İLK teller çalmaya başladı. Etkili bir gitar rifiyle başlamıştık, tıpkı olması gerektiği gibi. Bu gitar rifi şarkının büyük bir bölümünde devam etmesi gerekiyordu. Bateri de müziğe girmiş, enerjik bir şekilde devam ederken ritmi sabit tutmuştu. Yasu'nun baterisi gerçekten de çok iyiydi. Hiro da gitar rifini takip ediyordu. Hafif melankolik tarzını hissettirse de bu melankoli, enerjinin altında adeta mavi bir çizgi gibi süzülüyordu. Şarkı tempoyu tutturmuştu. Şimdilik iyi gidiyorduk.
Ve nakarat.
Aiko güzel bir başlangıç yapmıştı. Her zamanki gibi sesini etkili kullanmayı biliyordu. Asıl mesele bundan sonrasıydı.
Nakarat, şarkının tekrarlanan ve en akılda kalıcı kısmıydı.
Aiko güzel ilerlese de yine daha öncesiyle aynı problemi hissettirmeye başlamıştı. Sesi ile müziğin temposu uyuşmamaya başlamıştı. Çıkışları iyi olmasına rağmen müzikle bağdaştığında orijinal haline göre yavan kalıyordu.
Arada rif girmişti. Şimdi tekrar başlıyorduk.
Ve yine aynı sorun devam etti. Normal bir dinleyici için bir sorun olmayabilirdi ancak müziği yapan onlar ve benim gibiler için içten içe rahatsız ediciydi.
Outro kısmında biraz toparlamayı başarmışlardı. En azından o kısmı kurtarmıştık ve bu şekilde şarkıyı bitirmişlerdi.
Ufak bir alkış tuttuk.
Aiko huzursuzca, “Yine aynısı oldu,” dedi.
Hiro, Yasu'ya dönerek, “Belki tempoyla alakalıdır?” dedi.
“İmkansız.” Yasu elindeki bateri çubuklarını kenara koydu, parmaklarını çıtlatıyordu.
Kafamı Lyra'ya çevirdim.
Düz bir sesle, “İşte böyle,” dedim. Bu sorunu çözemiyorduk ve bu yüzden ona bir öneriyle de gidemiyordum.
Hmm… Lyra ayağa kalktı. Sahnenin önüne kadar yürüdü.
“Aiko.”
“E-efendim?”
“En tiz ve en kalın sesin nasıl?” dedi.
“Tiz ve kalın ses mi? Bilmem ki.”
“Senden bir deneme yapmanı istiyorum.”
“Nasıl yapacağım ki?”
“Ray, gitarından Do majör gamını çalar mısın?”
“Ha, tabii.”
“Aiko, sen de sese göre eşlik et ve ses inceldikçe kendi sesini incelt. Sonra bunun tam tersini yapacağız.”
Ray notaları çalmaya başlamıştı. Aiko da notalara eşlik etmeye başlamıştı. İkinci do'dan sonra sesi biraz detone olmuştu.
“Tamam şimdi tam tersi.”
Kalın denemesinde ikinci fa'ya kadar ilerlemişti. Lyra anlık duraksadı.
“Yasu, tempoyu 120 bpm'den 110 yapabilir misin?”
“Var.”
“Tamam. Ray özellikle Si minör'de sesi daha belirgin yapmaya çalış. Aiko, sesin güzel, yeteneklisin. Sen de nakarat sırasında nefes alırken gırtlak nefesi yerine diyafram nefesini dene.”
“Diyafram nefesi mi?”
“Evet. Diyaframdan hızlı bir nefes al ve o şekilde sürdür. Zor gelirse sesini bir ton kalınlaştırmayı dene.”
“T-tamam.”
***
Ne olup bittiğinden emin değildim. Herkes şaşkınlıkla Lyra'ya bakıyordu. Bu şaşkınlardan biri de bendim. Bir anda müziğimizi analiz edip bu tür yorumlar yapmıştı. Gerçekten işe yarayacak mıydı? Ya da bizimkiler yapabilecek miydi bilmiyordum. Ama gerçek bir müzisyenin yeteneği buydu. İnanılmazdı. Lyra yanıma tekrar oturdu.
Lyra hafifçe gülümseyerek, “Bence bu sefer olacak,” dedi. Ardından gözlerini hafifçe kıstı. “Ama eğer Aiko tam olarak diyaframını kullanmazsa, ikinci nakaratta yine ritim kaybolabilir. Dikkat etmelisin.”
Bir anda sempatik birine dönüşmüştü ve az önceki havalı halinden tatlı haline dönmüştü. Nasıl bir yetenek, nasıl bir aura!
