Aiko ile göz göze geldim. Mavi gözleri koyulaşmış, ürkütücü havasıyla tam karşımda duruyordu.
“Tabii,” dedim. İçten içe bu konuşmanın bir gün gerekli olacağını biliyordum ancak tam şu anda olacağını hiç tahmin etmemiştim. “Son zamanlarda aramızda bir gariplik var, farkındasın değil mi?”
Doğrudan konuya girmişti!
“Evet, farkındayım,” diye onayladım. Madem ki o ciddileşecekti, ben de ciddileşmeliydim.
Aiko güzel bir kızdı. Enerjik bir yapısı vardı. Benden bir yaş büyüktü ve genelde olgunluktan uzak davranırdı. Onu daha sadece birkaç aydır tanıyordum. Kulübe benden önce başlamıştı ancak ben geldikten sonra, ona verdiğim geri bildirimler ve yoğun çalışması sayesinde kendini geliştirmişti.
Bazı zamanlarda birlikte prova sonrasına kalıp diksiyonuna ve tonlamasına çalışırdık. Ve bence bu sayede bu kadar profesyonelleşmişti. Sesi gerçekten güzel sayılırdı ve aslında potansiyeli vardı.
Lyra’nın gelişi, ona farklı şeyler öğretmesi ve yeni teknikler denemesiyle daha da gelişmişti. Şarkı söylemeyi hep seviyordu. Bana sürekli mesajla şarkı atar, sonra da söylemeye çalıştığı bir ses kaydı gönderirdi. Açıkçası o zamanki ilişkimizden memnundum.
“Bunca zaman birlikte vakit geçirdik. Geçen ayki sarhoşluğumda söylediğim şeylerden çok pişmanım. İnsanlara ve sana hatırlamıyorum desem de ne yaptığımın farkındaydım. Yalan söylediğim için üzgünüm.”
Aiko hafifçe başını eğmişti. Tek söyleyeceği şeyin bu olmadığını biliyordum. Şaşırmak istesem de o olaydan sonraki tavırları düşünüldüğünde, unutmuş olması zaten tuhaf olurdu. Başından beri bunu biliyordum.
Bunca zaman bunu saklaması ve böyle davranmasının sebebini düşünmem, teori üretmeme yol açıyordu.
Ancak atladığım bir şey vardı. Ve bunu tam şu anda fark etmiştim.
Aiko ile baş başa çok zaman geçirmiştik. Ben farkında olmasam da o bunun bilincindeydi.
Şu anda yapmam gereken tüm kozlarımı oynamaktı. Daha fazla kapalı kapılar ardında durmak istemiyordum.
“Biliyorum. Ayrıca Lyra’yı getirmemin seni üzeceğini de düşünmedim. Tek isteğim, şarkı konusunda gelişmenize yardımcı olmaktı. Ancak özgüvenini kırdım. Özür dilerim,” diye ekledim. Artık eski samimiyetimiz yoktu. İki yabancı insan gibi resmi bir şekilde konuşuyorduk.
Ve Aiko hakkında bildiğim bir şey varsa,
O da onun da tüm kozlarını agresifçe oynayan biri olduğuydu.
“Açık konuşmam gerekirse, Lyra’dan bahsettiğinde çok şaşırdım. Hatta kıskandığımı söyleyebilirim. Neden o seçilmişti ve sanki bir hastalığı tedavi edecek doktor gibi görülüyordu? Anlamlandıramadan sadece sinirlenmiştim.” Aiko derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. “Ancak Lyra’nın yeteneğini görünce ona hayran kaldım. Bu kadar kısa sürede hepimizi mükemmel bir uyuma sokmuştu. Ve bu… bu…” Aiko yutkundu. Yüzünden hem üzgün hem de sinirli olduğu anlaşılıyordu. “…onu daha da çok kıskanmama neden oldu,” dedi.
Fark etmeden aslında bir arkadaşımın duygularını incitmiştim. Bu duruma düşmemiz içten içe canımı yakıyordu. Ancak Aiko’nun çaresizliği ve önümde anlamlandıramadığım kadar derin bir çöküntü içinde olması, bana başka bir şeyi fısıldıyordu.
Hepsi bu kadar değildi.
“Bunca zaman seninle vakit geçirdik. Kaç gün akşama kadar çalışmaya devam ettik? Kulüp odasındaki işleri paylaştık? Bunları düşündüğümde daha dün tanıştığın ve kim olduğunu bilmediğin bir kızla bu kadar yakınlaşman bana… doğru gelmiyor.”
Aiko yutkundu. Gözleri dolmuştu. Burnunu çekiyordu. Bir kızı ağlatıyordum.
Asıl fark ettiğim şey, tepkilerinde saklıydı. Ve bu gizem çok uzun sürmeyecekti.
“Ben senden hoşlandım Yuta.” Aiko hıçkırmaya başlamıştı. Ağlamasını bastırmaya çalışıyor ama sesi daha çok boğuluyordu.
İçimde bir kıyamet kopuyor gibi hissettim. Bir aşk itirafı gibiydi, ama aynı zamanda değildi de. Daha çok bir sitem, sitem dolu bir aşk itirafıydı. Adeta aşkta kaybetmiş bir kızın yakarışları gibiydi.
