"Ha?" Beynim aniden durmuştu. Beklediğim cevap kesinlikle bu değildi. Demek sevgilisi vardı...
"E-evet, üzgünüm." Lyra, üzgün bir ifadeyle bana bakıyordu. Konuşurken tereddüt etmiş, gözlerini benden kaçırmıştı.
"Y-yok, sorun değil," dedim afallayarak. Sohbetin tam da bitişinde bu da neydi şimdi?
Vedalaştıktan sonra durağa doğru yürümeye başladım.
Hiçbir şey hissetmiyor, hiçbir şey düşünemiyordum.
Aslında mantıklıydı, yani sevgilisinin olması.
Bu kadar güzel, iyi geçinen, özgüven dolu bir kızın ilişkisi olmaması asıl garip olurdu. İstediğini alan, lafını sakınmayan ve böylesine iyi birinin bana arkadaşça yaklaşıp yardım etmesi bile yeterliydi.
Yeterliydi, evet, yeterliydi ama...
Nedenini bilmediğim bir şekilde içten içe adeta bıçaklanmış gibiydim. Sanki göğüs kafesimin tam ortasından biri beni bıçaklamıştı.
Aşk olmadığını ya da hoşlantı olmadığını biliyordum. Bunlar olsa çok daha farklı hissederdim. Daha doğrusu, bundan çok daha fazlasını hissederdim. Ortaokulda, âşık olduğum kıza arkadaşımın gazıyla açılıp da tabii ki reddedildikten sonra bunu en net şekilde hissetmiştim.
Bir süre dışarı bile çıkmak istememiş, onu dışarıda görme korkusuyla evde oyunlara kapanmıştım.
Şimdiyse çok daha garip bir histi. Ne reddedilme vardı ne aşk. Sadece anlamını bilmediğim bir his... İçten içe yakıyordu.
Sonrasında bu hislerimin gitgide öfkeye dönüştüğünü fark ettim.
Madem sevgilin var, neden erkeklere bu kadar yakın davranasın ki?
Yani bana davranışında yanlış bir şey yoktu, aslında en doğalını yapıyordu.
Ama bunu bugün bana yapıyorsa, yarın diğer erkeklere de yapar, değil mi?
Ve bunu bilmeyen bir erkek ümitlenip ona iyice yaklaşmaya çalışabilir.
Öğrendiklerinde ne hissedecekler? Kalpleri kırılacak, üzülecekler.
Söylememesi ya da bu kadar yakın davranması bu konuda mantıksız geliyordu.
Peki, ona bundan sonra nasıl davranmam gerekiyordu? Belki de beni samimi gördüğünden ve iyi biri olduğumu düşündüğünden iletişim numarasına kadar paylaşmıştı.
Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum...
Bu durumda ne düşünülür, nasıl bir tavır alınmalı, bilmiyorum.
Onunla tanıştığıma mutlu olmuştum ve cana yakın davranmasıyla ben de yanında eğleniyordum. Her ne kadar daha ikinci kez karşılaşmış ve hakkında hiçbir şey bilmesem de. Daha çok kimyamızın uyuşması gibiydi.
Yine de bu, ona daha mesafeli davranmam gerektiği anlamına geliyordu. Benim bir kız arkadaşım olsaydı, muhtemelen diğer kızlara böyle yakınlaşmazdım. Yakınlaşmak istemezdim, yapamazdım.
O ise bunu rahatça yapıyor ve nedense rahatsız ediyordu. Yaptığı şeyde yanlış bir şey olmasa da rahatsız ediyordu. Sevgilisi bu konu hakkında ne düşünüyordu acaba?
Bu yüzden her zaman neşe ve iyilik saçan kızlardan uzak durmayı seviyorum. Çünkü onları tanıdıkça ve haklarında yeni şeyler öğrendikçe, her öğrendiğin şey sana bir darbe olarak geri dönüyordu. Ve yine de yanlarından ayrılmak istemiyordun. Tıpkı bir mazoşist gibi.
"Saçmalama, sadece iyiydi o kadar. İyi insanlarla tanışınca hemen onları özel sanmak gibi bir sorunun mu var senin?" Kendi kendime konuşuyordum.
Kendimi bu halde bulduğum için kendimden tiksiniyordum. Karşı cinsten, tanımadığım birinden duyduğum tek bir kelimeden dolayı neden bu kadar etkileniyordum ki? Düşüncelerim dışarıdan etkilenmeye bu kadar mı müsaitti? Kendime sinirliydim. Kendime daha iyi davranabilirdim.
Bu düşüncelerim ve duygularımla kime karşı ne düşünüp ne yapacağımı bilemez bir haldeyken durağa varmıştım. Aklıma yapabileceğim bir şey geldi. Bu durumlarda yapabileceğim tek şey.
"Alo, Ray?"
"Efendim?"
"Yanına geliyorum."
"Ha? Peki, tamam."
Trenden inip Ray'in evinin önüne gelmiştim. Kapıyı çaldım.
"Geliyorum!" Sesi içeriden, uzaklardan duyulmuştu. Sonunda kapıyı açtı.
"Hop, selam. Aniden ne oldu böyle?" Ray, yüzünde şaşkın bir ifadeyle, üstünde bordo bir pijama, altında da çizgili, yine bordo bir pijama ile kapıyı açmıştı. Saçları dağınıktı.
"Doğum günü hediyeni aldım." Elimde tuttuğum hediyeyi eline tutuşturmuştum.
"Ha, neden bugün vermek için geldin ki?" Ray bir bana, bir de verdiğim poşete bakıyordu.
