Öncelikle onlara Konsey kurallarına bağlı kalacağımızı göstermek istiyordum. Eğer bu kuralları çiğnemekten kaçınamazsak, o zaman gereğini yapardık. Sonuçta bu durum bir savaşa dönüşecek ya da birilerinin canını tehlikeye atacak değildi. Bu yüzden meselenin çok acil olduğunu düşünmüyordum.
“Evet, haklısınız ancak onlar da festivalin tadını çıkarıyorlar, bu yüzden festival bittikten bir gün sonrasına kadar beklemeye razılar. Kendi arkadaşlarım onlarla bizzat konuşuyor ama uzlaşabildikleri son nokta bu oldu…”
Kapanıştan bir gün sonra... Yani üç günümüz vardı. Esasen üzerinde çalışabileceğimiz sadece iki gün kalmıştı.
“Bahsettiğim arkadaşlarım şimdi para toplamama da yardım ediyorlar. Antik sikkeleri Cüce Krallığı parasına çevirebiliyorlar, gerçi bu bizim için biraz zararlı bir takas oluyor ama ihtiyaç duyulan nakit fonu yeterince hızlı oluşturup oluşturamayacakları hâlâ büyük bir soru işareti…”
Zor bir işti, hem de çok zor. Parayı sadece vagonla buraya taşımak bile başlı başına bir dertti. Personelimden biri Uzamsal Hareket kullanarak süreci hızlandırabilirdi fakat dünyada köşe bucak gezip belki de hiç var olmayan altın sikke peşinde koşmak bana pek etkisiz görünüyordu. Ayrıca, her ne kadar ihtimal vermesem de, belki de düşmanımız asıl danışmanlarımı şehirden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Tekrar ediyorum, düşüncesizce hareket etmek akıl kârı değildi.
Bir an duraksadım. Canavar Krallığı'ndan ithal ettiğimiz malların arasında altın külçeler yok muydu? Bunları sahte sikke basmak için kullanamaz mıydık? Analiz Et ve Değerlendir yeteneğimle oluşturacağım kopyalar gerçeğinin tıpatıp aynısı olurdu, değil mi? Cüce Krallığı'nın teknolojisiyle bile kimse aradaki farkı anlayamazdı!
Anlaşıldı. Bu imkansız. Cüce Krallığı paraları, sahtelerinin kolayca tespit edilmesini sağlayan büyülü bir seri numarasıyla damgalanmıştır.
Hadi ya...
Mide'mden bir altın sikke çıkarıp bir an inceledim. Raphael haklıydı; üzerinde bir numara kazılıydı. Kusursuz bir kopya yapabilirdim ama aynı numaraya sahip iki sikke, en azından birinin sahte olduğunun kanıtıydı. Dahası, eski zamanlarda çoğu ülkede sahteciliğin cezası ölüm değil miydi? Bu dünyanın, madeni paraları denetlemek için büyü ve teknolojiyi kullanmasına şaşmamalı. Sanırım böyle evrensel bir para birimini ayakta tutmak için bunu yapmak zorundaydılar.
“Yani kendi paramızı basamıyoruz ve muhtemelen zamanında yeterli parayı da satın alamayacağız…”
Herkes onaylarcasına başını salladı.
“Peki, zararına da olsa, elimizdeki saf altın külçeleriyle ödeme yapamaz mıyız?”
Tüccarlar en azından buna sevinmez miydi?
“Zeki tüccarların bu teklifi kabul edeceğini tahmin ediyorum ama buna hayır demek zorundayım!”
Mjöllmile bu fikre kesinlikle sıcak bakmıyordu. Nedenini sordum. Bana kalırsa gayet mantıklı bir çözümdü.
“Çünkü o zaman nasıl bir konumda olduğumuzu anlarlar. Bundan sonra ne zaman bir ulusla masaya otursak, bu meseleyi nasıl çözdüğümüze bakacaklar. Eğer imkansız bir çıkmazla karşılaştığımızda, zararına da olsa bir çözümü zorladığımızı görürlerse prestijimiz sarsılır. Bu itibar bir kez üzerimize yapıştı mı, insanlar bize kasten adaletsiz teklifler sunmaya başlar. Bizi eşit bir ticari ortak olarak görmezler. Bütün gün bizi süslü kelimelerle pofpoflayacaklarına emin olabilirsiniz ama asıl niyetleri başka olur…”
Mjöllmile hafifçe gülümsedi. Ama haklıydı. Bir tüccara zayıflığını gösterirsen seni iliğine kadar soyup soğana çevirirdi. Onun bunu yapacağından emindim zaten.
