Evet…
Normalde nadiren kahve içmeme rağmen bugün iki kez içmiştim. Kafein vücudumu titretip duruyordu. Lyra ile yalnız kalıp üstüne bu olayı anlatacak olmamdan dolayı kalbim sıkışıyor, atışlarını boğazıma kadar hissediyordum.
Daha da komiği, Lyra aniden benim okuduğum üniversiteye gitmek istediğini söylemişti. İsteğini dile getirirken, “Festivalde geleceğim demiştim, gelemedim. En azından kampüsü gezebilir miyim?” diye sormuştu. Kısa bir otobüs yolculuğunun ardından üniversiteme varmıştık.
Öğlen vaktiydi, güneş ara sıra kendini gösterdikçe hava biraz daha ısınmıştı.
Şimdi ise kampüsün bahçesinde, ince bir örtü gibi duran karın üzerinde yürüyorduk. Lyra’nın keyfi yerindeydi sanki. Her yere merakla bakıyor, sonra aniden durumu hatırlar gibi bakışlarını bana çeviriyordu.
“Evet, seni dinliyorum?”
Sesi aniden ciddileşmişti. Bu kadar önemsenecek ya da merak edilecek bir geçmişim olduğunu sanmıyordum ama artık laf ağzımdan çıkmıştı. Geri adım atamazdım.
Soğuk havada, kampüsün geniş arazisi etrafında dolanırken anlatmaya başladım.
“Lisede, çok yakın olduğum bir kız vardı. Arkadaş grubum dışında, onunla olan bağım diğer herkesten farklıydı. Teneffüslerde yan yana otururduk, öğle yemeklerini birlikte yerdik. Okul çıkışında, dershaneye giderken hep yan yana yürürdük.”
Lyra yavaşça durup başını yana eğdi. Dikkatle dinliyordu ama yüzü bir şeyler sezmiş gibi hafifçe gölgelenmişti. Sıradan bir hikâye olmadığını o da anlamıştı.
Sonradan öğrendik ki aslında çok yakın oturuyormuşuz. Onun da iki yakın arkadaşı vardı ve onlar da aslında bize yakın sayılırlardı. Hafta sonları bile evlerimize yakın parka gider, oturup sohbet ederdik.
Bu süreçte, bu kadar yakın olunca dedikodular da peşimizi bırakmadı tabii. Kimse yüzümüze karşı bir şey diyemese de, bu kadar kısa süredeki bu yakınlık elbette böyle düşündürecekti.
Ancak herkesin dediğinin aksine, ben ona karşı romantik anlamda tam olarak bir şey hissedemedim.”
“Tam olarak mı?”
“Evet. Hayatım boyunca sadece bir kez aşık olmuştum. Onda da ortaokul son sınıfta, ergenliğe yeni girmiş bir bebektim aslında.” Yutkundum. Şu an bunu neden anlattığımı bilmiyordum. Ancak çevremden kimse olmadığı ve üzerinden çok zaman geçtiği için daha çok içimi rahatlattığını hissediyordum. Devam ettim:
“O zamanki halimle karşılaştırdığımda hiçbir şey sayılmazdı yani. Yine de... aramızdaki o duruşu, enerjiyi seviyordum.”
Lyra başını eğdi, parmaklarıyla kabanının düğmeleriyle oynamaya başladı. Gözlerini kaçırıyor ama belli ki dinliyordu. Yüzünde derin bir düşünce hali vardı.
“Ama sonra... aniden bana ‘sen benim kankamsın’ gibi şeyler söylemeye başladı. Cümleleri açıkça bir sınır çiziyordu. Aşık değildim ama... kırıldım. Hatta... öfkelendim.”
Lyra kaşlarını hafifçe çattı. Söylediklerim onu şaşırtmış gibi değildi ama ilgisini çekmişti.
“Hayatım boyunca insanlar bana ‘tatlı’, ‘iyi kalpli’ dediler. Ama ben hep ‘herkese böyleyim’ diye düşündüm. Onun da böyle bir şey demesi...
Bilmiyorum. Sanki kalbime çarpıp geçmişti.”
Garip bir haldeydim. Aniden tökezledim. Kalbim daralıyor, adeta atış kaçırıyordu.
