Karanlığın Dişleri

Bedenimden ziyade gölgemin derinliklerinden sıyrılıp çıkan Regis’i hayranlıkla izledim. Dört ayağı üzerine dikildiğinde ancak göğsüne gelebiliyor olmam bir yana, arka bacaklarına kıyasla daha uzun ve kaslı duran ön pençeleriyle gölge kurdunun görünüşü baştan aşağı değişmişti.

Regis’in tüyleri sert dikenler halinde dışarı fırlamış, üzerindeki mor alevlerin keskin bıçakları altında obsidyen gibi parlıyordu. Şakaklarından uzayan ve bir boğanınki gibi öne doğru kıvrılan boynuzları adeta birer mızrağı andırırken, ağzından taşan tırtıklı hançer dizileri keskin dişlerini oluşturuyordu.

Gölge ortağımın boğazından kopan güçlü kükreme, Kordri’den öğrendiğim Kralın Baskısı’nın eterik bir versiyonunu andıran, elle tutulur bir ağırlık taşıyordu. Tehlikeyi sezen üç dev golem, dikkatlerini hemen Regis’e çevirdi.

Bakışlarımı hızla Caera’ya döndürdüm. "Plan değişti. Regis’e destek ol!"

Caera, bitkinliğine rağmen başını kararlıca salladı ve kızıl kılıcına ruh ateşi yükledi. O sırada Regis, arkasında kar bulutları savurarak ileri atıldı.

Ortağımın hareketleri birer feryada dönüşürken, pençeleriyle golemlerden birinden koca bir parça kopardı, hemen ardından dönüp dikenli kuyruğuyla diğerine vurdu. Pençelerinin geçtiği yerlerde, yıkım özelliğini taşıyan mor bir iz kalıyordu.

Tanrı rünü sayesinde üretebildiğim mor alevler kadar ölümcül olmasa da saldırıları, Caera’nın ruh ateşinin aksine, golemlerin kendini yenileme yeteneğini baltalıyordu.

Eter hatlarından akan bilgileri zihnime kazıyarak, hâlâ gövdesinin bir kısmını onarmaya çalışan dev golemin yakınına doğru tanrı adımı kullandım. Omzuna sıçrayıp ellerimi doğrudan bedenine sapladım.

Asıl varlığını oluşturan eter bulutunu emmeye başladığımda, üçüncü golem pençeli elinde bir buz mızrağı yaratıp bana fırlatarak karşılık verdi.

Daha ne yapacağıma karar bile veremeden, devasa buz parçasına çarpan bir ruh ateşi küresi golemin saldırısını yuttu ve çevreye yayıldı.

Yeni büyüsü karşısındaki şaşkınlığım yüzümden okunuyor olmalıydı ki Caera bıyık altından gülerek, "Tek çalışan sen değilsin, Grey!" dedi.

Eter rezervim neredeyse tamamen dolmuşken, yeni bir patlama hazırlığıyla avcumda güç toplamaya başladım. Tam o anda üzerinde durduğum golem sarsıldı ve dengemi yitirerek aşağı savruldum.

"Dikkat etsene!" diye kükredim Regis’e. Kafasıyla golemin gövdesine bindirmiş, boynuzlarını yaratığa saplamıştı.

Havada süzülürken bedenimi döndürüp doğrultumu buldum ve yoğunlaştırdığım eter patlamasını golemin kafasına doğru bıraktım. Büyüm hedefini bulduğunda boğuk bir patlama yankılandı ancak başı kopan golem, buna rağmen altı uzvunu birden Regis’in etrafına dolamayı başardı.

Diğer iki golem, Regis’in hareket kabiliyetinin kısıtlanmasını fırsat bilerek onu yumruk, pençe ve buz mızrağı yağmuruna tuttu. Bu amansız saldırılara rağmen, kalın ve dikenli kürkünden yükselen pürüzlü alevler hasarın büyük kısmını emiyor, bana ve Caera’ya yeni bir fırsat tanıyordu.

Sağ elime daha fazla eter pompalayarak gücü olabildiğince yoğunlaştırdım. Golem güruhunun ortasına doğru fırlayıp saldırıyı tam kalplerinde serbest bıraktım.

Yakın mesafeli bu hamle, havada süzülürken etrafından sızan enerji miktarını büyük oranda azaltsa da büyüden geri tepen güç beni geriye savuracak kadar şiddetliydi. Havada metrelerce sürüklendim.

Tanrı adımıyla yere inip geri tepmenin ivmesini emdim. Eter patlamam saldırganın iki kolunu küle çevirmiş olsa da üzerime doğru fırlatılan vagon büyüklüğündeki devasa buz mızrağından sıyrılmak için tanrı rününü bir kez daha tetikledim.

