Gizli Duyguların Yüzeye Çıkışı

Festivalin üzerinden haftalar geçmişti. Festivaldeki başarımız sayesinde kulübümüzün üye sayısı bile artmıştı. Kasım ayı, başlangıcında festivalle, sonlarında ise sınavlarla dolu geçmişti.

Şimdi Aralık ayına girmiştik. Hayatım, olabilecek en sıradan insanlardan biri olarak, bu aradaki süreçte kulüp, okul ve ev üçgeninde dönüp durmuştu. Sınavlar yaklaştığı için dışarı çıkmayı bırakmış, kariyerimize odaklanmıştık.

Bu süreçte Lyra’dan tek bir mesaj bile almadım. Ne bir cevap, ne bir açıklama, hiçbir şey yoktu.

Yine de kafam sınavlarla o kadar meşguldü ki Lyra aklıma bile ancak ara sıra geliyordu. Sınavlardan sonraki ilk hafta sonu kaplıcalara gitme fikri ortaya atılmıştı. Bir gece konaklamalı, keyifli bir gezi olacaktı.

Ve o gün, işte bugündü. Havalar iyice soğumuş, esen rüzgar kıyafetlerimizde bulduğu her boşluktan içeri sızıyordu.

Üzerimizde montlar ve botlarla, okuldan kalkacak servisi bekliyorduk.

Şimdi genel durumu açıklamam gereken birkaç nokta var. İnsanların ne yaptıklarını öyle iyi gözlemleyen biri değilimdir. Hatta şu anki konumumda Yasu ve Ray henüz gelmemişti. Ben de ekiple kısa bir sohbetin ardından yolun hemen kenarında tek başıma bekliyordum. Yanıma siyah bir kazak almıştım. Üzerimdeki kalın yeşil montum ve eldivenlerimle tam teçhizatlı hazırlandığımı söyleyebilirim.

Hava bulutluydu, kasvetli bir atmosfer hakimdi. Kaplıcalar da şehirden uzakta, neredeyse bir dağ başında sayılacak bir yerdeydi. Bu da havanın çok daha soğuk olacağı anlamına geliyordu.

Gözlerimden uyku akıyordu. Gece garip bir şekilde sürekli uyandığım için uykumu tam alamamıştım.

“Günaydın!”

Okulun girişinden Ray, Yasu ve Aiko geliyordu. Ray, enerjik bir şekilde el sallayarak diğerlerinden önde koşturuyordu.

Aiko’yu görünce istemsizce başımı öne eğdim.

O gün yaşananlardan sonra onunla bir türlü göz göze gelemiyordum. Aiko, olayların yaşandığı günden ertesi gün gelip hiçbir şey hatırlamamasına rağmen benden defalarca özür dilemişti.

Açıkçası ona dargın değildim, hatta özür dilemesine gerek olmadığını bile söylemiştim.

Sadece…

Davranışları bana çok farklı gelmişti.

Bize hep gülümser, iyi anlaşırdı ama o günkü ruh hali, sanki içinde sakladığı tüm duyguları dışarı vurmuş gibiydi. Gözlerinden süzülen yaşlar, bağırışlarındaki çaresizlik ve anlamlandıramadığım davranışları…

Tüm bunlar, Aiko’nun aslında taktığı maskeyi gözlerimin önüne sermişti. Diğerleri bunu görmemişti, tek gören bendim. Bu yüzden Aiko, ben de kalabalık bir ortamdayken çok daha ciddi davranmaya başlamıştı.

Uzun lafın kısası, tüm arkadaşlığımız değişmişti. Ve ben içten içe kötü hissediyordum.

Çünkü maskesi açığa çıkan bir insan, kendini bulunduğu ortamda rahat hissedemez.

Bunu en iyi kendimden biliyorum.

***

Onlar gelirken servis de tam zamanında varmıştı. Herkes yerleştikten sonra kaplıcalara doğru yola koyulduk.

Ağaçların çoğu yapraklarını tamamen dökmüş olsa da çok azı, kırmızı ve sarı yapraklarını üstünde tutmaya çabalıyor gibiydi.

Tabii yol keyifli geçiyordu. Sonuçta müzik kulübüydük; kulaklık takıp müzik dinleyerek geçecek değildik ya. Müzik kulübü olduğumuza göre şarkı söyleyerek gidecektik. Öyle de yaptık. Eşlikler ve düetlerle birlikte tüm yol boyunca herkes şarkı söyledi. Hatta kulüp başkanımız yanındaki mızıkasıyla şarkı bile çaldı.

Kaplıcalara vardıktan sonra odalara yerleştik. Herkes dörder kişilik odalarda kalıyordu. Açıkçası, festival kutlaması amacıyla neden kaplıcalara geldiğimizi hâlâ anlayamıyordum ama pek itiraz edesim de yoktu. Neticede kış aylarında yapılabilecek en iyi aktivite buydu.

“Hadi acele edelim!” Ray yanımızda hızla üstündeki kıyafetleri çıkarmaya başlamıştı.

“Bir sakin ol be oğlum. Daha yeni geldik, ayrıca yanımda soyunma. Gözlerimi lanetlemek istemiyorum.” Yasu çantasındaki malzemeleri çıkarıyordu.

“Ne olacak sanki? Doyasıya rahatlamak ve eğlenmeye geldik.” Ray enerji dolu haliyle adeta yerinde zıplayıp duruyordu.