“Senin yanında kendimi rahat hissettim. Seninle vakit geçirmekten, yanında olmaktan hoşlandım. Senden sen olduğun için hoşlandım.”
Hiçbir şey diyemiyordum. Adeta tüm vücudumdaki sinir hücrelerim karıncalanıyordu.
Aklıma ilk gelen şey şu oldu:
Ben mi? Neden ben ki? O kadar insan varken neden ben? Benim ne gibi bir artım vardı ki? Ben kimdim ki?
Hayatımda daha önce sadece bir kızı reddetmiştim.
Ortaokul son sınıfta, sınıf değişikliği sonrası önümde oturan bir kızdı. Sınıf içerisinde popüler sayılırdı. Çok güzel değildi ancak sohbet etmesi keyifliydi.
Bana açıldığında yanında en yakın arkadaşı da vardı. Muhtemelen arkadaşı cesaretlendirmişti. Tatilden önceki son gündü.
“Eee, ne düşünüyorsun Yuta?” demişti yanındaki kız.
O zamanlar bu durumla hiç karşılaşmamıştım. Hem utanmış hem çekinmiştim. Ancak en önemlisi,
O zamanlar başka bir kıza aşıktım.
Tecrübesiz halim onlara cevap olarak “Saçma sapan şeyler yapmayın,” deyip yanlarından gitmekle sonuçlanmıştı.
Dönem yeniden başladığında artık konuşmuyorduk. Başka sıraya geçmiş ve bir daha yüzüme bakmamıştı. Ve ben bu yüzden bir arkadaşımın cesaretini, duygularını kırmıştım.
Söylediğim şeylerden sonra kızın yüzündeki ifade hala aklımdaydı.
Şimdi ise yaptıklarımdan çok pişmanım. Hayatımda sadece ortaokulda aşık olmuştum.
Lise yıllarımda konuştuğum çok kız olsa da hepsi bana arkadaş gözüyle bakmıştı ve açıkçası hiçbirine de romantik anlamda yaklaşmamıştım.
Ve Aiko’ya aynısını yapmak istemiyordum. Onun cesaretini, duygularını kırmak istemiyordum. Ancak biliyordum ki bundan sonra arkadaş da kalamayacaktım. Çünkü beni her gördüğünde acı çekecekti. Acı gerçekler en kötüsüydü. Benim gibi herkesle iyi geçinmeye çalışan ve her şeyi aşırı düşünen biri için arkadaşlığın bozulması, aylarca kafama takacağım bir senaryo olacaktı.
Artık eskisi gibi davranamazdım. Koca bir insan olduktan sonra bunu yapamazdım.
Ancak Aiko’nun duygularına da karşılık veremezdim.
Evet, güzel kızdı.
Evet, enerji doluydu ve etrafına neşe saçıyordu.
Ancak yanında mutlu olacağım bir kız değildi.
Çünkü uyumlu değildik ve kişiliğiyle uyuşmam imkansızdı.
Belki önyargılıydım, belki de değildim, bilmiyorum. Ancak Aiko ile çıkamazdım. Onun maskesinin altını gördükten sonra ona normal davranamayacaktım. Benim maskemin altını görse o da aynısını düşünürdü…
Ellerim titriyordu. Konuşma yapmakta hiç iyi değildim. Ve onu direkt reddedemezdim. Mazeret sunmak da sadece beni daha çok düşürürdü. Kozlarımı tam oynamalıydım. Derin bir nefes aldım ve gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım.
“Ben Lyra’dan hoşlanmıyorum. Belki öyle göründüm, belki görünmedim, bilmiyorum. Ancak benim için duygulara karşılık vermek çok ama çok…” Yutkundum. Kafam allak bullak olmuştu. Aiko bana bakıyordu.
Ben de daha önce Aiko gibi hoşlandığım kişiye açılmıştım.
Hoşlandığım kız da ona açıldığımda “Ben sana karşı bir şey hissetmiyorum,” deyip sonlandırmıştı.
Böyleydi işte. Ona böyle davranmak istemiyordum.
Konuşmama devam etmek zorundaydım.
“… zor. Seninle sevgili olmayı çok isterdim… Her gün şarkılar hakkında sohbet ederdik ve sürekli kampüste takılırdık. Belki de gerçekten mutlu olurduk.” Artık beklendik klasik şeylerin ötesine geçmeliydim.
“Ancak hiçbir zaman kendimi senin yanına yakıştıramazdım. Kendimi ya da seni küçük düşürmesinden değil. Ben sadece yapamazdım. Belki korkuyordumdur ancak seninle vakit geçirirken bile bir an ilgi duyamadım. Bu senin suçun da değil. Sadece senin ve diğerlerinin yanında olmaktan, birlikte vakit geçirmekten o kadar hoşlanıyordum ki, kendi içimde bu tür şeyleri hiç tartmadım.” Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Kim bilir ne kadar acı çekecekti bu söylediklerimden sonra… Kendimi pislik gibi hissediyordum.
“Benden hoşlandığın için çok teşekkür ederim. Bunu hak etmediğimi ve senin de böyle bir cevabı hak etmediğini biliyorum. Özür dilerim. Bana belki iki yüzlü, belki pislik diyeceksin. Eskisi gibi olmayacağını da biliyorum.” Eğildim.
