“Bu yılki Sevgililer Günü için ne tür çikolatalar yapsam acaba?”
Şubat kapıya dayanmış, herkesin aklı fikri yaklaşan bayram telaşına düşmüştü.
Amane’nin o gün işi yoktu, Mahiru ile birlikte tembellik ediyordu. Mahiru’nun yükünü hafifletmek için akşam yemeği hazırlama işini üstlenmişti; şimdi tek yapmaları gereken pirinçlerin pişmesini beklemekti.
Mahiru’nun sorusu hiç beklenmedik bir anda gelince Amane şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
Şubat demek Sevgililer Günü demekti ve Amane bu yıl bunun fazlasıyla farkındaydı ama Mahiru’nun ağzından böyle doğrudan bir soru çıkacağını hiç tahmin etmemişti.
“Bu sefer bizzat bana mı soruyorsun?”
Geçen yıl, henüz çıkmaya başlamadıklarından Mahiru, Amane’nin nelerden hoşlandığını öğrenmek için Chitose’den yardım istemişti. Ama artık bir çifttiler; bu da Mahiru’nun hiç çekinmeden ona doğrudan soru sorabileceği anlamına geliyordu.
Amane, onun biraz daha gizli kapaklı hareket edeceğini düşünmüştü ancak bu kadar açık sorması, çikolataları alacak kişi olarak onu biraz germişti.
Amane’nin bu hâli Mahiru’nun dikkatinden kaçmamış olmalıydı. Pirinç pişiricinin ekranından yemeğin hazır olmasına ne kadar kaldığına bakarken yüzünde taze bir gülümsemeyle konuştu.
“Sevgili olmamıza rağmen gizemli davranmaya çalışsaydım bile, yılın bu zamanında Sevgililer Günü hazırlığı yaptığımı zaten hemen anlardın. Seni anlamamış gibi numara yapmak zorunda bırakmak istemedim, kendimi kötü hissederdim.”
“Bütün dünya bu kadar velvele yaparken herhalde anlardım. Üstelik sen bu konularda fazla dürüstsün.”
Görünüşe bakılırsa Mahiru, Amane’nin doğum günü hazırlıklarını ne kadar ciddiye aldıysa, Sevgililer Günü için de aynı titizlikle plan yapıyordu. Bu konularda biraz ağır kanlı olan Amane bile, yılın bu döneminde Mahiru gizli bir şeyler çevirse bunun Sevgililer Günü için olduğunu hemen kavrardı.
Bu durumda, en baştan sürpriz yapma işini bir kenara bırakıp Amane’nin gerçekten keyif alacağı bir şey hazırlamak istemesi hiç de tuhaf değildi. Yine de Amane onun bu kadar cesur davranmasına şaşırmıştı.
“Saklamaya çalışsam bile eninde sonunda ortaya çıkacaktı. Madem o kadar zahmete girip bir şeyler yapacağım, o zaman gerçekten yemek isteyeceğin bir şey hazırlamam daha mantıklı, değil mi?”
“Öyle düşünmeni anlıyorum ama nelerden hoşlandığımı zaten biliyor olmalısın?”
Geçen yıl Mahiru, Chitose’den tüyo almış ve Amane’nin çok tatlı şeyleri sevmediğini öğrenmişti. Aslında Mahiru, en başından beri Amane’nin yemek zevkine dair her şeyi avucunun içi gibi biliyordu.
Amane’nin seveceği bir şey yapmak onun için çocuk oyuncağı olmalıydı... ya da o öyle sanıyordu ama Mahiru’nun yüzünde nedense hoşnutsuz bir ifade vardı.
“Aşırı tatlı şeyleri sevmediğini biliyorum ama daha önce yaptığım portakal dilimli çikolatalar ya da çikolatalı kek pek de heyecan verici değildi. Genel damak tadınla o an canının çektiği şeyler farklı olabilir diye düşündüm, o yüzden bu sefer sana sormak istedim.”
“Ama sen benim için ne yapsan mutlu olurum, Mahiru.”
Bunu söylediğinde Mahiru sanki geçiştiriliyormuş gibi hissetti ancak gerçek şu ki Amane’nin özel bir isteği yoktu. Daha doğrusu, bir yılı aşkın süredir birlikte vakit geçirdikleri için Mahiru’nun elinden çıkan her şeyin ne kadar lezzetli olduğunu artık bizzat deneyimlemişti.
Gördüğü kadarıyla Mahiru’nun yapamayacağı hiçbir yemek yoktu. Geniş repertuvarından herhangi bir şeyi çıkarıp Amane’nin damağında bayram havası estirecek kadar kusursuzca pişirebilirdi. Önüne ne geleceğini bilmeden Mahiru’nun hünerlerini beklemek, Amane’nin hayattaki en büyük zevklerinden biriydi.
Sonuç olarak Mahiru ne yaparsa yapsın Amane memnundu. Ancak bu durum bazen yemeği yapan kişinin tersine gidebilirdi, o yüzden bu fikrini çok da ulu orta dile getiremiyordu.
Mahiru ise ona öfkeli olmaktan ziyade bıkkın bir bakış atıyordu.
“...Amane, ‘fark etmez’ dediğinde gerçekten öyle hissettiğini ve her şeye razı olacağını biliyorum ama bir soruya ‘ne olsa olur’ diye cevap vermen beni zor durumda bırakıyor, o yüzden lütfen buna dikkat et.”