“Her neyse, önümüzdeki o kısıtlı iki günde ihtiyacımız olan parayı toplamak için elimden geleni yapacağım. Neyse ki misafirlerimiz şimdiye kadar bize karşı çok cömert davrandılar. Belki de bu işin sonunda karşı atağa geçebiliriz!”
“Teşekkürler.”
Şimdilik net bir çözüm yoktu. Tek gerçek seçeneğimiz boyun eğmemekti. Çok radikal bir şey yapamazdık ama iş o noktaya gelirse, kendi kurallarımızı onlara dayatırdık. İnsanların üzerimize yıktığı her bir yasaya saygı duymak zorunda olduğumuzu söyleyen bir kural yoktu. Burası Tempest ve bizim kendi işleyişimiz var. Elbette herkesin düzenine saygı duyabilsek en iyisi olurdu ama her halükarda o tüccarların evlerine elleri boş dönmelerine izin veremezdik. Meseleyi kestirip atardık ama bunu adilce yapardık. Antik sikkeleri, borç senetlerini ya da takasla ödemeyi beğenmeseler bile, şikayet etmeye hakları olduğunu sanmıyordum.
“Pekala, bunun için çok fazla endişelenmeye gerek yok. Bu bizim krallığımız ve işler sarpa sararsa onlara kendi kurallarımızı kabul ettiririz. Bu yüzden çok kasmayın ve sadece elinizden geleni yapın!”
“Emredersiniz.”
Mjöllmile biraz rahatlamış görünüyordu. Konsey'in bize ne diyeceğini bilmiyorum ama iyimser olalım; o zamana kadar en azından bu düşmanın kim olduğunu öğrenmiş oluruz. Ya da belki bir düşman değil de bizi tartmaya çalışan biridir. Onlara düşman demek için henüz çok erkendi.
“Güzel. Toplantı bitmiştir! Herkese iyi çalışmalar.”
Ve böylece bu akşamın ilerleme raporu sona erdi.
Sorunları ertelemenin sinir bozucu meselelere yol açtığını hissediyordum ama bunları çok fazla dert etmek de faydasızdı. Mollie bu yüzden kendini yiyip bitiriyordu, ben de yükün bir kısmını onun yerine omuzlamaya karar verdim.
“Biraz dışarı çıkmak ister misin Mollie? Siz de beyler.”
Odadaki erkeklerden hiçbirinin buna hayır diyeceği yoktu. Benimaru gibi birkaçı zaten yukatalarını giymiş, eğlenmeye hazır bekliyordu bile.
“Ah, ama para toplamaya başlamam lazım—”
“Şimdi bunu düşünmeyi bırak! Yoksa yoktur. Eğer bu işe çok kafa yorar da yataklara düşersen, bizim için çok daha büyük bir sorun olur!”
Mjöllmile kıkırdadı. “Ah, size asla hayır diyemem. Pekala! Ben, Mjöllmile, teklifinizi kabul ediyorum!”
Böylece Mjöllmile’i gece yarısı turu için festivale sürüklemeyi başardım. Bu zihnini tazelemesine yardımcı olacaktı, hem de canıgönülden. Biz yola koyulurken Shuna’nın arkadan seslendiğini duydum: “Çok fazla dağıtmayın Efendi Rimuru. Sen de ağabey…”
Ha, bu arada, daha önce bahsi geçen o takoyaki tezgahının sahibiyle gümüş saçlı bir kızın ağız kavgası ettiğini gördüm. Ama uyuyan devi uyandırmamak en iyisidir. Bunu daha önce defalarca söyledim; eğer bu kurala sadık kalırsanız hayatınızdaki pek çok tehlikeden ve beladan gerçekten kaçınmış olursunuz.
Bu yüzden nezaketle onları kendi hallerine bıraktım ve gecenin sunduğu her şeyin tadını doyasıya çıkardım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.