Yasu, gelirken karşılaştıklarında doğum günümden bahsetmiş, böylece haberleri olmuştu.
Parça dedikleri pasta aslında garip bir durum değildi ve kızların sessiz kalması da bu yüzdendi.
“Ne?” Şaşkınlıkla onlara döndüm. Hepsi gülümseyerek bana bakıyordu. Bir anda kucağıma minik bir çikolatalı kek bırakıvermişlerdi. Parça dedikleri bu muydu yani?
Çevreden yoğun insan sesleri ve havai fişek patlamaları yükseliyordu. Gökyüzü rengârenk patlamalara sahne olurken, “İyi ki doğdun” temposunda adımı söyleyip alkışlarla eşlik ediyorlardı. Ne oluyordu böyle?
“Nasıl, güzel gizlemiş miyiz?” dedi Ray gülümseyerek.
“Keki nereye saklamıştınız?!?” Patlama ve insan sesleri arasında bağırmak zorunda kalmıştım. Keki benden gizleyerek buraya getirmeyi nasıl başarmışlardı?
Hepsi birden gülmeye başlamıştı. Bir dakika, kızlar da olaya dâhil miydi yani?
“Siz doğum günümü biliyor muydunuz?!?” Şaşkınlıkla Lyra’ya döndüm. Lyra ise gülerek bana bakıyordu. Bakışlarındaki ifade nedense kafamdaki tüm soruları susturmuş, adeta başımın dönmesine sebep olmuştu.
“Hayır, gelirken Yasu söyledi,” dedi. Başımı Yasu’ya çevirdim.
“Pasta için çakmak arıyordum. Bu sırada onlarla karşılaştım. Sohbet arasında doğum gününden bahsetmiştim. Anlattıktan sonra çakmak bulmama yardımcı oldular. Ben de onları buraya getirerek aslında yardımlarının karşılığını vermeye çalıştım,” gülümseyen bir ifadeyle bana bakıyordu.
Etrafta insanların coşkulu sesleri yankılanırken, gökyüzünün her yerinde irili ufaklı bir sürü havai fişek patlıyordu. Bu insanlar, doğum günümü kutlamak için bir araya gelmişti.
Utancımdan “gerek yoktu,” “öyle mi, iyiymiş” gibi bir şeyler söylemek istedim. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ama çok utanmış hissediyordum. Yine de onlar bu kadar çabalarken istemeden ifadesiz görünmek istemezdim.
Çünkü içten içe,
Çok mutlu olmuştum.
Nefesimi tuttum. Gökyüzünde patlayan ışıkların altında, onların gülümseyen yüzlerini izlerken içimde bir şeyler çözüldü.
“Teşekkür ederim. Hepinize çok teşekkür ederim.”
***
Gökyüzündeki şölen eşliğinde keki yemiştim. Bir ara herkes sessizleşmiş, sadece havai fişekleri izliyorduk. Kızlar hasırın üzerinde bağdaş kurmuş, bizimkiler de dizlerini büküp bacaklarını öne doğru uzatarak oturmuşlardı. Kafamdaki onlarca soru arasında, şu an bulunduğum yer nedense kendimi en özel hissettiğim yer gibi hissettiriyordu. En son ne zaman böyle bir şey yaşamıştım? Bilmiyordum.
Havai fişekler daha yavaş atılmaya başlamıştı. Bu sırada sessizliği bozan Lyra oldu.
“Hey Ray, geçen gün Yuta ile aldığımız hediyeyi beğendin mi?”
Bir saniye, burada bunu bilmeyenler vardı… Yasu’ya bundan hiç bahsetmemiştim. Lyra’nın arkasındaki Noa’nın da şaşkın bir şekilde Lyra’ya baktığını gördüm.
“Ne? Ha, ş-şey evet. Çok beğendim, teşekkür ederim.” Ray, kekeler gibi konuşurken aniden tökezlemişti.
“Hediye mi aldınız?” Noa ve Yasu aynı anda sormuştu. Aslında gayet beklendik bir tepkiydi bu ve hiç de şaşırmamıştım. Yine de nedenini bilmediğim bir şekilde Noa’nın şaşkınlığı Yasu’dan çok daha fazlaydı. Hatta bakışlarında daha farklı bir endişe hissediyordum.