“Özür dilerim. Sadece kendi yapmak istediğin şeye öncelik vermeni istemiştim. Yaptığın her yemeği seviyorum, Mahiru; o yüzden ne olursa olsun onu tatmak için sabırsızlanıyorum... Şekerleme yaparken senin de denemek istediğin birkaç tarif vardır diye düşünmüştüm, sadece onlara öncelik ver istedim.”
Sevgililer Günü’nün, Mahiru’nun tatlı yaparken keyif alabileceği bir gün olduğunu düşünüyordu. Amane için en önemli şey Mahiru’nun duygularını minnetle kabul etmekti, bu yüzden tatlının ne olduğuyla pek ilgilenmiyordu.
Zaten lezzetli olacağını biliyordu; seçimi kendisi yapmasa bile sonunda mutlu olacağından emindi. Bu yüzden Mahiru’nun kendi duygularını ön planda tutmasını ve canı ne istiyorsa onu yapmasını istiyordu.
Bunu böyle söylerse Mahiru’nun daha da sinirleneceğini bildiği için biraz dolaylı yoldan anlattı ama genç kız, sanki bunu söyleyeceğini zaten biliyormuş gibi derin bir iç çekti.
“Amane, senin hiçbir şey istememen gerçekten çok tuhaf. Ne yapacağımı şaşırıyorum... Aşk olsun, sürekli ‘ne olsa olur’ diyerek seçimi kızın üstüne yıkmak hiç hoş değil.”
“Bunu sadece sana yapıyorum... Daha doğrusu, hayatımda bana bir şeyler seçtirmek için baskı yapan başka bir kız yok.”
“Biliyorum.”
“Tabii ya, gayet iyi biliyorsun.”
Bu, her ikisinin de tamamen hemfikir olduğu bir konuydu. Mahiru neşeli bir gülümsemeyle topu tekrar ona attı.
“...Gerçekten hiç mi bir arzun yok?”
“Beni tatlı uzmanı falan mı sanıyorsun?”
“Beklediğimden daha çok şey biliyorsun aslında. Benimle ne zaman pastaneye gitsen vitrindekilere ve raflardaki fırınlanmış tatlılara ne kadar dikkatli baktığını görüyorum.”
“Sadece bakıyorum işte...”
Ailesinin etkisiyle Amane pek çok farklı lezzeti tatma fırsatı bulmuştu ve ona bu konularda birkaç bir şey öğretmişlerdi. Bazı yemeklerin ne olduğunu sadece bakarak bile anlayabiliyordu.
Tatlılar konusunda o kadar keskin bir görüşe sahip olduğunu söyleyemezdi ama Mahiru ile bir kafede randevuya çıktıklarında ya da öylesine bir günde pasta almaya gittiklerinde sergilenen ürünlere dikkatle bakardı. Onları inceler, isimlerini aklında tutardı ama bu hepsini yemek için can attığı anlamına gelmezdi.
“Ayrıca, benim için senin mutlu olduğunu görmek, sevdiğim şeyleri yemekten çok daha önemli.”
“Amane, lütfen biraz da kendini önceliğe koy. Benim ne istediğimin pek bir önemi yok.”
“Hiç de bile. Ne zaman pasta almaya gitsek, seni en çok mutlu edecek olanı almak istiyorum.”
“Aman be.”
Mahiru dudak bükerek, neden hep böyle şeyler söylediğini hoşnutsuz bir ifadeyle sordu. Amane, “Sanırım seni sevdiğim için,” diye cevap verince, genç kız onu eskisinden daha sert bir tavırla azarladı.
“Aman be!”
Ses tonu sert olsa da Amane, birlikte geçirdikleri zamandan onun gerçekten kızmadığını anlayabiliyordu. Aslında Mahiru sadece utancını gizlemeye çalışıyordu. Amane bu tepkiye gülerken Mahiru içini çekti.
“...Şaka bir yana, gerçekten ne istiyorsun? Eğer hiçbir şey söylemezsen, gidip Chitose’nin o çok gizli tariflerinden birini mi öğrensem acaba?”
“Sakın şakasını bile yapma.”
Mahiru gizli silahını çıkarınca Amane titremesine engel olamadı. Tanınmayacak kadar değişen bir ses tonuyla bu fikri anında reddetti ama Mahiru’nun neşeli gülümsemesi hiç bozulmadı.
Mahiru’nun, üzerine çok gidilirse fena intikam alacağını bilse de laf bir kere ağzından kaçmıştı. Mahiru belli etmese bile ona olan sevgisini gösterdiğinde mutlu olduğunu biliyordu. Ancak bu sefer çizgiyi biraz aşmıştı ve durum buraya gelmişti.
Amane, geçen yıl Chitose’nin elinden çıkan o Rus ruleti çikolatalarının dehşetini hatırlayarak korkuyla ürperdi.
Mahiru onun bu halini görmeye daha fazla dayanamamış olmalıydı.
“Hehe, şaka yapıyordum,” diyerek kıkırdadı, ardından yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. “Görünüşe bakılırsa aşırı tatlarla pek aran yok, ha Amane?”
