Geçmişten Gelen Fısıltı

İşte, kaplıcaların üzerinden üç hafta geçmişti. Sınav stresleriyle boğuştuğum günler geride kalmış, ikinci vizelerimi de verdikten sonra en azından bir ay rahatlamıştım. Tam da yılbaşına denk gelmişti bu rahatlık. Eh, en azından yılbaşına rahat bir kafayla girecektik.

Yılbaşı günü normalde, kaplıcalardan da önce, Yasu ve Ray ile birimizin evinde gece kalmalı, yani aslında bir pijama partisi yapmayı düşünmüştük. Ancak hesaba katmadığımız ufacık bir olay olmuştu: Ray’in sevgili edinmesi.

Sayuri, Ray ile sürekli zaman geçirmek istiyordu. Tabii ki iyi anlamda, biz de bunu destekliyorduk. Ayrıca yılbaşı günü ailemle vakit geçirmenin de önemli olduğunun farkındaydım. Yani aslında bizim “pijama partisi” biraz fiyasko olmuştu.

Yine de en azından haftalardır buluşmuyoruz diye yılbaşı günü öğleden sonra buluşmaya karar vermiştik. Ben aileme hediye alacaktım. Ray’e Sayuri için hediye bakmasına yardım edecektik. Yasu ise, yurtta kaldığı için aslında bizimle takılmaya ve yardımcı olmaya gelmişti.

Yılbaşından önceki hafta Noel de vardı. Ancak genelde Noel sevgililer arasında geçtiğinden benim açımdan ekstra bir şey olmadı.

Alışveriş merkezine adımımızı attığımızda sıcak hava yüzümüze çarptı. Dışarının soğuğundan sonra burası bir fırın gibi geliyordu. Yılbaşı için süslenmiş devasa çam ağacı tam ortada duruyordu, yanından geçen çocuklar fotoğraf çektiriyordu.

“Abi burası lebaleb dolu.” Yasu ellerini cebine sokarak etrafına bakındı.

“Tabii ki dolu olacak,” dedim. “Bugün yılbaşı arefesi.”

“Bana bak, şu işimizi hemen halledelim.” Ray’in gözleri sürekli telefonuna kayıyordu. Tahmin etmesi zor değildi, Sayuri’ye mesaj atıyordu.

Göz devirdim. “Hemen halledelim diyorsun da, ne alacağını biliyor musun?”

“Şey… Hayır.”

Yasu iç çekti. “Bizi buraya Sayuri’ye hediye almak için çağırdın ama ne alacağını bile bilmiyorsun?”

“Yahu yardım edin işte, ne alabilirim?”

“Sıfırdan başlıyoruz yani…” dedim. Tam bir işkenceydi.

Sonraki otuz dakika boyunca her mağazayı gezdik. Ray, parfüm mü alsa, kolye mi alsa karar veremedi. Bizimse sabrımız tükenmek üzereydi.

Sonunda bir mağazada yün atkıları görünce gözü parladı. Kırmızı renkli olanı alırken, “Şey… kızlar böyle şeyleri sever, değil mi?” diye sordu.

“Sen bilmeyeceksin de ben mi bileceğim?” diye güldüm.

Yasu başını salladı. “Abi, beğenmezse de iade edersin. Geç artık kasaya.” Hediyeleri aldıktan sonra, içimiz geçmişti.

“Kahve molası verelim,” dedim.

“Vallahi iyi olur,” dedi Ray. “Hem bir bakayım Sayuri bana ne yazmış.”

Bir kafeye oturduk. Ray telefonuna bakarken, Yasu içeceğinden bir yudum aldı.

Ben de tarçın ve kurabiye aromalı bir kahve almıştım.

“Beyler sizin bu sap halinizi ne yapacağız ya?” Ray bize imalı imalı bakıyordu. Daha üç hafta önce sevgilin olmuştu be…

“Sanki sevgili olma adımını sen attın da.” Yasu Ray’in hemen yanında oturuyordu. Bunu dedikten sonra kahvesinden bir yudum aldı.

