Duvara Sıkışan Sırlar

Mesaj doğrudan yazılmıştı. Sanki bir anda, alelacele yazılmış gibiydi.

İki gün sonra, festival anında mı aklına gelmişti geri dönmek? Bunca zaman telefonuna bakmadı mı yani?

Benim gördüğüm Lyra, gerekçesini de belirtir ve düzeltmeye çalışırdı. İyi niyetiyle insanları kırmadan en doğru olanı yapmayı bilirdi.

Ancak atladığım bir şey vardı.

“Benim gördüğüm” ile “benim tanıdığım” farklı ifadelerdi. Sonuçta ben Lyra’yı tanımıyordum. Ve bir kez daha görmek ile tanımak arasındaki farka şahit olmuştum.

Ne hissedecektim ki? Yani ondan hoşlandığımı söyleyemem çünkü onunla vakit geçirmekten keyif almıştım. Enerjik ve özgüvenli hali kendimi eksik ve güçsüz hissetmeme neden olsa da, yanında olmak bile bana farklı bir hava katıyordu. Zaten istesem de hoşlanamazdım çünkü sevgilisi vardı.

Hissettiğim şeyin içten içe bir öfkeye dönüştüğünü fark ediyordum. İki gün bekletmek, onun için fazladan zaman ayırıp okulda gezilecek ve festivalde yapılacak aktiviteleri düşünmek… hepsi için epey emek harcamıştım. Ve emeklerimin karşılığı buydu: kısa bir cevap.

Gereksiz triplere girmeyi ya da garip bir efkar moduna girmeyi sevmiyordum. Belki de her şeye rağmen bir sebebi vardı? Böyle düşünmek kendimi daha da acizleştirmekti, çünkü içten içe bunun ne kadar zor olduğunu biliyordum.

Yalnız başıma, arkadaşlarımın çaldığı müziği biraz daha uzaktan oturmuş izliyordum. Ne onlara bu konularda uyum sağlayıp birlikte şarkı söyleyebiliyor, ne de festivalde yapacak başka bir şey aklıma geliyordu.

Ne yapabilirdim? Telefona bakıp sosyal medyada içerik tüketmek mi? Bu kadar mıydı yani eğlence ve sosyalleşme?

Her neyse, ben keyfime bakmak istiyordum ve bu da müzik dinlemekti. Müzik analiz edip arkadaşlarıma geri bildirim vermek yapabileceğim en keyifli ve yardımcı olabilecek şeydi.

Biliyorum ki,

Bana ihanet etmeyecek tek şey benim zevklerimdi.

Yaklaşık iki saatlik bir konser olmuştu. Kalabalık her geçen an daha da artmış, insanlar güzel zamanlarını güzel insanlarla birlikte şarkılarla kutlamaya gelmişti ki bence çok güzeldi.

Kalçamın toprağa oturmaktan ağrıdığını hissediyordum ancak çok önemli değildi.

Listedeki şarkıların hepsi bitmişti. En güzel tarafı Lyola’nın şarkıları olmuştu. Çünkü onun şarkıları, insanların da en çok beğendiği parçalar olmuştu. Lyola ile mi alakalı, bizim çocukların söylemesi ile mi alakalı yoksa ikisi de mi vardı bilmiyordum ama gerçekten gelişmişlerdi.

Konser bitmiş, insanlar dağılmaya başlamıştı. Artık yavaştan tüm stantlar da toplanıyordu. Ben de bizimkilerin yanına geri döndüm. Hepsi terlemiş ve yorulmuştu. Ancak gözlerinin parıldadığını ve tatmin olduklarını anlayabiliyordum. Her şeye rağmen hala enerjik ve atiklerdi. Gerçek gençlik eğlencesi bu olmalıydı.

Gülümseyerek “Güzel işti,” dedim. Bu sırada Ray ve Yasu ile de ayrılmıştım. Ray kafasını çevirip yüzüme dikkatle bakıyordu. Ne amaçla baktığını anladım ve hayır dercesine kafamı salladım.

Etrafımız insanlar ve kulüptekilerle doluydu. İnsanlar fotoğraf çektirmeye gelmişti. Bir adım geride durdum. Karanlığın içerisinde insanların bu isteklerine engel olmak istemezdim.

Hatta daha ilginç bir şey oldu. Ray ile bir kız özellikle ilgileniyordu.

Onları fark ettiğim anda bir yandan gözlemliyordum. Kız mavi saçlı ve genel kızlara göre biraz daha kısa boylu, kısa saçlı bir kızdı. İlgiyle Ray’e sorular yöneltiyordu. Ray ise hafif utangaç haliyle cevaplıyordu. Onu böyle görünce nedense kahkaha atmak istemiştim. Ray’i en son bir kızla doğru düzgün konuşurken göreliden beri uzun zaman geçmişti. Lisede kızların haksız suçlamalarına maruz kalmış ve dışlanmıştı. Şimdi ise tüm bunlardan uzakta yeni bir başlangıç yapmıştı.

Tüm keyfim yerine gelmişti. Arkamı dönüp kutuları odaya götürürken son gördüğüm görüntü, birlikte fotoğraf çektikleriydi.

Odaya vardığımda Aiko ile karşılaştım. Elindeki şarkı sözlerinin yazılı olduğu defteri masaya koyuyordu.

“Selam, iyi iş çıkardınız bugün,” dedim. Nedense ışıkları açmamıştı. Sadece dışarıdan gelen ışıkla neden öyle duruyordu ki?

“Teşekkürler,” dedi düz bir sesle. Az önce konserden hemen sonraki enerjik Aiko değildi sanki. Sesinden morali bozuk gibiydi. Sormak istiyordum ancak beni ilgilendirmeyeceğini de biliyordum ve burnumu sokmak istemiyordum.

