Amane, Itsuki’nin kendisine emanet ettiği sırları Chitose’ye anlatıp anlatmama konusunda uzun süre kendi içinde bir savaş vermişti. Bu hamlesi Itsuki’yi öfkelendirebilir, hatta aralarının bozulmasına bile yol açabilirdi.
Yine de Amane, bu çiftin düzgünce konuşması gerektiğine inanıyordu.
Itsuki’nin bir daha asla sahte bir maske takıp her şeyi tek başına göğüslemeye çalışmaması, Chitose’nin de gerçeği sonradan öğrenip her şeyin kendisinden saklandığını fark ederek derin bir kederle sarsılmaması için bu şarttı. Beraber aşmaları gereken bir engelde, birinin diğerini arkada bırakıp tek başına ileri atılmaması için yüzleşmeleri gerekiyordu.
Itsuki olduğu yerde titriyor, yüzü kıpkırmızı bir halde Amane’ye dik dik bakıyordu. Chitose’nin aniden ortaya çıkışıyla adeta buz kesmişti. Amane bir an Itsuki’nin ona gerçekten diş bilediğinden endişelendi.
“Ama ben de çok aptaldım!” diye bağırdı Chitose. “Sen her şeyi zaten benim iyiliğim için yaparken, sanki yetmiyormuş gibi bir de babana karşı dik durman için sana sızlanıp duran bendim! Aptalım! Aptal, aptal! Kocaman bir aptalım!”
“Ha, şey, bekle, Chi, hayır, ben—”
“En başından beri babamın onaylamadığı kişi ben olduğum için her şey benim suçumken, sen tüm yükü tek başına sırtlandın Itsuki!”
“H-hayır, bu senin suçun değil Chi!”
“Benim suçum işte! Sadece kabul et! Seni aşağı çeken benim!”
Amane, ikisinin de suçu ısrarla üstlenmeye çalışmasına bakıp, “Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş,” diye geçirdi içinden. Artık Itsuki’nin yanında asıl oturması gereken kişinin kendisi değil, Chitose olduğunu anlayarak ayağa kalktı.
“Pekala, siz kumrular şu işi bir çözün bakalım. Üstüme vazife değil belki ama her şeyi kendi başına yükleniyorsun. Özgüven numarası yapma konusunda fazla ustalaştın, kimsenin nelerle uğraştığını anlamayacağını sandın herhalde. Üzgünüm ama sır açığa çıktı.”
“Tabii çıkar, çünkü onu sen yumurtladın!”
“Beni sen mecbur bıraktın. Sırtını yaslayabileceğin insanlar varken her şeyi tek başına halletmeye çalıştın. Kendini benim yerime koysana. Chitose’yi sürekli böyle moralsiz görmek hiç de kolay değildi.”
Amane, bu gizli kapaklı işe girişme kararından tamamen emin değildi aslında. Itsuki’nin, babasıyla olan durum yüzünden zaten burnunun direği sızlayan Chitose’den gerçekleri saklamaya devam ederse işlerin nereye varacağını anlamayacak kadar saf olmadığını biliyordu.
Itsuki bu meseleyi çözmeye kararlıysa, bu yolda kendisiyle beraber yürüyen kişiyle konuşması ve ilerleme kaydetmesi gerekiyordu. Amane buna inanıyordu.
Itsuki “Seni ilgilendirmez,” deseydi, Amane bunu da sineye çekerdi ama bu kez Mahiru bile araya girmesini istemişti. Mahiru, Itsuki’den hiçbir cevap alamayan Chitose’nin büyük bir şaşkınlık ve çaresizlik içinde olduğunu anlatmıştı. Bu yüzden Amane, aradaki yanlış anlaşılma bir an önce temizlensin ve kızın içindeki endişe son bulsun istemişti.
En azından Chitose, gelmiş olmaktan dolayı mutlu görünüyordu.
Gözlerinde ince bir yaş perdesi birikmişti. Amane, onun bu halini görüp de daha fazla mahcup olmasın diye bakışlarını kaçırdı. Bunun yerine yakındaki bir otomat makinesine yönelip birkaç bozukluk attı.
“Hadi bakalım, aranızda konuşun. Sakın şifayı kapmayın da. Bir de okulun ilk günü yüzünüzü göremeyeceğimiz bir şeyler yapmaktan kaçının.”
Öyle ya da böyle, bu konuşma epey uzun süreceğe benziyordu; aslında buna emindi.
Amane, ellerine iki kutu sıcak kakao tutuşturup arkasını döndü.
“...Teşekkür ederim.”
Geriye bakmadı; sadece el sallamakla yetindi. Itsuki arkasından, “Havalı görünmeye çalışma, aptal!” diye bağırdı. Ama Itsuki’nin sesi artık kesinlikle eskisinden daha neşeli geliyordu. Amane, ikisinin de duyabileceği kadar yüksek bir sesle güldü ve hızla parktan uzaklaştı.
“Gerçekten çok değiştiler, değil mi?” dedi Mahiru.
