Şeytani Bir Teklif ve Beklenmedik Bir Ordu

Bunun gerçekten yaşanması gereken bir tecrübe olduğunu pek sanmıyorum ama bu sefer ona kesinlikle teşekkür etmeliydim. Ne de olsa Shion halinden çok memnun görünüyordu.

Sahiden de büyüdü, değil mi? Bir zamanlar yaptığı yemekler en ölümcül zehirlerden bile daha tehlikeliydi ama şimdi çayı tam kıvamında demliyor. Üstelik ne büyü ne yetenek ne de başka bir şey kullanarak! Festivaldeki keman performansı da ayrı bir sürprizdi; son zamanlarda beni sürekli hayrete düşürüyor. Benim için gerçekten duygusal bir an gibiydi.

“Diablo… Teşekkür ederim.”

“Yok canım, ne demek…”

“Ve Shion? Eline sağlık. Harika bir iş çıkardın!”

“E-evet! Çok teşekkür ederim!!”

Bir dahaki sefere çayımı Shion’un tazelemesine izin verebilirim sanırım. Biraz fazla acıydı ama yine de mutluydum.

Sonra Diablo’ya söz verdiğim o ödülü henüz vermediğim aklıma geldi.

“Bu arada, sana hâlâ bir ödül borcum var, değil mi? Farmus istilasında mükemmel bir iş çıkardın ama döndüğünden beri sana sadece ufak tefek ayak işleri yaptırıyorum.”

“Hayır, hayır, size hizmet edebilmek benim en büyük arzum, Efendi Rimuru…”

“Öyle de, yine de…”

Hakuro’ya biraz tatil vermiştim. Kızı Momiji ile bir yerlerde keyifle antrenman yapıyordu. Gobta’yı 95. kattaki, elflerin işlettiği o özel kulübe götürmüştüm. Henüz bir üyelik kartını tam olarak hak etmemişti ama gelecekteki çabaları için bunu önüne bir havuç gibi koymayı planlıyordum. (Tabii şu an Milim’le birlikte Allah bilir nerede... Veldora da onu biraz pişirmek istediğinden bahsedip söyleniyordu ama umarım yapmaz. O kadarı artık düpedüz gaddarlık olur.) Gabil içinse 100. katta, Veldora’nın koruduğu kapının ardına yeni bir araştırma tesisi kurdurmuştum. Bu laboratuvarın başında o olacaktı, Vester da yardımcılığını yapacaktı. Gabil artık oldukça büyük bir araştırma ekibini yöneteceği için bu onun adına epey büyük bir terfiydi.

İşte bu minvalde, herkese uygun gördüğüm ödülleri dağıtmıştım. Yanı başımda bunca sıkı çalışan Diablo için hiçbir şey yapmamak kabul edilemezdi.

Ben bunları düşünürken Diablo, “O halde,” dedi, “izninizle talep etmek istediğim bir şey var.”

Odadaki havayı okuma konusunda her zaman inanılmaz bir zekaya sahipti.

“Devam et. Söyle bakalım.”

“Pekala. Getir götür işlerimi halletmesi için emrimde çalışacak birini görevlendirmeyi düşünüyordum.”

“Ah, çay demlemek gibi mi?”

Bundan pek hoşlanmadığını biliyordum. Onu suçlayamazdım da. Diablo kadar güçlü bir iblis neden bir balçığa kendi rızasıyla çay hazırlasın ki? Ben bile bunun biraz kaçıkça olduğunu düşünüyordum.

“Ah, hayır, o değil Efendi Rimuru! Sizin şahsi işlerinizle ilgilenmek benim en hayati sorumluluklarımdan biri! Ben, ülkeleri yerle bir etmek gibi ufak tefek işlerden bahsediyorum; belki buralara benim yerime gönderebileceğim biri... Ben şahsen her zaman sizin yanınızda kalacağım, Efendi Rimuru.”

Bunu söylerken gülümsedi.

……Hadi ama. Bu dediğin gerçek bir iş, “ufak tefek görev” falan değil. Ama Diablo’ya göre bana bakmak, savaş çıkarmaktan daha önemliydi herhalde. Bazen aklından neler geçtiğini gerçekten anlamıyorum.

“Anladım. Ama senin emrinde çalışacak o kadar güçte birini bulamam ki…”

Koca bir ülkeyi yerle bir edecek zeka ve kaba kuvvete sahip biri mi? Benimaru veya Soei gibi biri olması gerekirdi. Diablo’nun dileğini gerçekleştirmek istiyordum ama bu biraz fazla kaçıyordu. Ancak görünüşe göre hemen ön yargılı davranmıştım.

“Hayır, hayır, Efendi Benimaru’nun üzerine geçmek gibi bir niyetim asla yok. Aklımda bazı eski tanıdıklarım var, onları davet etmeyi düşünüyordum.”

Yani birilerini işe mi almak istiyordu? Benim için sorun yoktu.