“Ne alaka lan şimdi? Ayrıca fark etmez ki, benim var sizin yok. Sizin de olması lazım. Böyle ne tavsiye alma şansım ne de çifte, hatta üçlü randevu atma şansım var lan!” Ray şımarık bir çocuk gibi bize kızıyordu. Hakikaten Sayuri bu çocuğun bu tarafını biliyor muydu?

“He he.” Yasu yine ruhsuz ses tonuyla geçiştirmişti.

“ ‘He he’ de ne ya? Harbiden hiç mi birisi yok Yasu?”

“Olsa sence burada olur muyum aptal?” Yani haksız sayılmazdı. Biz iki sap aslında Ray’in isteği üzerine buraya gelmiştik.

“E ben buradayım!” Bu çocuk harbi aptaldı…

“O senin aptal olmandan.” Yasu adeta içimi okumuştu. Kahkahamı tutsam da gülümsememi saklayamamıştım.

“Ne dedin lan!” Ray sesini yükseltip Yasu’ya bakıyordu. Uyuz olduğu belliydi.

“Bi sakin olun.” Sonunda dedim. Etraftaki insanlar onların samimiyetini bilmediğinden gereksiz yere rahatsızlık veremezdik. Böyle dedikten sonra iki pısırık gibi oturup kahvelerini sessizce bir süre yudumladılar.

“Sahi Yuta, senin de mi birisi yok?”

“Yok.” Eh, konunun bana geleceğini az çok tahmin etmiştim.

Yasu bir süre sessiz kaldı, sonra kaşlarını hafifçe kaldırarak konuştu. “Hadi ama, hiç mi?”

Şaşırmıştım açıkçası. Nedense tüm dikkat benim üzerime çevrilmişti.

“Hiç.” Dedim. Yani Aiko olayları aklıma gelse de sonuçta bir şey olmamıştı ve olmayacaktı. Ben böyle dedikten sonra yine bir sessizlik çöktü.

Normalde üç sap randevuya çıkmış gibi oluruz diyecektim ancak şu an iki saptık ve bir tane bize ihanet etmiş hain vardı.

Ray, bir an telefonundan başını kaldırıp bana baktı.

“Abi ya, sahi. Lisede senin biriyle olma ihtimalin en yüksek dönem ne zamandı?”

Kaşlarımı çattım. “Ne demek o?”

“Şey yani, hani en azından birisiyle iyi anlaştığın dönem? Mesela, o zamanlar Emi vardı?”

Kahvemi yavaşça karıştırdım. Emi’nin adı kulaklarımda yankılandı.

“Eee?” Ray bana göz kırptı. “Emi ile hiç görüşüyor musun?”

Lisede pandemiden dolayı tam bir sene okula gelemedikten sonra sınıflar karışmış, bu sırada bizim sınıfa gelen bir kızdı. Lisede ilgi duyduğum tek kızdı. Bir anda sohbet konusunda bunun açılması çok garip gelmişti.

“Emi mi?”

İsmine o kadar uzun zamandır aşina değildim ki, zihnimde bulanık bir anı gibi yankılandı. Lisedeki kahverengi kış üniforması içinde, koridorda yanıma yürüyerek geldiği bir sahne gözümün önüne geldi. Gözleri gülümserdi ama sesinde her zaman garip bir mesafe vardı.

Bunca yıl hiç düşünmediğim biri, neden birden karşıma çıkıyordu?

Yutkundum, içimde kötü bir his vardı. “Ne oldu ki şimdi?”

“Geçen hafta Noel günü Sayuri’yi evine kadar eşlik ederken onunla karşılaştım.” Ray kahvesinden bir yudum aldıktan sonra devam etti. “Akşam geçti ve aslında pek durmaya niyetim yoktu da sohbet üstüne sohbet açıldı.”

Yani lisede o zamanlar Emi ile öğlen yemekleri yerdik. Ray de genelde bizimle birlikte olurdu ancak Emi bize eşlik ederdi bu yüzden aşırı samimi olmasalar da arkadaşlardı.

“Zaten sen onunla normalde konuşmuyor muydun?” Ayrıca benim Emi ile aramın bozulması sonrasında da konuştuklarını Ray zaten bana söylüyordu.

“Evet, sürpriz karşılaşınca ve akşamın etkisi de olunca daha bir dedikoducu olduk. Senin hakkında da konuşmuş bulunduk.”

