Ay Işığında İtiraf

Normalde, arkadaşımın hayatındaki belki de dönüm noktası olabilecek bir olay için koşar, neler olduğuna bakardım. Ne de olsa herkes şaşkınlıkla oraya akın ediyordu.

“Nasıl oldu?” diye sordum merakla. Daha on dakika öncesine kadar hiçbir şey yoktu. Sadece iki dakikalığına uzaklaşmıştık, nasıl oldu da böyle bir şey yaşandı bir anda?

“Sota, Ray’e cesaret vererek sevdiği kız buradaysa ona çıkma teklif etmesini söyledi.”

Sota mı? Ray’e mi sormuş? Sota daha bu sabah reddedilmemiş miydi? Eğer böyle bir şey yaşandıysa…

Hiro nefes nefese yanımızda, soru sormama şaşırmış gibiydi, sanki bir an önce oraya gitmek istiyordu.

“Ancak az önce Sayuri’nin teklif ettiğini söyledin?” dedim. Peki bu nasıl olmuştu o zaman?

“O konuda… Sayuri dışarı çıkmıştı ve muhtemelen hava alıyordu. Ray yanına gitti. Biz arkadan onları izliyorduk. Ray ‘Şey, selam, nasılsın?’ gibi laflara girdi. Sayuri’nin, nedenini bilmediğim bir sebepten canı sıkkın görünüyordu. Ray’e bir şey olmadığını söylese de Ray daha fazla üsteledi ve ‘Senin için yapabileceğim ne varsa yapmaya hazırım,’ dedi.”

Tam da Ray’lik, diye düşündüm. Yardıma ihtiyacı olan herkese yardım etmek isterdi. Eh, sözünün ağırlığını fark etmedi herhalde.

Hiro sürdürdü. “Sonra Sayuri de ‘O zaman benimle çıkar mısın?’ dedi.

İnanabiliyor musun Yuta? Bizim Ray’e çıkma teklif etti lan!” Hiro yavaştan benden uzaklaşmaya başlamıştı. “Beni zaten haber vermek için yolladılar, millet hâlâ aşağıda. Siz de gelin bir an önce.” Koşarak yanımızdan uzaklaştı. Koskoca otelin koridorunda at gibi koşmasa daha iyi olurdu sanki.

Evet, merak ediyordum ve yanına gitmek istiyordum. Ancak bekleyebilirdi. Neler olduğunu her türlü öğrenecektim zaten.

İnsanların aşkları konusunda böyle uluorta, ergence bağırmak ya da izlemek bana göre değildi.

Neticede, aşık olan insanların çoğu aptaldı ve bu duyguyu sadece uğraşacak başka şeyleri olmadığından yaşıyorlardı.

Aiko biz konuşurken hemen karşımda sessizce durmuş, yüzünde bir panik ifadesi vardı.

Şu anki sorunum Aiko’ydu.

“Peki Aiko, sen neden gelmiştin?” dedim. Artık bıkmıştım. Birlikte ağladık, aramızı düzelttik ve garip olayları bir süreliğine geride bırakmıştık. Ve bugünkü bunca olaydan sonra daha fazlasını kaldıracak hâlim kalmamıştı.

“B-ben şey…” Aiko bir an duraksadı. Normaldeki eğlenceli ya da üzgün hâlinden farklı bir tavrı vardı. Derin bir iç çekti ve sürdürdü.

“Sen öyle aniden ayrılınca merak ettim. ‘Acaba aramızda yaşananlardan sonra bu konudan dolayı rahatsız olup mu ayrıldın?’ diye kendi kendime merak ettim. Ray’in cesareti için millet de Ray’i takip ederken onlardan ayrılıp odana geldim. Ö-özür dilemek için.”

Açık konuşmam gerekirse kızların yüz ifadelerinden tam olarak anlayan biri sayılmam. Ancak Aiko’nun ses tonu daha çok kararlı ve net konuşmak üzerineydi. Ki böyle olması anlık oluşan gerginliğimi temizlemişti. En azından dürüst ve doğrudan net konuşmuştu. Günümüzde bu, çoğu insan için neredeyse imkânsız bir davranıştı.

“Sorun değil, özür dilemene gerek yok. Bundan rahatsız olmadım. Telefonum gerçekten çalmıştı zaten,” dedim. Bu sırada, kapıyı açtığımda Aiko’nun kapıyı dinlediği aklıma geldi. Acaba ne kadarını duymuştu ki?

