nin Arkasındaki Sırıtış

Yuuki, Maribel’in gücünü ele geçirmişti.

“Keşke bu konuyu önce benimle konuşsaydın.”

“Ha-ha-ha! Neden konuşmadığımı zaten açıkladım ya. Maribel’i ancak bu sayede kandırabildim, anlıyorsun değil mi?”

“Peki ya ‘dışarıdaki’ arkadaşlarımın gerçeği öğrenmemesi için ne kadar dil döktüğümü biliyor musun?”

Yuuki, Rimuru ile dövüşürken, Kagali de keşif ekibinin dikkatini başka yöne çekmek zorunda kalmıştı; böylece Yuuki’nin becerileri hakkındaki sır açığa çıkmamıştı. Kagali’nin sergileyeceği en ufak bir tuhaflık, Rimuru’nun şüphelerini üzerine çekme riski taşıyordu. Bu durum onun için tam bir işkenceydi.

Yuuki ise insanların gerçeği öğrenmesini pek de umursamıyordu, bu yüzden bunu bir sorun olarak görmüyordu. Herkes onun beceri iptal edebildiğini bilse bile, kimsenin buna karşı bir çözüm üretmesi pek mümkün değildi. Bu Yuuki için kuşkusuz büyük bir kozdu ama henüz son çarelerinden biri bile sayılmazdı.

“Şey, bilirsin işte, sana güvenmiştim. Sonuçta her şey yolunda gitti, bu seferlik beni mazur görebilir misin?”

“Maribel’in gücünü sömürdün, değil mi? Bu da mı planlarının arasındaydı?”

“Evet, aşağı yukarı. Günah serisi eşsiz becerilerin dünyadaki en güçlü beceriler olduğu söylenir, bu yüzden zaten gözüm üzerindeydi. Açgözlülük becerisinin kişinin arzularının büyüklüğüne göre şekillendiğini duymuştum, tam bana göre olacağını düşündüm.”

“Bazen gerçekten deliriyorsun. Birinin becerisini çalmanın o kadar kolay olmadığını biliyorsun, değil mi?”

“Elbette kolay değil. Ama Açgözlülük bu sefer sanki beni seçti. Gerçi hâlâ Rimuru’ya karşı kazanamazdım ama...”

“...Kazanamazdın tabii. O adam gerçekten hile gibi.”

“Biliyorum! Ama artık tüm olumsuzlukları Maribel’in üzerine yıkabilirim. Az önce tamamen aklandım! Bir süre hal ve hareketlerime dikkat etmem gerekecek belki ama artık dört gözle bekleyeceğim başka şeyler var diyebiliriz.”

“Haklısın. Artık acele etmeye gerek yok. İblis Lordu’nun etrafındakilere karşı bu kadar tetikte olması gerçekten sinir bozucu. Planlarının her ayrıntısından hoşlandığımı söyleyemem ama sanırım artık değerini anlayabiliyorum.” Kagali’nin asıl şikâyeti, Yuuki’nin yeraltı mezarını havaya uçurarak mahvetmesiydi.

Yuuki, Rimuru’ya Maribel’in reaktörü çalıştırdığını ve ardından canına kıydığını söylemişti. Yeraltı mezarının en derin kısmını yerle bir eden ama başka yere zarar vermeyen o patlama, delilleri karartma yöntemiydi. Yuuki tam da bu amaçla büyülü bir bomba hazırlamıştı.

Rimuru’ya, “Reaktörde pek enerji kalmamıştı, neyse ki hasar oldukça az oldu,” diye açıklama yapmıştı. Hatta hikâyesini desteklemek için yeraltı mezarının etrafına gerçek bir reaktörün kalıntılarını saçacak kadar ileri görüşlü davranmıştı. Şimdi, ne sorulursa sorulsun bu hikâyeye sadık kalmaya hazırdı.

Ancak Kagali’nin endişeleri vardı.

Yuuki, “Zaten en başından beri burayı terk etmeyi planlıyordun, değil mi?” diye tersledi. “O halde neden endişeleniyorsun?”

Kagali için burası tanıdık bir şehir, eviydi. Her şey temizlendiğinde burayı eski görkemli ve hareketli günlerine döndürmek istiyordu; ancak yeraltı mezarı artık gömüldüğü için bazı sitemleri vardı.