“Acı yemekler konusunda senden bile daha zayıf olduğumu gayet iyi bildiğini sanıyordum.”
“Zaten bu yüzden yemeklerin acı seviyesini sana göre ayarlıyorum. Ama bak, eğer Chitose’den tarif alırsam, onun talimatlarına uymam gerekir.”
“Özür dilerim.”
“Gerçekten yapacak değildim zaten! Ama sürekli ‘fark etmez’, ‘ne olsa olur’ deyip durman işimi zorlaştırıyor... En azından genel bir kategori ya da bir malzeme söyle. İstediğin herhangi bir şey, tamam mı?”
“...Çok tatlı olmayan ve hemen bozulmayacak bir şey olabilir mi? Hepsini bir günde bitirmek yazık olur gibi geliyor. Gerçi şeker miktarını azaltıp dayanıklı bir şey istemek biraz tuhaf biliyorum.”
Bu aslında bariz bir durumdu; şekerlemeler koruyucu maddeler sayesinde uzun süre dayanacak şekilde yapılırdı. Temelde şekerin su tutma özelliği, bozulmayı önlemede büyük rol oynardı. Bu yüzden koruyucular bir kenara bırakılırsa –mesela tarifteki şeker miktarı azaltılırsa– ortaya çıkan ürünün ömrü doğal olarak kısa olurdu.
Tatlılığı azaltıp dayanıklılığı korumak için yapay koruyucular kullanmak güvenli bir seçenekti ancak normal bir ev mutfağında, sıradan bir hediye için bu pek tercih edilen bir şey değildi. Amane, Mahiru’nun bunları kullanacağını sanmıyordu. Hatta bu tür koruyucuların piyasada kolayca bulunup bulunmadığından bile emin değildi.
Amane, Mahiru’dan yerine getirmesi zor bir ricada bulunduğunu fark edip tam vazgeçmeye niyetlenmişti ki, genç kız beklenmedik bir kararlılıkla başını salladı.
“Olur, anlaştık. O zaman bu, pasta tarzı bir şeyden ziyade doğrudan çikolata yapmam gerektiği anlamına geliyor. İç dolgusunu olabildiğince az nemli tutarsam daha dayanıklı olur, böylece farklı aromaların da tadını çıkarabilirsin.”
“Lezzet seçimini sana bırakıyorum. Sen ne yaparsan yap zaten iştahla yiyeceğim; o yüzden canın ne istiyorsa onu yapman beni mutlu eder.”
Amane tatlı yapımı konusunda pek bir şey bilmiyordu ama Mahiru bu yaratıcılık özgürlüğünden dolayı heyecanlanmış gibi görünüyordu. Onu bu konuda heveslendirdiği için suçluluk duymasına gerek yoktu.
Mahiru zihninde ne pişireceğine çoktan karar vermiş gibiydi. Amane, “Sakın kendini çok yorma, tamam mı?” diye uyardı ancak Mahiru ona sadece boş boş bakmakla yetindi.
“Sen afiyetle yediğin sürece senin için her şeyi yaparım Amane!”
“Gerçekten de dediğin şeyi yapıp her şeyin üstesinden gelebilmen, senin korkutucu yanlarından biri Mahiru.”
“Ciddiyim ben, şaka yapmıyorum.”
“Senin normal yemeklerinden bile gayet memnunum zaten, biliyorsun değil mi?”
“Pekala, o zaman öğrendiğim yeni tarifleri menüye sızdırmak için uygun bir anı kollayacağım.”
“Bu azmin gerçekten akılalmaz...”
Koyuki Hanım’ın sevgi dolu rehberliği sayesinde Mahiru’nun repertuvarı dudak uçuklatan sayıda tarifle dolup taşmıştı. Görünen o ki, doymak bilmeyen öğrenme tutkusuyla listesine bir yenisini daha eklemişti. Onun bu hünerlerinden nasiplenen kişi olarak Amane durumdan memnundu fakat diğer yandan da bazı konularda endişelenmeden edemiyordu.
Şu haliyle bile tamamen tatmin olmuşken, Mahiru damak tadını daha ne kadar büyüleyebilirdi ki?
“Hem çikolatalar hem de yeni yemek için beklemede kal, olur mu?”
“Dört gözle bekliyor olacağım ama gerçekten kendini fazla hırpalama.”
“Kendi yeteneklerimin farkındayım.”
“Bu özgüvenine hayranım doğrusu.”
“Heh heh.”
Mahiru gururlu ama bir o kadar da muzip bir şekilde gülümsedi. Amane, onunla aşık atamayacağını bir kez daha anlayarak, yeni demlenmiş pirinci tabaklara koymak için çekmeceden kepçeyi çıkardı.
Şubat ayı başlar başlamaz, Sevgililer Günü beklentisiyle her yerin hareketlenmeye başladığı bilinen bir gerçekti.
Elbette bu hava her köşeye yayılmıştı; Amane’nin okulunda bile gün yaklaştıkça kızlar cephesinde heyecanın doruğa çıktığı hissediliyor, erkekler arasında ise ya umut ya da huzursuzluk içinde kıvrananların sayısı artıyordu.
Amane normalde bu işlerle pek ilgili değildi ama bu yıl Mahiru’dan bir hediye alacağı gerçeği, onu tamamen kayıtsız kalmaktan alıkoyuyordu.