“Olsun, ayrıca telefon konuşmanı da dinlediğim için özür dilerim. Hepsini duymadım ve kötü bir niyetim yoktu aslında. Sadece… neyse, önemli değil. Sadece odada olup olmadığını merak etmiştim,” dedi. Özür dilerken yüzü kızarmış, yüzü aniden düşmüştü. Yüzünün düşmesinin sebebinin sadece merak ve yaşananlar olduğunu sanmıyorum. Hatta yaşananlar olurken Aiko hem şaşkın hem de heyecanlı görünüyordu. Şimdi ise daha üzgün ve kıskanç görünüyordu. Acaba sebebi Lyra mıydı?

Bunu artık reddettikten sonra düşünmem hataydı, ancak acaba o an duygularını gerçekten de kabul etseydim ne olurdu? Tamamen zıt, farklı dünyaların insanları olduğumuzu içten içe bilsem de ortak noktada buluştuğumuzda ikimiz de rahatça anlaşıyorduk.

Ama yapamazdım. Şu an onunla birlikte olmam hem kulüp çevremizi, arkadaşlarımızı ve birbirimizi olumsuz etkileyecekti. Ayrıca en önemlisi de şuydu:

Hislerim olmayan birini gönül eğlendirmek için kullanamam. Bir anlık duygularımı, uzun vadede acı çekeceğim bir terapiye dönüştüremem.

“Sorun değil. Hadi gel, şu olay neymiş bir bakalım.” Hafifçe gülümsedim ve anlayışlı bir şekilde ona baktım. Kapıyı arkamdan usulca kapattım.

Aiko şaşkınlıkla bana bakıyordu. Mavi gözlerindeki az önceki korkunun yansımasını görüyordum.

***

İçimde bir şeyler eksik olsa da tamamlanmış gibi hissediyordum. Aiko ile sonrasında hiç konuşmadan, sessizce aşağı indik. Tüm son sınıflar Ray’i kıskıvrak yakalamıştı. Bir yandan onu övüyor, bir yandan da Sayuri ondan önce teklif ettiği için ona “beceriksiz oğlan” lakabını takmışlardı.

Daha komiği neydi biliyor musun?

Sayuri’nin teklifi ve Ray’in kabul etmesinden sonra tüm kulüp üyeleri coşunca, Sayuri kalabalık karşısında şoka uğramış, utancından kaçmıştı!

Anlattıklarına göre var gücüyle koştuktan sonra kendini odasına kapatmıştı. Eh, gece gece diğer insanları rahatsız etmemek adına kapının önünde de beklenemeyeceğinden Sayuri’nin odasına sadece odasında kalan diğer kızlar girebilmişti. O tarafta ne olup bitiyordu açıkçası bilmiyordum.

Ray’in yanına gittiğimde, ilk göz göze geldiğimizde Ray adeta bana doğru koştu.

“BİZİM YALNIZ KALMAMIZ GEREK!” Hızla koluma girip az önce dışarı çıktığım kapıya doğru sürükledi beni. Yanımdaki Aiko da bize bakakalmıştı.

“İkisini de götürürsen aldatmaya girer Ray!” Son sınıflar durdukları yerden dalga geçip kahkaha atıyorlardı. Bu kadar soğuk havada üzerlerinde bir şey olmadan hem konuşmaları dinleyip hem de nasıl burada titremeden durduklarını merak ediyordum.

Gerçi içeri doğru “kaçırılırken” onların ayaklarının titrediğini gördüm. İyi bari, elimizde dalga geçecek bir koz oluşmuştu, gülümsedim.

Ray beni en üst kattaki terasa çıkarıyordu.

“Ne oldu?” diye sordum gülümseyerek.

“Yukarı çıkalım, anlatacağım.” Sesindeki heyecan hâlâ dinmemişti. Asansörün tuşlarına basarken elleri titriyordu.

“Tamam,” dedim gülerek.

En yakın arkadaşım şimdi sevgili yapmıştı, ha? İlk aşkı belki değildi ama ilk sevgilisiydi.

Yüzüne baktığımda ise...

Gülümsediğini, gözlerinin kocaman açılıp parladığını,

Nefes nefese olduğunu ve sürekli bir şeyler düşündüğünü gördüm. Muhtemelen az önceki anı kafasında sürekli canlandırıyordu.

Onun bu huzursuz-huzurlu hâlini görünce anladım ki:

Aşk karşılık bulduğunda hissedilen duygu şuydu:

***

Ray, terasa çıktığımız gibi montunun yakasını kaldırdı, omuzlarını titretirken yüzünü buruşturdu.

“Çok soğuk be! Neden herkes dışarıda ki?”