Caera, çarptığı anda genişleyen bir dizi küçük ruh ateşi bombası daha savurdu. Bu patlamalar, şekli şemali tamamen bozulan dev golemlerin uzuvlarını ve gövdelerini parçalayarak Regis’i serbest bıraktı.

Bir kurttan ziyade ejderhayı andıran bir kükreme daha koyuveren Regis; keskin alevlerin, dişlerin ve pençelerin oluşturduğu bir kasırgaya dönüşerek üç golemi de harman makinesine girmiş gibi un ufak etti.

Caera, parmaklarının ucunda dans eden siyah alevler yavaşça sönümlenirken yorgun bir kıkırdamayla, "Bu saatten sonra bize gerek bile kalmadı sanırım," dedi.

Golemler bu sözleri bir meydan okuma olarak görmüş gibi, bedenlerini oluşturan kar ve buz kütleleri aniden yere yığıldı.

Asıl varlıklarını oluşturan mor sis bir araya gelmeye başladı; giderek kalınlaşıyor, berraklaşıyor ve daha küçük bir formda yoğunlaşıyordu.

Eterik varlığın toplandığı noktadan kinetik bir güç dalgası yayıldı ve Regis’i karların üzerinde metrelerce uzağa savurdu. Caera kılıcını toprağa saplayarak zorlukla ayakta kalabilirken, ben kendimi daha kalın bir eter tabakasıyla zırhlandırıp topuklarımı zemine gömmeyi tercih ettim.

Patlamanın merkezinde; dört yarı saydam mor kola ve iki metrelik boyunun iki katı genişliğinde bir çift kanada sahip, ruhani, insansı bir varlık belirdi. Uzuvları buzdan yapılmış zırh plakalarıyla kaplıydı. Ancak en şaşırtıcı detay, yüzü olmayan kafasının yarısını süslü bir maske gibi kapatan beyaz geçit parçasıydı.

Caera bir adım öne çıktı. "O..."

Dudaklarımın kenarında bir gülümseme belirdi. "Geçit parçası."

Bedenimi saran eterle birlikte mor bir haleye büründüm. Tam dört kollu insansı yaratıkla yüzleşmeye hazırlanıyordum ki zihnime sızan amansız ve karanlık düşünceler konsantrasyonumu darmadağın etti.

Bu şey benim! diye hırladı Regis, hiç de kendine benzemeyen bir ses tonuyla.

Gölge ortağım, yıkım gücüyle bezenmiş çenesini vahşice şakırdatarak bir karaltı halinde ileri atıldı. Ancak Regis’in altındaki karlar aniden çöküp sertleşti ve pençelerini yere dondurdu.

Öfkeli bir hırıltı çıkaran gölge kurdu kendini kurtarmak için çırpınmaya başladı ama bedenini kaplayan yıkım gücüne rağmen buzlar çözülmedi.

Yarı saydam mor kanatlarını bir kez daha çırpan varlık, hızla göğe yükseldi ve üzerimize eterle kaplı buz mızrakları yağdırmaya başladı.

Caera hiç tereddüt etmeden önüme atıldı, kendisini Regis ile buz yağmurunun arasına siper ederek siyah ruh ateşinden bir duvar ördü.

Ben ise düşmanımızın saldırısını kesmek için tanrı adımını kullanarak havaya, tam üzerine ışınlandım. Kendimi mor bir enerji bulutuyla sarmalayıp doğrudan insansı yaratığın omuzlarına çöktüm.

Bedenlerimiz havada bir aşağı bir yukarı savrulurken, çırpınan kanatlarına aldırmadan yaratığın boynuna sarıldım. Bacaklarımı beline dolayarak kafasındaki geçit parçasını söküp almaya çalıştım. Ancak beyaz taş blok yerinden bile oynamadı, üstelik buz zırhının plakaları beni koruyan eter tabakasını aşındırmaya başladı.

Caera’nın siyah alevleriyle saldırının büyük kısmını engellediğini ve Regis’i kurtardığını görünce taktik değiştirdim.

Geçit parçasını sökmeye çalışmak yerine, yaratığın kafasını iki elimle kavradım. Mor tenini oluşturan eteri emmeye yeltendiğimde ise üzerime çöken muazzam enerji dalgası karşısında boğulacak gibi oldum.

Bu, bir gölün dibinden doğrudan su içmeye çalışmaya benziyordu. Boğulma riskini göze alamayarak ellerimi kafasından çektim ve bu kez insansı yaratığın kanatlarına odaklandım.

