik dokuyan sulu gözleri vardı.
"Selam Murt," dedi Rolluf eğitmeni onaylayarak.
Murtaeg, Rolluf'a öfkeyle baktı. "Adım, daha önce birkaç kez açıkladığımdan emin olduğum üzere, Murt değil. Murty, Em, Hoca ya da bana takıp durduğunuz o saçma lakaplardan hiçbiri değil. Murtaeg. Bunu hatırla Rolluf."
Kulakları kızaran Rolluf, boş yulaf kasesine bakıp sessiz kaldı.
"Dediğim gibi," diye devam etti Murtaeg, biraz daha dik durarak, "genç Ellem'in fikrinin harika bir fikir olduğunu düşünüyorum." Gezinen gözleri odada tekrar turlamadan önce sadece bir saniyeliğine üzerimde durdu. "Milview Malikanesi'ne uğrayıp bunu Silas Milview ile ayarlayacağım."
"Ne olacağını biliyor musunuz?" diye sordum, sonradan pişman olacağım bir düşüncesizlikle.
Murtaeg'in gözleri çok kısa bir an için tekrar bana kaydı. "Madem bu senin fikrin Ellem, etkinlik için kısa bir gösteri hazırlamaya ne dersin? Hazırlanmanız için bugün ve yarın sizi normal görevlerinizden muaf tutacağım."
Eğitmen yanıt beklemedi; topuklarının üzerinde dönüp hızla uzun binadan çıktı.
Tedry ve Rolluf bana dik dik bakıyordu.
"Ne var?" diye sordum savunmaya geçerek.
"Etkilendim mi yoksa kızdım mı bilemiyorum," dedi Tedry, kaşları çatılmıştı ama dudaklarında çarpık bir gülümseme vardı.
Rolluf ise bana etkilendi mi yoksa kızdı mı kararlaştırmak için kafasında zihinsel bir hesaplama yapmaya çalışıyormuş gibi derin düşünceli bir ifadeye bürünmüştü. "Bir yandan, iki tam gün boyunca görev yok ki bu muhteşem bir şey."
"Diğer taraftan," dedi Tedry, Rolluf'un zihninden geçenleri okurcasına, "plan yapmamız, pratik yapmamız ve sonra da gösteriye katılmamız gerekiyor. Üstelik bir sürü süslü püslü soylunun önünde sergileyeceğiz. Tam bir işkence."
Ne planlıyorsun? diye sordu Arthur'un sesine benzeyen o iç ses. Tessia buradaysa, tek yapmam gereken ona yaklaşmak, diye cevap verdim.
"İşe koysak iyi olur sanırım," diye öneride bulundum.
"Durun bakalım," diye hırladı Rolluf. "Önce söylemem gereken çok önemli bir şey var."
Tedry ile ikimiz oturduğumuz yerden yarı yarıya doğrulmuş, merakla ona bakıyorduk.
Rolluf yüksek sesle geğirdi, ardından ağzından çıkan o pis kokulu gazı masanın öteki tarafına doğru üfledi. Tedry onun kaval kemiğine sert bir tekme savurup hızla yemekhaneden dışarı fırladı. Rolluf da hafifçe topallayarak hemen arkasından onu kovalamaya başladı.
Erkekler işte, diye düşündüm gözlerimi devirerek ve peşlerinden gittim.
Etrafım düşmanlarımla çevrili olmasına, gerçek kimliğimi öğrenseler beni anında öldürecek insanlarla dolu olmasına rağmen, sonraki iki gün neredeyse... eğlenceli geçti.
Tedry ve Rolluf, Alacryalıların öyle olduğunu kendime inandırdığım gibi, özellikle de oklarımla can veren o muhafızlar gibi şuursuz birer ölüm makinesi değildi. Onlar için tüm bu savaş bir nevi oyundan, uzak ve romantik bir fanteziden ibaretti. Sevimli, saf ve komiktiler; birlikte bu kısa gösteriyi hazırlarken gerçekten keyif aldık.
İkisinin de henüz işareti yoktu—Alacryalılara büyü yeteneklerini kazandıran o dövmelerden bahsediyorum—bu yüzden büyülü güçlerimin olmadığını söylediğimde hiç şaşırmadılar. Oklarımı onlara izah edecek kadar Alacrya büyüsü bilmediğimden, okçuluk dersleri aldığımı söylemek çok daha güvenliydi.
Aramızdaki dövüşte başrolü benim okçuluk becerilerime verip eğitim teçhizatları ödünç alarak bir tür sahte savaş sahneleme fikri Tedry'den çıkmıştı.
