Duvarların Ardı, Maskelerin Altı

Hemen geri çektim başımı. Duvarın tam arkasında bir çıkma teklifi yapılıyordu. Üstelik hiç de normal karşılayamayacağım bir durumdu bu. Ne de olsa Sayuri ile Ray yakındı. Sota ne alakaydı?

Bunca zaman görememiş miydim? Sota, Sayuri'den mi hoşlanıyordu?

Gerçi hayır, yani en azından bireysel buluşmadılarsa sadece bugün konuşmuşlardı. Ki öyle samimi de durmuyorlardı.

Ne oluyordu ya böyle?

Çevreme baktım. Kimse yoktu. Ahşap pencerelerden süzülen gri ışıklar, içeriye kasvetli bir hava katıyordu. Nefesimin sesinin fazla yüksek olduğunu fark ettim.

Farkında olmadan saklanıyor, kulak misafiri olduğum bu durumu içten içe merakla dinliyordum.

Sota yakışıklı bir çocuktu. Yani aslında bizim gibi insanlara kıyasla her türlü ilişkide avantajlı başlıyordu. Cesareti de cabasıydı…

Sayuri ne cevap verecekti? Evet derse Ray'e ne anlatacaktım? Ne diyecektim?

Ray bunca zaman kızlara hep mesafeli durmuştu. Kimseyi rahatsız etmek istemezdi. Kendi halinde takılan enerjik bir arkadaşımdı ve kalbi kırılırsa en çok etkilenecek kişilerden biri de ben olacaktım.

Bu durumda ne yapacaktım? Daha önce bu olaylar olurken onu kendine zarar vermekten nasıl kurtardıysam, yine aynısını mı yapacaktım? Sanki bu sefer de işe yarayacak mıydı?

Duvara dayadım başımı. Gerginlikten nefesimi tutuyordum adeta. Sadece birkaç saniye geçmişti ama bana sanki birkaç dakika gibi gelmişti. İçten içe cevaptan çok korkuyordum. Kalbimin çarpışını sessizlikte boynumda hissediyordum.

“Üzgünüm.” Sayuri'nin iç çekişini buradan duyuyordum. “Hoşlandığım başka biri var.” Sayuri’nin sesi düzdü ama anlam doluydu.

Sayuri’nin cevabını duyduğumda dünya bir anlığına durdu sanki. Tüm olumsuz düşüncelerim aniden durulmuştu. Sayuri’nin… sevdiği başka biri vardı.

Ve Sota’yı reddetmişti.

İyi bir haber miydi, kötü mü?

Bilmiyordum.

Bildiğim tek bir şey vardı, o da…

Ray için hâlâ bir şansın olduğuydu.

Ve bu nedense…

Bu beni çok heyecanlandırıyordu.


***


Odamıza çıkmıştım. Ray ve Yasu telefonlarıyla oyalanıyordu.

“Ooo, adamımız gelmiş. Nerelerdeydin lan? Her yerde seni aradık?” Ray kaşlarını çatarak sokak ağzıyla konuşmuştu.

“Saunaydım salak herifler. Kıyafetlerimi görüp saunada olduğumu nasıl düşünemediniz?”

“Başkan söyledi. Biz orayı personel odası sanmıştık.”

“Personel odasının hamamın içinde ne işi var?” dedim kaşlarımı çatarak. Harbi, böyle düşünmeyi nasıl başarmışlardı?

İstemsizce… kahkaha atmaya başlamıştım.

O kadar komikti ki onlar da aptallıklarının farkına varıp gülmeye başlamışlardı.

Hepimiz kahkahalarla güldük.

“Bir susun lan! Uyumaya çalışıyoruz şurada!” Son sınıflardan Fuji bize bağırmıştı. Hamamdan çıktıktan sonra futonuna geçip uyumaya çalışıyordu. Sesinden irkilmiştik.

“Bu saatte ne uyuması be?” Ray hafiften uyuz olmuş bir şekilde Fuji’ye bakıyordu.

“Gece uyumadım. İzin verin de en azından yemeğe kadar biraz uyuyayım.” Fuji bir anda sakinleşip elini başının üstüne koydu. Sanki başı ağrıyordu.

“Sahi, yemek saati ne zaman?” Dönüp Ray ve Yasu’ya baktım. Saatin kaç olduğunu hâlâ bilmiyordum. Futonun üstündeki telefonuma uzandım.

“Tam bir saat var.” Yasu bir yandan sosyal medyada kaydırıyordu. Bazen bu gençliğin sosyal medyanın içinde nasıl bu kadar kaybolabildiğini anlamıyordum. Ki ben bile ara sıra oyun oynar, videolar izlerdim; ona rağmen bu çok üst bir seviyeydi.

Ray ve Yasu bomboş koltuklara oturmuş, zaman öldürmeye başlamışlardı.

“Pişt, Yasu.” Ray donuk bir şekilde Yasu’ya seslenmişti.

“Ne var?” Yasu ise bir o kadar umursamazdı.

