İçinde bulunduğumuz, okulun ilk haftasıydı. Bugün prova günüydü ve müzik eğitmeni gibi provaya gidip onları dinlemem gerekiyordu. Ama bugün sadece bunun için burada değildim. Bugün bir misafirimiz vardı: Lyra.
Doğum günümün olduğu festival günü gelmek istediğini söyledikten sonra, iletişim bilgileri bende olduğu için ilk provamız için haber verme görevi bana düşmüştü. Festival alanında başka hiçbir şey yapmadan, geç kalmadan, toplu taşıma saatleri bitmeden eve dönmek için erken kalkmıştık. Herkese teşekkür ettim. Ray ve Noa dışında herkesin şehrin farklı yerlerinde yaşadığını öğrenmiştik.
Ray ile eve vardıktan sonra telefonlaştık. O gün olanlar hakkında sohbet ederken Ray'in anlattıkları arasında en çok Noa'nın davranışları şaşırtmıştı beni. Onlar metroyla dönerken Noa, Lyra'nın aslında böyle şeyler yapmadığını söylemiş. Kendi sessiz kaldığı için özür dilediğini de eklemiş. Ray ne kadar ağzını aramaya çalışsa da Noa'nın tek söylediği, Lyra'nın daha içe dönük biri olduğuydu.
Ki bence bu tamamen saçmalıktı, çünkü Lyra'nın davranışı söylenenlerle örtüşmüyordu. Belki de sadece arkadaşını kendi düşüncelerine göre anlatıyordu. Bilemiyordum.
Her neyse, yaz tatilimin geri kalanını aynen dediğim gibi evde, klimamın önünde kendi halimde zaman geçirerek tamamlamıştım. Pişman mıydım? Hayır. Ama nedense o günden sonra birkaç kez daha bir şeyler yapmak istemiştim. Markete giderken ya da ailemle hafta sonu dışarı çıkarken hep karşılaşacağımı sanmıştım ama Lyra ile bir kez bile karşılaşmadım. Gerçi karşılaşmamız zaten başlı başına normal değildi ama yine de alışmıştım sanki, değil mi?
Okulun ilk haftası, dersler daha yeni başlamışken bu provaları yapmak istiyorduk. Çünkü önemli bir etkinlik yaklaşıyordu: Kültür festivali.
Festival kasım ayının başında yapılacaktı ve bir aydan biraz fazla zamanımız vardı. Gerçi "zamanımız" diyorum ama benim tek yaptığım onların müziğini dinlemekti.
Transpozisyonu halledersek, bundan sonra ekip çok daha motive olacaktı sanki. Ve işte buradaydık. Bu sorunu bugün, hafta sonu okula gelerek çözmeyi deneyecektik.
Sabah okula yeni varmıştım ki Lyra'ya mesaj attım:
"Günaydın, ne yaptın, gelebildin mi?" diye yazdım. Uzun bir süre sonra ilk defa yazmıştım ve nedense onu tekrar görecek olmak garip hissettiriyordu.
"Geldim sayılır." Hemen yanıt verdi.
Konferans salonunda toplam beş kişiydik. O sırada enstrümanlarını kurmakla meşguldüler.
"Şu kabloyu hoparlörün bağlı olduğu sisteme takacaksın." Ray, eliyle Yasu'ya kabloyu takması gereken yeri işaret etti.
"Biliyoruz o kadarını." Yasu çömelip konferans salonundaki ana sahnenin önünde, yerdeki sisteme cihazı taktı.
Ray ve Yasu dışında vokalistimiz Aiko ve bas gitaristimiz Hiro vardı. Onlar daha yeni gelmişlerdi ve arkada enstrümanlarını hazırlamakla meşguldüler.
Ray elindeki penayla gitarın tellerine vurdu. Ses çok yüksek çıkmıştı.
"Kıs lan şunun sesini sabah sabah ne yapıyorsun?"
"Test ediyorum ya oğlum? Ne var sanki, diğerleri yapmayacak mı?" İkisi de hararetle birbirlerine bakıyordu.
"O zaman ben de davullara bagetlerimle son hızda vurayım, kafanda kapı çalmış gibi çınlasın, ha?" Yasu agresif bir şekilde elindeki bagetleri çevirdi.
"Ne diyorsun lan?" Ray de ateşe körükle gidiyordu.
"Bir sakin olun." Düz bir sesle söyledim. Genelde hep böyle atışsalar da garip bir şekilde çok uyumluydular.
Böyle söyleyince ikisi de sessizleşti. Gerçekten benim mi etkim vardı, anlayamıyordum.
Bu sırada Aiko sahneye geldi.
"Günaydın herkese!" enerjik bir sesle dedi. Kumral saçlarını arkada topuz yapmış, üzerinde beyaz oversize tişört ve altında siyah oversize pantolonla adeta bir rockçı modeli gibi görünüyordu.
"Günaydın." Üçümüz de "Günaydın" dedik. Bu sırada Hiro da gitarı elinde arka odadan sahneye geldi. Onunla da tekrar günaydınlaştık.
"Pekala, bugün bir misafirimiz varmış duyduğum kadarıyla?" Aiko, gülümseyen ve meraklı bakışlarını bana yöneltti.
