Şaşkın Bir Davet

İki saniye içinde gözlerimiz kocaman açılmış, ikimiz de şaşkın şaşkın birbirimize bakıyorduk. Acaba ismini doğru söylemiş miydim? Alışık olduğum isimlerden çok farklı bir isimdi sonuçta. Nasıl yazıldığını bile kestiremiyordum. Umarım bu yüzden bana böyle şaşırmış bakmıyordur…

“Ne tesadüf! Ne yapıyorsun burada?” Yüzünde ufak bir gülümseme ve şaşkın bir ifadeyle sordu. Tamam, sanırım doğru telaffuz etmiştim…

“Şey, arkadaşım Ray— yani Rei’nin doğum günü geliyor, bu yüzden ona bir hediye bakıyorum,” dedim. Şu çocuğa sürekli Ray demekten gerçek ismi iyice yanlış gibi hissettirmeye başladı be. Bu arada, bir akort çekicinin önünde bunu alacağımı zannetmesi şaşırtıcı olmazdı ve büyük olasılıkla vizyonsuz gibi görünecektim.

“Doğum günü ne zaman ki?”

“Yarın.”

“Yakınmış!” Kafasını akort çekicine geri çevirdi. Dediğim gibi, hayır, öyle düşünme ne olur ya!

“S-sen burada ne yapıyorsun?” dedim.

“Akort çekicim bozuldu da yenisini almaya gelmiştim.” Lyra eline yeni akort çekicini aldı.

“Bozuldu mu?”

“Hıhı. Aradaki yayı görüyor musun? O dışarı fırladı.” Lyra elindeki akort çekicinin yay kısmını eliyle gösterdi.

“Normalde piyano mu çalıyorsun?” dedim merakla. Akort çekiciden bahsediyorsak kuyruklu piyano olması lazım, değil mi? Akort etmek için alıyorsa o zaman akort etmeyi de mi biliyor? O koskoca ince işçilik akortları yani?!?

“Evet,” düz bir ses tonuyla cevap vermişti.

“Vay be, iyiymiş,” dedim.

“Sen herhangi bir enstrüman çalıyor musun?” dedi merakla. Bir yandan benimle çok doğal konuşması çok garip geliyordu. Çok samimi ve özgüvenli bir insan olduğu ses tonundan bile hissediliyordu.

“Yok, pek yetenek alanımda değil maalesef,” dedim. Bir yandan da dar raf arasında gözlerimle konuşurken arada başka ürünlere bakmaya çalışıyordum. Sadece gözlerine bakmam ürkünç gelebilirdi.

“Ama çok iyi müzik analizleri yapıyordun?” Şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu.

“Onun sebebi çok fazla müzik dinlediğimden.” Sanırım diğer herkes gibi o da ayırt edebilmenin müzik çalabilmeyle doğru orantılı olduğunu düşünüyor. Yani, haksız sayılmazlar ama bence müzik kalitesini ayırt edebilmenin de farklı bir şey olduğunu düşünüyorum. Her neyse…

Bir süre daha benim hakkımda ve neden müzik aleti çalmadığım ile ilgili sohbetten sonra sonunda konu değişmişti.

“Sahi Rei hangi enstrümanı çalıyor?” O da bir yandan etrafa göz gezdirmeye başlamıştı.

“Elektro gitar.” Yasu’nun da bateri çaldığından bahsetsem ne düşünürdü acaba?

“Vay be, hiç tahmin etmezdim. Bir şey bulabildin mi bari?”

“Iıı, pek sayılmaz maalesef.” Hayal kırıklığım ve depresifliğim ağzımdan çıkan kelimelerle direkt anlaşılmıştı.

“Neler buldun ve nereleri gezdin ki?” Tıpkı küçük bir çocuğun yaralanıp ağlamasında ona şefkatle cevap veren bir hemşire gibi konuşuyordu. Ne oluyor lan bana, böyle bir şefkate maruz kalıyorum?

Ona düşündüğüm ve gezdiğim yerleri kısaca anlattım.

“Aslında bir fikrim oluştu gibi.” İşaret parmağını yanağına götürüp düşünmeye başladı.

“Ne?” Yardım da istemedim aslında. Bana neden yardım ediyordu ki?

“Gel beni takip et, bir fikrim var.” Aniden arkasını dönüp hızlı adımlarla üst kat merdivenlerine yöneldi.

Lyra’nın arkasından onu takip etmeye başladım. Önümde rahat bir şekilde yürürken nereye gideceğini tam olarak biliyor gibiydi. Tam arkasında kaldığımdan hafif vanilyalı hoş parfümünün aromasının tam ortasında kalıyordum.