Kendi bencilliklerim ve yüzsüzlüğümü son kozuma kadar oynamalıydım. Gözlerimden yaşlar akıyordu.
Ben de farkında olmadan ağlamaya başladım. Onun adına ağlıyordum.
“Lütfen, eskisi gibi olmaya ve birlikte zaman geçirmeye devam edelim. Aramız hiç bozulmasın.” Yaptığım tam bir bencillikti. Kimsenin dağılmasını istemiyordum. Tüm gururumu ayaklarının altına almıştım, kızın cesaretini de yerle bir etmiştim. Tokat, öfke, bağırma her şeye hazırlıklıydım. Artık yapacak bir şey yoktu.
O sırada Aiko hızla bana yaklaştı.
Hafifçe başımı yukarı kaldırdım.
İki eliyle boynuma sarıldı.
Ağlıyordu…
Ancak…
Gülümsüyordu. Gözleri iyice kızarmış, burnunu çekiyor ama duramıyordu.
Bana sıkıca sarılmıştı.
“Teşekkür ederim Yuta.” Hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. “Lütfen, en azından aramız hiç bozulmasın. Seni de kaybetmek istemiyorum.” Onun ağlamasıyla ben de ağlamaya başlamıştım. Titrek nefesleri kulaklarımda yankılanıyordu.
Başarmıştım. Her şeyin aksine,
Kalbini kırmadan onu reddetmeyi başarmıştım.
Hayatımda hiç ilişki deneyimim olmamıştı. Evet, ergenlik başlangıcıyla birlikte aşık olmuştum ya da lisede bir kıza ilgi duymuştum ama hepsi gelip geçici olmuştu ve hiç sevgili olmamıştım. Eskiden özellikle lisedeyken bunu çok kafaya takıyordum, sırf deneyim olsun diye aşık olmaya çabalamayı bile düşünmüştüm.
Ancak yapamazdım. Nedense hem kendimi hem de karşımdakini kandırmak istemiyordum. Çünkü artık gönül eğlendirmenin hem kendime hem karşımdakine yapabileceğim en zalimce şey olduğunu biliyorum.
Öyle de hissediyorum. İşte aslında bu nedenle Aiko ile çıkamam. Kendimi uygun görmüyorum. Bunca zaman bu halimle meraklı olsam da huzurluydum.
Uzun lafın kısası,
Kendi konfor alanımdan beni çıkaracak kadar büyük bir şey görmüyordum. Belki de korkuydu, bilmiyorum, yine de istemiyordum.
Aiko ile ağlarken ne kadar pislik olduğumu hissettim.
Değer görme ihtimalimi bile göz ardı etmiştim.
İkimiz de salya sümük kalmıştık. O reddedilişine ağlarken, ben hem ona hem de kendime ağlamıştım.
“Yavaştan geçsek iyi olur.” Aiko burnunu çekerken bir yandan da bana sarılmayı bırakmıştı. Göğsüm onun sıcaklığıyla ısınmış olmalı ki, sarılmayı bıraktığında soğuk gelmişti.
"Olur, ama önce lavaboya uğramam lazım," dedim. Gözlerim kıpkırmızı ve burnum akarken öylece gidemezdim.
"Haklısın, benim de gitmem gerek," dedi.
"O zaman yemekte görüşürüz," dedim. Yaşananlardan sonra bu kadar normal konuşabilmeme hâlâ inanamıyordum. Yan taraftan ilerleyip ortak kullanımlı bir lavabo arayacaktım.
"Hey, Yuta!" Aiko arkamdan seslendi. Arkamı dönüp ona baktım. "Lütfen eskisi gibi... hayır, eskisinden de yakın olalım. Ama romantik anlamda değil. Yine birlikte harika şarkılar çalıp söyleyelim." Aiko'nun ağlamaktan kızarmış yüzü hafifçe gülümsedi.
Ona bakıp gülümsedim ve "Olur," dedim.
Sözlerinde ve davranışlarında ne "Kazanana kadar pes etmeyeceğim" ne de tam tersi "O zaman bu kadarmış" gibi bir ifade yoktu. Sanki her şeyi salıvermiştik. "Duygular mı? Bu hâliyle güzeller," der gibi bir hissettiriyordu. Romantizmin bir yarış ya da hedef olmadığı, insanların birbirini sevmek için bir bağlılık gerektirmeyen, savaşsız bir histi bu.
Ve bence gerçek aşkta olması gereken de buydu. Her ne kadar romantik anlamda bir şeyler hissedemesem de.
Yemekten sonra odaya çıkıp eşyalarımı aldım ve kaplıcaya döndüm. İşte şimdi gerçek keyif başlıyordu.
Bütün gün sıcak suda rahatlayıp o ponçik hâlimle odaya gidip öylece dinlenmeyi hayal etmiştim. Açıkçası bugünü bu kadar canlı geçirmemin sebebi de buydu. Tabii birkaç saat önceki olayı göz ardı edersek.
İçerisi nemliydi ve nedense insanın beynindeki düşünceleri boşaltan bir havaya sahipti.
Kaplıca bomboştu. Sıcak su havuzu sanki bana ayrılmıştı. Yavaşça, ayaklarımdan başlayarak içine girdim.