Aiko enerji dolu bir şekilde tekrar başlama komutunu vermişti. “Pekala başlıyoruz!”
Bateri çubukları birbirine çarptı ve müzik başladı.
Müzik çaldılar.
Söylediler.
Ve...
Neredeyse tüm sorunlar gitmişti!
Yani normal şarkıdan çok az farklı gelse de müzik hakimiyeti çok üst düzeye çıkmıştı. Müzik sonunda o ruhu, o hissiyatı veriyordu. Aiko'nun sesi bir anda melodiyle canlanmıştı.
Son notalar havada asılı kaldı. Sahnenin köşelerinde yankılanan ses, yerini tamamen bir sessizliğe bıraktı. Birkaç saniye kimse konuşmadı. Sanki herkes az önce yaşanan şeyi sindirmeye çalışıyordu. Sonra birden Ray ve Aiko sevinçle ayağa fırladı!
***
“BAŞARDIK!”
Hiro ve Yasu gülümsüyordu. Aylardır üzerinde çalışıp bir türlü başaramadıkları müziği yapmışlardı. Çok mutlu olmuştum. Başarmışlardı.
Lyra samimi bir gülümsemeyle onlara bakıyordu. “Tebrikler.”
Sonra aynı ifadeyle bana döndü.
“Yetenekliler. Bence sorun ortadan kalkınca konser verebilirler.”
Bu kızda gerçekten bir şey vardı. Bu özgüven, bu hakimiyet, bu diksiyon... Bana kıyasla inanılmaz bir havası vardı ve etkilenmemek imkansızdı. Ona hayran olmuştum.
Şarkı arasında ödül olarak herkese bir içecek ısmarladım. Normalde onların bana ve Lyra'ya ısmarlaması lazımdı ama neyse ki en azından çok iyi motive olmuşlardı.
Aramızda sohbetlerden sonra diğer şarkılara geçtik. Her birinde düzeltmelerle birlikte neredeyse tüm sorunları çözecek kadar ilerleme kaydetmiştik. Bir süre sonra Aiko ve diğerleri de gelişmiş, kendi sorunlarını anlayıp çözebilmeyi başarmışlardı. Aiko'nun ses tonu bazen kendi kararıyla değişiyor, sorunları söylemeye gerek kalmadan ortadan kaldırıyordu.
Gün sonunda tüm sorunları tek günde halletmiştik.
Lyra gülümseyerek, “Bugün öğrendiklerinizi bol prova ile tekrar ederseniz sorun kalmayacaktır,” dedi.
“Teşekkürler. Bol bol prova yapacağız merak etme!” Aiko, Lyra'nın ellerini tutmuş, adeta saygı duyarcasına gözleri parıldayarak ona bakıyordu.
Hiro bir anda Lyra'ya sordu, “Sahi Lyra, sen şarkı söylüyor musun?” Ortam bir anda sessizleşti.
Şahsen ben de bilmiyordum, sormak aklıma gelmemişti. Bu kadar bilgili ise ve müzik eğitimi alıyorsa şarkı söylüyor olmalı değil mi?
Lyra başını eğerek, “Şey, aslında hayır. Enstrüman çalıyorum,” dedi.
Aiko meraklı gözlerle Lyra'ya sordu, “Neden şarkı söylemiyorsun ki?”
“Um, sesim güzel değil.”
Aiko sesli ve itiraz edercesine, “Yok daha neler, aksine sesin çok narin ve çok güzel!” diye konuştu.
Lyra'nın yüzü hafiften düşmüştü. Rahatsız olmuş gibiydi. “Yok, sen de farkındasındır ki müzik bundan çok daha fazlası.”
“Ama...”
Aiko'nun sözünü keserek, “Aiko, tamam, bunun için zorlama bence,” dedim. Lyra'nın bakışları aniden bana çevrildi. Yüzümü okumaya çalışıyor gibiydi.
Aiko üzgün bir suratla Lyra'ya bakıyordu. “H-haklısın. Üzgünüm Lyra.”
Lyra anlayışlı ve gülümseyerek Aiko'nun elini tuttu. “Sorun değil.” Lyra'nın zamanını fazlasıyla almıştık. Herkes de yorulmuştu bu yüzden bitirmeliydik.
“Pekala millet. Bugünlük bu kadar diyelim. Herkes yoruldu. Lyra'nın da zamanını daha fazla almayalım.”
Ray dediklerime katıldı. “Evet, bugün için teşekkürler Lyra.”
Diğerleri de saygıyla teşekkür etti. “Bugün için teşekkürler.”
“Rica ederim. Hepinizle tanıştığıma memnun oldum. Umarım festivalde iyi iş çıkarırsınız!”