Sonunda beni tekrar elektro gitarların olduğu yere getirmişti. Hayır, lütfen elektro gitar al diyecek kadar rahat ve zengin olma ne olur… “Hemen sağdaki kutunun içinde,” dedi eliyle işaret ederek.

“Ne?” Kafamı alanın en köşesinde duran sepet ya da kasa gibi olan şeye çevirdim. Oraya ilerlediğimde kravata benzer şekilde yuvarlak toplanmış bir şeyler görüyordum. Yoksa…

“Onlar elektro gitar askıları. Gitarları sırtlarına takıp daha uzun şarkı çalabilmelerine olanak sağlıyor,” demişti kendinden emin bir gülümseme ve rahatlıkla. Tabii ki ne olduğunu biliyordum ama hem burada olduğunu hem de gerçekten alınabilecek bir şey olduğunu hiç bilmiyordum.

“İşte bu… harika bir fikir!” dedim heyecanla. Farklı renklerde ve tarzlarda bir sürü gitar askısı vardı. Gerçekten hediye için harika bir fikirdi!

Bir süre içini kurcaladım. Ben kurcalarken Lyra da yanıma eğilmiş benimle birlikte bakıyordu.

“Bak şu güzelmiş,” dedi eliyle işaret ederek. Evet güzeldi ancak…

“Evet güzel ama tam Ray’lik değil.”

“Ray?”

“Y-yani Rei’den bahsediyorum. Biz ona hep Ray deriz de…”

“Demek o yüzden sanki isimleri karıştırmış gibi davranıyordun,” dedi gülümseyerek.

“Şey... evet.” Sıçıp batırmışım, fark etmiş of.

Bu arada da elime yeşil ve kırmızı şeritleri olan, daha koyu renkler tercih edilmiş ve nakış gibi görünen bir gitar askısı geçti. Ray’in gitarı koyu kırmızıydı.

“Renkleri baya benziyor…” dedim fısıldayarak.

“Ne dedin?” Lyra ise beni duymuş, merakla elimdekine bakıyordu.

“Elimdeki Ray’in tarzına baya uygun,” dedim heyecanla. Tam olarak aradığım şeyi bulmuştum!

“Süper,” dedi gülümseyerek.

Aldıklarımız için kasaya doğru ilerlemeye başlamıştık. Kendimi çok mahcup hissetmeye başlamıştım. Hem iyi davranıyor, hem de ben seçene kadar yanımda kalmıştı ve elim değdiğinde bile garipsememişti.

“Bugün için ne kadar teşekkür etsem az,” dedim yanımdayken. Lyra bana baktı, gülümsedi.

“Ne demek,” dedi gülümseyerek. Sonra konuşmasına devam etti. “Senle burada karşılaşacağımı hiç beklemezdim gerçi.”

“Evet, ben de,” dedim. Kasada ufak bir sıra vardı ve bekliyorduk. Kendimi eksik hissediyordum. Yani sadece öylesine bir teşekkürün yetmeyeceğini hissediyordum. En azından onun için yapabileceğim bir minnettarlık olmalıydı.

“Lyra,” dedim tedirgin bir şekilde.

“Efendim?”

“Bugünkü yardımına minnettarlığımın göstergesi olarak elindekini de benim ödeme şansım var mı?” dedim gözlerimle adeta işaret ederek.

Lyra’nın bunu beklemediği belliydi. İlk önce aşağı bakıp elindekine baktı.

“Yo yo yo, gerek yok!” dedi eliyle de el sallar gibi hayır diyordu. Sesinde en ufak bir negatiflik yoktu. Aksine daha çok mahcup bir ses tonu vardı.

“Lütfen, en azından bunu yapmama izin ver,” dedim üsteleyerek. Harbiden kendimi kötü hissedecektim ya sonra. Bir de nedenini bilmediğim bir şekilde gerçekten onun gibi birisine yardım etmek istiyordum. Bu sırada Lyra ise gülümsedi.

“Hani o gün markette benim yaptığım o kabalıkları önemsememiş ve yine Lyola’nın şarkılarına geri bildirimlerini vermiştin hatırlıyor musun?”

“Ş-şey evet?”

“İşte, ödeşmiş olduk diyelim.” Sesi çok nazik ve fazlasını istemiyor gibi bir hali vardı. Onu zorlayamazdım ve yanlış böyle sürekli karşısındakine adım atan erkek gibi görünmek istemiyordum. Bu yüzden daha fazla zorlayamazdım.

