Kalabalıkta Bir Bakış

Yüzümün yandığını hissediyordum. Gözlerim kapalıyken adeta sarı görüyordum. Perde açık uyuduğumu fark ettim. Yaz sabahının kavurucu güneşi yüzünden ter içinde uyandım. Ayrıca susamıştım. Uyku sersemi doğrulup telefonuma baktım. Ray'den bir mesaj gelmişti.

"Gençler, bugünkü festivale hazır mıyız??!" Sonuna bir sürü garip emoji eklemişti.

Sahi, bugün geçen hafta konuştuğumuz gibi festival için buluşacağımız gündü. Hemen yanımdaki suyu içtim, sonra banyoya yöneldim. Sahi, aklıma gelmişken...

Bugün benim doğum günüm.

Duş aldıktan sonra salona geçip televizyon karşısında oturmuştum.

Annem sabah kahvaltısı için hazırladığı omlet karışımının üstünü streçleyip tavanın yanına koymuştu. Yanına da bir not bırakmıştı: "Doğum günün kutlu olsun. En sevdiğinden hazırladım. Tavaya koy ve 5 dakika pişirdikten sonra yiyebilirsin. -Annen"

Ailem akşama kadar çalışıyordu. Bu yüzden kutlamayı ancak akşam, hep birlikte yapabilirdik. Gerçi abimler her sene yaptığı gibi beni gün içinde arayıp kutlardı. Bir gün önceden, akşam eve geç döneceğimi ve arkadaşlarımla festivale gideceğimi haber vermiştim. (Bu arada şaşırmışlardı…)

Yumurtayı tavada pişirip televizyon karşısında yedim. Gerçekten de gün içinde yapacak pek bir şey yoktu. Sahi, aklıma bir fikir geldi! Ne zamandır izlemek istediğim, çok güzel olduğuna emin olduğum bir film vardı.

İzlemeye kıyamıyordum. Mademki doğum günüm ve hani 'özel' bir gün sayılır, en azından bunu izleyebilirim.

Heyecanla filmi açtım. Başlatma düğmesine basmak üzereydim ki telefonumdan bildirim sesi geldi. Aslında oldukça garipti. Bana genelde ailem dışında mesaj gelmezdi ve gelenleri de sessize almıştım. (Ray'in bana attığı bir sürü reels da buna dahildi. Üzgünüm, Ray.) Elime telefonu aldım.

Lyra 1 Yeni Mesaj: "Selam."

N-ne? Neden bana durduk yere yazmıştı ki?

"Selam" yazdım aynı şekilde. Acaba neden yazmıştı? Piyanodan dolayı mı? Belki Ray'in hediyeyi beğenip beğenmediğini merak etmiştir? Y-yoksa doğum günümü mü... Yok canım, daha neler, nereden bilecek?

"Bugünkü festivale geliyor musunuz?" yazmıştı.

Tabii ya, festival de bu seçeneklerin arasındaydı. Neden sormuştu ki? Evet desem, "Buluşalım mı?" mı diyecekti? Belki erkek arkadaşıyla da gelip bizimle tanıştıracaktı.

Açıkçası çok sorunum olmasa da bu tür şeylerle hiç uğraşmak istemiyorum.

"Evet. Kalabalık bir ekip olacağız," dedim.

Aslında üç kişi olacaktık ve böyle yalan söylediğim için vicdan azabı çektiğimi itiraf etmeliyim. Ancak en azından festivalde bu şekilde görüşmek istemiyorum; zira o benim gözümde iyi niyetli bir yabancıdan ibaret. Kendi eğlencemi tanımadığım insanlarla paylaşmak istemiyorum.

"Anladım. Belki yine rastgele karşılaşırız :)" yazmıştı. Yanına eklediği gülen yüz, sempatik görünme çabası gibi gelmişti bana. "İyi eğlenceler."

"Sana da," dedim. Yani belki de sadece gidip gitmediğimi merak etti. Kafamda bir sürü senaryo kurabilirdim (ki muhtemelen istemesem de sürekli bunları düşünecektim) ancak bilmemek bazen en iyisidir mantığına güveniyordum. Ben eğlenmeye gidiyordum ve bugün benim doğum günümdü. Bu yüzden çevremde sadece sevdiğim insanları istiyordum.