“...Tam olarak öyle sayılmaz.” Omuz silkti. “Burası benim ikinci evim gibiydi, anlıyorsun ya.”

Yuuki dişlerini göstererek gülümsedi. “Evet. Ama bu işten bir şeyler kazandık. Adımın temizlenmesi devasa bir kazanç, ama dahası da var. Maribel, Kan Gölgesi birliklerini sahaya sürdü ama hepsinin nasıl kutsal büyü kullandığını gördün mü? Bu ölümcül bir darbe.”

“Haklısın. Ben de fark ettim. Bu, Konsey’in Batı Kutsal Kilisesi ile bağlantılı olduğunu kanıtlıyor. Beş Kadimler’in gerçek kimliklerinin bu kadar gizli tutulmasının sebebi de bu.”

“Kesinlikle. Gazetelerde falan da çıktı; Farmus’taki savaştan sonra oradaki şampiyonun itibarı büyük darbe aldı. Aynı zamanda Konsey de Batı Kutsal Kilisesi nezdinde nüfuz kaybetmeye başladı. Bu tek bir gerçeğe işaret ediyor! Maribel’in büyükbabası Granville Rozzo’nun aslında Yedi Gün Rahipleri’nin bir parçası olduğunu düşünüyorum.”

“Anlıyorum... Bu zekice bir çıkarım, Usta Yuuki.”

Kagali de en az onun kadar keskindi ve durum değerlendirmesi Yuuki’ninkiyle büyük ölçüde örtüşüyordu, bu da onu bunun gerçek olduğuna ikna ediyordu.

Yuuki, Kagali’ye karanlık bir gülümsemeyle baktı. “Ah, o kadar da etkileyici bir şey değil. Ama başka bir kilit olasılığa daha rastladım. Ne olduğunu biliyor musun?”

Duraksayıp Kagali’nin tepkisini ölçtü. Kagali’nin aklına başka bir şey gelmiyordu. Teslim olurcasına ellerini kaldırdı.

“Maribel’in attığı adımlardan yola çıkarak düşüncelerini takip etmeye çalıştım. Ama bu operasyonda işleri gerçekten çok zorladı, biliyorsun değil mi? Eğer İblis Lordu Rimuru’yu öldürseydi, Veldora’nın kontrolden çıkıp üzerimize çullanma ihtimali vardı. Kaos Ejderhası’nı ele geçirdiğinde Milim’i neredeyse gerçekten çileden çıkardı. Seni, bizi bulacak diye ödün kopuyordu, değil mi? Yani böylesine tehlikeli bir İblis Lordu’na karşı şansını çok fazla zorladığını düşünüyorum... Bir Hakiki Ejderha’dan bahsetmiyorum bile.”

“Böyle söyleyince, haklısın...”

“Maribel içine girdiği tehlikenin farkında olmalıydı ve eminim bazı önlemler almıştı. Ama neydi bunlar?” Yuuki doğrudan Kagali’nin gözlerinin içine baktı. Kendisinin de net bir cevabı yoktu ama sormanın kendi düşüncelerini düzene sokmasına yardımcı olacağını düşündü.

“Hmm... Belki de başından beri sadece kendisinin güvende olduğuna inanıyordu?”

“O da var, evet. Ama tek sebebin bu olduğunu sanmıyorum.”

“Belki de en azından biraz hasar almayı göze almıştı? Rimuru’nun yükselişinden korkuyordu ve eğer şimdi yapılacak bir fedakârlığın gelecekte buna değeceğini düşündüyse...”

Yuuki bunu onaylayarak başını salladı. “Şey, ben ne kadar hasar alacağımı bilmeseydim asla böyle bir işe kalkışmazdım. Ama ne bekleyeceğimi aşağı yukarı tahmin edebilseydim, kayıpları ve kazançları kesinlikle teraziye koyardım.”

“...Yani?”

“Bence Maribel’in, Veldora ve Milim kontrolü kaybetse bile işlerin yolunda gideceğine inanmak için bir sebebi vardı.”

“……”

“Ve bu sebep neydi?”

“Granville mi...”

“Hayır.” Yuuki bir cevaba ulaşmıştı. Genişçe sırıttı. “Laplace kutsal alanda kiminle dövüştü?”