“P-peki o zaman. Sen nasıl istersen,” dedim huzursuz bir şekilde.

Aramızda kısa bir sessizlik oluştu.

“O günkü konser hakkında ne düşünüyorsun?” Lyra bu garip ortamı bozan ilk kişi olmuş, meraklı bir şekilde bana bakıyordu.

“Y-yani, sana söylediğim çoğu şeyi ya tamamen ya da bir kısmını düzeltmeyi başarmıştı. Ki bir konser zamanı sürede bu kadar değişebilmesi nasıl desem… müthiş…” Açıkçası bir anda sormasına şaşırmıştım ve bir an kafamdaki tüm düşünceler silinmişti. O yüzden farkında olmadan direkt övmüştüm sanırım.

“Yani olmuş muydu?” dedi heyecanla. Bir anda bu kadar şaşırmasına ben ondan daha çok şaşırmıştım. Ray’in yaptığım ödevlerimi isterken bana bakması gibi bakıyordu.

“Şey, evet bence harikaydı. Zaten Lyola’dan bahsediyoruz. Bence çok şaşırmamak gerek,” dedim. Yüzünden bir Lyola fanı olduğunu çok rahat anlayabiliyordum. Bu yüzden düşman edinmek yerine övmemin bir zararı olmaz, değil mi? En azından o da mutlu olmuş olur.

Lyra bir anda hiçbir şey demeden arkasını dönmüştü.

“L-lyra?” Şaşkınlıkla ona bakıyordum. Yüzünü göremiyordum. Sadece Lyra’nın derin bir nefes aldığını duydum. Sonra aniden bana döndü.

“Hey Yuta.” Beyaz yanakları hafiften kızarmıştı. Gözleri parıldıyor, ifadesiz bir suratla bana bakıyordu.

“E-evet?” Ne oldu lan, yanlış bir şey mi dedim yoksa ya da acaba Lyola’yı sevmiyor da eleştirilerim hoşuna mı gitmişti? Harbi hiç düşünmedim, sevdiğimi düşünüp hayal kırıklığına da uğrattım sanırım.

“Çıkışta birlikte kahve içmeye ne dersin?”

“Ne?”

***

Bazen bazı rastgele anlarda, rastgele yerlerde ve rastgele düşüncelerle ortada şaşkın ve yorumsuz bir şekilde kalırız.

İşte tam şu anda önümde kim olduğunu bile bilmediğim ve normal insanlardan çok farklı davranan ve ne düşündüğünü kestiremediğim bir kız elinde restoranın tabletinde menüden bir şeylere karar vermeye çalışıyordu.

Daha az önce bir müzik mağazasında şoka girmişken, şimdi ise bir kafeye girmiştik. Benzetmem pek olmadı sanki ama her neyse. Şaşkınlık ve ne konuşacağımı bilmeden öylece karşımda duran kıza bakıyordum.

Kendi tercihimi çoktan frappuccino mocha olarak yapmıştım. Şimdi ise sakin kalmam gerekiyordu.

Az önce kızıyor mu anlamıyordum, şimdi ise nedenini anlamadığım bir şekilde böyle bir şeye davet edildim.

Yani işin doğrusunu söylemek gerekirse, çok tanımıyor olsam da şimdiki davranışlarından sonra bir anda vedalaşıp ayrılacak olsaydık belki bir daha asla görüşemezdik. Bu yüzden böyle vakit geçirdiğim için memnunum. Sadece konuşacak konular bulmam, neden davet ettiğini sormam ve eğer uygun görürse iletişim bilgilerini almam gerekiyordu. Bunların hepsini sakin bir şekilde almam gerekiyordu.

AMA SAKİN NASIL KALACAĞIM LAN BEN?

***

Bu sırada Lyra da seçimini yapmış, tableti bir kenara koymuştu.

“Ne söyledin?” dedim. Umarım sesim gergin çıkmıyordur.

“Seninkinin aynısından, yanına da mozaik pasta aldım.” Lyra neşesi yerinde görünüyordu. Telefonunu çıkarıp bir şeye baktıktan sonra geri kaldırdı.

“Ha anladım,” dedim. Gerginken harbiden konuşma şansım yok oğlum benim!