Filmi açtım, ayaklarımı uzattım ve izlemeye başladım…

***

Film sonrası, festivale daha birkaç saat olmasına rağmen, yer bulabilmek için normalden daha erken hazırlanıp buluşmamız gerekmişti. Üç erkek olarak bu tür etkinliklere okul aktiviteleri dışında pek katılmadığımızdan, biraz daha tedbirli olmak istiyorduk. Trenden indikten sonra çocuklarla buluştuk. Etraf kırmızı temalı bir sürü stant ve pankartla çevrilmiş, her yer yukata giyen insanlarla doluydu. Sıcak havaya karışan yemek kokuları adeta etrafımızda dans ediyordu. Çevremizde kol kola girmiş aşk kuşları gibi gezenlerin yanı sıra, işten çıkıp evlerine, ailelerine dönmeye çalışanlardan dolayı her yer doluydu.

Ve evet, etraf aşırı derecede kalabalıktı…

"Kanka, gel pamuk şeker alalım!" Ray festival alanına gelir gelmez adeta bir kedi gibi stantları merakla gezmeye başlamıştı. Bir yandan da her şeyi almak ister gibi bir hali vardı.

"Yani, henüz erken değil mi?" dedim.

Açıkçası yanaklarımın ve ellerimin yapış yapış şeker olmasını istemiyordum.

"Erken olsun ne olacak? Ya da buldum, gel elma şekeri alalım. Hadi ama, bir kere geldik, konfor alanımızın dışına çıkalım!" Ray yanıma geldi. Heyecanlı gözlerle bana bakıyordu.

Göz ucuyla Yasu'ya baktım. Yasu yine ifadesiz duruyordu. Klasik Yasu…

O zaman kararı ben verecektim, harika...

Düşününce, kendimi hep bu tür şeylerde daha sessiz ve kalabalığa uyan biri olarak tanımlarım. Ne derlerse oraya gider, ama içten içe bu duruma söylenirdim. Ancak şu anki gibi durumlarda karar bana kalınca, son söz bana verildiğinde de içten içe şikayetçi olurdum. Yani aslında bu işte ortası yoktu.

Bugün doğum günümdü ve gerçekten de içimden Ray gibi olmak geliyordu. Bir kereliğine mahsus gerçek bir çocuk gibi davransam ne olurdu ki?

"Hadi gel lan! İstediğimiz her şeyi alalım," dedim gülümseyerek. Ne dediğime vücudum da şaşırmış olacak ki aniden aşırı fazla adrenalin salgılamış olmalıydım. Yoksa gözlerim sanki karıncalanır gibi olup, heyecandan karnımın sağ ve sol taraflarına biri düzenli olarak dokunuyormuş gibi hissetmem normal olamazdı.

"Harbi mi?!? Yaşasın!" Ray yüzünde devasa bir gülümsemeyle önümde, karşıdaki stantlara doğru hızlı adımlarla gitmeye başlamıştı.

Bu çocuk harbiden tam şaklaban be…

"Siz alırken ben de yer tutmaya gideyim." Yasu yan tarafa yöneldi.

"Sen bir şey almayacak mısın?" dedim. Acaba davranışımızdan rahatsız mı olmuştu? Daha mı standart bir şey istiyordu?

"İstiyorum tabii ki. Kendinize ne alırsanız aynılarından bana da alın. O kadar yer tutuyorum, bana bu hizmeti sağlayın." "Haa, dolandırıcı..." Gözlerim düştü.

"Bir şey mi dedin?" Yasu kaşlarını çatarak bana bakıyordu. İri cüsseli yapısıyla tam bir canavardı. Soğuk hali ve yapısıyla daha çok bir bodyguard'a benziyordu gerçi...

"Y-yok bir şey!" deyip hızlıca yanından tüydüm.

