O gün, eve nasıl geldiğimi hatırlamıyordum. Akşam her zamanki maskemi takıp ailemin yanında akşam yemeğine oturdum. Sevecen, mutlu görünen portremin altında çok daha dalgın ve çok daha dertli hissediyordum.
Böyle bir günde bunun haberi verilmemeliydi.
Öfkeli olsam da daha çok üzgün hissediyordum. Tüm lise zamanımda ilişki gibi şeylerden uzak yaşamıştım ve aslında elimdeki tek şansı da o zamanlar onların bakış açısında “elimin tersiyle itmiştim”. Ben bunun için herhangi bir pişmanlık duymasam da, içten içe vicdan azabı çektiğim bir şey vardı.
Emi’yi üzmüş olmalıydım. O zamanki ben adeta nefret kusar gibi, karşımdakinin duygularını önemsemeden aramıza duvar koymuştu. Belki de böyle yapmamış olsaydım bambaşka olurdu.
Ray’e benim hakkımda bunca şeye rağmen hâlâ bir açık kapı bırakması da garip hissettiriyordu. Sevgilisi yok ve benden hâlâ bir şey mi bekliyordu? Bunca şeyden sonra mı?
Ben kimdim ki? Yakışıklı sayılmazdım, ekstra yetenekli ya da zeki sayılmazdım. Çalışkan sayılmazdım. Aşırı konuşkan ya da aşırı arkadaş canlısı da sayılmazdım. Benim gibi normal bir insanda insanlar ne buluyordu?
Ne yapacaktım? Mesaj yazacak mıydım? Ama bu sefer de sanki duyup ona yürüyen birisi gibi görünmez miydim?
Belki sadece özür dileyeceğim bir mesaj yeterli olacaktı. Davranışlarım için özür dilediğim sade bir mesaj. Yine de atmalı mıydım?
Bilmiyordum.
Ailemle yeni yıla girmiştim. Her yıl olduğu gibi sıradan bir yılbaşıydı.
Genelde oturup yılbaşı özel programlarını izlerdik.
Açıkçası kafamı dağıtmak için de böyle şeyler iyi geliyordu.
Programlar bittikten ve ortalığı toplamada aileme yardım ettikten sonra, yatmaya yakın odama geçtim. Akşam boyunca telefonumu çalışma masamın üzerinde bırakmıştım. Telefonumu elime aldığımda birden fazla mesaj birikmişti.
Bir bakalım…
Kulüp grubundaki yeni yıl mesajları… Cevap verildi.
Akrabalardan gelen yeni yıl mesajları… Cevap verildi.
Yasu ve Ray ile ortak grubumuza mesaj… Atıldı.
Ve evet, geçen yıla göre iki yeni kişiden daha mesaj gelmişti.
Biri Aiko’dandı. “Yeni yılda da birlikte müzik yapmaya devam edelim!” yazmıştı. Hafifçe gülümsedim. Aramızda bir tuhaflık olmaması içimi rahatlatmıştı. Cevap yazdım.
Son mesaj ise…
Lyra’dandı. Kafamdaki Emi hakkındaki düşünceler bir anlığına susmuştu.
Kısa ancak net bir mesaj atmıştı.
“Mutlu yıllar.” Yazıyordu. Beni unutmayıp yazması bile çok ince bir davranıştı. İstemsizce mesajını görmek bile içimin rahatlamasına sebep oluyordu.
“Mutlu yıllar.” Yazdım ben de. Gerçi o bana yazdığında saat daha akşam 12’yi yeni geçmişti. Ben ise ona 01:30’a yaklaşırken yazıyordum. Keşke telefonu masada bırakmasaydım.
Bu sırada ikinci bir mesaj geldi. Lyra mesajımı hemen görmüştü.
“Nasılsın?” yazmıştı. Sohbetin başlayacağı düşüncesiyle kalbim hızlandı.
“İyiyim, sen?” yazdım.
“Ben de iyiyim. Sen geç dönünce uyuduğunu düşündüm.”
“Yok ya, ailemle içeride oturuyorduk. Telefonumu masamda bırakmıştım, gelince mesajını gördüm. Kusura bakma.”
“Yok ne kusuru, sorun değil. Bu arada yarın için sizinkilerle konuştun mu?” Mesaj bana adeta üzerimden geçmiş bir tren gibi gelmişti.