Küçük bir düzeltme yapayım. Kızlarla konuşmaktan ya da insanlarla tanışmaktan gerilmem. Çevremdeki kızlar genellikle onlarla iyi anlaştığım ve beni tatlı buldukları için (neden tatlı dediklerini hiç anlamasam da) oldukça dost canlısıdır. Herhangi birine karşı romantik bir duygu beslemediğim ve hepsini gerçekten arkadaş olarak gördüğüm için aramızda hiçbir zaman bir gariplik oluşmaz. Düşününce, kızlara karşı romantik bir duygu da çok uzun süredir hissedemiyorum. Y-yine yanlış anlaşılma olmasın, e-eşcinsel falan değilim! Sadece ortaokul zamanımdaki gibi âşık olabileceğim bir kız bulamadım diyelim…

“Hey Yuta.”

“E-efendim?!?” Lyra’nın aniden gözlerimin içine bakarak konuşmasıyla, derin düşüncelere dalmış iç dünyamdan adeta çekip çıkarılmıştım. Harbiden bu kız niye böyle bir şey yaptı ki?

“Zamanını almıyorum değil mi? Çat kapı böyle kafeye davet ettim ama?” Lyra endişeli ve düşünceli bir sesle konuşmuştu. Yani, varsa da şaşkınlığımdan unuttum zaten…

“Hayır, ekstra bir planım yoktu.” Düz bir sesle yanıtladım.

“İyi, sevindim.” Yüzünde hafif, resmi bir gülümseme vardı. Ardından devam etti: “Mağazada hep farklı konulardan konuşmuştuk, bu durumun yanlış olacağını hissettim. Hem ilk tanışmamızda da size doğru düzgün veda edemeden gitmiştim. Özür dilerim.” Hızla saygıyla başını eğdi.

Ne oluyor ya? Herhangi biri yapsa bile bunu kafama takmam. Ama neden her şeyde hem bu kadar kendinden emin konuşup hem de bu kadar nazik bir insan olabiliyordu?

“S-sorun değil. Zaten telefonun çaldı. Önemli bir şey olmasa zaten böyle davranacağını düşünmezdim.” Düz bir sesle söyledim. Gerçi bir saniye, onun hakkında bir yargıya vardığımı neden ima etmiştim ki?

Bu sırada sipariş ettiğimiz kahveler ve Lyra’nın tatlısı gelmişti. Kısa bir sessizliğin ardından Mocha’yı elime aldım. Soğukluğunu ve dış yüzeyinde biriken damlacıklara dokunuyordum.

“T-teşekkür ederim.” Dedi.

“Efendim?” Bana niye teşekkür etmişti ki? Zaten teşekkür de etmişti, daha ne diye teşekkür ediyor ki?

“Anlayışla karşıladığın ve sormadığın için. Ayrıca bana çok yardımcı olmuştun. Bu yüzden teşekkür ederim.” Lyra’nın sesi bir arp gibi nazik ve melodikti. Sesi o kadar güzeldi ki şarkı söylese ya da seslendirmen olsa kesinlikle yeteneği vardır. Gerçi bir saniye…

“Yardım mı?” dedim şaşırarak. Neye yardım ettim ki ben?

“Ş-şey y-yani h-hani bilirsin ya! Lyola hakkındaki yorumların, şarkısındaki fark etmediğim detayları görmemi sağladı! Ondan dolayı dedim…” Lyra’nın gözleri kocaman açılmış, bir kekeme gibi kekeledikten sonra bir anda eski haline dönmüştü. Niye bu kadar şaşırdı ki? Gerçi ondan önce…

BU TEPKİSİ NİYE BU KADAR TATLIYDI LAN?

Kızarmış hali, ellerini karnına doğru yavaşça çekmiş ve adeta kasılmıştı. Şaşırdı mı, korktu mu ne bu be?

“Haa… Sorun değil. O an aklıma gelenler bunlardı ve şarkı dinleme kaliteni artırdıysa çok mutlu oldum.” Söyledim. Hafifçe gülümsedi. Az önceki korkulu ve şaşkın ifadesi kaybolmuş, adeta rahatlamıştı.

Bu sohbet daha ne kadar böyle “özür dilerim” ya da “teşekkür ederim” ile gidecek ya? Çünkü böyle giderse daha kahveye başlayamadan sohbeti öldüreceğiz. Şey, ııı…

Öyle de oldu…

Aramızda yaklaşık otuz saniye kadar bir sessizlik oldu. Her saniye daha fazla gerilmiş, zihnim daha da karmaşıklaşmıştı. Karşımda oturan bu güzel kız da aynı şekilde görünüyor diye düşünmek istesem de yüzü oldukça ifadesizdi.

Bir şeyler yapmalıydım. Ben her zaman insanlara rahatça konuşabilen bir insanım değil mi? Bence yapabilirim.

“Piyano çalıyorum demiştin. İlk başta nasıl başladın?”