Kalbim birden hızlandı. Ben mi? O kadar yeni üniversite olayları falan varken ben ne alakaydı şimdi?

“Benim hakkımda mı? Niye ben ki?” dedim şaşkın bir şekilde. Merak ve şaşkınlığımı gizlemeye çalışıyordum.

“Kanka ondan önce, sen lisede Emi’ye karşı herhangi bir şey hissettin mi?”

Yasu da sessizce bizi izliyordu. Konunun bir anda ortasında bulunmak alışık olmadığım ve rahatsız olduğum bir şeydi. Emi’ye karşı bir şey hissettim mi… sanırım hayır. Ona ilgi duyuyordum ama bu bir hoşlantıya dönüşmemişti.

“Dürüst olmam gerekirse hayır.” dedim. Ancak Ray cevap ile tatmin olmuş görünmüyordu.

“Neden?” dedi merakla. Sesi benden hesap sorar gibi çıkmıştı.

“Neden mi? Yani kafa yapımın uyuşacağı bir kız değildi.” Üç yıl önceki benim ne düşündüğümü şimdi hatırlamak zordu ve açıkçası hatırlamıyordum bile. Eskiyi yâd etmek için çok geç kalmamış mıydık?

“Nasıl ya? Gayet de güzel anlaşıyordunuz.”

“Öyle değil, yani karakterlerimize kadar farklıydık. Ama yine de iyi arkadaştık. Zaten bana ‘kanka’ diyordu.”

Kendimi neden sanki yasalar önünde savunur gibi hissediyordum be ben? Bunun hesabını vermek zorunda mıydım?

“Bu yüzden mi sonrasında ondan uzaklaştın? Kanka deyip arkadaşlığa itmesinden mi?”

Kafamdan aşağı kaynar sular aktı. İçimdeki hassas olduğum bir noktaya adım atmaya nasıl cüret ederdi? Ona neydi ki bundan? Daha önce de konuşmamış mıydık sanki bunları? “Ray, ne alaka şimdi? Arkadaş olarak güzel zamanlar geçirdik sonrasında ise aramız eskisi gibi olmadı ve yollarımızı ayırdık. Şimdi ne oldu yani, ne saçmalıyorsun lan sen?” Burnumdan nefes alıp veriyordum. Sinirim ses tonuma çıkmıştı. Karnım hızlı nefes alıp vermemle inip kalkıyordu.

“Bir şey öğrendim.”

“NE?” Kalp atışımın arttığını hissediyordum. Sinirim tüm vücudumu hararetlendiriyordu. Ne vardı şimdi? Sesimi yükseltmiştim.

Ray hafifçe içini çekti.

“Çünkü Emi o zamanlar senden hoşlanıyormuş.”

Dünya bir saniyeliğine sessizleşti.

Elimde tuttuğum kahveyi sıkıca kavradım.

“Ne?”

Ray başını salladı. “Evet, o zamanlar senden hoşlanıyormuş. Ama senin onu arkadaş olarak gördüğünü düşünmüş. O yüzden mesafeli davranmış.”

Nefes aldım. Oksijen sanki yetersiz geliyordu.

Bu… mümkün müydü?

Yıllar önce, gerçekten de X’ten hoşlanmaya başladığımda, o beni “arkadaş” olarak gördüğünü söylemişti. Ve ben de vazgeçmiştim. Ama… eğer bu doğruysa?

Eğer o zaman ben de mesafeli davrandıysam… eğer aslında o da benim ona yaklaşmamı beklediyse?

Yanlış mı anlamıştım?

Başımı kaldırıp Ray’e baktım. “Bunu bana neden şimdi söylüyorsun?”

Ray ciddi bir ifadeyle omuz silkti.

“Çünkü artık geçmişte kaldığını sanıyordum. Ama… öyle mi gerçekten?”

Gözlerimi kaçırdım. Bilmiyordum.

Gerçekten bilmiyordum.

Ve bu soru, içimde uyanmaya başlayan bir şeyi tetiklemişti.

Emi…

“Bana kanka diyordu,” dedim. Sesim düşündüğümden daha boğuktu. Nasıl benden hoşlanıyordu?

Ray omuzlarını silkti. “O da bir savunma mekanizması olabilir mi?”