Önce seri adımlarla, sonra hafif koşarak Ray'in olduğu yere gitmeye başladım. Bu farklı ortam ve heyecan, çok farklı ve yenileyici gelmeye başlamıştı. Her ne kadar sıcak, kalabalık, bunaltıcı ve gürültülü olsa da, etrafta yukata giymiş çiftler olup kıskandırıp özendiriyordu. Ancak yine de insanların neşesini görmek, hayatın standart monotonluğundan veya belirsiz gelecek kaygısından sıyrılıp bu tür aktivitelere sığınmalarını ve bunun için uğraşıp özenmelerini görmek beni bir yandan mutlu ediyor, bir yandan da kendime karşı olan yargılamamı artırıyordu.

Gülen insanlar, neşeli çocuklar, gençliğini yaşayan gençler ve yaşlı halleriyle havai fişek görmeye gelen yaşlılar. Hepsi aslında tek bir amaç için buradaydı: Kendilerine yakın hissettikleri insanlarla ortak bir anı paylaşmak.

Ve nedense bu insanlar beni çok mutlu ediyordu.

Ray'in yanına geldim. Ray heyecanla pamuk şekerciden pamuk şekerini alıyordu. Ancak tam ona yetişmişken, gözümün ucu poligon standına kaydı. Ve işte oradaydı.

Heyecanlı ve neşeli gözlerle, üstündeki yeşil çiçekli yukata ile elinde tuttuğu mantar silahını yukarı kaldırmış, neşeyle yanındaki arkadaşı Noa'ya beşlik çakıyordu.

Lyra.

Loş ışıkların altında, onca gürültü arasında oradaydı. Varlığıyla adeta dış dünyaya bağımsızlığını ilan etmişti. Ray'in yanında ona öylece bakakaldım.

Sonra bir şeyi hatırladım. Mesajlarda ona "kalabalık olacağız" demiştim. Şu an iki kişiydik ve toplamda zaten üç kişiydik.

Yani yalan söylediğimi anlayacaktı.

Gözlerim kocaman açıldı ve bu farkındalıkla hemen saklanma ihtiyacı duydum. Soluna baksa, elinde elma şekeri ve pamuk şeker tutan Ray'i ve ona öylece korkmuş gözlerle bakan beni görebilirdi.

"Ray, buraya gel!" dedim sessiz ama vurgulayıcı bir sesle.

"Ha ne old— hop hop!" Ray'in koluna girerek onların tam tersi yönüne doğru adeta sürükledim.

Biraz ilerleyip stantlardan uzaklaştıktan sonra karanlıkta durdum. Ray'in kolunu da rahat bıraktım.

"Ne yapıyorsun be kanka?" dedi Ray şaşkınlıkla ve merakla.

Alnımın ve sırtımın terlediğini hissediyordum. Koskoca yerde onu yine görmek çok garip olsa da aslında normal bir durumdu. Her ne kadar kalabalık olsa da ortak bir yerden bahsediyorduk sonuçta.

Ray'e olanları anlattım. Bu kadar anlattıktan sonra saklamanın bir anlamı kalmamıştı. Her ne kadar anlatmak istemesem de…

"Yaptıkların tam olarak yanlış sayılmaz aslında. Ancak yine de şu anda yapılacak en iyi şeyi biliyorsun değil mi?" Yüzünde garip bir bakış vardı. Karanlık gecede, şehrin ışıkları ve ay ışığının yansımasıyla yüzünü belli belirsiz görüyordum.

"Ne? Nereden bilebilirdim ki? Gidip konuşsam neye yarardı ki? Ayrıca, belki o an yoktu ama ya normalde yanındaysa? Böyle güzel giyindikten sonra özel bir şey için orada olduğunu düşünmek yanlış olmazdı değil mi? Yani benim için bugün 'özel' bir gün sayılsa da gündelik kıyafetlerimi giyip gelmiştim mesela.

"Bir an önce Yasu'nun yanına dönmek tabii ki."

Ha? Saf saf Ray'e baktım. Ray'in gözlerinde aniden bir ışık belirdi. Tam bir şey söyleyecek gibi oldu ama sustu. Dudaklarını hafifçe kıpırdatıp, sanki hiçbir şey olmamış gibi abur cuburlarına geri döndü.