Varlık acıyla kıvranmaya başladı; kollarıyla beni sırtından çekmeye, kanatlarıyla hırpalamaya çalışıyordu. Ancak bedenlerimizin temas ettiği her noktadan buzdan kristal desenler yayılıp canımı yakarken bile, eter kalkanıma güvenerek ona sıkıca tutunmaya devam ettim.

En ufak bir odak kaybında infilak etmeye hazır eter enerjisini sağ avcumda topladım. Üç Adım’ın bana verdiği kurutulmuş meyve oyuncağıyla yaptığım pratikleri hatırlayarak bu enerjiyi şekillendirmeye başladım.

Eterin formunu değiştirmeye çalışırken mor enerji kıvılcımları dışarı sızıyordu ancak pes etmedim ve sonunda yamuk yumuk bir disk üretmeyi başardım.

İnsansı varlığın eterinden küçük yudumlar alarak beni yutmasına izin vermemeye çalıştım, bir yandan da diski daha ince bir hale getirmeye odaklandım. Tam o anda karlı ovada keskin bir kırılma sesi yankılandı ve sol bacağımdan yukarı doğru zihin uyuşturan bir acı yayıldı.

Avcumdaki eter diskini patlatacak kadar büyük bir odak kaybının eşiğindeyken, büyüyü hemen serbest bırakmayı seçtim ve yaratığın sağ kanadının köküne doğru fırlattım.

Yarı saydam mor disk elimden çıkıp havada kısa sürede gözden kayboldu ama gitmeden önce eterik kanadı temiz bir şekilde kesip atmıştı.

Gıcırtılı bir çığlık ve uğultu çıkaran yaratıkla birlikte karlı zemine doğru hızla irtifa kaybetmeye başladık.

"Regis!" diye kükredim, hem sesli hem de zihnimden gölge ortağımın dikkatini çekmek için.

Aşağıda bize doğru yaklaşan büyük, karanlık karaltıyı görünce yaratığı bıraktım ve son bir kez daha tanrı adımını tetikledim.

Mor şimşeklerin çatırtısıyla biraz ötede yere ayak bastım ama sol bacağımın altımdan kaymasıyla hemen ileriye doğru devrildim.

"Grey!"

Caera hızla yanıma koştu, kızıl gözleri dehşet içinde parçalanmış bacağıma kilitlenmişti. Benim odağım ise onun kürek kemiğindeki kanlı yaradaydı.

"O yara da ne?" diye sordum, bacağım iyileşirken kemiklerin birbirine sürtünmesinden kaynaklanan acıyla irkilerek.

Alacryalı soylu başını iki yana salladı. "Regis yaptı ama vurduğunun farkında bile olduğunu sanmıyorum. Şu an pek kendinde değil."

Bizim yüzümüzden Caera’nın yaralanmış olması içimde bir huzursuzluk yaratsa da Regis’in yeni kazandığı yıkım yeteneğinin benimki kadar güçlü olmamasına şükrettim. Eğer benimki gibi her şeyi yutan alevler şeklinde tezahür etseydi…

Gözlerimi uzaktaki savaşa çevirdiğimde, Regis ve eterik varlığın amansız bir yakın dövüşe tutuştuğunu gördüm. Her hamle, Caera ile durduğumuz yerden bile hissedilen enerji dalgaları yayıyordu.

"Gidip yardım etmeliyim," diyerek doğruldum.

Caera, obsidyen boynuzunun arkasına gizlenen bir ifadeyle önce iyileşen bacağıma baktı, sonra gözlerini yeniden bana çevirdi. "Regis yardım istiyor gibi görünmüyor."

"Farkındayım." Kaşlarımı çattım. "Ama bu yeni halinin onu içten içe kemirdiğini hissedebiliyorum."

Başını onaylar anlamda sallayarak öne çıktı ve yanımda durdu. "İkinize ayak uydurabilmek için çok fazla mana tükettim. Arkadan destek vereceğim."

Gözlerim, omzuna kadar uzanan o kavisli yaraya kaydı. Kanaması durmuş olsa da üzerinde morumsu bir leke seçiliyordu. "Bunun için üzgünüm."

Caera hafifçe sırıtarak beni öne doğru itti. "Eğer iz kalırsa, akıl hocama hesap vermek zorunda kalırsın. Hadi git artık."

Tanrı Adımı yeteneğini tetiklediğim anda etrafımda eterik şimşekler çaktı. İnsansı yaratığın kollarının boyu üç katına çıkıp Regis'in tepesine inerek altında bir göçük oluşturduğu sırada, canavarın sadece birkaç adım arkasında belirdim. Çevrem bir anda değişmişti.