“Şey, İblis Lordu Valentine— Ah!”

Kagali’nin tepkisini görünce kıkırdadı. “Doğru. İblis Lordu Valentine öldü... ama Sekizli Yıldız’da bir İblis Lordu Valentine var. Gerçek İblis Lordu, sahtesinden bile daha güçlüdür, bahse girerim.”

“En güçlü zamanımda bile o Valentine ile hemen hemen eşittim. Bu durumda...”

“Bu durumda, gerçeği çok daha güçlü! Artık eminim. Luminizm’in merkezi sadece dini bir yer değil, aynı zamanda bir İblis Lordu kalesi.”

“Valentine’ın aslında Tanrı Luminus olduğunu mu söylüyorsun? Bu çılgınlık...”

“Ama gerçek. Yanıldığımı hiç sanmıyorum.” Yuuki’nin sesindeki özgüven, Kagali’yi gerçeğe ikna etti.

“Evet... Haklısın. Ve Granville’in bunu bilmesi hiç de tuhaf olmazdı.”

“Hiç de olmazdı. Maribel de biliyordu. Bu yüzden Luminus’un Batı Ulusları’nı koruduğunu düşündü.”

Her şey mantıklı görünüyordu. Kagali bunu kabul etmek zorundaydı. İtiraz edecek bir açık kalmamıştı. “Görünüşe göre stratejimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekecek.”

“Evet. Ama zaten operasyon merkezimi bir süreliğine Doğu’ya taşımam gerekecek.”

“Hi-hi-hi! Gerçekten korkunç bir adamsın. Ortalıkta görünmeyeceğini söylüyorsun ama anlaşılan o ki yerinde durmayacaksın, değil mi?”

“Tabii ki. Bu dünyanın kralı olacağım, unuttun mu? Onu ele geçireceğime dair sana söz vermiştim!”

“Öyle yapmıştın. Hi-hi... Hi-hi-hi-hi-hi. Bunu dört gözle bekliyorum. Gerçekten. Eminim Clayman da buna çok sevinecektir.”

“Evet. O yüzden bana yardım etmeye devam et, tamam mı?”

“Evet, elbette. Ve lütfen sen de bana ihanet etme, Usta Yuuki.”

“Elbette etmem. Dünya benim olacak ve sonra hep birlikte felekten bir gün çalacağız!”

Yuuki ve Kagali birbirlerine bakıp gülümsediler. Kahkahaları uzayıp gitti; dünyayı bir oyunmuşçasına ele geçirmeyi hedefleyen iki büyüsoylu. Amaçları çocukçaydı ama bu konuda son derece ciddiydiler.

Dünyayı fethetmek istiyorlardı.

Kaos Ejderhası gitmişti. Milim’in arkadaşı kurtulmuştu. Ve şimdi yere geri döndüğümde, harabelerin alt kısmının tamamen çöktüğünü görünce şok oldum.

Yuuki’nin (kendisi güvendeydi) söylediğine göre, köşeye sıkışan Maribel içeride kendini patlatmıştı. Anlaşılan hepimizi yanında götürmek istemişti; beni ortadan kaldırmayı gerçekten bu kadar çok mu istiyordu? Bir bakıma bu kadarı da fazlaydı... ama bana karşı düşmanca tavır içindeydi, bu yüzden başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Bu konuda karalar bağlamanın alemi yoktu.

Kagali ile meseleleri görüştükten sonra, harabeleri eski tertemiz haline getirmeye karar verdik. Zaman alacaktı ama alt kısmı da kazmayı planlıyorduk. Sonunda, çıkardığımız eserleri sergileyecek ve bu sarayı bir müzeye dönüştürecektik. Burayı, bir büyü-tren durağıyla taçlandırılmış bir turistik cazibe merkezi haline getirmek istiyorduk.

Tabii bu kim bilir kaç yıl alacaktı ve o zamana kadar yapacak bir ton işimiz vardı. En azından Doğu İmparatorluğu ile bir barış antlaşması imzalamadığımız sürece, bu bölgenin tamamı bir cephe hattıydı. Burasının Milim’in bölgesi olması, burayı mutlaka güvenli bölge yapmıyordu.

Şimdilik en azından planımız, alanı restore etmek üzerineydi.