Bu sırada Aiko konuşmaya devam etti. “İyi miydim?” dedi.

“Ha?” Beklemediğim bir soruydu. Bugünkü üçüncü performansı olsa da Aiko’nun canı çok sıkkın görünüyordu. Kafasını bana çevirdiğini görüyordum. Neredeyse sinirli bir hali vardı. Sonraki sözlerim kekeleyerek çıkmıştı. “E-evet, çok iyiydiniz,” dedim. Gerçekten de çok çok iyi bir performans sergilemişti.

Aiko aniden bana doğru yürümeye başladı.

“A-Aiko?!?” Bir adım geri çekilsem de hemen duvarın önündeydim. Sağ elini kafamın hemen yanındaki duvara koydu. Beni duvara sıkıştırmıştı adeta.

“‘İyiydiniz’ mi? ‘İyiydin’ demek istedin herhalde? Ben kendimi soruyorum!” Sesi, acı çeken birininki gibi bağırarak çıkmıştı. Ne oluyordu ya?

Tam önümde bana bağırırken alkol koktuğunu fark ettim. Sarhoş olmuştu!

“A-Aiko, dinle, gayet iyi iş çıkardın, e-evet. Lütfen sakin ol—”

“BENİ DÜZELTMEYE ÇALIŞTINIZ OYSA O KIZ BENDEN DAHA MI İYİYDİ?” Aiko elini çekmiş, gözlerinden akan yaşlarla bana bakıyordu. Karanlıkta o kadar yakındık ki hızlı nefesleri ve söylediği tüm kelimelerden gelen hava yüzüme çarpıyordu. Ne oluyordu lan böyle?

“Lyra da nereden çıktı şimdi, Aiko?” dedim şaşkınlıkla.

“Nereden buldun o kızı ya?” Ağlamaya başlamıştı. Elleriyle gözlerini siliyordu. Sıçtık be oğlum, feci sarhoş olmuş bu…

“Aiko, bir sakin ol.” Ellerimle yavaşça omuzlarına dokundum. Yanında olduğumu ve yaptıklarının farkına varması için gözlerinin içine bakıyordum. Her ne kadar karanlık olsa da. Oysa Aiko…

Sol elime sağ eliyle dokunup ovalamaya başlamıştı.

“Ben o kadar güzel değilim. Olamam da. Nereden buluştunuz bilmiyorum. Ama bu kadar kolay kaybetmeyi göze alamam.”

Aiko topuklarını yukarı kaldırıp parmak ucunda durmaya başlamıştı. Çok yakındık. O kadar yakındık ki yüzlerimiz neredeyse değecekti. Gözyaşlarıyla parlayan gözlerindeki üzüntüyü görebiliyordum. O ise bana daha fazla yaklaşıyordu. Beynim adeta durmuştu.

“Aiko ben…”

Tam bu sırada tüm ışıklar aniden açıldı.

“…Dur!” Tuttuğum omuzlarından Aiko’yu ileri itmiştim.

Bu sırada kapıdan da bize şaşkınlıkla bakan kulüptekilerle göz göze geldim.

Ben nasıl bir duruma düşmüştüm. Neler oluyor ya? Öylece aklımda bu durumun açıklanabilir bir yönünü düşünüyordum ancak AÇIKLANACAK YANI YOKTU.

“Yuta…” Aiko, onu itmemden sonra hafifçe dengesini kaybetmiş, sonra da yandaki sandalyeye oturup elleriyle başını destekleyerek uykuya dalmıştı. Herkes hala çıt çıkarmadan bize bakıyordu.

“Şey…” dedim yutkunarak.

“…ben…”

“HAHAHAHA!!!!” Herkes adeta gülmekten yarılıyordu.

“Ha?” Ne oluyor lan yine?

“…Ne oldu?” dedim ancak sesimi duyan yoktu. Herkes delicesine gülüyordu.

Bir süre onların gülmelerini izlemiştim. Büyük dalga konusu olacaktık lanet olsun…

Sonrasında durumu anlattığımda Aiko’nun eğlenirken bol bol içtiğini öğrendim. Benden bir yaş büyük olduğu için yasal olarak onlar içebiliyordu ne de olsa…

Ben anlatırken ve onlardan dinlerken Aiko çoktan uyuyakalmıştı. O kadar uyarıya rağmen üst üste çok hızlı içmiş. Bu yüzden böyle olmuş.

Herkes bir yandan etrafı toplarken ve dedikodumuz yıldırım hızıyla yayılırken ben de kutu taşımaya devam ediyordum.

“Vay be Yuta, bu kadar aktif olmanı beklemiyordum. Adeta en zayıf anında saldırıya geçmişsin.” Kulüp başkanı kahkaha atarak ve omuzuyla hafifçe beni dürterek dalga geçiyordu.

“DEDİM YA BEN—” Kıpkırmızı olmuştum. Gerçekten hem sinirlenmiş hem utanıyordum. Muhtemelen çok önce Aiko’yu itmeliymişim.

“Aman her neyse. Kaplıcalara iyi konu çıktı,” dedi gülmesi biterken.

“Kaplıca mı?” Ne kaplıcası be? Başka yerde de mi başkalarına bu olayı anlatacaklardı?

“Evet. Festivaldeki başarımızdan dolayı tüm ekip kaplıcalara gidiyoruz. Söylemedik mi?” Başkan şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.

“Ha?”

Ve evet. Bunu da son dakika öğrenmiştim. Bir kaplıcada bu olaylar eksikti sanki…


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.