Yine de devam etmek istedim.
“O sinirle onu sosyal medyadan sildim. Okulda yanına oturmadım, konuşmadım. Günler geçtikçe tamamen uzaklaştık. Oysa... belki de sadece bir şeyler hissetmek için zamana ihtiyacım vardı.”
“Geçenlerde Ray’le konuştum. Bana dedi ki... o zamanlar sana aşıktı. Sana bu kadar yaklaşmasının sebebi, senin de adım atmanı istemesiydi. Sen onu hayatından çıkardıktan sonra anlam verememiş, çok ağlamış, üzülmüş.”
Sessizlik oldu. Karlar adımlarımızın altında ezilirken Lyra başını eğdi. Gözleri görünmüyordu ama yürüyüşü biraz yavaşlamıştı. Sanki kelimelerle birlikte ruhu da ağırlaşmıştı.
“İşin komik yanı ne biliyor musun? Ben hâlâ haklı olduğumu düşünüyorum.
Bilmiyorum. Yine de evet, şimdi geçmişe bakınca çok tepki verdiğimi görüyorum.”
“Peki sonra onunla konuştun mu?”
“Hayır, işte orası da aslında Ray’in ona ‘bunu Yuta’ya anlatacağım, kabul ediyor musun?’ diye sorması ve onun da ‘evet, sıkıntı yok anlatabilirsin’ demesi. Ray daha fazlasını anlatmıyor ama bana kısaca ‘Hâlâ yazarsan karşılık görme şansın var’ diyor.”
Derin bir nefes verdim. Hem yürümek hem de hayatımda daha önce yaşamadığım böyle bir olayı anlatmak ağır gelmişti.
Lyra yanımda… sessizdi. Yüzü hafifçe yere eğilmişti ama gözleri belli ki uzaklara dalmıştı.
“Ona yazmayı düşünüyor musun?” diye sordu, sesi neredeyse bir fısıltıydı.
“Sanmam… ama belki… bir özür? Ona hak etmediği bir yük yükledim, bunu telafi etmek istiyorum.”
“Ama seni üzen oydu,” dedi Lyra aniden. Cümlesinde beklenmedik bir sertlik vardı. Hemen ardından yüzünü başka yöne çevirdi. Belki de çok fazla hissetmişti.
“Yani evet aslında. Ancak sonradan öğrendik ki amacı bu değilmiş.”
Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Tüm etraf, kış mevsiminin getirdiği melankoliyle adeta birleşiyordu.
“İşte bu yüzden düşünceliydim. Uzun lafın kısası bu. Normalde hiç beklemediğim bir yerden vuruldum ve ne yapacağımı şaşırdım. Sen olsan ne yapardın?”
Lyra’ya bunu sormak nedense çizgimi çok aşıyor gibi hissettiriyordu. Ancak aramızda azıcık bile sempati oluştuysa, bunu kafaya takacak biri değildi.
Lyra kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra cevap verdi.
“Öncelikle, ben sevdiğim insana asla ama asla böyle davranmazdım. Belki karşı taraftan adım beklemekle alakalıdır ve aslında sen karşılığı yeterince vermeyince bu karşılığı uzun vadede almak istemiştir, bilmiyorum. Ancak bunun çözüm şekli kesinlikle böyle olmamalıydı.”
En azından Lyra da benim gibi düşünüyordu. Hatta hayır, benden bile daha iyi düşünüyordu.
“Peki şu anki durumda sen ne yapardın?” dedim merakla. Fikir almam lazımdı ve bunu benim iki gerizekalı kafadan alıp uygulamak yapacağım en son şeydi.
“Yuta, öncelikle şu an senin haklı olduğunu düşünmen ve ona rağmen karşındaki üzüldüğü için ondan özür dileyecek olman bile…” Lyra anlık bir tıkanır gibi oldu. Yanakları kızarmıştı. “Çok ince bir şey. Böyle düşüneceğini, hatta hayır, sana kabaca bir ‘fırsat’ verilmesine rağmen bunu yapman, bilmiyorum ama gerçekten i-iyi bir i-insansın.” Lyra derin bir iç çekti ve devam etti:
“Konumuza dönecek olursak, ben de aynı şekilde yapardım muhtemelen. Artık üzerinden neredeyse üç yıl geçmiş. Üç yılda insanlar çok değişir.