Bu şey benim! Regis zehir zemberek bir tonla kükredi.

Kes sesini, diye tersledim ve eter kuşanmış adımlarımla öne atıldım. Yaratığın geriye kalan tek kanadı eterik bir tırpana dönüşüp boynuma doğru savrulunca eğilmek zorunda kaldım. Başımın üstünden vınlayarak geçen kanadı kavrayıp bedenini yana doğru çevirdim, ardından sendeleyen adımlarının önüne bacağımı koyarak onu yanlamasına yere serdim.

Avcumda enerji toplayarak, koruyucu eldiven formu kadar güçlü olmasa da yine de etkili olan eterik bir yumruğu yaratığın açıkta kalan göğsüne indirdim. Göğsünde açılan girdap gibi boşluktan aşağıda karla kaplı zemin görünüyordu. Tam yeniden eter toplayıp sıfır mesafeden darbe indirmeye hazırlanıyordum ki yandan karanlık ve ağır bir kütle çarparak beni savurdu ve insansı golemin üzerine atıldı.

Yoldaşımın bu dikbaşlılığı karşısında hüsranım öfkeye dönüşürken ağzımdan alaycı bir homurtu kaçtı. "Demek oyunu böyle oynamak istiyorsun?"

Karda vahşi hayvanlar gibi yuvarlanıp boğuşan Regis ile eterik varlığa doğru yürürken, pençeli elimden mor bir enerji dalgası yayıldı.

Kendimi daha fazla dizginleme gereği duymadan avcumu ikisine doğru doğrulttum ve eter dalgasını üzerlerine saldım.

Dağların zirvelerinde yankılanan acı dolu, insanlık dışı bir çığlık ve derinden gelen bir uluma koptu. Hem Regis hem de yaratık acı içinde kıvranarak yere yığıldı, ikisi de bir anlığına sersemlemişti.

"Şunu sabit tuttuğun için sağ ol dostum," diyerek elimi yaratığın sönmeye yüz tutan mor bedenine daldırdım ve eterini dikkatlice emmeye başladım. Aynı esnada diğer elimle de yüzsüz kafasındaki geçit parçasını söküp çıkarmaya çalışıyordum.

İnsansının kendi bedenini kendi gücümü beslemek için kullandım; kolumu, elimi ve parmaklarımı onun eteriyle güçlendirerek beyaz taş tableti nihayet tatmin edici bir çatlama sesiyle yerinden sökmeyi başardım.

Yaratığın bedenini oluşturan yoğun eter kütlesi çözülmeye başladı. Kendisini dünyaya bağlayan geçit parçası da giderek yok olunca, eterik varlık mor bir enerji girdabına dönüşerek patladı ve kısa süre içinde tamamen silindi.

Savaşın o gürültülü hengamesinden sonra çöken ani sessizlik beni rahatsız ederken bir süre öylece dikildim. Sonunda Regis pençeli ayaklarının üzerinde doğrulacak gücü buldu.

"Yaptığına bak!" Regis ölümcül bir öfkeyle üzerime yürüyerek tükürürcesine konuştu. "Eğer o aptal taş parçasına bu kadar kafayı takmasaydın, onun tüm eterini emebilirdim!"

"Sonra ne olacaktı?" Sesimde en ufak bir acıma belirtisi olmadan yoldaşımın tehditkar bakışlarına aynı sertlikle karşılık verdim. "Beni ve Caera'yı öldürüp bu çorak topraklarda kafana göre mi takılacaktın?"

Regis obsidyen dişlerini gösterdi. "Belki de öyle yapardım—"

Yumruğum suratının yan tarafına indi ve kafasını karın içine gömdü.

Caera'nın yaklaşmasını engellemek için elimi kaldırırken gözlerimi Regis'ten ayırmadım. "Görünüşe göre sana karşı fazla yumuşak davranmışım."

Gözü dönmüş bir hırlamayla o gölge kurt devasa pençesini savurarak karşılık verdi, ardından Yıkım bulaşmış çenesiyle beni ısırmaya yeltendi. Ancak hareketleri en iyi ihtimalle vahşi, en kötü ihtimalle çocukcaydı; bu yüzden sıyrılmak hiç de zor olmadı.

Her saldırısına eter kuşanmış darbelerimle karşılık verdim ama benim vurduklarım hedefi buluyordu. Tanrı Adımı yeteneğini kullanabilmek için eter yollarından bilgi toplama konusunda yaptığım onca pratikten sonra, savaşta hem tepki süremdeki hem de zihinsel keskinliğimdeki gelişimi net bir şekilde hissedebiliyordum.