“Ne alaka?” dedim. Aklıma hiçbir mantıklı açıklama gelmiyordu. O zamanlar beni daha herhangi bir şey olmadan kanka ayağı çeken kendisi değil miydi?

Kalbim bir anlığına hızlandı. Hatırlamaya çalıştım. Bir sorun vardı. Madem benden hoşlanıyordu neden bunu hiç göstermemişti?

“Yani sen gerçekten kıza sana ‘kanka’ dedi diye mi mesafe koydun?” Ray gözlerine inanamayarak bana bakıyordu.

“Yani tek sebebi bu değildi.” Düz bir sesle karşılık vermiştim. Şimdi bir anda bunu düşünsem de aklıma bir şey gelmeyecekti.

“Başka ne sebep vardı?”

“Hatırlamıyorum.”

“İşte bak, yok sebep. Kız sırf sana böyle dedi diye ona böyle davrandın.” Ray bir anda kendi kendine sonuca ulaşmıştı. Dediğimi hiç dinlememiş gibi konuşması daha da asabımı bozuyordu.

"Ray, sen ciddi misin?" Sesimi alçak tutsam da farkında olmadan bardağı daha sıkı kavramıştım. "Sırf bana 'kanka' dedi diye mi ondan uzaklaştığımı sanıyorsun?"

Ray omuzlarını silkti. "Başka sebep yoksa?"

Sinirlerimin gerildiğini hissettim. "Ben öyle bir insan mıyım sence?"

Ben kendimi bilen, yakınlarıma da kendimi açan biriyim. Bunu en iyi Ray bilmesi gerekirken, birden bu konuda bana tamamen karşı çıkıyordu.

"Biliyorum da abi, bir mazeret bile sunamıyorsun ki."

"Bu doğru değil."

Aslında, objektif bakınca haksız sayılmazdı. Bana sebep soruyordu, benimse aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Ancak o zamandan kalma, üç-dört aylık bir süreçten bahsediyorduk. Genel kişiliğimi düşünüp üzerine üç yıl ekleyince hatırlamak için zamana ihtiyacım olduğu açıktı.

"Mesela sana kanka demeseydi, aranız böyle bozulur muydu?" Ray konuşmaya devam etti. Artık konu "eğer ki..." senaryosuna evrilmeye başlamıştı. Ancak sorusu ilgi çekiciydi.

"Eğer Emi o gün bana 'kanka' yerine başka bir şey deseydi... Eğer o mesafeyi koymasaydı... Eğer ben mesafe koymasaydım..." Düşünceler beynimde bir girdap gibi dönüyordu. Acaba gerçekten onunla farklı bir noktaya varabilir miydim? Yoksa kendimi mi kandırıyordum?

"Nereden bileyim ben? Olaylar öyle gelişmedi," dedim, kafamı eğip kahveme baktım. Farkında bile olmadan sıcacık kahveyi bitirmiştim. Dışarıdan bakıldığında farkında olmadan neler yapıyordum ben? Stresten miydi tüm bunlar?

"Seni bundan sonra hep böyle sadece arkadaş olarak görenlere, hoşlansan da ilerletmeyecek misin yani?"

"Yani, beni öyle görüyorsa benim yapabileceğim bir şey yok ki."

"Nasıl yok ya?"

"Ulan, asıl nasıl var?" Derin bir iç çektim. İlişkiler konusunda en sevmediğim şey, erkeklerle bu konuları konuşmaktı, her ne kadar ben de bir erkek olsam da. "Bak, şöyle düşün: Sen hoşlandığın bir kıza 'kanka' ayağı çeker misin?"

"Yani, bununla alakası yok..."

"Çeker misin?" sözünü kesip sorumu tekrarladım.

"Çekmem de, biz erkek kafasıyla düşünüyoruz," dedi. Aslında az önceki dedikleri de erkek kafasıydı fakat bunun farkında değildi.

"Fark etmez. Eğer bir insan bana böyle bakıp sonra bunu yapıyorsa, zaten baştan olmaz," dedim. İçten içe haklı olduğumu biliyordum. Ancak 'kanka' denmesi konusunda ben bu kadar hassasken, acaba Emi bunun o zamanlar farkında mıydı? Bu, o zamanlar ve şu ana kadar göz ardı ettiğim bir gerçekti.