Bence yaz. Sadece düşüncelerinden ve davranışlarından özür dile. Bırak konu nasıl giderse gitsin. Eğer konuşma ilerlerse bırak konuş. En azından o zamanları isterseniz telafi edersiniz.”
Lyra’nın anlayışlı bir şekilde söylediği sözler nedense içimde arayıp da bulamadığım o parçaların birleşmiş hali gibiydi. Önüme sunulan en gerçekçi seçimdi.
“Evet, nasıl insanlar bir şarkıyı yüzlerce kez dinlese de her birinde farklı anlamlar olabileceği gibi, davranışlarımızın da yüzlerce farklı hali aslında tıpkı şarkının farklı hissettirdikleri gibi karakterimizin sanki bir şekilde farklılığının oluşmasını sağlıyor gibi,” dedim.
Acaba çok mu edebiyat yapmıştım? Kafamı Lyra’ya çevirdim.
Lyra şok içinde bana bakıyordu. Evet, fazla abartıp ürkütücü olmuştum...
“Pardon, çok saçmaladım.”
“H-hayır Yuta, pardon, sadece o kadar derin bir şekilde konuyu aydınlattın ki ne diyeceğimi bilemedim…”
Lyra aniden durmuş, bana dönmüştü. Gözleri hafifçe dolmuş gibi görünüyordu ama saklamaya çalışıyordu. Yanakları sadece soğuktan değil, utançtan da kızarmış gibiydi. Sesindeki titreme, düşüncelerindeki ağırlığı bastırmaya çalışıyor gibiydi…
“S-sorun değil.”
“O zaman ne yapıyorsun şimdi?” Lyra gülümseyerek hafifçe yana doğru eğilerek bana bakmıştı.
“Ona yazacağım. Ancak sadece durumu açıkladığım, teşekkür ettiğim ve özür dilediğim bir konuşma olacak.”
“Güzel.”
Moralimin düzeldiğini hissediyordum. Kafama daha az takıyordum artık. Rahatlamıştım.
“Teşekkür ederim Lyra.” Ve bunu sağlayan kişi Lyra olmuştu.
“Ne demek.” Yine bana gülümsüyordu. Yeşil gözlerine bakmak ve böyle iyi anlar geçirmek içimde uzun süredir hiç hissetmediğim bir mutluluk hissettiriyordu.
“Sahi Yuta.” Lyra konuşmaya devam etmişti.
“Efendim?”
Lyra birkaç adım önüme geçti ve durdu. Ben de durdum.
“Aşık olmak yok, tamam mı?”
“Anlamadım?”
Arkasını dönmeden söylemişti. Ne amaçla söylemişti ki şimdi bunu? Sesinde garip bir kasvet vardı. Rüzgardan berenin dışında kalan saçları arkaya doğru uçuşuyordu.
“B-bir şey yok. Hadi bana biraz da içeriyi gezdir. Enstrümanlarınızı merak ediyorum.”
“Orası kilitlidir muhtemelen. Yine de güvenliğe sorarız.”
“Hıhım, tamam!”
Tekrar enerjik haline geri dönmüştü. Bu duygu selleri içinde her ne duyguyu hissedersem hissedeyim, hiçbir yabancılık çekmiyordum.
Günün kalan kısmında Lyra’ya okulu gezdirdim ve aramızda rahat bir sohbetin döndüğü bir gün geçirdim.
Açıkçası, iyisiyle kötüsüyle, uzun zamandan sonra geçirdiğim en güzel günlerden biriydi.
Ve bunu sağlayan yine o olmuştu.
“Ona yazacağım,” demiştim.
O günden bu yana üç gün geçti...
Yazmaya hazır olup olmadığımı bilmiyordum. Ama içimde büyüyen bu his, özür dileme isteği, belki de ilk kez kendim için bir şey yapma arzusu, beni zorluyordu.
Lyra ile o gün gerçekten çok eğlenmiştik. Müzik aletlerine erişememiş olsak da böyle farklı zaman geçirmek de güzeldi. Anın büyüsüne kapılmıştım da yazmamıştım sanki.