"Evet, birazdan burada olur."
"Yalnız sanat okulundan müzik okuduğunu söylediğinizde bayağı şaşırdım." Hiro eğilip gitarın kablolarını takmaya başladı.
"Merak ettim, bakalım neler diyecek. Geliyor mu bu arada?" Aiko enerjik bir şekilde durduğu yerde sallanıyordu. Sabah sabah herkesi enerjik yapmak konusunda bir numaraydı.
"Evet, az sonra gelir..." O sırada telefonum çaldı. Lyra arıyordu. "Aha, geldi sanırım," dedim ve telefonu açarken konferans salonunun kapısına yöneldim.
"Geldin mi?" telefonu açtıktan sonra dedim.
"Aynen, konferans salonunun olduğu binanın önündeyim." "İçeri gir, geliyorum," dedim.
"Tamam."
***
Lyra'nın yanına vardım. Onu toplamda üç kez görmüştüm. İlk gördüğümde üzerinde standart gündelik kıyafetler vardı. İkinci gördüğümde daha ev tarzı kıyafetler giymişti. Üçüncü gördüğümde ise üzerinde yukata vardı. Bugün ise çiçekli bir elbise giymiş, zarif bir kolye ve küpe takmıştı. Tam bir üniversite kızı gibi görünüyordu. Sanki müzik dinlemeye değil de biriyle buluşmaya gelmiş gibi özenliydi. Çok güzel görünüyordu.
"Selam." Yanına vardıktan sonra dedim.
"Selam." Gülümseyerek dedi.
"Bu taraftan." Yukarı merdivenleri işaret ederek söyledim.
Birlikte yukarı merdivenlerden çıkmaya başladık. Etrafta hiç insan yoktu. Hafta sonu müzik için ancak izin alabilmiştik ve sadece bizim olmamız yine de daha güzel hissettiriyordu. Bizim dışımızda sadece diğer kulüplerden işleri olanlar buradaydı.
"Geldiğin için teşekkürler." Nedense bunu söylemeye ihtiyacım varmış gibi hissettim. Ne kadar gelmek istemiş olsa da gelmeyebilirdi.
"Ne demek," dedi Lyra resmi bir tonda ve hafifçe başını eğerek. "Ne yaptığınızı merak ediyordum. Hem uzun zamandır da görüşmüyorduk." Sonra duraksadı ve gözlerini kaçırdı. O sırada konferans salonunun kapısına varmıştık.
"Kendi halimizde elimizden geleni yapıyoruz. Kasım ayının başında festivale yetişmeye çalışıyoruz," dedim. Garip bir şekilde kulüp başkanı yine ortada yoktu ve herkes bana bakıyordu. Bir müzik aleti bile çalmayan biri olarak buraya kadar nasıl geldim, bilmiyorum. Ama sanırım bana güveniyorlardı. Kulübümüzün başkanı son sınıftı ve okulda olduğu zamanlarda biri bir sorunla karşılaşsa "Yuta'ya sorun, o gerekeni yapar," diyordu. Gerçekten bu kulüpte bir tane düzgün adam var mıydı?
O sırada konferans salonuna girmiştik.
Herkes Lyra'ya bakıyordu.
"Tanıştırayım. Bas gitaristimiz Hiro ve vokalistimiz Aiko," dedim.
"Merhaba ben Lyra. Tanıştığımıza memnun oldum." Lyra gülümseyerek, resmi bir şekilde selam verdi.
"Ben de memnun oldum. Yardım etmek istediğini duyduk. Teşekkür ederiz." Hiro selamını ve teşekkürünü iletti. Ortam iyi görünüyordu.
"Çok güzelsin..." Aiko gözleri parıldayarak Lyra'ya baktı.
"Aiko yine düşüncelerini sesli söylüyorsun." Ray, Aiko'yu gitarıyla dürttü.
"Ah üzgünüm! Ben de memnun oldum. Bugün için teşekkür ederiz!"
Ufak bir kaynaşma sohbetinden sonra Lyra ile salondaki en ön koltuklara oturduk.
"İlk şarkı ne olacak?" Lyra merakla sordu.
Doğru, onu bu konularda henüz bilgilendirmemiştik. Bugün genel olarak Lyola'nın müzikleri üzerine uğraşacaktık. Diğer şarkılarda o kadar sıkıntı yaşamıyorduk.
"İlk şarkı olarak 'Bu Akşam'ı seçmiştim. Hem daha hareketli ve enerjik hem de ısınmalarını sağlar," dedim. Diğerleri de duymuş olacak ki Aiko yanıt verdi.
"Güzel seçim Yuta! Hadi elimizden geleni yapalım!" Aiko'nun bunca zaman şarkıları başarılı yapamamıza rağmen hala motive kalmasına hayranlık duyuyordum. Kişiliği böyleydi onun.
Yanımda oturan Lyra'nın ise aurası sanki birden değişmişti. Az önce bana gülümseyen o kız gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti. Dik durdu, ellerini kucağında birleştirdi.
Çok daha ciddi ve durgun bir yüzle ekibimizi izliyordu.
Ciddi hali çok havalı görünüyordu…
Yasu bagetlere vurmaya başladı. Müzik başladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.