Öte yandan, bunun dışında bir şey yaşanacağını beklediği de yoktu; bu yüzden herkes ne kadar heyecanlanırsa kapılsın, o kaçınılmaz olarak bir adım geride durup olan biteni uzaktan izliyordu.
“Bu Sevgililer Günü’nde başın gerçekten dertte gibi görünüyor Kadowaki.”
Amane, sabah antrenmanını bitirmiş, son derece ciddi bir ifadeyle ders kitabını açmış oturan Yuuta’yı görünce bu sözleri mırıldandı. İlk ders başlamadan önce tekrar yapıyordu. Yakınlarda bir grup kız toplanmış, hatta bazıları sırf onu uzaktan hayranlıkla izleyebilmek için diğer sınıflardan gelmişti.
Amane, kızların hoşlandıkları çocuğu bir anlık da olsa görebilmek için böyle bir girişimde bulunmalarından etkilenmişti. Üstelik bu sadece bir kişiyle sınırlı değildi; her baktığında kızların yüzleri değişiyordu, bu da sayılarının korkutucu bir hızla arttığı anlamına geliyordu.
Amane’nin yanında sessizce kelime kartlarını çeviren Itsuki, arkadaşının mırıldanmasıyla başını kaldırdı ve Yuuta’ya acıyan bir bakış attı. Muhtemelen geçen yıl olanları hatırlıyordu.
“Durum fena dostum. Hem atletizm takımının kaptanı hem de as koşucususun; yakışıklılık, karakter, zeka ne ararsan var. Bu kadar kız peşindeyken onlarla baş etmek için elinde sopa falan olması lazım!”
“Şey, sopa kullanmayı düşünmüyordum ama...”
“Lafın gelişi söylüyorum canım. Tabii bu durumdan memnun olup olmaman ayrı bir mesele, değil mi?”
“Daha çok utanıyorum diyebilirim.”
Yuuta, kızların ona olan ilgisinden nefret ediyor gibi görünmüyordu ama onların tiz çığlıklarının ve heyecanlı hallerinin günlük bir rutin haline gelmesiyle ilgili bazı çekinceleri vardı. Bu durumdan sık sık mahcup oluyor, çaresizce kaşlarını çatıyordu.
Amane, arkadaşı adına bu popülerliğin diğer erkekler arasında düşmanlığa yol açıp açmayacağından endişeleniyordu; ancak herkes Yuuta’nın sergilediği iyi karakterin ve çalışkan tavrın sahte olmadığını biliyordu. Kıskançlığın pek barınmadığını görmek Amane’yi rahatlatıyordu.
“Umarım bu yılki beklentilerim konusunda yanılmıyorumdur.”
“Hesaplamaya kalktığın an işin çığırından çıkacağını biliyorsun zaten. Ama bu duruma alışmış olman da ayrı bir seviye.”
“Gerçekten de öyle... Kadowaki’nin yıl boyu bu kadar popüler olduğunu göre göre galiba artık duyarsızlaştım.”
“Normalde bir kişinin bile aşkını itiraf etmesi büyük bir olaydır.”
Birinin size duygularını açması hafife alınacak bir şey değildi; en azından Amane için böyle bir süreci atlatmak, ömürde bir kez gelecek bir motivasyon ve cesaret patlaması gerektiriyordu.
Yuuta ise bu duyguların odağındaki isimdi ve Amane’nin ona duyduğu endişe, duyduğu hayranlıktan çok daha ağır basıyordu.
Itsuki, “Yuuta kızlardan gelen bu baskıyı pek iyi yönetemiyor,” dedi. “Kendini atletizme adamayı tercih ediyor, o yüzden onları reddediyor. Birini gerçekten tanımadan çıkmanın kaba bir davranış olacağını düşünüyor. Elinde seçme şansı varken hepsini geri çevirmek tam da senin gibi birine yakışır zaten Yuuta.”
“Çünkü Kadowaki aklı başında, düzgün bir adam. Sözlükte dürüst kelimesinin yanına onun fotoğrafını koysalar yeridir.”
Amane, Yuuta’nın insanlara karşı sergilediği bu samimiyeti ve dürüstlüğü gerçekten takdir ediyordu.
Amane, sırf denemek için sevmediği biriyle çıkan ya da aynı anda birkaç kişiyi idare eden insanların hikayelerini sık sık duyardı; bu, onun asla anlayamayacağı bir davranıştı. İstese dilediği kadar kızla birlikte olabilecekken, her biriyle dürüstçe konuşup sonra reddeden Yuuta’da kusur bulmak zordu.
Belki de bu yapılması gereken en bariz şeydi ama bunu bu kadar doğal kılan Yuuta’nın karakteriydi. Amane’nin gözünde bu harika bir özellikti ve bir insanda olması gereken en önemli vasıflardan biriydi.
Itsuki sordu: “Yuuta’yı gerçekten çok el üstünde tutuyorsun, değil mi?”
“Yani, onu izleyen herkes ne kadar düzgün bir adam olduğunu anlayabilir,” diye cevapladı Amane.
“Tch, benim hakkımda hiç böyle güzel konuşmazsın.”
“O zaman belki de ikide bir benimle dalga geçmeyi bırakmalısın.”
“Pekala öyle olsun. Senin övgüne ihtiyacım yok zaten.”