"Dışarıdaydım, hazır almışken direkt getirmek istedim." Aslında farklı bir amaçla gelmiştim.
"Ha... tamam. İçeri gelsene." Dikkatlice yüzüme bakarak söylemişti. Arkasını dönüp hediyeyi masaya koymaya gitti.
"Ayrıca yarın ailenle dışarıda olacağın için vermeyecektim, bu yüzden şimdi vermek istedim," diye seslendim arkasından.
"Ailem senin de gelmeni ister normalde, biliyorsun." Sesi uzaktan geliyordu.
"Biliyorum ama gerek yok. Zahmet vermek istemem."
"Zahmet olmayacağını biliyorsun be kanka..." Yanıma tekrar gelmişti.
Birlikte salona geçtik.
"Hadi açsana," dedim gülümseyen bir suratla. Aslında amacım bambaşka bir şeydi. Gelmeden önceki o garip ruh halimden çıkamamıştım ve çıkabilmek için bir şeye ihtiyacım vardı...
"Ş-şimdiden mi? Peki..." Ray arkasını dönüp poşeti geri aldı ve açmaya başladı.
Bir yandan yüzünü süzüyordum. Hediye paketini yavaşça açtı.
"Hey, yoksa bu..."
İlk önce şaşkınlıkla, sonra da yüzünde bir gülümsemeyle paketin içindeki hediyeye bakıyordu.
"Oha be! Çok iyi görünüyor!" Heyecanlı bir şekilde gitar askısını açtı ve incelemeye başladı. Gözleri parlıyordu.
Ah dostum... İşte tam da bunun için gelmiştim. Arkadaşımın gülümsemesini ve mutlu oluşunu görmek için. Çünkü işte böyle zamanlarda kendimi daha iyi hissediyordum.
"Teşekkür ederim Yuta!" Hediyeyi bırakıp bana kocaman sarıldı.
"Yavaş ol be!" dedim sarılarak. Gerçekten de başarmıştım. Hem de onun sayesinde.
Ray'in gitara gitar askısını takışını izleyip bir yandan zaman geçirdikten sonra aramızda ufak bir sessizlik oluştu.
"Hey Yuta."
"Efendim?"
"Gelirken canın sıkkındı. Ne oldu?"
Bunca yıllık dostum içimi okumuştu. Ona "bir şey yok" deyip geçiştirebilirdim. Ama buna inanmayacağını biliyordum.
"Aslında hediyeyi bulmamda Lyra yardım etti," dedim düz bir ses tonuyla.
"L-lyra? O kimdi kanka?" Düz ve garipser bir şekilde bana bakıyordu.
"Dalga mı geçiyorsun oğlum? Geçen markette tanıştığımız bir kız vardı ya," dedim şaşırarak. İsmi bu kadar farklı olan birini nasıl unutabilirdi ki?
"Haa o muydu..." dedi ve ufak bir düşünceden sonra hayretler içinde bana döndü. "ONUNLA MI SEÇTİN?" Ve evet, bağırmıştı.
Yaşananları özet bir şekilde Ray'e anlattım. Anlatırken, son kısmı ona anlatıp anlatmamak konusunda kararsız kalmıştım. Çünkü yıllardır duygular konusunda dışarıya açık olmayan ben, bunu anlattığım anda hep arka planı sorgulanacaktı. Yine de anlatmak istiyordum. Bu yüzden ona anlattım.
"Vay be..." dedi şaşırmış bir şekilde. Sonra poşeti yerine kaldırırken konuşmaya devam etti: "Hiç kimse bence bir sevdiği varken başkasına böyle davranmamalı," dedi düz bir sesle.
Ray gerçekten de benim kafamda olan biriydi. Ve garip bir şekilde bu konularda da çok soğukkanlı olabiliyordu. Özellikle de karşısında bunu anlatan kişi üzgünse.
"Yani şey, evet..." dedim. Ne diyeceğimi bilemesem de resmen iç düşüncelerimi okumuştu.
"Peki, onunla hâlâ görüşmek istiyor musun?"
Kafamı Ray'e çevirdim. Buz gibi gözlerle bana bakıyordu.
"Yani karşılaşırsam görüşürüm muhtemelen. Onun dışında sanmıyorum," dedim. Ben mazoşist değildim. İyi kötü diye insan ayrımı yapmak istemem ama iyi insanlar yanımda bulunurken o kadar yanımda bulunmamalıydı.
"İyi o zaman," dedi ve bir anda gülümseyerek, sanki hiçbir şey olmamış gibi enerjik bir şekilde devam etti: "Haftaya Cuma havai fişek festivaline gidelim." İstemsizce benim de modum yükselmeye başlamıştı.
"Havai fişek festivali mi?" dedim merakla. Normalde hiçbir zaman gitmediğimiz ve bunaldığımız yerlerdi.
"Bir değişiklik olur. Hem haftaya Cuma sadece bu yok. Senin de doğum günün," dedi gülümseyerek.
Bu bebe var ya... Bir düşündükten sonra mantıklı gelmişti. Bomboş evde oturmak güzel olsa da, yılda bir kez gelen bir etkinlikti ve canım nedense böyle eğlenceli şeyler istiyordu.
"Hadi gidelim," dedim.
"Yehuu!" Ray heyecanla etrafta zıplıyordu. Yemin ederim, tam bir küçük çocuktu...
Ne olmuş yani? Lyra diye bir kız varmış; yardımsevermiş, güzelmiş. Ama o kadar...
Şunun tekrar farkına vardım ki, ne kadar bilinmez durumda olsak da, insanların yanında gerçekten bulunmak isteyen insanlar varsa, o zaman başka bir şeye gerek kalmıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.