O günün öğleden sonrasına kadar yapacağımız gösterinin ana hatlarını belirlemiştik bile.
Açıklığın ortasında dururken Tedry elinde tahta bir kılıç ve kalkanla üzerime doğru atıldı. Kılıcını savurduğunda altından yuvarlanıp sırtına bir ok fırlatmak üzere ağır Alacrya yayımı kaldırdım.
Ucu kütleştirilmiş eğitim oku, Tedry'nin kendi etrafında dönüp saldırımı savuşturduğu tam o anda, tahta kılıcının denk geldiği yerden dramatik bir şekilde kırıldı. Ardından fırlatacağım diğer ok göğsündeki kalın koruyucu zırha isabet edecek, o da geriye doğru devrilip abartılı bir şekilde nefesi kesilerek ölü taklidi yapacaktı.
Rolluf elindeki küt mızrağı iki eliyle sıkıca kavramış hâlde onun yanından ileri fırladı. Mızrağı bana doğru savurduğunda geriye sıçradım ve yayımla hamlesini yana savuşturdum. Mızrağın arka kısmıyla çelme takmaya çalıştı ama üzerinden atlayıp benden çok daha iri olan bu çocuğun sırtından yuvarlanarak diğer tarafına geçtim.
Kendimi geriye bırakıp ters bir perende atarak aramızdaki mesafeyi birkaç adım daha açtım, sonra soluna doğru bir ok fırlattım. Kendi etrafında dönüp oku savuşturuyormuş gibi yaptı. Sağ tarafına bir ok daha attım, onu da savuşturdu.
Yakındaki ormandan gelen bir kıpırtı gözüme takılınca Tedry'nin tahta kılıcı omzuma çarptı.
"Ah!"
Tedry yüzünü buruşturup kılıcını havada tuttu. "Kahretsin, üzgünüm Ellem. Eğilmen gerekiyordu, unuttun mu?"
Omzumu ovuşturup ormandan öteye döndüm. Alacryalı çocukların hiçbirinin Boo'nun beni kontrol etmek için kafasını dışarı çıkardığını görmemiş olmasını umuyordum.
"Üzgünüm, ben... unuttum. Baştan alalım."
Rolluf sırıtırken Tedry başını iki yana salladı. "Böyle şeyleri Roll'dan beklerim ama Ellem, bunu bütün kasabanın önünde yapacağımızı unutma. Beni rezil etmesen iyi edersin."
Bıyık altından gülümsedim ve kırık eğitim okunun parçalarını yerdeki yaprakların arasından topladım. "Seni rezil etmek mi? Tedry, seni eli yüzü düzgün gösteren tek şey benim."
Tedry'nin bu lafını kafasında çözmeye çalışırken yüzü yavaşça asılan Rolluf, durumu anlayınca yüksek sesle bir kahkaha patlattı ve sıska çocuğu iterek neredeyse yere deviriyordu.
"Neye gülüyorsun sen?" diye sordu Tedry Rolluf'a ters ters bakarak. "Ben sadece eli yüzü düzgünsem, sen ne oluyorsun acaba?"
"Hacim olarak bunun yarısı kadar," diye espriyi patlattı Rolluf, göbeğine vurarak.
Zamanı geldiğinde hem Tedry hem de Rolluf'un sergileyeceğimiz gösteri yüzünden ne kadar heyecanlı olduğunu görünce şaşırdım. Onlardan çok daha tedirgin olmam gerektiğini düşünüyordum ama "Ellem" kimliğine bürünüp orta halli bir Alacryalı çocuk olarak sıradan bir rutine oturduğumdan beri üzerime ruhsuz bir dinginlik çökmüştü. Hem zaten gösteri pek de umrumda değildi. Sadece o büyük duyurunun ne olduğunu görmek istiyordum.
Plan yapıp pratik yaparken iki günlük hazırlık süreci su gibi aktı gitti. Eidelholm'da önemli bir şeyin açıklanacağı haberi dalga dalga yayılmıştı. Kimse net bir şey bilmese de ortalıkta bir sürü dedikodu dönüyordu.
Hatta etkinliğe katılacağımız için diğer Alacrya askerlerinin çoğu ne bildiğimizi sormak adına yanımıza kadar geldi. Biz ise sadece omuz silkip onları cevapsız geri göndermekle yetindik.