“Hey!”
“Her neyse, benim hakkımda hissettiklerini yüksek sesle dile getirmediğini biliyorum. Yine de bana değer veriyorsun sonuçta.”
“Çok gıcık birisin ya!”
“Ha ha ha!”
Amane arkadaşına ters ters baktı ama Itsuki’nin moralini bozmaya yetmedi bu. Aksine, keyifle sırıtmaya devam etti. Amane ona bir kez daha öfkeyle baktıktan sonra içini çekti.
Itsuki’nin onun hislerinin farkında olması Amane’yi hazırlıksız yakalamıştı. Arkadaşının bunu böyle pervasızca dile getirmesi hem utanç vericiydi hem de onu biraz sinirlendirmişti.
Cevap verip Itsuki’ye daha fazla dalga malzemesi vermeye niyeti yoktu, bu yüzden ters bir laf etmekten vazgeçti ve ona bakmamak için hızla başını çevirdi. O sırada görüş alanının dışından bir kahkaha tufanı daha koptu.
“Eh, sanırım Sevgililer Günü’nde seninle benim işimiz kolay.”
Yuuta ile kıyaslandığında Amane ve Itsuki’nin hiçbir endişesi yoktu, tatil konusunda oldukça rahattılar.
Amane zaten hiçbir zaman popüler olmamıştı ve artık hayatında Mahiru vardı; ondan bir şey aldığı sürece mutluydu. Itsuki’nin ise zaten Chitose’si vardı.
Eğer işler geçen yılki gibi giderse, Amane muhtemelen Chitose’den bir arkadaş çikolatası alacaktı, o kadar.
Karşılık olarak ne hediye alacağı konusunda kafa yormasına gerek yoktu, istediği başka bir şey de yoktu; bu yüzden gerçekten huzurlu bir Sevgililer Günü geçirecek gibi görünüyordu.
“Ah, aklıma gelmişken, bu yıl Chi’nin mucizevi yemeklerini dört gözle bekleyebilirsin.”
“Onun erkek arkadaşısın, bu şiddete bir son veremez misin?”
“Onu durdurabileceğimi mi sanıyorsun gerçekten?”
“...Söz dinlemiyor, değil mi?”
Son zamanlarda Chitose biraz daha olgunlaşmış ve çoğu şeyi daha ciddiye almaya başlamıştı. Ancak değişmeyen tek bir şey vardı: Sevgililer Günü gibi etkinliklerde alışılmadık bir şeyler yapmak için tüm gücüyle uğraşıyordu.
Chitose’nin geçen yıl Amane’ye verdiği normal çikolatalar aslında oldukça lezzetliydi; bu yüzden Itsuki’nin onu bu yönde teşvik etmesini isterdi ancak Chitose’nin başkalarının ‘normal’ dediği şeylerle kısıtlanmayacağını o da biliyordu.
Amane, bu yıl ne yumurtlayacağını merak ederek gardını çoktan almışken, Itsuki nedense parmağını muzaffer bir edayla havaya kaldırıp genişçe sırıttı.
“Duydum ki bu yılki tarif geçen yılkinden bir gıdım farklıymış.”
“Bu sözünün ne anlama geldiğini tahmin edebiliyorum.”
“Bana söylediğine göre, tüm damak tadını ve yaratıcılığını konuşturduğu bir şey yapıyormuş. Senin de sevinçten ağlayacağın kesinmiş.”
“Yani gerçekten ağlayacağım, öyle mi? Harika.”
“Harika değil mi ya? Bu yıl da acılı bir şeyler yiyeceğin garanti.”
“Gözyaşlarımın şimdiden süzüldüğünü hissedebiliyorum.”
Chitose’nin yemek konusundaki özgüveni ve Mahiru’nun onu dizginlemek için verdiği uyarılar göz önüne alındığında, tamamen yenmeyecek bir şey yapmayacağı aşikârdı. Yine de sınırları zorlamak, hatta yenilebilir olanın tanımını değiştirmek Chitose’nin doğasında vardı.
Chitose acı yemeğe bayılıyordu ve bu konuda dur durak bilmemesinin asıl sebebi de buydu. Ortalama bir insandan çok daha yüksek bir toleransa sahip olduğu düşünülürse, onun standartlarına göre güzel olan bir yemek, acı eşiği düşük olan Amane için neredeyse zehir etkisi yaratabilirdi. Amane, bir gün onun da bunu anlamasını canıgönülden diliyordu.
Itsuki, sanki tüm bunların kendisiyle hiçbir alakası yokmuş gibi ellerini göbeğine koymuş, kahkahalarla gülüyordu. "Harika! Şimdiden ağlamaya başlarsan belki toleransın artar!" diye bağırdı.
Amane ona ciddi bir bakış fırlattı ve bu mide yakıcı sefaleti en yakın arkadaşıyla paylaşmanın en doğrusu olacağına karar verdi.
"Hah, haklısın. Biliyor musun, senin de toleransını artırman lazım. O yüzden seni de ağlatalım. Gidip Chitose’ye senin tadımcı olacağını söyleyeceğim. Bol bol numune denersin."
"En yakın arkadaşına ihanet mi edeceksin yani?!"