“Kesin o mavi saçlı kızdan dolayı böylesin, değil mi? Ucube herif.” Yasu hafifçe gülümseyerek söylemişti.

Yasu çok iyi bir noktaya parmak basmış olmalı ki Ray aniden kıpkırmızı kesilmiş, şaşkınlık içinde Yasu’ya dönmüştü.

“N-ne a-a-alakası var be? Eğlenmeye g-gelmedik mi? Hem yanımda kart oyunları falan da var. Sabaha kadar kart oynayacağız!” Ray utancını gizler gibi kartları yüzüne kadar kaldırmıştı.

Arkadaşım belli ki kızdan hoşlanmıştı. O gün konserde Ray’in yanına gelip konuşan kızdan bahsediyorlardı. Sonradan Ray’den öğrendiğime göre kızın adı Sayuri’ydi. O da mühendislik bölümündeydi. Festivalden sonra müzik kulübüne katılmıştı ve anlaşıldığı üzere bugünkü etkinliğimize de gelmişti. Bu arada da konuşmaları devam etmiş, şu an adını koyamadığım bir durumları oluşmuştu.

Her neyse,

Üçümüz birlikte kaplıcaya indik. Diğer erkekler çoktan inmişti bile. Üzerimizi çıkarıp yıkandık.

Genel ortak alandaki erkeklerde en rahat olan şey ne diye sorsalar, muhtemelen birbirleriyle şakalaşmaları olur diye cevaplardım. Birbirlerine sıcak ve soğuk su fırlatanlardan, sabunlu su döküp diğerlerinin ayaklarını kaydıranlara kadar, içeride tam bir kaos hakimdi.

Ve bunu engelleyebilecek başka kimse de yoktu, çünkü bizden başka şu an başka misafir de bulunmuyordu…

Harika, yani muhtemelen illa buna bulaşacaktık...

Göz ucuyla tam arkadaki saunayı gördüm. İşte kurtuluş buydu!

“Gelin buraya gençler!” Kulüp başkanı, elindeki muhtemelen buz gibi soğuk suyu ya da kaynar sıcak suyu üzerimize atmak için fırsat kolluyordu.

Ray ve Yasu benden önce içeri girmişlerdi. Sonuç olarak çapraz ateşin kurbanı olmuşlardı. İçerisi kahkahalar ve çığlıklarla inliyordu. Kenardan yavaşça yürüyerek saunaya varmıştım. Dikkat çekmemeyi başarmış olmalıyım ki tüm kaostan kurtulup içeri girmeyi başardım.

Ve kimse yoktu.

ŞAHANE.

Sıcaklık tam kıvamındaydı. Açıkçası sıcak su havuzuna şimdilik giresim yoktu. Onu akşama saklamak istiyordum. Ve evet, iki kere girmeyi düşünüyordum. Çünkü neden olmasın?

Yaklaşık on beş dakika kadar içeride kalmıştım. Bu arada dışarıdaki sesler de sonunda azalmıştı. Kimse garip bir şekilde saunayı kullanmıyordu. Eh, işime de geliyordu.

Hafif odun kokusu burnumu tamamen açmıştı. Sıcak taşlardan yayılan ısıyla da her yerimden terliyordum.

Zaman dolduğunda dışarı çıktım. Sadece kulüp başkanı kalmıştı.

“Yuta, burada mıydın?” Şaşkınlıkla bana bakıyordu.

“Iı, evet?” Neden buna şaşırmıştı ki?

“Diğerleri de seni arıyordu.”

“Ha?”

“Seni kaybedince nerede olduğunu merak etmişler.”

“Saunaya girerken beni görmediniz mi?”

“…”

“Ciddi misiniz?”

“Hiç dikkat etmedik, pardon…”

Derin bir iç çektim. Her neyse, arıyorlarsa da yıkanmaları bitmiş olmalıydı. Ben de yıkandıktan sonra yanlarına giderdim. Bunu düşünürken başkan çıkışa yöneldi.

“Ben de şimdi çıkıyorum. Onlara haber veririm.” El sallayarak soyunma kabinlerine yöneldi. Eh, bu da onları bulmakla uğraşmayacağım demek oluyordu.

Kendi halimde rahat rahat yıkandım. Ne kadar zaman geçmişti acaba? İçeride kimse kalmamış, kimse de geri dönüp bakmaya gelmemişti.

Üzerimi giydim. Akşam ne yapacaktık acaba? Yani kart oynasak, toplansak ve sohbet edip rahat rahat uyumak istiyordum.

Kafamda havluyla dışarı çıktım.

“Benimle…” Hemen çıkışta, yan taraftan bir ses geliyordu.

Sesin geldiği yöne doğru yöneldim.

“Benimle çıkar mısın?” Başımı çevirip baktığımda hayretler içinde kalmıştım. Ses Sota’dan geliyordu. Sota, kulüpte ikinci sınıf öğrencisi ve vokalistti.

Genelde enerjik ve kararlı bir insandı. Ancak kime çıkma teklif ediyordu?

HEM DE TAM BURADA VE KULÜPTEN BİRİNE?!?

Başımı köşeden hafifçe dışarı uzattım. Sota elini uzatmış, hafifçe eğilmişti.

Çıkma teklif ettiği kişi ise…

Sayuri’ydi!


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.