"Sıcak, sıcak, sıcak..." Başta sıcak gelse de tüm vücudum adeta bu sıcağın mahkûmu olmuştu. Bir anda vücudum kendini içine bıraktı.
"İşte bu..." diye mırıldandım.
Kafamı yukarı kaldırıp tavanı yavaşça ve boş gözlerle izlemeye başladım.
Ne gündü ama! Hayatımda asla unutmayacağım bir gündü. Normalde dışarıdan biriyle tanıştığımda sosyal biri sayılsam da aslında içine kapanık bir insandım. Konfor alanıma fazla düşkündüm.
Her ne kadar rahat durmaya çalışsam da açıkçası yaşananlardan sonra pek normal durma şansım yoktu.
Aiko ile yaşananları düşünürken aklıma ansızın Lyra geldi. Sahi, Lyra ne yapıyordu acaba?
"Normal" olarak konuşmayalı çok uzun zaman olmuştu.
Hayatımda normal sohbet ettiğim üniversite arkadaşlarım dışında çok az insan olurdu. Hatta açık söylemem gerekirse hiç olmazdı. Ancak Lyra farklıydı; tanıştığımızdan mı bilmiyorum, normal sohbet ettiğim biri olsa da diğerlerinden farklı bir anlama sahipti benim için.
Acaba ne yapıyordu, iyi miydi?
Yazmalı mıydım? Yazsam ne yazacaktım, ayrıca sevgilisi bunu hoş karşılar mıydı?
Belki de ona yürüdüğümü sanacaktı.
Bilmiyorum. En iyisi akışına bırakmak. Tıpkı okuldan arkadaşlarınla mezun olduktan sonra bir daha konuşmaman gibi, onunla da öyle olacaktı. Hatta belki olmalıydı.
Ancak nedense böyle olmasını istemiyordum.
"Buraya geldim, neler düşünüyorum böyle?" Yüzüme sıcak suyu çarptım. Kendime gelmem lazımdı. Daha odaya gidince bir ton kutu oyunu oynatacaklardı.
Umarım saçma, ergence şeyler olmazdı. Hele ki son Aiko olayı sonrası ikimiz de utanırdık. Ayrıca ilişkilere meraklı olduklarından üstümüze gelirler...
Sahi, Aiko ile bu durumu anlatıp anlatmayacağımızı konuşmadık. Sorun olur muydu ki? Onu sadece birkaç aydır tanıyorum ve pek böyle şeyleri söyleyeceğini sanmıyorum, aynı şekilde ben de söylemem zaten.
Umarım artık olaysız bir gece geçiririm...
Kaplıcadan çıkıp odaya geri döndüm.
"Rahatladım be..." diye içimden geçirdim. Bu sırada kapıyı açtım.
"Yuta, nerede kaldın be kanka?" Ray sinirli bir şekilde bana bakıyordu.
"Ne oldu?"
"Sota'ların odada doğruluk cesaret oynamaya başlamışlar. Gitmek için seni bekliyorduk."
"Kaç kişi var?" dedim. Açıkçası kalabalıksa gece gece hiç gidesim yoktu.
"Dört beş kişi varmış."
Yani, beklediğimden daha azdı. Hatta kulübün çeyreği kadar insan vardı. Gitmek istemiyordum ama bir yandan asıl eğlence böyle çıkıyordu. Ayrıca bir farklılık da fena olmazdı.
"Tamam, saçımı kurutayım, gidelim," dedim.
"Yaşa!" Ray sevinçle etrafta heyecanla dolanmaya başladı.
"Seninki gelmeyecek, biliyorsun değil mi?" Yasu, Ray'e düz ve iğneleyici bir şekilde karşılık verdi. Ray ise aniden durmuş, yüzü kızarmış ve kekeleyerek cevap vermişti.
"B-biliyorum be! Yine de oyun oyundur! Hem b-benimki nasıl oluyor lan?!"
Ray'in bu tepkisi çok daha tatlıydı. Sayuri olayından ve aslında Sota'nın orada olmasından gelmeyeceğini söyleyemiyordum. Vicdan yapsam da yapacak bir şey yoktu.
Odaya vardığımızda bir şeyi fark ettim.
HİÇ DE "ÜÇ DÖRT KİŞİ VAR" DEĞİLDİ LAN!
En az on kişi vardı. Herkes ortada çember yapmış, mutant gibi oynuyordu.
Artık geri de dönemiyorduk, değil mi? Hay ben böyle işin...
Üst sınıflar bir ellerinde içkiyle oynuyorlardı. Kimisi çoktan hafiften sarhoş olmuştu bile.
Aiko, Ayame'nin yanında oturuyordu. Göz göze geldik. Hafif garipsemiş olsak da eskisi kadar tuhaf hissetmiyordum. Hatta aksine daha yakın hissediyordum.
Mecburen aralarına girdik.
Bize "Neden geç kaldınız?" muamelesi çekildikten sonra oyun tekrar başlamıştı.
En azından bu kadar kişi arasında şişenin bana gelmesi zordu, değil mi?
"Pekâlâ millet, başlıyoruz!" Ayame sarhoş hâliyle şişeyi tutup çevirmeye başladı.