Gülerek başımı salladım. “Bilmiyorum, acaba neden ki?”

Terastan inanılmaz bir manzara vardı. Hilal şeklindeki ay etrafa az da olsa ışık veriyor, karanlıkta olduğumuzdan yıldızlar da tepemizde parlıyordu.

Uzaklardan görünen şehir ışıkları da tıpkı yıldızlar gibi minik noktalar hâlindeydi.

Ray bir an sustu, kafamı ona çevirdim, gözleri dalgın dalgın karşıya bakıyordu.

“Çok garip lan Yuta. Sevgilim var artık.” Sesi kasvetli birinin sesi gibi çıkmıştı. Ancak yüzünde bir gülümseme vardı. Sanki bir şeyleri anımsamaya çalışıyor, şefkatli bakışlarla yüzü gülüyordu.

“Evet,” dedim ama ne ekleyeceğimi bilmiyordum. Buna ne eklenebilirdi ki?

Ray’in gözleri parlıyordu. “Küçük bir şey gibi geliyor ama... sanki koca bir dünya değişti.” Sesi fısıltıyla çıkmıştı. Ray’in tüm havası değişmişti. Yıllardır tanıdığım kardeşim gibi gördüğüm dostumun bu hâlini görmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki...

“Heyecanlısın.” Büyüdüğümü hissediyordum. Artık ortaokullu değildik. Aradan geçen yıllarda ikimiz de değişsek de birlikte kalmayı başarmıştık. Ve şimdi ilk kez aramızdan birinin hayatı farklı bir yöne evrilecekti.

“Evet, çünkü… bilmiyorum. Beni böyle gören birinin olması çok tuhaf.” Ray kafasını kaşıdı. Vay be, gerçekten de aşıktı. Bana döndü. “Sen hiç böyle hissettin mi?”

Bir anlık sessizlik oldu. Soğuk havada nefesi buğulanıyordu. Tüm gözler bana çevrilmişti. Ben hiç böyle hissetmiş miydim? Sanırım hayır. Daha önce aşık olmuştum ama karşılığını alamadığım için bu şekilde tatmin edici bir sonuca ulaşamamıştım.

“Sanırım… hayır,” dedim. Derin bir iç çektim. “Ama bence güzel bir şey.”

Soğukta konuşurken karanlıkta ağzımızdan çıkan buharlar minik beyaz bulutlar oluşturuyordu. Yine de sessizce duruyorduk. Açıkçası Yasu’nun da yanımızda olmasını isterdim. O aramızda yeni olsa da iyi anlaştığımız bir diğer insandı ve ondan özel olarak böyle yapmamız kendimi kötü hissetmeme neden oluyordu. Ancak telefonumu odaya bırakmıştım. Ray ise… eh, şu an pek telefona bakacak hâlde değildi. Daha neşeli ve heyecanını gösteren Ray, kasvetli bir hâldeydi.

Ona baktığımda hemen anlıyordum.

Beklentileri karşılayamamaktan korkuyordu.

***

“Bu arada, Aiko ile aranızda bir şey mi oldu? Bir öyle yakın, bir öyle uzak gibisiniz, sanki bir şeyler olmuş gibi.” Ray o sıradaki düşüncelerimden beni çıkardı. Yine tam on ikiden vurmuştu.

Ben onu nasıl biliyorsam, o da beni öyle biliyordu.

Bir an şaşırmıştım ancak dışarıdan şaşırdığımı belli etmeye izin veremezdim.

Aiko ile ilgili yaşananları Ray’e anlatamazdım. Çünkü Ray bile olsa bu durum ona karşı tavrını değiştirmesine neden olacaktı. Bunu istemiyordum.

Lyra farklıydı çünkü o hâlâ bir yabancı sayılabilecek biriydi. Ama Aiko ekibin, yani aslında ailenin bir parçasıydı.

Normalde yalan söylediğimde hemen anlayacak biriydi.

Ama bu sadece benim maskemi onun yanında gerçekten takmadığım içindi.

“Yani hayır, sarhoş olup odada beni hesaba çektikten sonra benden defalarca özür diledi, ben de sorun olmadığını söyledim ama hâlâ biraz utanıyor sanırım. Neticede iyi bir insan.” Düz ve duygusuz bir ses tonuyla konuşmuştum.

Evet, her zamanki ben, aslında maskenin ta kendisiydim belki de. Ama bazen bazı şeyleri başkalarının iyiliği için saklamak, bence düzenbazlık değil, iyilikti.