"Bir şey olmaz, bir şey olmaz. Eminim o sevgili, tatlı kız arkadaşının yaptığı her şeyi, ama her şeyi yiyebilirsin."
"Ama bunları senin için yapıyor!"
"E madem öyle, neden arkadaşına tavsiye ediyorsun?"
Amane ve Itsuki ders başlamadan hemen önce bu konu üzerine tartışırken, her şeyin merkezindeki isim, acı dünyasının usta ismi Chitose, asık bir suratla konuşmaya dahil oldu.
"Birinin sizin için yaptığı yemekten zehirmiş gibi bahsetmeyi keser misiniz lütfeeen?"
Tam olarak kızgın görünmüyordu ama memnuniyetsizliğini belli etmek istercesine Itsuki’nin omzuna bir şamar indirdi.
"Peki sen, Chitose, içine acı karıştırılmış tatlılar vermeyi keser misin lütfeeen?"
"İmkansız!"
"O zaman Itsuki üzerinde deneyler yap ve en azından benim toleransıma uygun olanları bana ver. Onu istediğin kadar kobay olarak kullanabilirsin."
"Sen istersiiin de ben yapmaz mıyım!"
"Beni resmen sattı ya! Chi, yapma?!"
"Sorun yok, merak etme!"
Hiç de bir şeyin geçeceği yoktu.
Amane onlarla dalga geçmek istiyordu ama şimdilik kendisinden önce kurban edilecek birini bulduğu için Itsuki’nin ağlamaklı yüzünü görmezden gelip kafasını çevirdi.
"Hadi ama, bu sefer düzgün, yenilebilir bir şeyler yapacağım. Nimetle oyun olmaz."
"Asıl içine o kadar acıyı boca ederek nimeti israf eden sen değil misin?"
"Ben sadece tat alma duyusunun yeni katmanlarına ulaşmak için keşfedilmemiş lezzetlerin öncülüğünü yapıyorum. Ayrıca sadece yenilebilir malzemeler kullanıyorum. Mahiru’dan onay alana kadar da devam edeceğim."
"Lütfen Mahiru’nun tat alma duyularını yok etme. Ciddiyim."
Chitose, Mahiru’nun onayını istiyorsa bu doğal olarak onu da tadımcı yaptığı anlamına geliyordu. Mahiru’nun erkek arkadaşı olarak, bu işin aşırıya kaçmasına izin veremezdi.
Kendisinin veya Itsuki’nin acıdan bayılması umurunda değildi ama Mahiru’nun başına böyle bir şey gelmesini istemiyordu, daha doğrusu buna engel olmak istiyordu.
"Amma abarttın. Kimsenin midesini veya dilini yakacak bir şey yapmıyorum. Ayrıca Mahiru’nun acı toleransı senden çok daha yüksek Amane. Şaşırtıcı bir şekilde her şeyi iştahla yiyor. Zaten ben de her şeyi en azından lezzetli kılmaya çalışıyorum."
"Itsuki’nin geçen yılki olay yüzünden sızlanması bu yüzden o zaman?"
"Itsuki acı sevmiyor, biliyorsun. Merak etme, Itsuki’nin hediyesi sadece ona özel olacak, bu yüzden ona iyi bir şeyler yapacağım. Deneyeceği numunelerden farklı olacak yani!"
"Oley. Benim için ne kadar da mutlu bir haber."
"Şöyle ruhsuz sesle tepki verme be."
Chitose, önceki sabıkaları yüzünden kendisine hiç güvenmediği belli olan Itsuki’ye kaşlarını çattı. Bunu gören Amane, Chitose’nin bu ruh haliyle muhtemelen Itsuki’ye kaldıramayacağı kadar acı şeyler yedireceğini düşünerek içinden arkadaşı için dua etti.
"Neyse, benim ve Mahiru’nun çikolatalarını bekleyin siz," dedi Chitose. "O güne kadar bir sır olarak kalacaklar."
"Nasıl istersen... Alacak olmam bile yeterli."
"Heh, öyle olsun bir zahmet."
Chitose, ellerini beline koyup ukala bir tavırla gülümsedi. Amane çikolata alacağı için gerçekten mutluydu, bu yüzden uysalca "Her zamanki gibi teşekkürler," diye yanıt verdi. Chitose’nin ise "Demek öyle," diye mırıldandığını duydu; sanki hevesi biraz kursağında kalmış gibiydi.
"Hey, Amane?"
"Efendim?"
"Başka bir kızdan çikolata alırsan ne yaparsın?"
Sorusunu az önceki neşeli halinden daha kısık bir sesle, başkaları duymasın diye fısıldayarak sordu.
Amane başını yana eğdi. "Şey, arkadaşça bir hediye gibi mi? Eğer öyle bir durum olursa kabul eder ve karşılığını veririm herhalde. Ama kimseden bir şey almayı beklemiyorum."
"Neden hemen arkadaşça olacağını varsayıyorsun ki?"
"Yani, Mahiru ile birlikteyim ya, başka ne olabilir ki? Ötesi olmaz."
Tüm okulun bildiği söylenemezdi ama öğrencilerin çoğu Amane ve Mahiru’nun sevgili olduğundan zaten haberdardı. Bu yüzden romantik bir teklif içeren çikolatalar alacağını sanmıyordu, zaten başkasından böyle bir şey gelmesini de istemezdi.