Şişe döndü...
Döndü...
Ve döndü...
Karşılıklı olarak ben ve Ayame arasında durdu.
Odada bir anlık sessizlik oluştu.
Şaka falan değil mi bu, lan?
"Oooo!" Diğerleri pis pis gülüp coşuyordu. Daha yeni gelmiştik ya...
Bir de karşımdaki kişi Ayame'ydi. Elindeki birayı kafasına dikti.
Etrafımızdakilerden tezahürat sesleri yükseliyordu. Bir ben eğlenmiyordum sanki.
"Doğruluk mu cesaret mi, Yuta'cığım?" Ayame abla gibi konuşmuştu.
"Doğruluk," dedim. Cesaret diyecek kadar aptal değildim yani.
"Ooof, korkak Yuta!" tezahüratları başlamıştı.
İstediklerini desinler, doğruluktan şaşmam.
"Her neyse, fark etmez." Ayame tek elini kaldırıp hakem gibi dur işareti yapmıştı. Bu kadın harbiden sarhoştu. Sonra devam etti: "Pekâlâ, sorum... hm... İki soru birden soracağım, ikisinden birini tercih et. Sonuçta yeni geldin ve alıştırma olsun, hehehe."
"Oooo!" Etraftaki aksiyonu artırmaya çalışıyorlardı.
"Peki," dedim. Kalbim hızla çarpıyordu.
"Bu kulüpten biriyle romantik bir şey yaşadın mı? Ya da size yardıma gelen kızla aranızda romantik bir şeyler var mı?" İşte o an.
"Keşke cesaret seçseydim," dedim.
GELMİŞTİ GELECEK OLAN!
Hem de sorunun Ayame'den gelmesi tam bir şanssızlıktı. Sarhoş hâliyle konserden sonra sorduğu gibi yine bir şeylerin tam üstüne basmıştı. Adeta gafil avlanmıştım.
Aiko'nun gözleri kocaman açılmış ve korku içinde bana bakıyordu. Adeta "Ne yapacağız?" der gibiydi bakışları.
Odadaki herkes pür dikkat bana bakmaya başlamıştı. Ray ve Yasu çaprazımda öylece izliyorlardı. "Yardım edin!" desem bile etmezdi çakallar...
İki sorudan birini cevaplasam yetiyordu. Neyse ki öyle bir şansım vardı. Asıl soru, cevapladıktan sonra başka hangi soruları yöneltecekleriydi?
"Yardımcı kızla çıkıyorlar mıydı?"
"Kulüpten biriyle ne yaşayacak be Yuta?"
"Aynen, aynen. Biz bizeyken bizim analiste kim tutulacak sanki?" Diğer sarhoş son sınıflar da gülerek takılıyorlardı.
Evet, en mantıklısı Lyra ile ilgili olan soruyu cevaplamaktı.
"Eee, cevabın nedir?" Ayame alaycı ve meraklı gözlerle bana bakıyordu. Elini kafasına destek yapmış, bağdaş kurarken beni izliyordu. Kızıl saçları yere değiyordu.
"Yardımcı dediğiniz, ismi Lyra olan kızla ilgili soruyu cevaplayacağım. Ve hayır, ben..." Bir an duraksadım. Nedense duraksamama şaşırmıştım. Gerçi düşününce Lyra ile flörtöz mü görünmüştük? Hatta Aiko da bu yüzden mi sitem etmişti? Yine de devam ettim. "...daha doğrusu bizim aramızda romantik bir şey yok," dedim.
"O zaman sanat okulundan bir kızla nasıl tanıştın ki?" Kulüp başkanı da sevgilisinin tarafına geçmiş, adeta çapraz ateşte bırakmaya çalışıyor gibiydi. Başka işleri güçleri yoktu zaten...
"Evet, evet!" Diğerleri de adeta cevap için her köşeden saldırıyordu. Sanat okulu dedikoduları nasıl bu kadar hızlı yayılmıştı ki ya?
"Lyola'nın konserinde tanıştık. Ayrıca Lyra'nın sevgilisi var. Bir daha gelecek olursa yanında böyle davranmasanız daha iyi olur," dedim. Acaba sevgili mevzusunu açmamalı mıydım? Çünkü sonra bana "Yani sevgilisi olmasa olur muydu?" gibi sorular yöneltebilirlerdi.
Oysa garip bir şekilde sessizlik oldu. Kafamı baktığım yerdeki desenlerden kaldırıp insanlara baktım. Nedense herkes bir duraksamıştı.
Yine de aslında benim en çok şaşırdığım şey, Ayame'nin yanında bağdaş kurmuş oturan Aiko oldu. Aiko adeta şok içinde bana bakıyordu. Aiko'ya bundan bahsetmemiştim, değil mi? Ama niye böyle tepki vermesini pek beklemiyordum.
Bu sırada Ayame'nin de Aiko'ya baktığını gördüm. Ayame sanki cevabımla ilgilenmemiş gibi, Aiko bana bakıyorken ona bakıyordu. Sonrasında yüzünde pis bir gülümseme belirdi.
"Daha dikkatli oluruz." Diğerlerinden boğuk cevaplar geliyordu. Bu sırada Ayame konuşmaya başladı:
"Demek ilk sorudan kaçmayı seçtin?" dedi gülümseyerek. Kesin az önceki gördüklerini işe bağdaştırarak yeni bir saldırıya hazırlanıyordu.