“Akşam ne yapılacağı konuşuldu mu?”

Kafalarını telefonlarından kaldırmadan, dümdüz, adeta bir robot gibi sesleri çıkmıştı. Bazen gerçekten de sosyal medyanın insanları hapsettiğini düşündüğüm oluyordu. Adamlar resmen bitkisel hayata geçmişti. Onlar konuşurken pet şişeden su içmeye başladım.

“Hmm… Sanırım Sota’ların odasında toplanıp kart oyunu falan oynayacağız.”

“Öhö öhö öhö!” Ağzımdaki suyu genzime kaçırıp öksürdüm. “Sota” kelimesini duymak bile tüm alarm sistemlerimi harekete geçiriyordu. Sahi, onlara aşağıda biraz önce yaşadığım konudan bahsetmemiştim.

“Ne oldu?”

“İyi misin, Yuta?”

İkisi de pür dikkat bana bakıyordu. Sanırım sosyal medyadan ancak böyle çıkabilmişlerdi.

“İyiyim…” dedim bir yandan öksürürken. Onlar arka planda her ne kadar umursamaz olsa da Ray için çok önemli bir şey olmuştu. Bundan Ray’e bahsetmek istiyordum ama çekincelerim vardı.

“Biraz dışarı çıkacağım. Etrafı gezeceğim.” dedim. Zaman öldürmem ve düşünmem gerekiyordu.

“Tamam.” Ray düz bir şekilde cevap verdi.

“Yemek saatini kaçırma.”

Yasu’nun nasıl cevap verdiğini anlatmama bile gerek yoktu sanırım.

“Tamam.” dedim ve odadan dışarı çıktım. Odalar arasındaki koridordan merdivenlere yöneldim, düşüncelere dalmaya başladım.

Yalan ile saklamak arasındaki fark neydi?

Bir bilginin öğrenilip paylaşılmaması ile, başka bir şeyi paylaşmanın ortak özelliği neydi?

İkisi de sonuçta bir bilgiyi söylemiyordu. Hangisi masum dersek, işte o zaman birinciyi seçerim.

Şu anda Sota olayını anlatmam şüphesiz Ray’in ümitlerini kıracak ve Sota’ya karşı önyargı beslemesine sebep olacaktı.

Eğer Ray’i tanıyorsam, bu olayı anlatmam durumunda Sayuri ile arasına mesafe koyacaktı. Çünkü hiçbir kızı rahatsız etmek istemezdi.

Oysa Sayuri’nin ondan hoşlanıyor olma ihtimali de vardı ki kendi gözlerimle bunu da ihtimal dahilinde görüyordum. Çünkü Sayuri’nin bu kulübe girmek için bir sebebi de yoktu. O sebebi bence Ray vermişti.

Gözlemlerim iyi değildi, biliyorum. Çoğu ekstra detayı hep atlardım ve insanların davranışlarını, tepkilerini ölçmek konusunda inanılmaz zayıftım. Bu zayıflığımdan dolayı kendi duygularımı da bastırıp çoğu duygumu gelip geçer gibi gösteriyordum. İşe yarıyor muydu bilmiyordum.

En iyisi bu olacaktı. Bırakalım bu durumu tek bilen kişi ben ve onlar olsun. Ray bunu bilmesin. Zaten Ray dışında biriyse, er ya da geç bunu öğrenecektik.

O sırada koridorun sonuna gelmiştim. Binanın en kuytu köşesinde bir yere varmıştım. Camdan dışarısı görünüyordu. Botanik bahçesi gibi bir yerdi burası. Etrafta bir sürü güzel çiçek ve bitki vardı.

“Vay be…” dedim hayranlıkla. Bir kaplıca merkezinde böyle bir yerin olabileceğini kim bilebilirdi ki?

“Yuta.”

Arkamdan ismimle seslenilmişti. Ses de tanıdık birindendi. Bu kadar ters ve uzak bir yerde birisi niye adımı söylesin ki? Yasak bir yere falan mı gelmiştim, yoksa belki şans eseri mi karşılaşmıştık?

Arkamı döndüm. Aiko üzerinde beyaz bir yukata vardı. Kaplıcada verilenlerdendi. Ayağındaki terliğin ahşap zemine yaptığı baskılarla tüm gıcırtı sesi duyuluyordu.

Tam da burada benden ne istiyordu ki? İstemsizce gerilmiştim. Sanki yaramazlık yapıp annesinden kaçan bir çocuk gibi adeta kıstırılmış hissediyordum. Aiko’ya nasıl davranacağımı da bilmiyordum.

“Efendim?” dedim merakla. Etraf o kadar sessizdi ki sesimiz yavaşça yankılanıyordu.

“Konuşmamız lazım.” dedi. Ciddi bir yüz ifadesiyle adeta yüzleşmek istediğini ilan ediyordu. Her zamanki neşeli ve eğlenceli kız, artık bir tek bana bu tarafını gösteriyordu.

Çünkü maskesinin altını gören tek insan bendim. Olacakları kestiremiyordum.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.