Lyra hafifçe gülümsedi. “Aslında çocukken annem beni zorla müzik derslerine göndermişti. İlk başta hiç sevmemiştim.”

“Gerçekten mi? Şimdi düşündüğümde, senin kendi isteğinle başlamış olacağını sanırdım.”

“Aslında, sanırım biraz öyle de oldu. O zamanlar farkında değildim ama piyanoya her oturduğumda kendimi daha iyi hissediyordum.”

Aramızda yine kısa bir sessizlik oluştu. Açıkçası neleri sorabilirim ya da soramam kestiremiyordum. Karşımdaki yabancıya kendim hakkında yanlış bir izlenim vermek istemiyordum.

“Eee peki, bu kadar sohbet edip fikir alışverişinde bulunduk. Biraz kendinden de bahseder misin?” dedi Lyra rahat ve kendinden emin bir ses tonuyla. Yeşil gözlerini bana çevirmişti. Nedense benim yapamadığımı onun yapması rahatsız ediyor ancak bir yandan da sorduğu için kendimi… özel hissettiriyordu.

“Pekala, ben Yuta. 18 yaşında bir mühendislik öğrencisiyim. Başka hımm…” Nedense aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Yani evet birçok şeyden bahsedebilirdim ama normal ve sıradan şeylerin dışında hiçbir şey yapmadığımı hissediyordum. Elimden geldiğince konuşmaya devam ettim: “Müzik dinlemeyi, film ve dizi izlemeyi severim.” Söyledim. Yani aklıma gelen en mantıklı seçenek bunlardı.

“18 mi? Yaşıtmışız.” Lyra hafif şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.

“Peki ya sen?” dedim merakla. Artık sormamın bir sakıncası olmaz herhalde?

“Şey, ben Lyra. 18 yaşındayım ve sanat okuluna gidiyorum. Piyano çalmayı, müzik dinlemeyi ve tatlıları severim!” Son cümlesini söylerken bir parça brownie’yi de ağzına atmıştı.

“Sanat okulu mu? Vay be…” dedim şaşırarak. Girmesi bir hayli zor olan bir okuldu.

Kahvelerimizi yudumlarken sohbetimiz devam etti. Genel olarak ondan öğrendiklerim şunlardı: sanat okuluna gittiği ve küçüklüğünden beri piyano çaldığı. Annesinin yabancı olduğunu, isminin bu yüzden yabancı olduğunu anlatmıştı.

Yine de konunun daha çok benim üzerimden ilerlediğini söyleyebilirim. Çünkü ona bir soru yönelttiğimde genellikle kısa cevaplar veriyordu. Ben ise bir sorusuna cevap verdiğimde, o konu hakkında daha da fazla soru yöneltiyordu. Beni gerçekten ilgiyle dinlediğini hissediyordum. Öylesine sormuyor, ya da her detayı merakla öğrenmek istediğinden değil, sadece nasıl desem… ilgiliydi.

Ne kadar sorsam da, hakkında hiçbir şey bilmediğim ve öğrendiğim tüm bilgilerle hakkında hâlâ bir sürü bilinmeyen olan bir kızdı.

Sadece davranışlarından bile ne kadar farklı olduğumuzu hissediyordum. Özgüveni, davranış ve düşünce yapısı benim şu anki monoton ve durağan hayatım için baş döndürücü derecede farklıydı. Yine de hakkında bir şeyler duydukça daha da meraklanıyordum. Özel hayata dair sorulardan ve olayların nedenlerini araştırmaktan hep kaçınmaya çalıştım.

Bir ara konu Lyola’ya da dönmüştü. Onun hakkında uzun uzadıya sohbet ettikten sonra da artık sohbetimizin sonuna gelmiştik.

Sandığımın aksine sohbet esnasında ikimiz de Lyola hakkında konuşurken iletişimde kalmak için adım atmıştık (daha doğrusu o atmıştı ama gururuma yediremiyorum) sonunda da numarasını almıştım.

Şimdi gururuma yedirmem gereken son bir şey kalmıştı.

“Sonraki Lyola konserinde bizimle gelmek ister misiniz?” O kadar gerilmiştim ki, kendimi gaza getirip cesaretlendirmesem bir kıza bunu söyleme şansım olmazdı. (Yine de çoğul eki kullanarak ekipçe gitmeyi teklif etmeye kadar cesaret edebilmiştim.)

Lyra hafifçe başını eğdi. Gözlerini bir an kahvesine indirdi.

“Üzgünüm, erkek arkadaşımla gitmeyi düşünüyoruz.”


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.