"Anlamadım?"
"Yani cevaplamak istemediğin soru ilk soru oldu. Bu durumda kulüpten biriyle romantik bir şeyler yaşadığın çıkarımını yapabilir miyiz?"
OHA ARTIK HA!
Beni tuzağa düşürmüştü...
Kadınlar çok korkunç. Gerçekten çok korkunç. Tek bakışta sanki ortamdaki durumu sezmiş ve ana konu yerine arkadaki amacımı anlamıştı. Ayame gerçekten çok korkutucuydu.
Hangi cevabı seçersem seçeyim, beni her türlü sorguya çekecekti.
"Harbi ha..." "İyi de Yuta, bizim kulüpten kimi bulacak ki?" Diğerleri de kendi arasında konuşuyordu. Tam bu sırada da durdular. Yine bir sessizlik oldu. Al işte, anlayacaklar...
Tüm odağın merkezinde olmaktan ve tepkisiz durmaktan yorulmuştum. Kalbim delicesine atıyor, nefesimi toparlamaya çalışıyordum. Şu anda isteyeceğim en son şey bu durumun bilinmesiydi.
"Ben—" Aiko utanmış bir şekilde tek bir kelime çıkardı. Tam bu sırada sözü kesildi.
“Arkadaşlar, bu tur fazla uzamadı mı? Hadi artık şişeyi tekrar çevirelim.” Yasu pat diye tam konuşacak olan Aiko’nun sözünü kesmişti. Aiko aniden durdu ve şaşkınlıkla Yasu’ya baktı.
Güzel zamanlama, Yasu!
“Evet, çocuk yeni geldi, daha fazla zorlamayalım şimdiden.” Sota da hak vermişti. Her ne kadar bana “çocuk” dese de… Ayrıca bu çocuk daha yeni reddedilmedi mi? Nasıl hâlâ bu kadar mutlu?
“Evet, evet!” Diğerleri de ona katılmıştı. Herkes harbiden tencere nereye sıcaksa oraya gidiyordu.
“Hımm, iyi, peki öyle olsun o zaman.” Ayame gülümseyerek bize bakıyordu. Sarhoş aklıyla tam bir şeytandı be…
Şişe çevrilmeye devam etti. Sıra parça parça herkese geliyordu.
Sonunda tur Sota ve Ray’e gelmişti. Sota soruyor, Ray cevaplıyordu.
İsteyeceğim son ikili onlardı.
“Doğruluk mu cesaret mi?” Sota merakla sordu.
Ray bir an durdu. Diğerlerinden “Cesaret!” diye tezahüratlar geliyordu. Ray hakkında bir şey biliyorsam, o da çok çabuk gaza geldiğiydi. Etrafına baktı. Gülümseyerek cevap verdi.
“Cesaret!” dedi. İlk defa biri cesaret demişti. O da benim aptal arkadaşımdı...
“O zaman…” Sota düşünmeye başladı.
Bu sırada telefonum çaldı. Elimi cebime atıp telefonu çıkardım.
Arayan: Lyra.
Aniden nefesim kesilmişti. Bu saatte, bu kadar sıradan bir tarihte sebepsiz yere niye beni arıyordu? Ne oluyordu?
Bu kadar zaman konuşmadıktan sonra bir anda araması çok garipti. Acaba bir şey mi olmuştu? Yanlışlıkla arıyor olamazdı.
Ayağa kalktım.
“Telefonum çalıyor, birazdan geliyorum. Bensiz devam edin.” dedim ve elimde telefonla kapıyı açıp dışarı çıktım.
Kapı kapanırken içeriden belli belirsiz bir ses daha duydum.
“Tam şu anda hoşlandığın kişi—“
Ancak dinleyecek zamanım yoktu çünkü telefonum çalıyordu.
Acaba Lyra neden arıyordu?
Telefonu açtım. Bir yandan da rahat konuşabilmek için kendi odamıza doğru yürümeye başladım.
“Alo?” dedim.
“Alo, selam Yuta.” Lyra’nın sesini duyduğumda bir garip olmuştum. Hatta telefonda sesi daha bir farklı gelmişti. Ya da bana öyle gelmişti.
“Selam.” dedim merakla.
“Nasılsın?”
“İyiyim, sen?” Dilim aniden düğümlenmişti. Nedense bugünden sonra kafam adeta kitlenmişti.
“İyiyim ben de. Uzun zamandır görüşmüyorduk.”
“Evet…” Bundan sonra ne gelecekti? Bu ani arama içimde devasa bir şüphe bırakıyordu.
“Müsait miydin, böyle bir anda aradım da?”
“Evet, yani müsait sayılırım, evet.” Müsait sayılırım ne demekse kendi dediğimi sorguluyordum.
“Geçen festival olayıyla ilgili aramak istedim. Biliyorum, çok zaman oldu ve büyük olasılıkla gelmek istediğimi söyledikten sonra gelmemem de çok ayıp oldu.” Lyra’nın sesinin titrediği belli oluyordu. Pişmanlık ve üzgünlüğü sesine yansıyordu.