Duyuru sabahı köy her zamankinden çok daha hareketliydi. Kuzeyden gelen ve ziyaretçilerle dolup taşan arabalar bir bir içeri giriyor, kasaba muhafızlarının devriyeleri dört katına çıkarılıyordu.
Süt ve yulaftan oluşan standart kahvaltımızı yaptıktan sonra, ilgilenmemiz gereken başka bir görevimiz olmadığı için üçümüz Milview Malikanesi'ne doğru ilerledik ve işçilerin hazırlıkları tamamlamak için koşturmasını izledik.
Eidelholm'da geçirdiğim süre boyunca beni en çok zorlayan şey elf boyunduruğu olmuştu. İki yüzden fazla köleyi özgürleştirmiş olsak da kasabada hâlâ onlarca elf vardı; Milview hanesine "ait" olan ve bu kasabada köle olarak yaşayıp, çalışıp, ölecek olan elfler...
Genç asker birliğinin bir üyesi olarak üstlendiğim görevler beni elflerin çoğuyla karşı karşıya getirmemişti, buna şükrediyordum. Yine de o elf işçilerin, başlarında bekleyen muhafızların kırbaç ve hatta daha kötü ceza tehditleri altında oradan oraya koşturmasını izlemek midemi bulandırmaya yetiyordu.
Kasabanın kalbindeki büyük malikanede—artık Milview Malikanesi olmuştu—harıl harıl çalışma yürütülüyordu. Üçüncü kattaki bir odaya bitmek üzere olan bir balkon ekleniyordu. Çatıdaki büyük bölümler baştan aşağı yenilenmişti; zira elflerin kullandığı o büyüyen sarmaşık benzeri malzemenin, onların bakımı olmadan kuruyup gittiği anlaşılıyordu.
Evin önündeki meydanda küçük bir sahne de kuruluyordu. Bizim gösteriyi sunacağımız yerin burası olduğunu tahmin ediyordum ama içimden bir ses, buranın idam kararlarının uygulanabileceği türden bir sahneye benzediğini fısıldıyordu...
Sahnenin etrafına iki küçük tribün inşa edilmişti. Her şeyi süzerek bakarken öfke ve korkum katlanıyordu; muhtemelen üst düzey ziyaretçilerin oturması için yapılmıştı.
Bir noktada fazla uzun süre hareketsiz durmuş olmalıyız ki Milview hanesinden bir görevli bizi yakaladı ve Malikanenin dışına ipek duvar halıları asmamıza yardım ettirdi. Üniformalarımız gibi mavi ve gümüş renklerindeydi; zengin mavi bir arka plan üzerinde, içinden gümüş yıldızlardan oluşan kıvrımlı bir patikanın geçtiği gümüş ağaçlar tasvir edilmişti.
Kısa süre sonra kasabanın her köşesinden insan akın etmeye başladı. Elfler sürü hâlinde getirilerek sahnenin önünde durmaya zorlandı. Beklediğimden çok daha fazlaydılar; sırf bu etkinlik için dışarıdan daha fazla köle getirilip getirilmediğini merak ettim. Artırılan devriye görevlerine atanmamış olan rütbeli askerler tribünlerin etrafında ya da arkasında dururken, şık giyimli kadınlar ve erkekler koltukları doldurmaya başladı.
Küçük grubum dışında insanlarla iletişimimi kasıtlı olarak sınırladığım için kalabalıktaki yüzlerin çoğu bana yabancıydı.
Sivil bu kadar çok insanı bir arada görmek benim için bir ilkti ve Alacryalıların ne kadar yabancı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyordu. Giyim tarzları, kullandıkları kelimeler, sosyal gelenekleri... Her şey alışkın olduğum dünyadan o kadar farklıydı ki.
Tedry ve Rolluf seçkin Alacryalıları gösterip onların soyları hakkında bilgi vererek kendi aralarında eğlenirken ben de dinliyormuş gibi yapmaya çalıştım ama zihnim bambaşka bir yerdeydi. Zamanımı boşa harcadığımdan ve hayatımı hiç uğruna riske attığımdan korkmaya başlıyordum.
O basit planım—Tessia'ya madalyonumu aktifleştirecek kadar yaklaşmak ve ikimizi de sığınağa ışınlamak—şimdi kulağa ne kadar da toy ve çocukça geliyordu.
Eğer bu etkinlikte yoksa, bu gece buradan ayrılacağım, diye karar verdim.