"Oha, ne kadar da ruhsuzsun."
"Neresi ruhsuz bunun? Ayrıca bana kim, neden romantik bir çikolata versin ki?! Hem bunu şimdi durduk yere sorman da çok garip. O kadar da kendini beğenmiş veya özgüvensiz biri değilim, biliyorsun."
"Öyle olabilir ama..."
Chitose’nin aklında bir şeyler olduğu belliydi. Yüz ifadesi de ses tonu da her zamankinden daha durgundu.
"Biliyorsun, dünyada işler her zaman o kadar basit yürümüyor. Bazen zaten sevgilisi olan birine aşık olabiliyorsun. Kalbine söz geçiremezsin sonuçta."
"Buna benzer bir şeyi daha önce de söylemiştin ama... Benim boşta olmadığımı herkes görebilir. Hem neden dışarıda benimle ilgilenen biri varmış gibi davranıyorsun?"
"Bir varsayım üzerine konuşamaz mıyız yani?"
"Hadi ama."
"Senin açından imkansız göründüğüne eminim Amane ama dinle; bence bu hiç de uzak bir ihtimal değil. Ayrıca insanlar her zaman sevdikleri kişinin de onları sevmesini beklemezler. Hiç böyle hissetmedin mi?"
"...Sanırım."
Birini sevdiği ve ona değer vermek istediği zamanlar olmuştu; illa ona sahip olma veya onunla çıkma arzusu duymadan da bunu yapabilmişti. Mahiru mutlu olduğu sürece bunun kendisi için yeterli olacağını düşündüğü anlar olmuştu.
"Demek istediğim şu Amane, bence biraz daha dikkatli olmalısın, tamam mı? Mahiru diken üstünde."
"Şey, o konuda... Zaten biliyorum ve Mahiru’yu üzmemek için dikkatli olmaya çalışıyorum ama yine de birinin benden hoşlanma ihtimali üzerine kafa yoracak kadar kendimi merkeze koyan biri değilim sanırım."
"Bunu bu kadar açık yüreklilikle söylemen bile başlı başına ilginç."
"Hey."
Chitose’ye öfkeyle baktı ve bu konuyu ilk açanın kendisi olduğunu hatırlattı. Kızın buna kıkırdayarak karşılık vermesiyle Amane’nin tüm havası söndü.
"Neyse, şimdilik sadece şunu söyleyeyim; eğer Mahiru’yu ağlatırsan çok fena bozuşuruz. O kadar."
Chitose’nin "ağlatırsan" uyarısı üzerine Amane geçen yıl olanları hatırlayıp kaskatı kesildi. Chitose, gördüklerine inanamıyormuş gibi baka kaldı. Itsuki de ona aynı şekilde bakıyordu; Amane kendini bir an için oldukça huzursuz hissetti.
"...Onu ağlattın mı?"
"Yakın zamanda değil!"
"Yakın zamanda değil mi?"
"...Doğum gününde birazcık ağlatmış olabilirim."
Amane’nin Mahiru’yu incitecek bir şey yapmasına imkan yoktu. Onun yüzünü güldürmek için elinden gelen hiçbir çabayı esirgemezdi ama...
Doğum gününde olanlar farklı bir meseleydi.
Onu kırmamış ya da üzmemişti. Bunların sevinç gözyaşları olduğuna emindi ve Mahiru da mutlu olduğu için ağladığını söylemişti zaten.
Arkadaşları birini ağlatmanın kötü bir şey olduğunu düşündüğü için onu yargılayacaklarını biliyordu ama işin içine mutluluk gözyaşları da girerse o zaman hapı yutmuş demekti. Bu yüzden bu konuyu görmezden gelmelerini umuyordu.
"Ah, peki, buna tamam diyelim madem."
"Buna karar verecek olan sen misin acaba?"
"Mahiru’nun en yakın arkadaşıyım ben!"
"Doğru."
Chitose gururla göğsünü kabarttı. Amane ise yorgunlukla başını ellerinin arasına aldı. Onları merak eden Mahiru, Ayaka ile konuştuğu yerden ayrılıp yanlarına geldi; Amane elini savurarak önemli bir şey olmadığını söyledi.
Amane’nin o gün yarı zamanlı işi vardı, her zamanki gibi dükkana gitti. İşlerle meşgul olduğu sırada, boşalan bir masayı yeni temizlemiş olan Miyamoto yanına gelip, "Her yıl Sevgililer Günü’nü dört gözle bekliyorum," diye mırıldandı.
"Çok fazla çikolata almayı beklediğin için mi?"
"Yok canım. Kafe her mevsim menüyü değiştirdiği için. Genelde yeni şeyleri önceden tadıp Patron’a güzel olup olmadıklarını söylüyoruz."
"Ah, o günler gerçekten çok lezzetli oluyor."
Menüyü mevsimlere göre değiştirmek genelde restoranlara özgü bir şeydi ama bu kafede menüyü bizzat işletme sahibi Itomaki belirliyordu. Görünüşe göre menü seçiminde oldukça başına buyruk davranıyordu ama konu lezzet olduğunda daha önce hiç karavana atmamıştı.
Sevgililer Günü yaklaştığında menüye çikolatalı atıştırmalıklar ve tatlılar eklenirdi ve bu da kafenin popülerliğini artırırdı.
