Bekleyiş ve Bir Mesaj

Festival günü gelip çatmıştı. Okula yardım etme karşılığında, gerekli tüm malzeme ve hazırlıkları bir gün öncesinden tamamlamıştık. Bu festivalde tüm kulüp sonunda bir araya gelmişti. Zaten kulübün çoğu son sınıftı ve aslında bu onların son festivaliydi.

Onlardan daha farklı bir şekilde burada olan ben ise genel düzenden ve işleyişten sorumluydum. Lyra'nın yardımıyla, tüm ekibin çalıp söyleyebildiği Lyola şarkıları herkesi çok daha dinamik ve canlı kılmıştı. Herkes çok heyecanlıydı.

***

Festival günü okulda, tam olarak tarif edemesem de, “düzenli bir anarşi” hüküm sürüyordu. Her yerde kulüpler, stantları ve etkinlikleriyle adeta insanlara hazır bir hizmet sunuyordu. Artık havalar soğumaya başlamış olsa da, güneşli bir gün olduğundan, dışarıda bir hırkayla rahatça dolaşılabilecek kadar sıcaktı. Hatta biraz fazla hareket edersem terleyecek gibi hissediyordum ki kısa kolluydum. Geçmişte büyüklerim hep bu zamanlarda kar yağdığını söylerdi. Şimdiki durum ise oldukça üzücüydü. Her neyse.

Konser alanımız, okul bahçesinin ortasında, üstü kapalı ve festivale özel hazırlanmış bir yerdi. Bir haftadır bu alanı hazırlamak için uğraşıyorduk. Sınavlarımız yaklaşırken aksatmamak adına kütüphaneye gidip çalışıyor, bir yandan da kulübe yardım ediyorduk. İnanın hiç kolay değildi. Beyaz bir gömlek ve pantolonla bunca işi yapmaya çalışmak eziyetti. Yine de çok keyif aldığımı hissediyordum.

Çimlere oturup sosyalleşen insanlar, çeşitli etkinlikler sunan kulüp stantlarının önünde eğlenenler, toplarla oyunlar oynayanlar ve daha nicesi…

Bu güzel zamanda “gençliğini yaşamak” diye bir tabir ortaya çıkabilirdi. Normalde pek sosyal olmayan bir ortamda, insanlar bir anda çevrelerindekilerle tanışma ve etkileşim kurma şansı bulmuştu. Sosyalleşmeye uzak olanlar için yapacak bir şey olmasa da, cesaret edip bir adım atanlar genel olarak mutlu görünüyordu.

Hafif esen rüzgar, tepemizde bizi yakmaya çalışan güneş, neşeli ve gönüllüce işlerini yapmaktan keyif alan insanları izlemek çok güzeldi. Keşke her gün böyle olsa dedirtiyordu insana.

***

“Yuta! Aiko dondurma getirmiş, erimeden bir tane al!”

Dalmıştım. Ray’in sesini duyunca irkilerek arkamı döndüm. Konser standının arkasındaki gölgeye geçen tüm ekip, çimlere oturmuş dondurma yiyordu. Ben de dalgınlığımdan güneşte kalmış, terlemiştim.

“Ne öyle uzaklara dik dik bakıyordun Yuta?” Kulüp başkanımızın sevgilisi Ayame bakışlarını bana dikmişti. Hem meraklı hem de gülümsüyordu.

“Hiç, öyle festivali düşünüyordum.” Gölgeye koydukları küçük masadaki çikolatalı dondurmalardan birini aldım. Çikolata güzeldi. Diğer aromalar nedense ilaç şuruplarını andırıyordu.

“Hmm, öyle mi? Sahi! Size yardım eden bir kız vardı, o geliyor muydu bugün?”

“Ha?” Beklemediğim bir soruydu. Şaşkınlıktan cevap veremeden, gözlerim kocaman açılmış, sanki korkmuş gibi Ayame’ye bakmıştım. Bundan Ray dışında kimseye bahsetmemiştim. Ray bahsetmiş miydi? Nasıl ilk sorduğu soru buydu lan?!?

Kafamı Ray’e çevirdim. Ray de şaşkınlık içinde bana baktı. Gözlerimdeki “sen mi söyledin?” bakışını anlamış olacak ki eliyle “hayır hayır” işareti yaparak cevap verdi.

Yalan söyleyemezdim. Gelmek istediğini söylemişti ve ona festivali, ayrıca şarkı söylenecek tahmini zamanı yazmıştım. İki gün önceden yazmış olmama rağmen henüz olumlu-olumsuz cevap bile vermemişti. Garipti… “Bilmiyorum. Davet ettim ama geri dönüş yapmadı,” dedim düz, tepkisiz bir ses tonuyla.

“Vay, bak sen!” Ayame elini ağzına götürmüş, sinsice bir şeyler düşünür gibi bakıyordu. Gerçekten insanı çileden çıkarıp uyuz etmeyi iyi biliyorlardı.