Lyra'nın arkadaş canlısı hali, ne kadar iyi bir insan olduğunu bana tekrar hissettiriyordu. Ray gitarına taktığı gitar bandını çıkarıp gitarını kenara koymuş ve söze girdi.
“Lyra'ya istersen eşlik et Yuta. Biz burayı hallederiz sen gelene kadar.” Kankamın yüzünde garip bir ifade belirdi. Ne olduğunu bilmiyordum ama amacının aramızı yapmaya çalışmadığını biliyordum. Sonuçta kızın bir sevgilisi vardı.
Aiko da yüzünde ürkünç bir gülümsemeyle bana bakıyordu. “Aynen aynen!” Ne düşündüğünü çok rahat anlayabiliyordum ama neyse, umurumda değildi.
“Tamam. Lyra, sakıncası yoksa?” Kendisi istemedikçe bunu yapamazdım. Aksi takdirde yanlış anlaşılabilirdi.
“Olur, zahmet vermezsem çok memnun olurum.” Bu sözü içimi rahatlatmıştı.
Birlikte okul çıkışındaki otobüs durağına kadar gelmiştik.
“Bugün yardımların için ne kadar teşekkür etsem az.” Hala ona teşekkür etme ihtiyacı duyuyordum. Bu yabancı bize saatlerini ayırmıştı.
Lyra hafifçe eğilerek, kafasını bana doğru çevirmiş bir şekilde gülümsedi ve konuştu. “Rica ederim, ne demek. Ayrıca sadece ben değil, sen de onlara büyük yol gösteriyordun.”
“Ben mi? Ben ne alaka şimdi?” Normalde evet ama bugün pek bir şey yaptığım söylenemezdi.
“Evet, hepsi senin sayende motive olmuşlardı. Ayrıca yaptığım her hamleyi analiz edip ona göre geri bildirim verebiliyordun.”
Şaşırmıştım. Gerçekten böyle bir etkim var mıydı? Ama şu an bunu tartışmak kendimi gereksiz yere pohpohlamak gibi gelecekti ve bunu istemiyordum.
“Ha, öyle diyorsan...”
Lyra şakalaşır gibi sordu, “Acaba müzik mi okumalıydın? Çok ciddi yeteneğin var çünkü.” Müzik bölümü ilgimi çekmemiş değildi, yalan yok.
“Yani elbette olabilirdi ama seçemezdim.” Başımı yavaşça yere eğdim. İlgimi çekse de seçemezdim, seçmedim de.
Lyra'nın gülümseyen yüzü normale dönmüştü. Meraklı ve ciddi bir ifadeyle bana bakıyordu. “Neden?”
“Hayallerimle örtüşmüyor. Her ne kadar mühendislik bana göre olmasa da mühendislikle birlikte kurduğum hayallerim bana göre. Bu yüzden buradan devam etmeliyim.”
Bunları söylerken Lyra'ya bakmıyordum. Lyra sessiz kalınca başımı ona çevirdim. Şaşkınlıkla bana bakıyordu. Göz göze geldiğimizde gözlerini hemen kaçırdı.
“Öyle diyorsan öyle olsun...”
Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Otobüs ileride görünmüştü.
“Bir ara yine konuşalım.”
Düz bir sesle, “Olur,” dedim.
“Hatta müsait olursam ve uygun görürseniz, festivalde okulunuza gelip konseri izlemek isterim.”
“Ne? Yani bizim için bir sakıncası olmaz diye düşünüyorum. Ancak okul büyük, festivale gelirsen haber ver, yoksa karşılaşamayabiliriz.” Otobüs durdu, kapıları açılıyordu. Lyra içeri girecekti.
Arkası dönükken başını çevirip bana bakmıştı. Yüzünde samimi bir gülümseme vardı. “O zaman geldiğimde okulu da bana gezdirir misin? Kültür festivalinizi merak ediyorum.”
“H-ha, t-tabii olur.” Afallamıştım.
“Güzel!” Sesinden gülümsediği anlaşılıyordu. Saçları rüzgârda dalgalanıyordu.
Lyra otobüse bindi, camdan el salladı. Otobüs uzaklaşırken arkasından bakakaldım. Arkamı döndüğümde kulaklarımın yandığını, yanaklarımın karıncalandığını hissediyordum.
Kalbim aniden ritmini şaşırmış, nefesimi kesiyordu. Lyra'nın gülümseyerek otobüse binişi, camdan bana bakışı, rüzgârda hafifçe dalgalanan saçları... hepsi aklımda donup kalan birkaç kare gibiydi.
Hayatımda neler oluyor böyle?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.