“Ha, doğru. Ben de öyle düşünmüştüm ama neyse, Aiko ile konuşup hallederiz.” Ray rahat görünüyordu. Onaylarcasına kafamı salladım.

Ray ellerini terasın demir parmaklıklarına koymuş, düşünceli bir şekilde dışarıyı izliyordu.

Sahi ya Aiko? Acaba o nasıl hissediyordu? Kendime bile itiraf edemediğim bir şey vardı: Ray Sayuri'nin teklifini kabul ettiği gibi, ben de Aiko'nun teklifini kabul etseydim, şu an Ray gibi hisseder miydim?

İçten içe imreniyordum da, yalan değil. Ama tabii ki bu durum istisna olsa da, kafan uyuşmayıp ayrıldıktan sonra, o güzel gelen şeyler bir anda seni arkandan bıçaklayıp, ardından tutup ızdırap ve acı çekmene neden oluyordu. Ve şahsen ben bunun için hazır değildim.


Biraz daha terasta sohbet ettikten sonra odamıza geçtik ve şansımıza henüz kimse gelmediğinden bir süre daha konuşmaya devam ettik.

Yasu kulüp başkanından önce gelmişti. Belliydi ki sabaha kadar uyanık kalacaklardı. Eh, bizim gibi “normal” insanların böyle manyaklıklarla pek işi olmuyordu.

Yasu ile de biraz sohbet edip konuşulanlardan bahsettikten sonra yorgun olduğumuz için ışıkları kapatıp yattık.

Sabah, vücudum eriyen bir dondurma gibi yapış yapış olmuştu. Dünkü olaylardan sonra da kafam o kadar doluydu ki, sanki hiç uyumamış gibi hissediyordum.

Kulüptekilerin neredeyse yarısı çok az uykuyla ayaktaydı. Otobüsü beklerken aslında sanki bir zombi ordusuymuş gibi görünüyorlardı. Ürkütücü… Sabaha kadar ne yaptılar acaba?


Otobüs geldikten sonra herkes oturdu. Ben de cam kenarında oturuyordum. Soğuk cam yüzüme hafif bir baskı yapıyordu. Yanımda Ray, onun yanında tekli koltukta da Yasu oturuyordu. Kulüptekilerden bu sefer kimse şarkı söylemiyordu. İçeride sanki bir ölüm sessizliği vardı. Eh, zaten herkes uyuyakalmıştı. Gece düşüncelerden uyuyamadığım için ben de zor dayanıyordum.

Ray, yanıma oturmuş, kıkırdayarak Yasu ile sohbet ediyor, bir yandan da onunla tartışıyordu.

“Büyük bir olay değil mi?” dedi. “Sevgili yapmış olman kulüp içinde devrim yarattı be!”

Ray’e döndüm. Sayuri bizim aksimize en önde oturuyordu. Sanki ikisini birbirinden bilerek ayrı düşürmüşlerdi. İntikam alır gibi üst sınıflar dün geceki davranışlarının tam tersini uyguluyorlardı. Belki Sayuri kızmıştır, bilmiyorum.

“Tamam da, bu kadar abartılacak bir şey değil bence.” Ray hâlâ dün geceki olayın ne kadar normal olduğunu ima etmeye çalışıyordu. Salak çocuk hayatında böyle bir şey yaşamadı ki, ben dahil hiç böyle bir olay yaşayanı görmedim. Kendi kendini kandırıyordu.

Yasu, camdan dışarı bakarak konuştu: “Çünkü senin başına geldi Ray. Ama mesela Yuta seni on yıldır tanıyor ve dürüst olayım… ben bile bu ihtimali sıfır görüyordum.”

“Sıfır mı?!?!” Ray arkasına dönüp itiraz etti.

Yasu umursamaz bir ifadeyle başını salladı. “Kesinlikle.”

“Sonunda kafamdakileri söyleyen biri…” diye düşündüm kendi kendime. Gerçi Yasu zaten benden bile daha mantıklı birisiydi. Düz ve lafını esirgemeyen biriydi. Bir o kadar da iyi kalpliydi…


Dönüşümüz genel olarak sessiz ve olaysız geçmişti. Ben de biraz başımı dinlendirip yol boyunca dinlenebilmiştim.

Bundan sonraki süreçte sınavlar tekrar yaklaşacaktı. Önümüzdeki etkinlikler Noel ve Yılbaşı'ydı. Daha onlara vardı, üstelik sınavlar da yaklaşıyordu. Of ya…

Önümüzdeki süreçte sınavlara odaklanmam gerekiyordu. Eh, zaten başka yapacak bir şeyim de yoktu.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.