"Eğer ölürsem sana ne olacağı hakkında hiçbir fikrinin olmadığını unuttun mu?" diye gürleyerek böğrüne öyle bir kroşe indirdim ki karda metrelerce sürüklendi.

Soğuk ve acımasız bir kahkaha attı. "Beni önemsiyormuş gibi davranma. Beni sadece bir silah, kullanabileceğin bir araç olarak gördün! Şimdi potansiyelimi fark ettin ya, benden korkuyorsun, değil mi?"

"Seni gerçekten bir silah olarak görseydim muhtemelen daha duygusal yaklaşırdım," diye kıkırdadım. "Ama sen daha çok bir asalak gibiydin."

Öfkeli bir ulumayla üzerime atılan Regis'in bedenindeki Yıkım gücü daha da şiddetle yanmaya başladı.

Topuklarımın üzerinde dönerek yoldaşımın ölümcül pençelerinden sıyrıldım ve saldırılarını savuşturarak enerjisini daha da tüketmesini sağladım.

"Son birkaç gündür eter çekirdeğimi sömürüyorsun ve bir anda güçlü olduğunu mu sanıyorsun?" diyerek onu hafife alan bir tavırla konuştum. "Asuralar bana senin bir silah olacağını söylerken bence büyük bir hata yapmışlar."

"Kes sesini!" diye kükredi Regis. Yıkım gücü bedenini ele geçirdikçe sesi giderek daha da boğuklaşıyor, tanınmaz hale geliyordu.

Sonunda yoldaşımın eter rezervlerinin neredeyse tamamen tükendiğini hissettiğimde öne atılıp onu boynundan yakaladım, omzumun üzerinden yere fırlatarak üzerine çöktüm. Gözlerinin içine dik dik bakarken, "Seni bedenimden dışarı atabiliyorsam, içeri de geri alabileceğimi mi sanmıyorsun?" dedim.

Ayı büyüklüğündeki kurt sarsılmaya başladı; bedeni duman ve etere dönüşerek ayaklarımın altındaki gölgeye geri çekildi.

Regis içimde bir yıldız gibi yanıyordu. İçimde çılgınca dönüp duran Yıkım gücünün kontrolünü ele geçirmek için tanrı rünümü tetikledim.

Salgın bir hastalık gibi yayılan bu Yıkım varlığını dizginlemek için eterin saf gücünü kullanmak tüm benliğimi, her bir hücremi zorladı. Ancak sonsuzluk gibi gelen bir sürenin ardından gözlerimi yavaşça açabildim.

Tepemde gökyüzü buzul mavisi bir renkle parlıyor, kutup ışıklarıyla dalgalanıyordu. Caera'nın kırmızı gözleri endişe ve şaşkınlıkla bana bakıyordu.

"Uyandın," dedi rahatlamış bir gülümsemeyle.

Doğrulmaya çalışırken pürüzlü bir sesle güldüm. "Kopan uzuvlarımı bile yeniden çıkarabiliyorum ama sen hâlâ endişeleniyor musun?"

"Evet, endişeleniyorum," dedi ciddi bir sesle ve doğrulmama yardım etti.

Onun bu açık sözlülüğü karşısında ne diyeceğimi bilemeyip içime döndüm; Regis'in varlığı orada hafifçe parıldıyordu.

Ufak bir dürtmeyle yoldaşım gölgemden küçük bir kurt yavrusu şeklinde dışarı çıktı. Bir an göz göze geldik, ardından bakışlarını Caera'ya çevirdi. "Grey, Caera… Ben—"

"Gerek yok," diyerek sözünü kestim. "Beni öldürmeye çalıştın, ben de ağır laflar ettim. Ödeştik sayılır."

Onun gölgeli kafasını okşayarak sırıttım. "Hem, oldukça havalıydın."

"Katılıyorum," dedi Caera da muzip bir gülümsemeyle. "Belki de bu yara izi, ailemin önüme dizdiği şu olası talihlerden kurtulmama yardımcı olur."

Karlı ovanın sessizliğinde üçümüz birden gülmeye başladık ancak yukarıdan gelen keskin bir çığlık sesimizi bıçak gibi kesti. Başımızı kaldırdığımızda mavi gökyüzünde dönüp duran beyaz, kuş benzeri silüetler gördük.

"Mızrak Gagalar," diye mırıldandım. O yaratıkların, Üç Adım'ın eşini nasıl katlettiği hâlâ hafızamda çok tazeydi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.