Konsey ile müzakereler sorunsuz ilerlemeye devam ediyordu. Yine de meclis üyelerinden birkaçı görevden alındı, bu da yasama organı olarak gücünü kesinlikle etkiledi.

Batı Kutsal Kilisesi artık daha fazla güç kazanıyordu ve Maribel’in boyunduruğundan kurtulan Yuuki de varlığını daha fazla hissettiriyordu. Hal böyleyken Konsey yeni bir birleştirici güç arayışındaydı. Bu güç elbette biz olacaktık, daha doğrusu ben.

Tempest artık Konsey’in en büyük grubu haline gelmişti. Yuuki’nin Özgür Loncası, finansal destek karşılığında Tempest’a açık destek vererek bu yolda bize bir itici güç sağladı. Hinata da Batı Ulusları arasındaki istikrar adına bu konuda bizimle birlikte çalışıyordu. Bu sayede bölgede oldukça hatırı sayılır miktarda nüfuz elde etmiştik.

Yine de Yuuki’nin her şeyden aklanmış olmasına sevindim. Artık hiçbir kuşku duymadan ittifakımızı kurmaya devam edebilirim.

Olumsuz. Şüpheler artık kesinleşti. Yuuki Kagurazaka kesinlikle kendi hür iradesiyle hareket ediyor.

Ha?

Bekle, neden daha önce bir şey söylemedin?!

Anlaşıldı. Çünkü motivasyonları basitti ve kolayca istismar edilebilirdi.

Sebebi bu muydu? Oh. Anlıyorum. Yani benim iyiliğim için mi sessiz kalıyordun?

......

Bunların hepsi benim dikkatsizliğim yüzünden oldu, değil mi?

Bir an için Maribel’i öldürmekte tereddüt ettim. Şimdi geleceğin neler getireceğini düşündüğümde, aslında zerre duraksamamalıydım. Eğer birisi doğrudan canımı yakarsa bu tereddüt uçup giderdi; fakat karşımdaki kişi henüz bana o kadar büyük bir dert açmamışsa, onu öldürmenin aşırıya kaçtığını düşünmeden edemiyordum.

Gaiye konusunda bile sınırları aştığımı hissetmiştim. Maribel söz konusu olunca da yüreğim herhalde benzer bir yumuşaklık göstermişti.

Yani sırf Maribel’i öldüremeyeceğimi varsaydığın için mi sessiz kaldın?

Olumlu. Bunun gerekli olduğuna karar verildi.

Ne kadar bencilce… ya da belki de değil. Tam da Raphael’in öngördüğü gibi, Yuuki benim yerime Maribel’in işini bitirmişti. Şimdi ise tüm delillerin yok edildiğinden emin, zafer sarhoşluğuyla keyif çatıyordu. Raphael gibi biri için böyle birini avucunun içine almak herhalde çocuk oyuncağı olurdu.

Şikayet etmeye hakkım yoktu ama yine de kendimi inanılmaz derecede huzursuz hissediyordum. Bu kadar güvenilmez biri olduğum için Raphael’i bile böyle endişelendirmiştim…

Olumsuz. Bu yanlış bir kanı. Efendimin herhangi bir kaygı hissetmesini istemedim.

Pekala, teşekkürler. Bu sayede suçluluk hissetmeyeceğim, değil mi?

Evet, buna seviniyorum ama bu şekilde devam edemem. Gerçeklerle yüzleşip kararlarımı kendi başıma vermeliyim. Aksi takdirde Raphael’in ustası olma vasfımı yitiririm. Eğer insanlara bu şekilde bel bağlamaya devam edersem, asla gelişemem ve olgunlaşamam.

Bu yüzden bir dahaki sefere bana tüm gerçeği rapor et, tamam mı? Söz veriyorum, ne olursa olsun kabul edeceğim.

Anlaşıldı. Nasıl isterseniz.

Yuuki ne planlarsa planlasın, onun tüm hırslarını yerle bir edeceğim. Üstelik yalnız da değilim. Güvenebileceğim dostlarım, ortaklarım var. Öyle değil mi? Yanımda Raphael varken, tek bir hata bile yapmadan dimdik yürüyebilirim.

Buna gerçekten inanmıştım. Ve belki de, sadece küçücük bir anlığına, Raphael’in benim için gülümsediğini hissettim.

SONSÖZ

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.