“Yok canım, zaten müsait olursam demiştin. Bu yüzden anlıyorum.” dedim. Yine de önceden haber verse iyi olurdu.
“Tam o günlerde hastanede işim vardı. Bu yüzden gelemedim, bunun için özür dilemek istedim.”
“Hastane mi? İyi misin?” Kesinlikle şaşırdığım ve beklemediğim bir şeydi.
Bir anda soruvermiştim.
Of, direkt özel bir soruya girmiştim. Anlatmak istese önceden anlatırdı zaten, değil mi…
“Şey, evet, iyiyim. Kardeşim ufak bir ameliyat geçirdi. Ben de onun yanında durdum.” Lyra bir an tereddüt etmiş, sonra da sesi üzgün bir şekilde çıkmıştı.
Kendimi çok kötü hissediyordum. Gelmediği için o gün onun hakkında bir sürü yargıda bulunmuştum.
“Çok şükür. Bunun için özür dilemene gerek yok. İyi olmanıza sevindim. Hatta daha önceden seni arayıp sormadığım için üzgünüm. Keşke bu bir aylık arada seni bir kez daha arasaydım.” dedim. İçimden gerçekten de böyle geliyordu.
Ya bu kardeşi değil de kendisi olsaydı? Başına bir şey gelip de bilmeseydim?
Nedense tüm vücudum karıncalandı. Adeta anksiyete ve stres tüm vücuduma nüfuz etmiş, tüm tüylerim diken diken olmuştu.
“Hayır, hayır! Lütfen böyle düşünme. Seni araması gereken bendim. Ancak genel olarak çok yoğun bir zamandan geçtim ve hep aramayı unuttum. Bugün aniden aklıma geldi ve unutmak istemediğimden seni bu saatte aradım. Üzgünüm.”
Demek aklına geldiği gibi aramıştı, ha? Bu konuda ne hissedeceğimi bilmiyordum. Sesi çok zarif çıkıyordu ve gecenin bu saatinde böyle konuşmamız nedense…
Garip hissetmeme neden oluyordu.
“Yok, benim için bir mahzuru olmadı, lütfen böyle düşünme. Ancak aradığın için teşekkür ederim. En azından öğrenmiş oldum.” Gülümseyerek konuşmuştum. Kendimi çok pişman hissediyordum ancak bu konuşma esnasında odaklanmam gereken bir durum olmamalıydı.
“Evet. Bu arada festival nasıl gitti? Eğlendiniz mi?” Ses tonundan gülümsediğini hissediyordum.
Özellikle “Şarkıları söyleyebildiniz mi?” sorusu yerine “eğlenebildiniz mi?” demesi çok etkileyici gelmişti. Önceliğinin ne olduğunu çok iyi ima etmişti.
“Evet, sayende çok iyi bir festival geçirdik.”
“Çok sevindim. Ben bir şey yapmadım. Hepsi sizin emekleriniz sayesinde.” Hâlâ övgüyü üstüne almıyordu. Bu mütevaziliği en çok şaşırdığım şeylerden biriydi.
“Kulübe yeni üyeler katıldı ve aslında şu an kaplıcalara geldik.”
“Ne! Vay be, çok iyi! Ah, ben de bir ara gitmek istiyordum ya! Şimdi kıskandım.” Şaşkınlıkla cevap vermişti.
Güldüm. O anda o da gelse nasıl olurdu diye düşündüm. Kesin çok eğlenirdik.
“Evet, gelsen güzel olurdu. Festivalde de herkes seni soruyordu. Ekibin bir parçası oldun.” Her ne kadar bunu söylesem de, doğruluk cesaret oyunu aklıma geldiğinde ve sorulabilecek soruları düşününce gelmediğine açıkçası içten bir rahatlama yaşadım.
Lyra nazikçe güldü.
“Başka okuldan olsam da mı?”
“Başka okuldan olsan da.” Nasıl bir soruydu bu? Adeta şımarıkça konuşan insanlar gibiydik.
Ufak bir sessizlik oldu. Sanırım böyle cevap vermemeliydim.
“İyi, sevindim. Bir ara yine gelmeyi isterim.” Nazik bir tonla konuşmuştu.
Ha? Bunu hiç beklemiyordum. Ve gelmesini de çok isterdim. Festival olmasa da arada gelse fena olmazdı.
“Gel tabii, kapımız her zaman açık.”
“Teşekkürler.”
Aramızda ufak bir sessizlik oldu. Acaba fazla mı ileri gitmiştim? Belki de daha fazla konuşmayı uzatmamalıydım, sonuçta ana konu konuşulmuştu ve hayatında birisi olan bir kıza ekstra spesifik sorularla daha yakın olmamalıydım.
“O zaman—“
“Hey, Yuta.” Lyra ile aynı anda konuşmuştuk. Tam bir şey diyordu.
“Pardon, sözünü kestim.” dedim.
“Sorun değil.” Lyra anlık durdu. “Yılbaşında veya yılın ilk gününde müsait misin? D-daha doğrusu müsait misiniz?” Lyra aniden hızlı konuşmuştu. Normalden daha heyecanlı konuştuğu sesinden anlaşılıyordu. Ne oluyordu be?