Rolluf dirseğiyle beni dürttü. Ne istediğini anlamayarak başımı kaldırıp ona baktım. Bakışları üzerimizdeki balkona kilitlenmişti; bir adam ve bir kadın henüz açık havaya adım atmıştı. Çiftin beklediğini fark eden kalabalık, dalga dalga yayılan bir fısıltıyla birden sessizleşti.
İkisi de oldukça alımlıydı. Adamın güneş altında parıldayan kısa, bal sarısı saçları vardı; kadının saçları ise yeni biçilmiş saman rengine daha yakındı. İkisi de gümüş işlemeli mavi büyücü cübbeleri giymişti. Adamınki daha geleneksel bir savaş büyücüsü kesimiyken, kadınınki adeta bir tuvalet gibiydi.
Milviewler bunlar olmalıydı.
Adam balkonun etrafındaki korkuluğa iki elini dayayıp öne doğru eğildi. "Hoş geldiniz!" dedi. Sesi, kasabanın dışındaki evimizden bile duyulabileceğinden emin olduğum gür bir özgüvenle yankılandı.
"Henüz tanışma şerefine erişemediğimiz dostlarımız için; ben Silas Milview, bu da benim güzel eşim Cerise." Adam tribünlerden gelecek nazik alkış tufanını bekledi. Askerlerin çoğunun lord ve leydi için ellerini bile çırpmadığını fark etmek gözümden kaçmadı.
"Bazılarınızın bildigi üzere, Milview ailesi mütevazı köklerden gelir. Bugün sizlere bir soylu olarak hitap edebilmem Vritra'nın kutsaması sayesindedir! Yüce Hükümdarımızın bize bahşettiği bu yüce ödül, merhum kızımız Cercei Milview'un sergiledigi inanılmaz cesaretin bir karşılığıdır!"
Silas, dinleyicilerden daha güçlü, daha samimi bir alkış koptuğunda tekrar duraksadı. Her iki Milview de kızlarına gösterilen bu saygı karşısında kalabalığa doğru gururla gülümsedi.
Demek Elshire'ı yaran kişi o kızdı, diye düşündüm kasvetle.
"Şu sürtük," diye mıldalandı Tedry, ancak sesini iyice kısarak sadece Rolluf ve benim duyabileceğim şekilde konuştu. "O cüretkarlığı yapmasaydı, şimdi Alacrya'daki evimde, ders aralarında kız arkadaşımı öpüyor olurdum..."
Rolluf bıyık altından güldü. "Ellem'a yalan söyleme Ted. İkimiz de öptüğün tek kızın annen olduğunu biliyoruz."
Tedry'nin boynu kıpkırmızı kesildi ve Rolluf'un koluna bir yumruk indirdi. Ancak yakında bir grup muhafızla duran Murtaeg öfkeyle bakınca, iki çocuk da hemen hizaya girip suspus oldu.
"—ailemizin başarıları bugün huzurunuzda bulunma sebebimiz değildir," diyordu Silas. "Yine de bu mütevazı yeni evimizin böylesine tarihi bir olaya ev sahipliği yapmak üzere seçilmiş olmasından gurur duyuyoruz."
Silas Milview, ailesinin geçmişine dair lafı uzattıkça uzatan bir konuşmaya daldı. Kızının savaştaki başarılarıyla, Alacrya'daki okuluna devam eden oğluyla övündü; Milview ailesinin yükselişini lüzumsuz tüm ayrıntılarıyla anlattı. Kalabalığın, özellikle de şık giyimli konukların onun anlattıklarıyla hiç ilgilenmediği kısa sürede anlaşıldı. Bemen arkasında ve solunda duran Cerise Milview, ikide bir adamın ensesine bakıp duruyordu. Yüzündeki gülümsemeyi hiç bozmasa da gözleri büyümeye, paniğini açık etmeye başlamıştı.
Siyah ipek bir cüppe giyen koyu renk saçlı bir adam manidar bir şekilde öksürüp oniks bastonunu tribünlere vurunca, Silas Milview sanki girdiği hipnozdan uyandı. Etrafındaki kalabalığa bakındı, gülümsemesi yüzünde donup kaldı. Sonra, "Şey... evet... dikkatiniz için... teşekkür ederim," dedi. Yüksek soylu Alacryalı, hâlâ gülümsemeye devam eden karısına bir bakış attı, ardından yeniden kalabalığa döndü.
"Bugün sizler için hazırladığımız başka gösteriler de vardı ama... şey... burada neden toplandığımızı öğrenmek için ne kadar sabırsızlandığınızı görebiliyorum. Bu yüzden... şey... doğrudan duyuruya geçsek daha iyi olur, değil mi?"