Lyra ile kısaca olanlardan bahsetmiştik. Sanki anlaşmışız gibi nedense ikimiz de hediyeden sonra kafeye gittiğimizi söylememiştik. Bunu bir tek Ray biliyordu.
“İyi denk gelmişsiniz,” dedi Yasu monoton bir sesle.
Lyra “aynen” der gibi başını salladı. Bizimkilerin karşılaşmamıza şaşırmasına bile şaşırdıklarını düşününce, (Ray’in tepkisi de dâhil) kim bilir kafede oturduğumuzu söylesek ne olurdu? Gerçi bunu özel bir durum gibi anlatmaya gerek yoktu çünkü ne de olsa sevgilisi vardı.
Sahi, sevgiliden bahsetmişken belli ki bugün sevgilisiyle gelmemişti. Belki de sevgilisinin işi vardı. Ya da belki uzak mesafe ilişkisi yaşıyorlardı. Neyse ne, beni ilgilendirmiyordu.
Kendi aramızda bir süre konuştuktan sonra havai fişeklerin de sonuna gelmiştik. İnsanlar yavaştan ayaklanmaya başlamıştı. Nehirden esen hafif rüzgâr üzerimize doğru esiyor, bir yandan bizi serinletiyordu. Havadaki havai fişeklerden kalma duman kokusu da etrafa hafiften yayılmıştı.
“Sahi, Yuta bana Ray’in müzik aleti çaldığını söylemişti. Yasu sen de çalıyor musun?”
“Evet. Bateri çalıyorum.”
“Vay be, hem gitarist hem baterist. Bir grubunuz var mı?”
“Yani daha çok kulüp olarak takılıyoruz.”
“Haa, doğru. Yuta bahsetmişti.”
“Yakın zamanda bir kendi aramızda prova alacağız. Eğer iyi gidersek belki üniversitenin festivalinde şarkı çalabiliriz.”
“Çok iyi! Bizim okulda da bunlar için çok uğraşıyorlar.”
“Öyle mi? Ne okulu ki?”
“Sanat Üniversitesi.”
“Y-yani o prestijli okulda mı okuyorsun? Yani okuyorsunuz?” Yasu şaşkınlıkla Lyra ve Noa’ya bakıyordu. Bu çocuk az önce karşılaşmamıza daha az tepki vermişti. Bu ne böyle?
“Evet. Gerçi Noa güzel sanatlarda. Ben de müzikteyim.”
“Vay, iyiymiş…” Yasu solan bir çiçek gibi sessizliğe gömülmüştü.
Yani onu suçlayamazdım. Mühendislik okuyan ve hayatında çoğu zaman sınavlarla uğraşan bizler için müzik ya da diğer aktiviteler genelde lüks bile sayılırdı. Ama yine de hobilerimizi sürdürürdük. Onlar ise doğrudan hobimizi profesyonel bir meslek olarak okuyorlardı. Nasıl saygı duymayalım ki?
Gerçi bir saniye, Lyra “Müzik” bölümünden mi bahsetti? LYRA MÜZİK BÖLÜMÜNDE MİYDİ YANİ?
Bana “Sanat okulundayım” diyordu ancak bölümünü hiç sormamıştım.
“Sen… müzik mi okuyorsun?” Sesim, şaşkınlığımı saklayamayacak kadar tiz çıkmıştı.
Lyra hafif başını eğdi, gülümseyerek. “Evet. Söylememiş miydim?”
“Evet…” Tüm enerjim çekilmiş gibi cevap vermiştim. Bugün daha fazla şaşırmak ya da benzeri herhangi bir şeyi istemiyordum. Hatta doğrudan, bundan sonraki doğum günüm için yeterince şaşkınlık kotamı doldurmuştum. Bundan sonra bundan daha iyisini de yaşayamayacaktım.
Bir süre müzikten sohbet ettik. Sonra bir anda konu şarkılara dönmüştü.
“Lyola’nın müziklerinden çalmaya çalışıyoruz ancak akorları ve notaları tutturmakta zorlanıyoruz,” dedi Ray.
“Nasıl bir sıkıntı?” Lyra, önceki konuşmalara göre birden ilgisi artmıştı. Vücudunu bize doğru çevirdi. Hatta daha doğrusu bana doğru oldu. Çünkü Ray ve Yasu tam solumdaydılar. Lyra ve Noa ise sırasıyla sağımdaydı.