Aslında Itomaki bir süredir tatlılar üzerinde gizli gizli çalışıyordu. Lezzet konusunda çok titiz olduğu için ortaya çıkardığı şeylerin kötü olma şansı yoktu.
Reçetelerini hazırlarken mutlaka artan parçalar olurdu ve fazla kaldığında bunları personele ikram ederdi. Bu sayede Amane de sık sık onun bu şaheserlerinin tadına bakma fırsatı buluyordu.
Amane son zamanlarda hem kilo alma korkusuyla hem de evde Mahiru’nun hazırladığı akşam yemeğinin beklediği gerçeğiyle kendini frenliyordu. Ancak tatlar o kadar muazzamdı ki, küçük bir tadım bile onu her seferinde mest etmeye yetiyordu.
"Patron bize karşı çok nazik, burada işe girdiğim için gerçekten çok şanslıyım."
"Tatlı sevdiğini söylediğini hatırlıyor gibiyim, Miyamoto?"
"Bayağı severim. Ayrıca mutfak masrafından tasarruf etmek de işime geliyor."
"Yalnız yaşıyorsun, değil mi?"
"Evet. Üniversiteye yakın bir yer tuttum. Gerçi ailemin evine de pek uzak sayılmaz."
"Bu çocuk harika bir konumda oturuyor, biliyor musun?"
Onlarla aynı vardiyada çalışan Oohashi, kapanış saati yaklaştığı ve müşteri kalmadığı için boşta kalmış olmalıydı ki elinde yıkanmış bir sifonla yanlarına geldi.
Son zamanlarda hiçbir sifonu düşürüp kırmamıştı ancak Miyamoto hala temkinliydi. Belli işlerde ona pek güvenmiyor gibiydi.
"Çünkü referans bulup sözleşmeyi herkesten önce imzaladım."
"Akıllı olduğunla mı övünüyorsun yani?"
"Notlarım da hayat tarzım da seninkinden iyi olduğuna göre, evet."
Amane artık bu ikilinin ne zaman şakalaştığını, ne zaman gerçekten birbirine girdiğini ayırt edebiliyordu. Bu yüzden araya girmesine gerek olmadığını bilerek atışmalarını görmezden geldi.
Miyamoto ve Oohashi arasındaki ilişki o günden beri pek değişmemiş gibi görünüyordu; birbirlerine hırlayıp dursalar da bunu asla tam güçle yapmıyorlardı. Hatta Amane’ye göre bu didişme halleri onları birbirine daha çok bağlıyor, aralarında bir şeyler yavaş yavaş yoluna giriyordu.
Dışarıdan bakıldığında yapışık ikiz gibi görünmeseler de eskisine nazaran birbirlerine çok daha yakın oldukları kesindi. Aralarındaki havada tuhaf, tarif edilemez ama eğlenceli bir şeyler vardı.
Gerçi başkalarının işine burnunu sokmak ona düşmezdi; eğer onları kışkırtırsa ve işler ters giderse, okların ucu kendisine dönebilirdi. Bu yüzden sadece sessizce konuşmalarını izlemekle yetindi.
"Bu arada Fujimiya, Sevgililer Günü’nde ne yapacaksın?"
Miyamoto, Oohashi’yi ustalıkla savuşturup konuya geri dönerek havadan sudan bir soru sordu. Amane, onun o gün için izin aldığını bildiğinin farkındaydı. Saklayacak bir şeyi olmadığı için dürüstçe cevap verdi.
"Her zamanki gibi kız arkadaşımla vakit geçireceğim."
"Kesin bayağı bir koklaşırsınız, ha?"
"Aslına bakarsan, kız arkadaşı olan birinin Sevgililer Günü’nü boş geçmesi büyük risk, değil mi?"
"Haklısın. Souji bile bu sene o gün için izin almayı ihmal etmedi."
O gün orada olmayan Souji, Noel’de çalışmıştı ama bu sefer vardiya listesinde Sevgililer Günü’nün karşısı boştu.
"...Peki ya sen, Miyamoto?" diye sordu Amane.
"Maalesef çalışıyor olacağım. Gerçi patron her yıl ikram olarak bize tatlı bir şeyler veriyor, o yüzden sorun yok."
Oohashi kendi kendine mırıldandı: "Sırf bunun için vardiya alacak biri değilsin ama, neyse."
"Sanki sen çalışmıyorsun!"
"Ne olmuş yani? Özel menüden bedava yemek istiyorum sadece."
"E sen de aynı şeyi yapıyorsun o zaman!"
"Ay kes sesini be koca aptal!"
Oohashi’nin cevabı oldukça çocukçaydı ve pek de bir karşı saldırı sayılmazdı. Genç kız, tarifi zor bir huzursuzlukla yerinde kıpırdandı. Amane ise en azından bir miktar ilerleme kaydettiklerini hissedince rahatladı.
Anlaşılan o günkü konuşmaları nihayet meyvesini veriyordu.
İçindeki bu ferahlık yüzüne yansımış olmalıydı ki, ikisi birden "Ne sırıtıyorsun öyle?" diyerek onu azarladı. Amane bir an afalladı, hemen o her zamanki nazik gülümsemesini takınmaya çalışarak masalardan dönen boş tabakları toplamak üzere oradan uzaklaştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.