“Bana uyar ama paraya ihtiyacın olacak mı?”

İhtiyacı olur diye tahmin edip sormuştum ama Diablo gülümseyerek başını salladı. “Hayır, parayla ilgileneceklerini sanmam. Ancak bunun yerine, onlara fiziksel bedenlik edecek bir çeşit kap gerekecek.”

Haaa, şimdi anladım. Eğer Diablo’nun bir tanıdığıysa, muhtemelen o da bir iblis olacaktı.

“Tamamdır. Beretta’ya verdiğim gibi bir şey olsa olur mu?”

Eğer Diablo bir insan cesedi diye tuttursaydı başımız ağrırdı. Onu ilk çağırdığım zamana göre işler artık biraz farklıydı.

“Evet, şikayet etmeyeceklerinden emin olabilirsiniz.”

O zaman sorun yok.

Hatta Ramiris de Treyni’nin kız kardeşlerine fiziksel bedenler sağlamam için başımın etini yiyordu. Labirenti yönetmemize yardım edebilecekleri için kabul etmiştim. Hazır elim değmişken, ne olur ne olmaz diye birkaç tane fazla beden üretebilirdim.

“Bana uyar o zaman, peki isteyecekleri tek ödeme bu mu?”

“Bu bir sorun teşkil etmez. Fakat düşündüğüm o kişilerin her birinin kendi maiyeti de var. Onları da yanımda getirmeyi planlıyordum. Sakıncası var mı?”

Her zamanki gibi nefes kesici bir özgüven. Reddedilme ihtimalini bir an bile aklından geçirmemiş gibiydi.

“Onlara ödeme yapamam ama sorun ederler mi?”

“Eğer onlara fiziksel birer beden sağlayabilirseniz, size seve seve hizmet edeceklerdir Efendi Rimuru!”

Bundan çok emindi. O bu kadar eminse bana söyleyecek söz düşmezdi. Ama sormam gereken bir şey vardı.

“Peki, senin emrinde çalışacak kaç kişi bekliyorsun?”

Konuşma tarzından birkaç kişi olacağını hayal ediyordum ama kaç tane beden hazırlamam gerektiğini bilmem lazımdı.

“Şey, birkaç yüz olabilir diye düşünüyordum; en fazla bin kişi.”

“O çok fazlaymış!!”

En fazla bin mi? Ve hepsi de iblis mi? Nasıl bir kıyamet ordusu kurmaya çalışıyordu bu?!

“Ne o, tek başına savaş mı çıkarmaya çalışıyorsun?!”

“Hayır, hayır, bana meydan okumalarını hiç beklemem. Öyle bir şey olsa bile benim için zor bir dövüş olacağını sanmıyorum.”

Üstelik bunu ciddi bir suratla söylüyordu. Ondaki bu özgüven nereden geliyordu?

“Peki... İyi olacak mısın?”

“Evet, belki de bu kadar büyük bir sayıya gerek yoktur. Pekala. Aralarından dikkatle seçim yapıp gereksiz olanları ortadan kaldırırım—”

“Hayır, onu kastetmedim! Senin için bir sorun çıkar mı diye soruyorum!”

Diablo bana o mutlu gülümsemelerinden birini sundu. “Bir sorun olmayacaktır,” diye ilan etti.

Eh, artık onun için endişelenmek saçma geliyordu. Bildiğim kadarıyla Diablo benden bile daha güçlü olabilirdi. Eğer sorun yok diyorsa, itiraz etmemin alemi yoktu.

“Pekala. Senin için bin tane kap hazırlayacağım.”

“Sahiden mi Efendi Rimuru?”

“Tabii ya. Zaten seni ödüllendirmem gerekiyordu. Bu yüzden bu işi yaparken sakın yaralanma, tamam mı?” Endişelenmeme gerek olmadığını biliyordum ama yine de söyleyiverdim.

Diablo, duygu seline kapılmış bir halde önümde eğildi. “Çok iyi o zaman. Bunu söylemek beni üzse de Efendi Rimuru, hazırlıklarımı yaparken bir süre aranızda olmayacağım için beni bağışlamanızı umuyorum.”

İçimden bir ses ona sadece “tamam tamam, hadi git” demek istiyordu. “Şimdilik buraları bana bırakabilirsin. Yola koyul artık.”

Shion, sanki sevmediği birine kapıyı gösterir gibi konuşmuştu. Onu bir nebze anlayabiliyordum. O da muhtemelen benimle aynı şeyi hissediyordu.

Demir tavında dövülür diyerek vakit kaybetmek istemeyen Diablo, hemen yola koyulmaya karar verdi. Doğruyu söylemek gerekirse, tek sekreterimin Shion kalacak olması beni biraz tedirgin ediyordu ama neyse... Acil durumlar için Shuna oradaydı ve çok da tatsız bir şey yaşanacağını sanmıyordum. Diablo’yu gülümseyerek uğurlarken aklımdan geçenler bunlardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.