“Şey, muhtemelen oluruz. Gerçi yılbaşı için ailemle planlarım olabilir, bilmiyorum ama yılın ilk günü müsait olurum. Diğerleri de öyle olur diye tahmin ediyorum.” Bir saniye, neden bir anda plan organize ediyoruz ki? Amacımız ne?
“O zaman festivalin mazereti olarak hem de yılın ilk günü olduğundan ziyaretler sırasında buluşalım mı? Biraz da olsa telafisi olur.” İşte bundan hiç hoşlanmadım. Sevgilisi olan bir kızı böyle bir şeye itemezdim.
“Bunu kendini kötü hissederek yapıyorsan yapmana gerek yok.” dedim. Sözlerimde ciddiydim. Diplomatik bir şey değildi bu. Bu kadar iyi kalpli davranmaya devam ederse hep kırılan kendisi olacaktı. Ayrıca mental olarak bu kadarına da hazır değildim.
“Hayır, yani kötü hissederim ve… sizinle buluşmak istiyorum. Sadece kötü hissetmek değil yani.” Sesi nedense utangaç çıkmıştı. Bu küçük itirafı beni de kızartmıştı.
Karnımdan sırtıma kadar garip bir his çevreliyordu. Bunu kendini kötü hissettiği için yapıyorsa yapmasına izin veremezdim. Ama… eğer gerçekten bizimle görüşmek istiyorsa,
ben kimdim ki onu reddedeyim?
“Peki o zaman. Diğerleriyle de konuşup ona göre haber veririm.” dedim elimden geldiğince düz bir ses tonuyla. Diğerleri ne tepki verecekti acaba?
“Tamamdır. O zaman sonra yine görüşelim.” dedi.
“Tamam.”
“Bu arada, Yuta.” Sesi bir anda değişmiş, daha utangaç bir ses tonu gelmişti.
“Evet?”
“Böyle aramamda bir sakınca yoktu, değil mi?”
Ha? Yani evet, arasa fena olmazdı ama yanlış olmaz mıydı? Benim için sakıncası yoktu ama bilmiyorum... Yine de böyle diyecek taraf ben değildim.
“Yok canım, ne sakıncası, hatta genelde müsait oluyorum.”
“Tamam o zaman, mesajlarıma geç dönersen direkt arayacağım.” Alaycı bir ses tonuyla cevap vermişti.
“Geçten kastın ne bilmiyorum ama pekâlâ, normalde bunu yapan sen oldun ama aynısını benim yapmam da sorun olmaz herhalde?”
“Hey, isteyerek yapmadım biliyorsun! Ayrıca hiç de sorun olmaz! Sadece bazen bakamıyorum ama aradığını görürsem mutlaka geri dönüş sağlarım.” Lyra ufak bir sinirle konuşmuştu. Bu tepkisini hiç duymamıştım, bu yüzden nedense komik gelmişti.
“Tamamdır. O zaman sonra görüşürüz.” gülümseyerek söylemiştim.
“Görüşürüz, iyi geceler ve iyi eğlenceler.” Lyra’nın da güldüğünü hissediyordum.
“Teşekkürler. İyi geceler.”
Birbirimize daha da yakınlaştığımızı hissediyordum. Yanlış olması içten içe rahatsız etse de en azından benimle arkadaş kalmaya çalışıyordu bence.
Telefonu kapattım. Derin bir nefes aldım. Vücudum stresten iki büklüm olmuştu. Telefonu kapattıktan sonra olanları sindirmeye çalıştım. Lyra ile buluşacaktık. Üstüne üstlük telefonla konuşma konusunda da bir sıkıntısı yoktu.
İçten içe bu durum yanlış geliyordu ve Lyra’nın tek gelmeyeceğini biliyordum. En azından onunla arkadaş olarak devam edebilirdim. Bu kadar nazik birini kaybetmek nedense kötü hissettiriyordu.
Ellerimin titrediğini hissediyordum. Telefonumu cebime attım ve tekrar geri dönmek üzere kapıya yöneldim.
Tam kapıyı açtığımda Aiko kapının önündeydi. Aiko’nun yüzündeki ifade… tuhaftı. Sanki şok olmuş gibiydi ama aynı zamanda bir şey söylemek istiyordu. Kaşlarını hafifçe çatmıştı ama dudakları hiç kıpırdamıyordu. Bir anlığına, o an burada olmaması gerektiğini hissettiğini düşündüm.
“Aiko?”
Aiko burada ne yapıyordu? Kapı arkasından konuşmamızı mı dinlemişti? Daha öncesinde “arkadaş” olarak kalacağımızı söylediğimize rağmen neden böyle bir yüz ifadesi yapıyordu?
“Yuta ben—“ Bir anda söze girmişti. Panik içindeydi.
Arkadan gelen ayak sesleri bir fırtına gibi yaklaşıyordu. Daha Aiko’nun ne diyeceğini anlamadan Hiro kapıya ulaştı, nefes nefese, yüzü kızarmış halde…
“Koşun! Sayuri ve Rei… çıkmaya başladılar!”
“Ne?”
Aiko ile şaşkınlıkla aynı anda söylemiştik.
Gerçekten bugünün artık bitmesini istiyorum çünkü daha fazlasına dayanacak gücüm kalmış gibi hissetmiyorum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.