Ancak bu bir mazeretti. Sadece erteleyip durmuştum.
Şimdi ise odamda, bir başıma, gecenin bir vakti elimde telefonla Emi'ye sosyal medyadan istek atıyordum.
Artık zamanı gelmişti. Gelmeliydi. Çünkü artık daha fazla bu vicdan azabıyla rahatlayamıyordum.
Kalbim adeta atış kaçırıyordu. Mesaj atabilmem için önce takip isteğimi kabul etmeliydi. Saçma sapan sosyal medya kuralları işte.
Aradan yarım saat geçmiş olacak ki isteğimi kabul etmişti. Yarım saat bana yarım saniye gibi gelmişti gerçi.
Şimdi yazma sırası bendeydi.
Bu süreç boyunca sürekli bir örnek metin hazırlamaya çalışmıştım. Sürekli bir şeyleri sildim, geri yazdım, düzenledim. Arada duraksadım ve ne yazacağımı bilemedim. Mesajıma bakıp düşündüm ve tekrar baştan yazdım. Kısacası, kendi kendime savaştığım üç gün olmuştu.
Şimdi ise zihinsel olarak hazırdım. Aklıma Lyra ile konuştuklarımız geldikçe kendimi motive edebiliyordum. Hazırladığım mesajı kopyaladım ve yapıştırdım.
“Gönder” butonu ilk defa bu kadar korkunç gelmişti gözüme. Ancak artık geri dönüşü yoktu.
Mesajım şöyleydi:
“Emi merhaba
Bu saatte rahatsız ettiğim için kusura bakma. Geçen günlerde Ray bana seninle birlikteyken başından geçen durumu anlattı ve açıkçası 3 yıl önceki yaşanan olayların ne gibi değeri kalmıştır bilemiyorum ancak o zamanki davranışımın seni üzdüğünü fark etmemiştim. Bu konuda koca bir ayı olabilirim.
O zamanlar kırgındım. Anlamadığım şeyler vardı ve sana sormak yerine kendi sessizliğime sığındım. Belki haklıydım, belki değil. Ama seni gerçekten üzdüğümü öğrendiğimde, kendime kızdım. Bu konuda çevremdeki çoğu kişiyi bilgilendirmedim ve açıkçası etrafımdaki insanların buna tepkisini hiç tartmadım.
Ray anlattıktan sonra kendimi çok kötü hissettim ve bu konuda özür dilemek istedim. Tabii üzerinden çok zaman geçmiş olsa da ve fark etmemiş bir odun olsam da durum hakkında kendimi açmadığım için özür dilerim.
Bunu yazmamın tek sebebi bir şeylerin yeniden başlaması değil. Sadece geçmişi daha az kırık bir yerde bırakmak istiyorum.”
Çevremdeki dünya adeta durulmuştu. Göndere basan parmaklarım buz kesmiş, stresten adeta kesik kesik nefes alıyordum. Ve işte, şimdi, anında mesajımı da görmüştü.
Ve kısa süre sonra yazmaya başlamıştı.
“Şimdi ne olacak?” diye düşündüm. Ne diyecekti ki? Ya da ne diyebilirdi?
Kötü karakter ben mi olmuştum? Ya da suçlu karakter?
Kendimi ezik gibi hissetmeme neden oluyordu.
Ve mesaj gelmişti.
“Merhaba önce ben özür dilerim çünkü yıllar sonra bu konuyu açıp rahatsız etmek istemedim aslında ilk başta ama sonra anlattım işte Ray ile konuştuk biraz. Hoşlandığım için pek sağlıklı düşünemiyordum o zaman ve sana sorup cevap alamayınca ben de uzaklaştım yoksa durumunun kötü olduğunun farkındaydım. İkimiz de tepki vermeyince durum saçma sapan şekilde bitmişti ama nedenini düşünüyordum aklıma geldikçe, cevap bulamayınca bırakmıştım bir yerde düşünmeyi. Açıkladığın için teşekkür ederim artık sorun değil zaten dediğin gibi zaman geçti bayağı.”
Ne diyeceğimi bilemedim. Ne yapmalıydım şimdi?