Okula döndüklerinde, dersler ilk günden itibaren alışılagelmiş temposuyla başlamıştı. Ancak ne Itsuki ne de Chitose o her zamanki mızmızlanmalarını veya şikayetlerini dile getiriyordu. Hatta o kadar gönüllü bir şekilde derslere asılıyorlardı ki, olup bitenden haberi olmayan Yuuta’nın kafası iyice karışmıştı.
Öğle arasında bile yemeklerini yer yemez hemen kitaplarına gömülüyorlardı. Durumu bilen Mahiru bile bir yanı şaşkınlık, diğer yanı takdir dolu bir ifadeyle onları izliyordu.
“Değiştiler ya,” diye onayladı Amane. “Güzel oldu böyle, değil mi? Öyle karalar bağlamalarından bin kat iyidir.”
En azından Amane, iki arkadaşının da o eski mutsuz hallerinden çok daha iyi bir noktada olduklarını rahatlıkla söyleyebilirdi.
“Haklısın sanırım. Üstelik gelecekleri için de böylesi daha iyi. Öğretmenler için de öyle; odaklandıkları sürece konuyu daha iyi kavrarlar.”
“Bu durumdan epey keyif alıyor gibisin.”
“Tam olarak keyif değil de... Chitose’nin kendine bir hedef bulduğunu görmek beni mutlu ediyor. Eğer bir şeyi yaparken onunla sürekli savaşırsan, öğrensen bile onu tam olarak kabul edip master yapamazsın. Ayrıca bir dostu olarak, ilişkilerine yardımcı olabileceğim bir şeyler olması beni sevindiriyor.”
Ders çalışma konusunda Chitose’nin en büyük dayanağı Mahiru olsa da, Mahiru bunu asla bir yük olarak görmüyordu. Aksine, yüzündeki gülümseme yumuşarken halinden memnun görünüyordu. Amane de sevgilisinin bu ifadesine aynı şekilde karşılık verdi. O iki kafadarın da Mahiru gibi bir dosta sahip oldukları için ne kadar şanslı olduklarını bildiklerine emindi.
İkisi de masalarının başında, her zamanki neşeleriyle ama bu sefer ciddiyetle çalışan arkadaşlarını izlediler.
Ara sıra Chitose, sanki içinden çıkamadığı bir yer varmış gibi ders kitabına öfkeyle bakıyordu. Bu haline gülmek ayıp olurdu belki ama dışarıdan bakınca biraz komik görünüyordu.
“Yine de dersler konusunda biraz daha ciddileşmezse işi epey zor olacak gibi hissediyorum.”
“Ona hiç yumuşak davranmaya niyetim yok.”
“...Doğru, o konuda şüphem yok zaten. Beni endişelendiren Chitose’nin öğrenme kapasitesi.”
Mahiru birine taviz vermeyeceğini söylediyse, gerçekten de vermezdi.
Chitose’ye ders çalıştırmaya bir kez karar verdiyse, yüzünde o enerjik gülümsemesiyle ona rehberlik edeceği kesindi. Çalışırken Mahiru, Chitose’nin hem zihnen hem de bedenen ayak uydurabilmesi için anlatımını mutlaka dengelerdi. Ancak Chitose akademik hedeflerine ulaşana kadar Mahiru, hem motivasyonunu yüksek tutmak hem de üzerinde o hafif baskı hissini canlı tutmak için o neşeli gülümsemesini kullanmaya devam edecekti. Çünkü bunun arkadaşının iyiliği için olduğunu biliyordu.
Chitose’nin notlarının ne alemde olduğunu bilen biri olarak Amane biraz endişeliydi. Akademik performansı söz konusu olduğunda, kızın her türlü yardıma ihtiyacı olduğu gün gibi ortadaydı.
Fakat Mahiru bu endişeyi paylaşmıyor gibiydi; gözlerindeki kendinden emin ifadeyle Chitose’ye bakıyordu.
“Bence halledecek. Chitose zaten temel bilgilere sahip. Sadece şimdiye kadar yeterince motivasyonu yoktu, ya da bir noktada tıkanıp kalmıştı. Artık endişelenmemize gerek olduğunu sanmıyorum.”
“Yani artık kendini senin merhametine bırakmayacağını mı düşünüyorsun?”
“Şey, o—”
“Mahiruuuu, yardım et banaaa!”
Chitose’nin oturduğu taraftan yükselen o yüksek sesli sızlanma ve imdat çağrısı üzerine Mahiru, yüzünde zoraki bir gülümsemeyle, “O tamamen başka bir mesele,” diyerek yerinden kalktı. Yardımına ihtiyaç duyulmasından dolayı aslında mutlu görünüyordu.
“Eh, her şeyi bir anda öğrenecek hali yok ya.”
“Kesinlikle, sadece pes etmeden devam etmesi gerekiyor.”
Amane, bir işi sadece birkaç saniye ciddiye alarak usta olunabilseydi hayatın ne kadar kolay olacağını düşündü. Chitose’nin bu taze kararlılığından etkilenmişti ve elinden gelen her şekilde ona destek olmaya niyetliydi. Bu yüzden Mahiru’nun peşinden, o iki arkadaşının yanına doğru ilerledi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.