Lyra’nın bir anda sola doğru dönmesiyle tüm bakışlar benim bulunduğum tarafa çevrilmişti.
Doğrudan bakışların üzerimde olması da biraz rahatsız edici olduğundan kendimi biraz geriye çektim. Şimdi işte Ray ve Yasu’yu daha rahat görürdü.
“Transpozisyon problemi yaşıyoruz. Ne zaman şarkıyı çalsak genelde vokalist arkadaşımıza uyum sağlayamıyoruz.”
Lyola’nın en büyük farkı buydu. Şarkılarını kendine göre o kadar farklı söylerdi ki, başkasının onun sesini taklit etmesi gerçekten zordu. Ekip arkadaşlarım gerçekten çok yetenekli, onlara laf etmiyorum. Ancak vokal konusunda Lyola’nın sesini yakalayamadıkça şarkının tüm temposu ve yoğunluğu zayıflıyordu.
“Bu sizden mi kaynaklı yoksa vokalistinizden mi?” Lyra’yı bugün için ilk defa bu kadar ciddi görüyordum. Bir şeyler düşünmeye çalışıyor gibiydi.
“Yani sanırım bizden ama Yuta kabul etmiyor.” Ray topu bir anda bana atmıştı. Evet, az önceki düşüncemden dolayı haftalardır onlara laf anlatamıyordum.
Bütün bakışlar bana çevrilmişti. Derin bir iç çektim.
“Sorun sizde değil, vokalistte de değil.”
“Ya neyde?” Ray’in sesi hafif tartışmacıydı. Ben nasıl onlara laf anlatmaktan yorulduysam, o da benim bu konudaki düşüncemi reddedip duruyordu. Hesap sorar gibi cevap vermesinden belliydi zaten.
“Lyola’nın ta kendisinde.” Suçu biraz Lyola’ya atmıştım ancak yalan değildi. Bu onun normal şarkı düzeni ve bestelerinden farklı olarak kendi yorumunu katmasından kaynaklanıyordu. Her ne kadar özel ve güzel olsa da.
Anlık bir sessizlik oldu. Sanki dediğim şeyin derin bir ağırlığı varmış gibi herkes o ağırlığı tartmaya çalışıyordu.
Düşündüğüm her şeyi onlara da anlattım. Kimsenin sesinin çıkmamasına mı şaşırmalıydım yoksa yanımda müzik okuyan birinin yanında kendi fikrimin bu kadar kesinmiş gibi konuşmamdan dolayı utanmamama mı şaşırmalıydım, bilmiyordum.
“Haklı olabilirsin,” dedi Lyra düz bir şekilde.
Ne? Lyra beni haklı mı bulmuştu? Dediklerim doğruydu yani, değil mi? Sonuçta koskoca müzik okuyan birisiydi.
“O zaman ne yapacağız? Müziklerini kullanmamaktan başka çaremiz yok gibi.” Yasu sessizce düşüncelere dalmıştı.
“Bir fikrim var,” dedi Lyra. Başını kaldırmış, gözlerinde kararlı bir ifade vardı. Yine de nedense biraz şüpheli ve gergin görünüyordu.
“Nedir?” dedim merakla. Sonuçta o ne derse bizim düşüncelerimize göre daha geçerli bir çözüm olacaktı.
“Sonraki provanıza ben de gelebilir miyim? Canlı bir şekilde görmek istiyorum.” Lyra kararlı bir şekilde bize bakıyordu. Bu yabancı, bu tanımadığımız insan…
“Ne?” Üçümüz aynı anda cevap vermiştik. Sonra hepimiz birbirimize baktık. Aramızda en şaşkın bakışanlar ise Ray ile bendik. Sonuçta bir karar vermiştik. Ancak şu an bunun pek bir zararı olamazdı, değil mi?
Bu neydi şimdi? Şaka mı yapıyordu?
“Ben de gelebilir miyim?” demesi, durumu bambaşka bir boyuta taşıyordu. Bir yabancı olarak tanıştığım biri, şimdi bizim provalarımıza katılmak istiyordu?
Ağzımdan otomatik olarak bir kelime döküldü:
“O-olur tabii.”
Ve yine, yeniden bu yabancı sebepsiz yere yardım etmek istiyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.