Bu anormaldi. Ray genelde konuşmadan duramazdı. İçimde bir şeyler sıkıştı, ama o an konuyu açacak gücüm yoktu.

Bir yandan ağzına abur cuburları tıkanan Ray'in sesleri de sessizliği bozuyordu.

"Tamam," dedim. Hala tepkisini garipsiyordum.

Yol boyunca konuşmadan alana vardık. Etraf insan kaynıyor, karanlıkta görmek zordu. Gerçi zor diyorum ama ülke boy ortalamasına baktığımızda titan gibi birini görmek çok kolaydı.

Yasu'nun iri vücudu insanların ortasında adeta koyunlar arasına kaçmış keçinin boynuzu gibi belliydi.

"Geç kaldınız," dedi Yasu canı sıkkın bir şekilde.

"Şey, ancak gelebildik," dedim. Ona şimdi eski olayları anlatmadan bahsedemezdik.

"Ha, peki, her neyse. Ben bir lavaboya kadar gidip geleceğim. Benim yiyecekleri arkaya koyabilirsiniz," dedi ve ayaklandı.

O kadar dalgındım ki bir an Yasu'nun atıştırmalıklarını almadık sandım. Meğer hepsini Ray'e taşıtmışım.

Yasu gittikten sonra Ray’le yan yana öylece oturup etrafı izlemeye başladık. Önümüzden akan nehri (ırmak ya da her neyse, şehirden geçen o suyu işte) izliyorduk. Festivalin başlamasına az kalmıştı.

Ardından Ray’le sohbet etmeye başlamıştık. Bir süre üniversite dersleri ve ödevler hakkında muhabbet ettikten sonra Yasu gelmişti. Ancak arkasında iki kişinin daha siluetini görüyordum.

“Oo Yasu, geldin mi?” Ray kafasını kaldırıp Yasu’ya baktı.

“Aynen. Bakın yol üstünde kimlerle karşılaştım.” Yasu yavaşça yana döndü. Arkada iki tane kızın silueti görünüyordu.

“İyi akşamlar.” İkisi de peş peşe söylemişti. Karanlıkta giydikleri yukataların silueti seçiliyor, saç stillerine kadar fark ediliyordu.

Kimi getirdiği belliydi. Nasıl bulduğu hakkında da çok soru sorma hakkım yoktu sanırım. Sonuçta ilk biz görmüştük ve Yasu’ya haber vermemiştik.

“Gelirken yer arıyorlardı. Karşılaşınca onları da davet ettim. Bir mahzuru olmaz değil mi? Zaten tanışmıştık.” Yasu hiç çekinmeden, gayet rahat bir şekilde konuşmuştu.

İşte tam olarak takıldığım nokta da burasıydı. Şimdi sıçmıştık.

“İ-iyi akşamlar. E-evet, bir mahzuru yok, buyurun. Hasırımız zaten büyük.” Ray konuşurken bir an bana döndü. Yüzünü göremesem de konuşma şeklinden “şimdi ne yapacağız?” dediğini anlıyordum. Cevabım basitti:

Hiçbir fikrim yoktu.

“B-buyurun.” Dedim ben de Ray’in hemen ardından. Yasu’ya haber vermememizin cezasını çekiyorduk sanki. Gerçi düşününce Lyra ile tekrar karşılaştığımı Yasu bilmiyordu.

“Teşekkürler. Müsaadenizle.” Lyra hafif çekingen ama atılgan bir şekilde hemen yanıma geçip oturdu. Yanındaki Noa da onun yanına yerleşti.

Yasu ise Ray’in hemen yanına oturmuştu. Kafamı hemen sağımda oturan Lyra’ya çevirdim. Yüzünü belli belirsiz görüyordum ve tepkisi neydi, bilmiyordum.

HARBİDEN KIZA YALAN SÖYLEMİŞTİM VE ÜÇ KİŞİ OLMAMIZA RAĞMEN KOSKOCA BİR HASIRIMIZ VARDI!

Yutkundum. Yanımda oturmuş, doğrudan bana bakıyordu. Gözleri gülümsüyordu ama… içim rahatlamıyordu.

“Selam,” dedi aynı rahatlıkla.