“Sonuçta o kadar emeği dokundu, davet etmesem ayıp olurdu.”

“Hı hı… öyledir.”

Tanrım, harbiden bir kızdan bahsedildiğinde benden büyük insanların bu denli rahat, böyle garip saçma tepkiler verebilmesi beni çileden çıkaracaktı. Yine de fazla uzatmadan kulüp başkanımızla tekrar konuşmaya dönünce, kurtulduğum anlamına geliyordu. Oh be…

***

“Pekala iş başına!”

Herkes farklı şeylerle uğraşıyordu. Bu sırada kutu taşıma işi Ray’le bana verilmişti. Birlikte, okuldaki kulüp odamızdan reklam afişleri ve diğer malzemeleri taşıyorduk.

“Hey Yuta.”

“Efendim?”

“Bugün gelecek mi?” diye sıradan bir şekilde dönüp sormuştu. Ancak yine tekrar söylemem gerekirse HAZIRLIKSIZ YAKALANDIĞIM BİR SORUYDU BU! ÜSTÜNE İKİNCİ OLMUŞTU.

Neredeyse kutuyu düşürecektim ki son anda tuttum. Derin bir iç çektim.

“Bilmiyorum,” dedim kafamı eğerek. Ben de gelip gelmeyeceğini bilmiyordum; gelse dahi ne yapacağımızı, onu da bilmiyordum. Nereleri gezdirirdim, hangi aktiviteleri yapardık? Her halükarda mesafeli ve resmi durmalıydım.

Malzeme taşıma ve yerleştirme işi bitmişti. Öğle arasından sonra yavaştan konser başlayacaktı. İnsanlar gelip önden yerlerini almaya başlamıştı. Şimdiden hiç de fena sayılmayacak bir kalabalık oluşmaya başlamıştı.

“Pekala millet, bugün elimizden geleni yapalım. Bu, bazılarımızın son, bazılarımızın da ilk festivali. Birlikte en güzel zamanlarımızı geçirelim ve eğlenelim!” Kulüp başkanımız her ne kadar bir anda kaybolan ve hafif sayko birisi olsa da iyi bir kalbi vardı. İnsanları gazlamayı ve takım ruhunu çok iyi yansıtırdı. Gerçekten de bir başkan olmaya biçilmiş kaftandı.

“EVET!” Herkes ellerini uzattı ve ortada birleştirdi.

“3… 2… 1… MÜZİK KULÜBÜ!” Tezahüratları yaptıktan sonra herkes yerlerine geçmeye başladı. Artık her şey hazırdı. Bu da demekti ki… Bana olan ihtiyaç sona ermişti.

“Ben seyircilerin olduğu kısma geçiyorum,” dedim. Bir yandan gözüm telefonumdaydı. Hâlâ herhangi bir cevap gelmemişti ve başlamak üzereydik.

İnsanların iyi yerlerini kapmak istemediğimden, arkalara geçtim. Kalabalık olmayan bir tarafa oturdum. Güneş hafiften turuncuya çalmaya başlamıştı. Çim ve toprak kokusuna, insanların sesleri eşlik ediyordu. Sürekli telefonuma bakıyordum. Ne bekleyeceğimi, ne yapacağımı bilmiyordum. “Yolda mıydı? Geliyor muydu?” Sadece merak ediyordum.

İnsanlar kahkahalar atarak, kimisi sevdiğinin yanında, kimisi de arkadaşlarıyla güzel zaman geçiriyordu. Tam karşımda duran arkadaşlarım, bu insanların iyi vakit geçirmesini sağlayacak şarkıları söyleyeceklerdi. Gurur duysam da kendimi yalnız hissediyordum.

“Herkese merhaba! Öncelikle değerli katılımınız için teşekkür ederiz. Müzik kulübü olarak…” Şarkılar öncesi son konuşma yapılıyordu.

Bacaklarımı katlayıp önüme uzatmış, güneş ışığının düştüğü konser alanını sessizce izlerken telefonumda bir bildirim sesi geldi. Elimi cebime götürdüm.

“… Ve sırada ilk çalacağımız şarkı: Lyola’dan ‘Acı ve Gözyaşı’!”

Büyük bir alkış koptu. Ekranımı açtım. Mesaj Lyra’dandı.

Hafif rock tınılı, aslında hüzünlü bir şarkıydı. Bu şarkıyı ilk çalma önerime şaşırmışlardı. Ben ise onlara kısaca şunu anlatmaya çalıştım:

İlk şarkı olmasını ben istemiştim.

Çünkü insanların ruhuna dokunabilmek için,

önce kalplerine, hislerine dokunmak gerekiyordu.

Ancak sanırım asıl dokunulan kişi ben olmuştum.

Mesajı kısa ve netti:

“Üzgünüm, gelemeyeceğim.”


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.