Bu sözlerin ardından çöken zifiri sessizlikte duyulan tek ses, küfür eden Tedry'ninki oldu. Muhafızların birkaçı bizden tarafa baktı; kiminin yüzünde sırıtış, kiminde öfkeli bir ifade vardı. Ancak Tedry'nin kireç gibi bembeyaz kesilmesine yol açan şey, Murtaeg'in o ölümcül bakışı oldu.
"Lafı... lafı daha fazla uzatmadan, Elenoir Prensesi Tessia Eralith ile birlikte Alacrya yolculuğundan henüz dönen yüce muhafız Nico'yu sizlere takdim etmekten onur ve şeref duyuyorum." Lord ve Leydi Milview kalabalığı selamlayıp el salladı, ardından balkona iki kişi daha çıkarken geriye çekilip gözden kayboldu.
Sahnenin önünde duran elfler Tessia'yı görünce bir çığlık yükseldi.
Nefes kesici görünüyordu. Gümüşi saçları arka tarafta toplanmış, başının arkasında bir tavus kuşunun kuyruğu gibi yelpaze şeklinde açılmıştı. Gözlerinin etrafına koyu hatlar çekilmişti, dudakları ise canlı bir kırmızıydı. Vücudunu bir sıvı gibi saran ve ejderha pulları gibi ışıldayan zümrüt yeşili bir kumaş ile zarif gümüş plakalardan yapılmış, bedenine oturan bir savaş zırhı giymişti.
Ensesinde hafifçe parıldayan runik dövmeler görünüyordu. Savaş zırhının altından kollarının yaydığı o belli belirsiz ışıltıya bakılırsa, oralarda da dövmeler olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Zihnim durmuş gibiydi. İki kulağımın arasında vızıldayan eşek arıları uçuşuyordu sanki, düşüncelerimin yerini bu gürültü almıştı. Ne bekleyeceğimi gerçekten bilmiyordum ama Tessia'yı bir savaşçı prenses gibi giyinmiş, köleleştirilmiş halkına aşağıdan sıcak bir gülümsemeyle el sallarken görmek... kesinlikle beklediğim şey bu değildi.
Peki ya o dövmeler neydi? Manasını bastırmak ya da bir şekilde onu kontrol etmek için yapılan bir şey mi? Hiçbir fikrim yoktu. Sağlıklı düşünebilmekte bile zorlanıyordum. Binasının üstüne atlayıp madalyonu aktif hale getirmeli miydim? Elfleri ve Tessia'yı alabilirdim ama kaçacak kadar hayatta kalabilir miydim? Kathyln bir şekilde Bilal'ın onlarla birlikte ışınlanmasını engellemişti ama bu bir tercih miydi yoksa tamamen şans mı?
Şimdi onu kanlı canlı karşımda görünce, en azından tam şu anda, düşman büyücülerle çevriliyken onunla birlikte kaçma umudumun olmadığını fark ettim.
Elijah—ya da Silas Milview'ın çağırdığı adıyla Nico—elini kaldırdı ve elfler sustu. Alacryalıların tepkisi ise Elijah'nın ne diyeceğini bekledikleri için oldukça cılız kalmıştı.
"Bugün hem kendi halkım olan Alacryalılara hem de Dicathen halkına sesleniyorum. Karşınızda her iki kıtanın da bir evladı olarak konuşuyorum! Alacrya'nın Merkez Hakimiyeti'nde doğmuş olsam da aralarında merhum Alduin ve Merial Eralith'in kızı Elenoir Prensesi Tessia Eralith'in de bulunduğu Dicathen halkıyla birlikte büyüdüm ve okudum."
Elijah merhum kral ve kraliçenin isimlerini anınca elflerin arasından bir feryat yükseldi.
Tessia öne doğru bir adım attı. Elijah kolunu onun beline doladı ve kendine doğru çekti.
Dehşet içinde Tessia'ya bakakaldım. Yüzünde en ufak bir öfke ya da tiksinti kırıntısı belirmesini bekliyordum. Ama gördüğüm tek şey, endişeli fakat son derece samimi bir gülümsemeydi.
Elijah konuşmasına devam etti. "Bugün yeni bir gün. Savaş bitti ve iki kıtamız Vritra'nın hizmetinde tek bir vücut oldu. Yüce Hükümdar, geçmişin düşmanlıklarını bir kenara bırakıp barış sancağı altında birleşmemizden başka bir şey istemiyor."