"Abi, kendine çok fazla kıstas koyuyorsun. Böyle devam edip sanki gerçekten dört dörtlük, harika birini bulabileceğini düşünüyor musun?" "Düşünüp düşünmemem önemli değil. Ben sırf üç gün gönül eğlendireceğim diye duygularıma ihanet edemem. Ayrıca, eğer sadece duygular odaklı yaşamayacaksam, bunu aramamda bir sakınca yok."

"Ya sana sırf yakınlaşabilmek için böyle davrandıysa?"

"Ne alaka zaten yakın değil miydik ki?"

Ne saçmalıyordu bu böyle? Yasu da öylece, şaşkın bir ifadeyle bizi izliyordu. İyi ki kafenin köşesine oturmuştuk. Tam bir erkek muhabbeti dönüyordu.

"Belki de hoşlanırken ilk önce arkadaş olarak iyice samimileşelim, sonra devamı gelir gibi davranmak istiyordu?"

Bir an durdum. Bir şey diyemedim. Ray’in dediği oldukça mantıklıydı, içten içe biliyordum. Ancak bu yine de bana karşı uygulanacak bir şey değildi.

"Yanlış düşünüyorsun..."

"Çünkü o zamanlar senden cidden hoşlanıyormuş ve sen araya mesafe koyduğunda günlerce ağlamış, üzülmüş. Sebebini çok aramış. Zaten o arada biz de arkadaş olarak yakınlaşmıştık."

Boğazım düğümlenmişti. Her ne kadar davranışımın doğru olduğunu bilsem de onu bu kadar üzmüş müydüm? Hiç düşünmemiştim.

"Bu arada, bu konuştuklarımızı sana bahsederken Emi'nin haberi var."

"Ne?"

"Sakıncası olmazsa bunu Yuta'ya bahsetmemde sorun olur mu diye sordum. O da sıkıntı olmayacağını söyledi. Zaten sevgilisi de yokmuş."

Duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. Yani bundan Emi'nin haberi var...

...ve...

"Senden gelecek bir mesajı da bekliyor aslında," dedi Ray, konuşmasını bitirirken.

...Benden de dönüş mü bekliyor? Bunca zaman sonra hala bir kapı mı aralıyor yani?

"Bunu..."

Tam ben konuşurken Ray'in telefonu çaldı ve sözüm kesildi. Ray, masada duran telefonuna göz ucuyla baktı.

"Sayuri arıyor," dedi ve telefonu açtı. "Ha geldin mi? Tamam, tamam, geliyorum şimdi ben de hemen." Telefonu kapattıktan sonra bize baktı.

"Neyse, bunu sonra daha düzgün konuşalım. Sayuri geliyormuş, ben yavaştan gitmeliyim." Muhabbetten hoşlanmadığını belli etmişti zaten. Ben de hiç haz etmiyordum ve yakın arkadaşımın böyle düşünmesi aslında farklılık için iyi olsa da kabullenmek istemediğim bir şeydi.

"Peki," dedim düz bir sesle ve Ray'in toparlanışını izlemeye başladım.

"Sen ne yapacaksın Yasu?"

"Sizin muhabbetleriniz biraz derin geldi bana. Açıkçası kafamı hiç bunlarla doldurmak istemiyorum ki benden bir ilişki tavsiyesi de çıkmaz. Ayrıca yurttaki arkadaşlarımla akşam yemeği planımız var. Yavaştan ben de gitsem iyi olur." Yasu da ayaklanmıştı.

"Öyle mi, tamam o zaman." Yani ikisi de kalkıyorsa benim de durmamın bir anlamı yoktu. Bu yüzden ben de toparlanmaya başladım. "Bugün için teşekkürler."

"Güzel gündü. O zaman görüşürüz." Ray gitmeden önce bize el salladı.

"Görüşürüz," dedik ikimiz de. Ray ile kavgalı falan değildik ancak sinirliydim.

***

Dağıldıktan sonra otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Dışarıya mavi LED'ler çevrilmişti. Etraf kalabalıktı. Bir sürü çift vardı. Kimisi alışveriş için geziyor, kimisi de el ele etrafta yürüyordu.