BULUŞACAĞIMIZI UNUTMUŞTUM!
Gözlerim kocaman açılmış ve dehşete düşmüştüm. Nasıl unuturdum? Ne yapacaktım şimdi? Haber vereceğimi söyleyip haber vermemiştim.
ÇOK AYIP ETMİŞTİM! Çok!
Üstüne üstlük mesajı da görüldü atmıştım. Yani cevap vermem gerekiyordu. Nefesim kesildi, elim ayağımdan kan çekilmiş buz gibi olmuştu.
Gerçi düşününce, gelmeseler de son dakika işleri çıktı diyebilirdim. Her ne kadar sevgilisiyle, benim ve Lyra’nın bir araya geldiği bu üçlü buluşma bana en kötü günü yaşatacak olsa da, alışveriş merkezinde öğrendiklerimi düşününce bu koymazdı sanki.
Ancak diyecek olsam da konuyu bağdaştırmam lazımdı. “Evet, gelecekler.” dersem çok yavan kaçacaktı.
“Evet, konuştum. Sana haber vermeyi unuttum, kusura bakma, bugün benim için biraz zor bir gündü. Üçümüz de geliyoruz. Ayrıca bir kişinin daha olması problem olmaz değil mi?”
“Benim için sorun değil ama sıkıntı var mı, iyi misin?”
Lyra normal mesajımdan çok, araya sıkıştırdığım bu detaya takılmıştı.
“Evet, iyiyim. Sadece öğrenmemem gereken bir şey öğrendim.” Mesajı gönderir göndermez gönderdiğime bin pişman oldum. “Ne yaptım ya ben?” dedim kendi kendime. Şu an bu olayları açmanın da zamanı değildi ve ben sohbete dalıp kendimi açmıştım. Ancak mesajı silmek için çok geçti çünkü çoktan görmüştü.
“Konuşmak ister misin?” yazmıştı.
“Açıkçası şu an yatıp uyumak istiyorum, ancak sonrası için bakarız.” dedim. Bahsetmeye pek ilgim de yoktu. Ayrıca o kadar samimi de değildim ve bu olaylar öyle anlatılacak olaylar da değildi.
“Peki tamam. O zaman yarın yan yanayken anlatırsın. Bu arada nerede buluşacağız?”
Yarın yan yanayken anlatmak mı? Sanırım başıma büyük bela almıştım.
Ancak en büyük belayı da hiç düşünmemiştim. Nerede buluşacaktık? Bu kadar rastgele bir durumu kafamın içinde işlemek bile çok acı vericiydi.
“Biz genelde merkezdeki tapınakta buluşuyoruz. Sana da uygun mu?”
(Daha önce hiç gitmedik.)
“Evet, uygun bana. O zaman detayları yarın organize ederiz.”
“Tamam, olur.”
“Bu arada ben de tek gelmeyeceğim ama sorun olmaz değil mi?” Lyra’nın mesajı içten içe bana bir darbe vurmuştu. “Tek gelmeyeceğim” demek yanında birisinin de olacağı anlamına geliyordu. Yani sevgilisiyle gelecekti. Sevgilisi yanındayken neden üç erkekle daha buluşuyorlardı ki, çok saçma.
“Yok, olmaz.”
“Tamamdır o zaman. Yarın görüşürüz, iyi geceler.”
“Görüşürüz, iyi geceler.”
Mesajlaşma bitmişti. Telefonu kapatıp ekranı aşağı bakacak şekilde karnımın üstüne koydum. Yatakta öylece yatarken tavanı izlemeye başladım. Kendimi rezil ve kötü hissediyordum. O kadardı ki, tekrar eskisi gibi kendimi eve kapatıp sadece oturup film dizi izleyip oyun oynamak istememe sebep oluyordu.
Ancak artık mermi silahtan çıkmıştı. Yani halletmem gereken işler vardı.
Ray ve Yasu’ya şu an mesaj atsam görmeyecekleri için yapacak tek bir şey vardı.
Onlar açana kadar arayacaktım.
Yarını bir şekilde halletmem lazımdı.
Ve açıkçası nasıl bir gün olacağını ve ne yapacağımızı dahi düşünmemiştim.
Harika…
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.