Hiçbir incitici tepki vermemişti aslında.
Hatta tam tersi çok objektifti ve kendi durumunu açıklamıştı.
Beklediğim bir darbeyi yememiştim. Tam aksine bir kızın dürüstçe kendini anlatışına tanık olmuştum.
Aklıma sadece o an tek bir şey geldi. Bu kadar uzun süre görüldü de atamazdım.
“Anlayışın için çok teşekkür ederim. Kırgınlık ve özürlerin belki telafisi olmaz, bunu yazmam çok zamanımı aldı ve bu konuda pişmanım. Ancak yine de teşekkür ederim.”
Yazdım. Garip bir efkar doldurmuştu içimi.
O ise mesajımı hemen görüp tekrar mesaj yazmıştı.
“O zamanlar anlamadığın duygular için özür dilemene gerek yok. Ayrıca ben teşekkür ederim en azından o zamanki anılarımız için. Ben de memnunum.”
Ve evet… sanki bir vedalaşma gibi bitmişti.
Derin bir okyanus gibi,
Dibi görünmeyen bir çukur gibi duyguların girdabında, adeta birbirimize “elveda” demiştik.
Çok hızlı gelen ve giden bir veda olmuştu bu.
Kimse kimseyi aşağılamadan, sorgulamadan, uzatmadan biten bir sohbet gibiydi.
Geçmişte o ergen halimize kıyasla, şu anki mesajlarımızla bile çok olgunlaştığımızı hissettim.
Büyümüştük.
O ergen kafasıyla girdiğimiz garip tripler yerine artık daha aklıselim insanlar olmuştuk.
Emi ise…
Olabilecek en güzel mesajları vermişti bana.
Ona karşı bir şey hissetmiyordum, hissedememiştim de.
Belki zamanla, ya da bir şans verseydim olurdu evet.
Ancak yapamazdım.
Ne kendimi kandırabilirdim, ne de onun hissettiği duygulara ihanet edip yanında rol kesilebilirdim.
Belki de en iyisi olmasa da güzel bir sondu bu.
Geç kalmış, ancak iyi bitmiş bir son.
Yatağa uzandım. Telefonu sol elimle tutuyordum, öylece tavana bakıyordum.
İşte böyleydi, tek gençlik dramamın sonu.
Derin bir iç çektim.
Barışmış mıydık? Yani, zaten ortada küs kalma gibi bir durum yoktu.
Yakınlaşmış mıydık? Yani hayır, ancak yakın insanlar gibi iletişim kurabilmiştik.
Üzülmüş müydük? Belki evet, ancak bence ikimizin de içi rahattı artık.
Bir yandan yeterince şey yaşayamamış ve o zamanları yanlış yaşadığımı hissetsem de,
Bir yandan da bu durumun şu anki beni de oluşturduğunun farkındaydım.
Muhtemelen genç yaşta kafa olarak çok yaşlanmış, belki de yorulmuş birisiydim.
Ancak hala yaşıma rağmen küçük bir çocuk gibi duyguları bekleyebiliyordum.
Kaybetmeyi kendime yediremesem de,
Artık bu tür olaylar için çok seneler geçmişti…
Aklıma o an iki kişi gelmişti ve bu durumu rahatça paylaşabileceğim tek iki kişi onlardı.
“Emi ile konuştum. Aramızdaki sorunlar çözüldü ve aslında vedalaştık gibi oldu.” Yazdım Ray’e.
“Lyra selam. Bana ‘gelişme olursa benimle de paylaşmanı çok isterim’ demiştin. Emi ile konuştum. Artık vicdanım rahat. Belki biraz veda gibi oldu aramız ama olsun. Yardımların için teşekkür ederim.”
İşte böyle…
Ufak bir gençlik krizimin ve genç yaşta yetişkin olmak zorunda kalmış birinin hikayesi, sadece dört mesajda toparlanmıştı.
Hikâyemiz yarım kalmıştı belki. Ama bazen yarım kalanlar bile kalpte tam yer eder.
Ben büyümüştüm.
O da büyümüştü.
Ve şimdi, geçmişin üzerindeki tozu üfleyip devam etme vaktiydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.