Ben de ona baktım. Birkaç saniye ne diyeceğimi bilemedim. Sonunda ağzımdan tek bir kelime çıkabildi:

“Selam…” dedim sakin kalmaya çalışırken. Bunun ardından gelecek sonraki muhabbeti az çok tahmin ediyordum.

Aklıma gelmişken, erkek arkadaşı neredeydi? Sadece ikisi mi gelmişti? Gerçi düşününce hasırda bir kişilik yer bile kalmamıştı. Gelse bile çimlere oturmak zorunda kalabilirdi. Öyle bir durum olursa muhtemelen kalkıp yer vermem en doğrusu olurdu. Sonuçta bugün onların da günü olabilirdi, değil mi?

“Yine karşılaştık.” Bana dönük, sessizce söylemişti. Sesindeki gülümsemeyi hissedebiliyordum.

“Evet…” Aşırı gerginim be oğlum. Stresimin beni tamamen ele geçirdiğini hissediyordum.

“Bugün kalabalıksınız sanıyordum?” dedi aynı ses tonuyla.

GELDİ GELDİ GELDİ! Lanet olası bu soru geldi!

Kafamda hiçbir bahane yoktu. Hiçbir mazeretim, hiçbir açıklamam yoktu. Yalan söylediğimden dolayı içten içe vicdan azabı çekiyordum. Belki de en iyisi söylemeliydim. Yalan söylediysem ne olmuş ki? Belki onunla vakit geçirmek istemiyordum? İlla hesap mı vermem gerekiyordu?

“Ben aslında…”

“Bir arkadaşımız yediğinden rahatsız oldu, o yüzden onun yanında gittiler!” Ray durumu kurtarmak istercesine araya girip sözümü kesmişti.

İyi kurtardın be Ray!

“Ah öyle mi, çok kötü olmuş.” Lyra’nın sesi ikna olmuş gibiydi. Her ne kadar doğruyu söyleyemediğimden ve işler iyice düğüme dönse de içten içe rahatlamıştım.

“Ne hastalığı, kimden bah…”

“Y-Y-YASU SON PARÇALARI GETİRDİN Mİ?” Ray, Yasu’nun ağzını tıkarcasına garip bir cümle kurmuştu. Buna artık gerçekten inanmazlardı. Ray ne yapıyorsun allah aşkına? Ne parçası?

“Ş-şey evet…”

Kısa bir sessizliğin ardından Yasu sessizce cevaplamıştı. Lyra ve Noa hemen yanımda sessizce karşılarına bakıyorlardı. Birden herkes sus pus olmuştu.

Sıçtık, harbi feci sıçtık bu sefer. Artık bunu kurtaramazdık. Kızlar sessiz kaldığına göre çoktan anlamışlardı.

Arkadan bir poşet sesi geliyordu, Yasu bir şeylerle uğraşıyordu ama o anda ona bakacak halim bile yoktu. Lyra’nın olduğu tarafa bile dönemiyordum. Sadece göz ucuyla ona bakmaya çalışsam da karanlıkta daha çok ifadesiz duruyordu. Aptal olmayan herkes az önceki durumu anlardı, bu yüzden bizden hoşlanmıyor bile olabilirdi. Onu da suçlayamazdım. Ona yalan söyleyen bendim, kabahatli olan bendim.

“Başlıyor!” Arkadan bir çocuk sesi duydum.

Karşımızdaki alanda yerden yükselen kıvılcımları görüyordum. Başlamak üzereydi.

Doğum günümde böyle garip bir an yaşamak ve festivalde bunun yaşanması kadar garip bir durum yoktu…

Etraf kızıla boyanmıştı. İlk havai fişek ateşlenmişti.

“Yuta!”

Ray omzuma dokunmuştu.

Havai fişek ulaşabileceği en son noktaya varmıştı. Büyük bir şiddetle devasa, çizgili bir balon misali patlamıştı. Parçalardan kastettikleri şeyin ne olduğunu anlamak üzereydim ve ondan önce gürültü arasında en vurgulu sesleri hep bir ağızdan duydum:

“İYİ Kİ DOĞDUN YUTA!”


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.