Tribünlerden birkaç nezaket alkışı yükseldi ama elfler tamamen sessizdi. Çoğu Tessia'ya benimle aynı kafa karışıklığı ve ihanete uğramışlık hissiyle bakıyordu.
"Şimdi, lütfen dikkatinizi Prenses Tessia'ya verin."
Tessia balkonun önüne doğru yürüdü. Adımları titriyor gibiydi, korkuluklara tutunarak kendini çabucak toparladı. Büyüleyici kıyafetlerine ve makyajına rağmen gözlerinin etrafındaki koyu halkaları, avurtları çökmüş, keskinleşmiş yüz hatlarını görebiliyordum.
Sana ne oldu Tessia? Sana ne yaptı?
"Halkım..." dedi, sesi hafifçe titriyordu. Arkasına hızlı bir bakış attı, Elijah'nın cesaret veren baş onayının ardından konuşmaya devam etti. "Korktuğunuzu biliyorum ama bilmenizi isterim ki... ben her zaman, evet her zaman sizinle karanlığın arasında durdum. Umudunuzu kaybetmeyin. Lütfen beni dinleyin."
"Bugün huzurunuzda..." Yine duraksadı, gözleri kalabalığın üzerinde gezindi.
Bu kez Elijah ona daha da yaklaştı ve elini sırtına koydu. Tessia biraz daha dik durdu. "Ben, Tessia Eralith, kraliyet ailesinin hayatta kalan son üyesi... Elenoir'ı yönetme hakkından feragat ediyor..." Elflerin kümelendiği taraftan nefeslerin kesildiği duyuldu. "...ve Alacrya'nın Yüce Hükümdarı'na sadakat yemini ediyorum. Bir zamanlar elf ırkına ait olan tüm topraklar üzerindeki mutlak yetkiyi yasal olarak ona devrediyorum."
"Hayır!" diye bağırdı elf bir köle.
"Bu doğru olamaz!" diye yalvardı bir başkası.
"Hain!" diye kükredi üçüncüsü.
Muhafızlar araya girip silahlarıyla tehditkar hareketler yapana kadar bu feryat birkaç saniye sürdü, ardından elfler çaresizce sustu.
Tessia sözlerine devam etmeden önce Elijah'ya yaslanır gibi oldu. "Bunu sizlerin hayatı karşılığında yaptım." Arkadaşım—her ne kadar onu tanımakta güçlük çeksem de—aşağıdaki kalabalığa zayıfça gülümsedi. "Derhal serbest bırakılacaksınız... ve arkadaşlarınızı, ailelerinizi nerede olurlarsa olsunlar arayıp bulmanız için buradan gönderileceksiniz."
Bu kez elfler donakalmış bir sessizliğe gömülürken Alacryalılar arasında bir hareketlenme oldu.
"Tüm elfler özgür kalacak ve... ve yeni bir dünyada ortaklar olarak Alacrya halkının yanında bir yer verilecek." Tessia bir an durakladı. Elijah öne eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı. "Artık kendi sınırlarımızda seyahat etmekten korkan aşağılık bir ırk olarak görülmeyeceğiz."
Duyduklarıma inanamayarak başımı iki yana sallıyordum. Dicathen'daki insanlar elflere her zaman çok iyi davranmamıştı, Sapin'deki bazı yerlerde köleliğe hâlâ izin veriliyordu ama insanlar ve elfler savaş halinde değildi. Elf kralı ve kraliçesini katledip cesetlerini sergilememiştik!
Tessia'ya öfkeyle bakarken yumruklarımı sıkmıştım. Bir an için gözlerimizin kenetlendiğine yemin edebilirdim. Yorgun turkuaz gözlerinde en ufak bir tanıma belirtisi yoktu.
Sadece kılık değiştirdiğim için beni tanıyamadı, diye telkin ettim kendimi dişlerimi sıkarak.
Neredeyse şapkamı çıkarıp saçlarımı özgür bırakmak istiyordum ama yerimden kıpırdamadım.
Hayır, yapamazdım... hiçbirimiz yapamazdık. Oradaki herkes donup kalmıştı. Şimdiye kadar hissettiğim hiçbir şeye benzemeyen bir baskı bedenimin her bir santimini ele geçirirken, herkesin gözleri korkuyla açılmıştı.
Elijah ve Tessia, diğer Alacryalı büyücülerle birlikte gökyüzüne bakıyorlardı. Derin bir sessizlik hâkimdi.
Bir şey geliyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.