Ben ise alışveriş merkezi çıkışındaki ağaçlarla çevrili yolda, ellerim montumun cebinde, yere bakarak düşünceli düşünceli yürüyordum.

İçten içe sinirliydim.

Her şeye, herkese.

Bu dünyadaki ilişki anlayışına.

Nefret doluydum.

Neden her şey böyle oluyordu?

İnsanlar bu kadar acımasızdı? Bu kadar vurdumduymaz mıydı?

Geçmişten bahsederken ağırlığını hiç düşünmezler miydi?

Yeni dünya düzeniyle tüm bu sosyal düzen tamamen değişmişti.

Bildiğim romantizm bu değildi. Arkadaş olmak yanlış değildi. Oradan başlamak da yanlış değildi. Ancak seni sadece arkadaş olarak gördüğünü defalarca ima eden birine karşı nasıl bir şey hissedebilirsin ki?

Koruma mekanizması mı? Ya da saf ve aslında tecrübesiz olduğumdan mıydı gerçekten?

Gerizekalı mıyız? Gerçekten böyle insanlar kaldı mı? Saf bir asalak mısınız lan?

Kimse karşısındakinin bu durumda ne düşüneceğini düşünmüyor mu?

En ufak ilişkilerde bile insanlar bir sürü insandan psikolojik danışmanlık alırcasına tavsiye almaya çalışıyorlardı. Utanmadan, gücenmeden, diğer insanla yaşadıklarını karşısındaki insanın durumunu düşünmeden anlatıyorlardı.

İşin bokluğundan biri de bu 'psikolojik danışmanlık' alınan kişinin hayatım boyunca ben olduğumdu. Herhangi bir ilişki yaşamadan, yıllardır bir şey hissetmeden insanlara kendi sıfır bilgimi sunuyordum. Ve yine de geliyorlardı. Benim ilişkim bile yoktu, benden niye isterlerdi ki?

***

Kıstaslarım çok mu yüksekmiş? 'Kanka' dedi diye uzaklaştıysam ne olmuş yani?

Neden mi aşık olamıyorum?

İşte bu yüzden.

Toplumun çürümüşlüğü ve insan duyguları her devreye girdiğinde, sanki bir oyundaki görev gibi davranmak, kabul edilemez.

Soğuk tüm vücuduma vururken, kar da serpiştirmeye başlamıştı. Bense içten içe yanıyor, resmen üzerimdeki tüm kalın kıyafetlerimi yırtıp atmak istiyordum. Uzun zaman sonra kendimi bu kadar sinirli hissediyordum.

Daha fazla sinirlenmek istiyordum. Tüm sinirimi kusmak istiyordum.

Ray'in dediğini de kabullenemiyordum. 'Kanka' demekte mi sorun yoktu yani? Yani bir kızla böyle çok yakın arkadaş gibi davranacağız, sonra da bir anda ilişki mi ortaya çıkacak ha?

O zaman kız-erkek arkadaşlığı hep buna mı evrilecek yani?

Aptallar. O zaman kızlar ve erkekler hiç arkadaş olamayacak mı? Toplumu göz ardı etsem bile, duygular arasındaki değişim bu kadar rahat mı olmalı?

Benden bir mesaj da bekliyor, ha?

Egolu biri değilim. Bencil biriyim.

Kinci biriyim.

Emi'ye herhangi bir şekilde bu konuda geri dönmem.

***

Sadece…

Şunun farkındayım ki benim de hatam var.

Ona doğru düzgün davranmadan tüm iletişimi kesmiştim. O ise bunun sebebini aramış ve üzülmüştü. Şu an hak etmiş gibi düşünsem de yaptığım yanlıştı.

Eğer bir noktada yazacaksam o da hiç istemesem de özür dilemek olur.

Yine de kararsızdım. Bu kadar duygular üzerine yoğunlaşan biri değildim ve göğsüm acıyordu.

O zaman da, bunu hak edecek bir insana hak ettiği gibi davranmak istiyorum.

Bir şeyler yanlış, bir şeyler doğruydu.

Bazı konularda haksız, bazı konularda haklıydım.

Ben ne yapacağımı bilmiyorum.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.